Ali Yaver Kaya anlatıyor... -18- "83 direnişini ben başlattım."
Gülmüş : Ama Kemal Pir’i neyle götürdüler? Ölüm orucuyla götürdüler. Amaç o değil miydi? Amaç öldürmek değil miydi? Aslnda büyük beyin bana göre Ferhat’tır.
Kemal veya Mazlüm değil. Mazlum şu anda sağ olsaydı Türk solcusu gibi bir şey olurdu. Ama Hayri asla öyle olmazdı. Ferhad da öyle değildi.
Neyse... Bunlar ayrı bir konu.
O son söylediğini anlat biraz da kapatalım bunu.
Ali Yaver Kaya: Ban direniş olayını sordun.
Gülmüş : Eylül direnişi?..
Ali Yaver Kaya: Evet. O dönem bütün o işkencelere ve zulme rağmen savunmaları yaptık. O zor
koşullarda, o dönemki birikimimizle halkı, partiyi savunma misyonumuzu fazlasıyla yaptık. Tabi o sırda pek çok eylem oldu. Mazlum kendini astı, dörtler kendini yaktı, Hayri onların ölüm orucu oldu. Az önce söylediğimiz gibi bizim “kurallara uyma” kararımız bile ciddi değildi, bir çeşit dalga geçmeydi. Çünkü adam bize bir şey yaptıramıyordu. En fazla dayağını atıp gidiyordu.
Koğuşlardaki gibi vahşice işkenceler yapamıyorlardı. Geliyorlardı “Arkadaşına tokat at” diyorlardı. “Atmıyorum” diye reddediyorduk. Teslim olduğumuz zaman da yapmıyorduk.
Gülmüş : Teslim olduğumuz zaman da... Mesela emir tekrarı yapmıyorduk.
Ali Yaver Kaya: Kişiliğimizi, onurumuzu kıracak şeylerin hiç birini yapmıyorduk. En fazla...
Gülmüş : ...subay geliyordu, ayağa kalkıyorduk.
Ali Yaver Kaya: Ayağa kalkıyorduk, marş söylüyorduk ama dalga geçer gibi. Kitap okutuyor biz de iş olsun diye okuyorduk. Zaten kendisi de saygı gösteriyordu. Diğer koğuşlara davrandığı gibi 35 e davranmıyordu, dikkat ediyordu. 35 dekileri mahkemeye çıkarmışlar, diğerleri ayrı, bizimkileri ayrı çıkarmışlar.
Tabi 83 de biz otuz beş kişiye idam verdikten sonra gidişatın lehimize kırılması gerektiğine inandık. O konuda bir girişim vardı, çeşitli tartışmalar yaptık. Hatta ana davanın karar aşamasında Muzaffer Ayata ile Karasu güya açıklayacaklardı ama açıklayamadılar.
Gülmüş : Geriye bir tek Suruç gurubu kalmıştı.
Ali Yaver Kaya: Onların açıklaması gerekiyordu ama açıklayamadılar. En son Suruç gurubu kalmıştı. O gurupta Mustafa Boydan diye bir serseri vardı. Hiç ilgimizin olmadığı bir şeyde benle Zeki Yılmaz’ın üzerine bir eylem vermiş.
“Urfa’da bir eylem olmuş, kim yapabilir?” diye sormuşlar.
Demiş “Ali ile Zeki yapmış olabilir.”
“Nerden biliyorsun?”
“Onlar hep silahlı geziyorlardı, yapsa yapsa onlar yapmıştır.”
Bizim yaptığımız veya yapmadığımızı kimse bilmiyor. Ama kendisini kurtarmak için bunları anlatmış. Mustafa Boydan Suruçlu olduğu için o guruba biz de girmiş olduk. Ana davadan zaten yargılanıyorduk. Bu defa da Suruç gurubuna da girdik. Suruç Gurubu da mülayim bir gurup. Savunma yapan yok, insiyatif alan yok.
En son geldiler bana dayandılar. “Bu direniş kararını sen açıklayacaksın” dediler. E canım sormak lazım, “Madem direniş kararı olacaktı, siz niye açıklamadınız?”
Gülmüş : Ana dava rizikolu...
Ali Yaver Kaya: Ana davada açıklayacaktınız, yok burda açıklayacaktınız. Niye yapmadınız? Yapmadılar, “Sen açıkla” dediler. O gurubun kalabalık olma avantajı vardı. Bizim koğuşlarla hiç bir iletişimimiz yok. O gurupta bir karar açıklanmış olsa her koğuşa haber gitmiş olurdu. O zaman herkes 35 in direnişe başladığını rahatlıkla duyardı. Öyle oldu.
Ben de o zamanlar hastaneden yeni gelmişim, hastayım. O dönemde bana bir not gönderilmişti direniş kararını açıklamam için. Tabi bu tarihi bir görevdi. Bu fırsatın kaçmaması gerekiyordu. O şartlarda “yapamam” diyemezdim. Daha doğrusu ben diyemezdim. Başka birisi bunu diyebilirdi ama benim konumum itibariyle, şimdiye kadar geri adım atmamış biri olarak yapmam gerekiyordu. Çok riskli bir görevdi aynı zamanda.
Hiç tereddüt etmedim. “Tabi, ben açıklarım” dedim. Bunu açıklamak demek “ölümlerden ölüm beğenmekti”. O anda seni öldürebilirlerdi de, o kadar kolaydı.
Gülmüş : Zaten mahkeme dönüşlerinde gereken dayak atılıyordu.
Ali Yaver Kaya: Neyse, Suruç gurubunun artık savunma aşaması gelmişti. En son ifadesi alınması gereken de benim sıralama olarak. Gurup kırk-elli kişiydi. Herkes savunmasını yapacak, ifadesini verecek de sıra bana gelecek!..
Tabi ben kafamda bazı asvunmalar hazırladım. O dönem kâğıt yok, kalem yok. Yazılı bir şey hazırlamama imkân yoktu. Konuşacaklarımı, konuşmalarımı kafamda kuruyorum. Onu yapmam için de seksenden itibaren bütün işkenceleri ve olayları anlatman lazım, gerekçeleri koyman lazım.
Ben çok dikkat ediyorum. Maksat dışarıya haber gitsin avukatlar aracılığıyla. Bir kaç gün mahkemeye git-gel, git-gel bitmedi. Ya “Avukat yok” ya “şu yok bu yok” gibi bahanelerle gidip geldik. Ben fırsat kolluyorum. Bir gün baktım salonda Erdinç Uzun diye bir avukat var. O anda kendi kendime dedim ki “Tamam, şimdi sırası...” O sırada elimde on kişi mi, on beş kişi mi elimde ölüm orucuna girenlerin listesi de vardı. En son onları açıklayacağım.
Hakimler içeri gelince ben hemen el kaldırdım. “Ne var” diye sordu hakim. Dedim “Ben hastayım, mahkeme çok uzun sürüyor, zaten savunmam da uzun sürmeyecek. Mahkemeden vareste tutulmamı istiyorum” dedim.O zaman da zayıflamışım, hasta olduğum belli oluyor yani.
Bu sırada kimse olağanüstü bir şey beklemirdu. Kimse savunma yapmıyor, konuşmuyor, zaten hakimlerin ciddiye aldıkları yoktu.
”İyi,” dedi hakim, “ne diyeceksen de bakalım.”
Dedim “Ana davaya, iddianamelere ekleyecek bir şeyim yok. Ama size cezaevindeki durumu anlatmam lazım.”
“Olmaz” dedi hakim, “sen kendinle ilgili savunmanı yap. Ne alakası var cezaevi durumu?..” “Etmez olur mu” dedim, “sen insanların hangi koşullardan geldiğini bilmeden nasıl karar verirsiniz? Biz hangi koşullarda yaşıyoruz, neler yaşıyoruz? Bunu bilmemek olur mu? Bu da sizin sorumluluğunuzda değil mi?”
“İyi iyi, anlat. Ama kısa olsun.”
Başladım 1980 den itibaren işkenceleri, cezaevinin durumunu epeyce anlattım. İkide bir “Kes kes, bunun kouyla alakası yok” diye araya girdi.
“Olmaz olur mu” dedim, “huhkuk hukuktur. Burada sadece soru sorup evet veya hayır cevabı almakla yargılama olur mu? Biz evet-hayır oyunu oynamıyoruz.”
İkide bir “İyi iyi, kısa kes” diyor ama ben uzattım da uzattım. Aklıma ne geldiyse artık. O dönemin uygulamalarını, yaşadıklarımızın hepsini anlattım. En son olarak “Bu kadar arkadaş ölüm orucuna başlamıştır. Artık direnişe geçiyoruz.”
Gülmüş : Kayda geçilsin...
Ali Yaver Kaya: Hepsini kayda geçirdi. En son da tutuklulara hitaben bir konuşma yaptım. “Kimde onur, şeref, haysiyet varsa...” Ben o zaman daha uzun konuşmuştum, ama özü şuydu: “Bütün tutuklulara sesleniyorum. Bütün cezaevine sesleniyorum, kendine insanım diyen, kendi onurunu ve haysiyetini korumak isteyen herkes bizimle hareket etsin, direnişe geçsin.”
Bizi hemen apar topar toplayıp cezaevine getirdiler. 1 eylül perşembe günüydü herhalde. Tabi her cezaevine geldiğimde arkadaşlar eylemi açıklamış mı açıklamamış mı öğrenmek için hemen bana bakıyorlardı. Her gelişimde “bir şey yok” diyordum. İşte bu son gün bu haberle geldim. Cuma günü geldim “Tamam” dedim arkadaşlara, “bu iş bitti”
Gülmüş : Eylem başladı.
Ali Yaver Kaya: Eylem hemen başladı. Dedim açıklamayı yaptım. Ertesi gün de Zeki Yılmaz da 35 de gelenleri açıklayacaklar. Ama hakim hiç söz hakkı verir mi? “Kes” dedi, “sana söz hakkı yok. Otur yerine” Konuşturmadılar. Öyle oldu. Araya cumartesi pazar girdi. 5 eylülde sabah erkenden slogan sesleri ile herkesi uyandırdık.
Kamera : 5 eylül hangi yıl?
Ali Yaver Kaya: Seksen üç. O gün gardiyanlar hangi koğuşa gidiyorlarsa sloganlarla karşılanıyor.
Gülmüş : Yani cezaevinde küçük bir devrim sayalım artık. Durumlar bizim lehimize tamamen
değişti. Artık devrim marşları söyleniyor.
Ali Yaver Kaya: Bunu da eklemek istiyorum: O dönemde herşey benden sorulur diyenler böylesi tarihi dönemeçlerde ortalıkta gözükmediler. Böylesi kader değiştirecek öncülükte piyasada değildiler. Bu ağır sorumluluğu yine benim gibilere yüklediler. Biz yaptık bütün bunları ama işlerine gelmeyince bizi tokatlayıp kapı önüne koydular.
Gülmüş : Bu eylemlerden sonra başarı artık bize döndü.
BİTTİ



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz