rûken'in güncesi: özgür dile geldi
Küçüktüm… Konuşmaya başladığım zamanlar bir çelişki vardı küçücük dünyamda. aile içinde Kürtçe konuşuyordum. Annemin babamın bana seslendikleri dili… dışarıda Türkçe konuşuyordum. Öğretmenlerin ve tüm dışsal etkenlerin yamamaya çalıştığı dili… Büyüdüm… O çelişkiler büyüyüp büyüyüp beynimi kemirmeye başladı. Bu kez daha geçerli nedenler aramaya başladım olmak istediklerim, oldurulmak istenene yönelik. Hala ailemle Kürtçe konuşuyorum. Dışarıda Türkçe…
reşîd rûken
Ailemle geçirdiğim en güzel anlardan bazısı da akşam yemeği sonrası sohbetleridir. Eskiden aile kalabalıktı ve yerde küçük bir sofranın etrafına öyle bir yerleşirdik ki üstten bakıldığında bir papatyanın en yoğun şeklini andırırdı. Kaşığı tepsiyle buluşturmak için kolların arasından sıyrılmak baya bir zahmetliydi. Hele sağlak ve solak yan yanana oturmak zorunda kaldıysa o zaman aç kalmamak için daha çetin bir mücadele vermek gerekirdi. Böyle bir ortamda kimsenin aklına konuşmak gelmiyordu. Ağızda yemek olduğundan değil… Kimsenin kendine ait tabağı yoktu. Erken yol alan erken varır misali hareketleri seriydi mideye yolculuğun. Ama ne yalan söyleyeyim o curcunadan aldığım tadı şuan boğaza karşı sakin bir lokantada bulamıyorum.
Annem yine o güzel yemeklerinden yapmış… O kargaşa ortamından midemizi tıka basa doyurduktan sonra herkes bir tarafa yayıldı tabi erkekler… Kızlara ise enkazı kaldırmak ve çayı koymak düştü. Annemin dizlerine başımı yasladım ve sohbete daldık dayıoğluyla. Nasıl olmuşsa kendimizi siyaset dehlizinde bulduk. Gerçi konuşmayı beceremiyorduk daha… Ama annem de hep aman şuna buna benzemeyin diye telkinlerde bulunurdu hep. Şöyle ki Türkçeyle Kürtçeden hep harman şeklinde kullanıp kendimizi ifade etmek çok komik durumlara neden olabiliyordu. Arkadaşın bana ‘’kapi kapatmişke’’ demesini düşündükçe bile gülmekten alıkoyamıyorum kendimi. Yine yarımşar dilden anlaşmaya çalışırken çoğunluğu Kürtçe olan kelimelerin arasından ‘’özgür’’ kelimesini annem nasıl olmuşsa yakaladı. Birden doğrularak bana döndü. Yüzünde o kadar masum bir tavır vardı ki ne diyeceğini kestiremedim. Ağır bir ses tonuyla:
- Özgür çiye?
Yine o tam bilmediğim dilleri birleştirerek açıklamasını yapmaya çalıştım anneme ama ne derece anlaşıldım bilemem. Annem pür dikkatle beni dinledikten sonra kafasını sallayıp:
- tiştekî gelek başê!
O an beni bir gülme aldı ki… Türkçede gülmekten öldüm deyimi bu durumumu karşılar sanırım. Öldüm ama öldüğüm daha acıklı bir olay için güldüm. Ağlanacak halime, halimize güldüm. Güldüm… güldüm… Yüreğimin diliyle ağladım sonra.
Damağımızdan başlayan ve benliğimizi oluşturan dil insanın, yaşamında etkili olan, bazen bedensel bazen de tümsel( konuşamayan insan eksiktir) en önemli araçlardan biridir. Tabi özgürlükle birleştiği zaman… Kişi elmayı istediği şekilde yiyebilmeli ve de aynı dilde istediği kelimeleri oluşturabilmeli.
Küçüktüm… Konuşmaya başladığım zamanlar bir çelişki vardı küçücük dünyamda. aile içinde Kürtçe konuşuyordum. Annemin babamın bana seslendikleri dili… dışarıda Türkçe konuşuyordum. Öğretmenlerin ve tüm dışsal etkenlerin yamamaya çalıştığı dili…
Büyüdüm… O çelişkiler büyüyüp büyüyüp beynimi kemirmeye başladı. Bu kez daha geçerli nedenler aramaya başladım olmak istediklerim, oldurulmak istenene yönelik. Hala ailemle Kürtçe konuşuyorum. Dışarıda Türkçe…
Suç bende mi şimdi? be hey dostlar! iki arada bir derede bıraktılar beni. Ama istediğim derede çocuk saflığıyla yüzmeme izin verilmiyor. Olmak istenen dilden oldurulan dile acı bir yalvarış.
Çek ellerini artık gövdemden.
Bedenim titriyor, gözlerim doluyor.
Yaklaşma…
Tatmak istiyorum kendi bahçemden
En güzel elmalar bende bitiyor.
Uzaklaş…
Ben, ben olmak istiyorum intihar gülüşlerimden
Çocuğum özgürün dilinde ses oluyor en tatlı nağmeler.
Kabullen…
2 Haziran 08



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz