Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: İki Gerilla; Yaşayan Zelal Ölen Zelal'ı Anlattı! İki Gerilla; Yaşayan Zelal Ölen Zelal'ı Anlattı! ================================================================================ Nasname - : on 29 Jan, 2012 12:14:00 Başta Öcalan’ın pislikleri olmak üzere, PKK içinde yaşanan ve yaşatılan vahşeti yazdığımızda, birileri bu gerçekliğin bilinmesinden rahatsız olduğu için hemen duygu sömürüsüne başlar: “Şehitlere saygınız yok mu”, “Kürdistan’ın yiğit evlatlarının hatırı için de olsa bunları yazmayın”, “siz gerillaya hakaret ediyorsunuz”, “şehitlerin kemikleri sızlıyor” gibi eleştirilerde bulunuyorlar. Dikkatli okuyucular, Genelkurmay sorgulandığında, gariban askerleri kendisi öldürdüğünde veya kandan beslendiği hatırlatıldığında da hemen birileri ortaya çıkıp “şehit edebiyatı” yaparak kanlı saltanatın sorgulanmasını engellemeye çalışırlar. Sömürgeci TC ordusuyla giriştiği çatışmalarda hayatını kaybeden gerilladan çok daha fazlası PKK tarafından katledilmişse, devlet ile yaşanan çatışmalarda hayatını kaybedenlerin çoğu da PKK yöneticileri tarafından bilerek ölüme gönderilmişse, eylemlerden önce TC ordusu haberdar edilerek veya gerillanın geçiş yolları devlete bildirilip pusu kurması sağlanmışsa ve PKK tarafından katledilen gerillalar hiç de hak etmedikleri halde “hain”, “ajan” ilan edilmişse ne yapmak gerekiyor acaba? Bu ihanete, çirkinliğe sessiz kalarak mı gerillayı sahiplenmiş oluruz, yoksa özgürlük için hayatını kaybedenlerin “hain”, “ajan” olmadığını ortaya koyarak mı sahiplenmiş oluruz? Başta Öcalan olmak üzere, PKK’nin ahlaksızlıklarını, ihanetlerini ve Kürdistanlı gerillaları imha etme politikalarını teşhir etmezsek ve bu ihanetin mahkûm edilmesini sağlamazsak, yeni yeni gençleri, gerilla adaylarını ölüme göndermiş olmaz mıyız? Özgürlük talebiyle dağa çıkacak olanların PKK tarafından katledilerek “hain” damgası yemelerine sebep olmuş olmaz mıyız? Kimse duygu sömürüsü yaparak PKK ihanetinin sorgulanmasını engellemeye kalkışmasın! Bunu yapanlar sadece ve sadece Öcalan diktatörlüğüne, PKK vahşetine ve devlete hizmet etmiş olurlar; buna karşın Kürdistanlı gerillalara da ihanet etmiş ve yeni ölümlere kapı aralamış olurlar… Zelal Kardeşimizi Nasname okuyucuları bilirler. Onun dramını okuyucularla paylaşmıştık daha önce. Zelal Kardeşimiz, birçok Kürdistanlı gibi özgürlük hayaliyle PKK’ye katılıp gerilla saflarında yer almış/mücadele etmiş, TC’nin zindanlarıyla tanışmış biri. Kendisi Zindanda iken ailesi PKK tarafından katledilerek “hain” ilan edilmiş ve aradan belli bir zaman geçtikten sonra “yanlışlık oldu onlar hain değillerdi” denilmiş. Katledilen ailesinin aslında “hain” olmadığını söyleyerek işin içinden çıkan PKK, Zelal kardeşimizin tüm dünyasını yıktığını umursamamıştır; Tıpkı binlerce yurtsever gerillanın dünyasını yıktığında umursamaması gibi. Yaşama küsen Zelal kardeşimiz, yaşananları sindiremediği için PKK tarafından kendisine yaşatılan vahşeti paylaşmıştı bizlerle. Ve Zelal kardeşimiz şimdi de, adaşı olan ve PKK tarafından katledilerek “hain” ilan edilen bir başka gerillanın dramını bizlerle paylaşıyor. Bu paylaşımda amaç, bu ihanete alet olan ve yaşanan vahşete tanıklık eden insanların ortaya çıkıp olup-bitenleri dürüstçe anlatmasıdır. Özgür Bireyler Topluluğu olarak, Zelal kardeşimizin amacını ve beklentilerini paylaşıyoruz ve herkesi konuşmaya davet ediyoruz. Haber/Yorum ******* Bingöl Şewiti Mij Dumané Adım Zelal. Amed (Diyarbakır,) Lice eşrafından Nusret AY’ın kızı Hasret’tir gerçek adım. Ve ‘Hasretle’ bir Sevda uğruna yattım ölüme! Hikâyemi yazan Zelal ile isim benzerliğim dışında bir ilgim yoktur. Yazarımı bir kere gördüm. Başka bölgeden gelip, her halde Dersim alanına gidiyorlardı. O zaman Bingöl alanında, Veli’nin yanındaydım. “Zeki quştın li ber mala!” türküsünün kahramanı Veli, diğer ismi ile Vahdettin KITAY’ın savaşçısıydım. Ben bunları neden anlatıyorum ve adaşım Zelal neden mi yazıyor? Biraz beklerseniz, sabır ederseniz öğreneceksiniz. Babam Nusret Ay’ı bilenler bilir. ‘Beyaz’ ve ‘Toz’ olarak bilinen Eroin tüccarlarındandır. Xale Beco gibi her şeyini feda etmedi ama, Parti ne istediyse verdi. Vermesi de gerekiyordu. Sonuçta bu mereti kullananlar “Burjuva-Küçük burjuva” sınıfına mensuptu. Bunlara “mal” temin etmek ve paralarını “vergi” diye Parti’ye vermekte bir nevi mücadeleye katkıydı. Alaaddin Zoğurlu (Semir,) 12 Haziran 1987 günü Amed Merkezdeki evimizde vuruldu. Önce babamdan şüphelendiler. Üzerimizde kara bulutlar dolaştı bir süre. Sonra babamın “Yurtsever” olduğunu ve Semir’in öldürülmesinde katkısının olmadığını söylediler. Buna en çok ben ve Hamdullah Zoğurlu sevindik. İkimizde birbirimizi seviyorduk! Bir araya geldiğimizde saatlerce birbirimizin gözlerine bakarak susuyorduk. ‘Aşk’ dedikleri bu muydu? Bilmiyorum. Bildiğim tek şey ucunda ölümde olsa, bu sevgiden vazgeçmeyeceğimizdi. Hamdullah’ın babası Alaaddin’in evimizde vurulması, birbirimize verdiğimiz sözün gerçekleşmesine engel değildi. Sonuçta Parti de babamı suçsuz bulmuştu. Beklemediğim bir şey gerçekleşti. Hamdullah, Sömürgeci Devlet’ten babasının intikamını alacaktı. Hamdullah’ın aldığı kararın doğruluğunu-yanlışlığını hiç bir zaman sorgulamadım. İnançlı bir militan değildim; hiçbir zaman da olmadım. Ülkemi seviyordum ama, Hamdullah’ın sevgisi daha ağır basıyordu. Genç kızlığımın heyecanı, coşkusu Hamdullah’a doğru akıyordu. Israrla gerillaya birlikte katılmamı istedi. Dağda da olsa, ona yakın olacak; sevgisinden mahrum olmayacaktım. Bu heyecanla Hamdullah’ın ellerinden tutarak dağlara gittim. Geldiğim dağda Hamdullah tuhaflaştı, farklı bir psikoloji sergiledi. Çok ciddiydi. Uğruna ölümü göze aldığım sevdiğim yüzüme bakamıyor, bakışlarını kaçırıyor; beni hiç sevmemiş gibi gözlerini gözlerimden kaçırıyordu. Onu hiç bekletmeden‘görevli’ olarak başka bir yere gönderdiler. Beni de yavaş yavaş dar bir çemberin içine aldılar. Çember gün geçtikçe daraltıldı, Medya’nın, Sarı İbo’nun, Necmi’nin, Adnan ve diğer arkadaşların bana bakışları sekterleşiyordu. Veli kendi kabuğuna çekilmiş, “Başkan” ın bitmez-tükenmez talimatlarına cevap vermekle meşguldü. Bir gün beni gruptan ayırarak, sorgulanmam için başka bir yere götürdüler. Benim “ajan” olduğum, devletin beni gönderdiğini, “Özgeçmiş” raporunu tekrar vermemi istediler. İsteneni yaptım. “İfade”mi aldılar, ısrarla gurubu düşürmek için gelen bir “ajan” olduğumu kabul etmemi istediler. İşkenceli sorguma katılanlardan Rojda yıllar sonra Cezaevinden çıkmıştı. Düşmanın kendisine reva gördüğü işkenceleri bana yapmamalıydı, yaptırmamalıydı. Bana işkence yapan erkek gerillalar ‘zalim’de olsalar, Rojda beni korumalıydı ve tek ümidimdi. Ama, ölüm fermanımı imzalayanların başında bu kadın gerilla vardı. Artık savunmasızdım, biçareydim. ‘Sevdiğim’ Hamdullah’ım beni Dağ Kurtlarına yem ederek gitmişti! Çığlıklarım gecenin karanlığını, gökyüzünü yırtarken beni susturmaya, ağzımı kapatmaya çalışıyorlardı. Üzerime çullananlar, tekme-yumruk, odunlarla beni küçülttükçe küçülttüler. Ben insandım, karşımdakiler insanlıktan çıkmıştı. Onların yerine insanlığımdan utanır oldum. Her şeye katlanırım, kendime leke sürdürmeyeceğim dedim. Dedim ama, taki “Necmi” (Abdullah Bucuka,) “gizli silahını” ortaya çıkarıncaya kadar. Çıplak bedenime, yüzüme, ellerime naylon damlattığında; artık bende “insan” değildim. Suçum, günahım sevdasına sahip çıkmadan kaçıp-giden bir sevgisizin sevdasına aldanmaktı. Bedenime naylon damlattığında gülen, zevkten dört köşe olan Necmi’de Amed zindan çıkışlıydı. Elazığ PKK Davasının itirafçılarından biriydi. Serok’a “çok bağlı”ydı. Serok için yapmayacağı hiçbir şey yoktu. Arkadaşlarını naylon damlatarak öldürmek dahil!!! Ve nedense, Başkana en çok “bağlı” olanlar, eski itirafçılar oluyor. Vardır bunun bir hikmeti sebebi ama ben bilmiyorum. Bu itirafçı, Esat Oktay Yıldıran’ın tipik bir örneğiydi. Esat yüzbaşı zindanda esirlere ne yaptıysa, bu itirafçıda bana aynısını yaptı. Söylediklerimden şüphesi olanlar, Avukatlardan ya da başka medya kaynaklarından Abdullah Bucuka’nın kim olduğunu öğrensinler. Ve ya, “PKK Elazığ Grubu”nun dava dosyasına ulaşarak, Abdullah Bucuka’nın itiraflarını okuyabilirler. Dayak, naylon damlatma, kaba işkencelerle katl edildim. Ben bu ölümü, dağ başlarında kurda-kuşa yem edilmeyi hak etmedim. Yıllardır yağan kar-yağmur ve Güneşin altında kemiklerim çürüdü, çürüyen bedenim gibi! Hikayemi yazan Zelal, sormanı istiyorum: beni nasıl, kimler, neden öldürdü? Bilen, tanık olan, hikayemin eksik kısımlarını anlatacak kimse var mı? Ben cahildim, sevdiğim korkak! Korkudan beni bırakarak “başka alana” gitti. Sevgimin arkasında durmak bana onur ve gurur verdi. Kutsal bir davayı yok sayarak, “Düşman” dedikleri kurumla işbirliği yapanlar bu utanç sizin olsun! Hikaye’yi yazan zelal’ın notu: Bu olay tamamen gerçektir. “Hikaye” kurgusu ile yazılmıştır. Bu kurgu ile yazılması “yalan olduğu” anlamına gelmemeli; getirilmemelidir. Bu olayın benim gözümdeki yansıması budur. Bu olayın detaylarını bilen ve daha somut gerçeklerin ortaya çıkmasını sağlayacak arkadaşların düşünceleri ile katkı sunmasını rica ediyorum. ZELAL