İki Gerilla; Yaşayan Zelal Ölen Zelal'ı Anlattı!
İşkenceli sorguma katılanlardan Rojda yıllar sonra Cezaevinden çıkmıştı. Düşmanın kendisine reva gördüğü işkenceleri bana yapmamalıydı, yaptırmamalıydı. Bana işkence yapan erkek gerillalar ‘zalim’de olsalar, Rojda beni korumalıydı ve tek ümidimdi. Ama, ölüm fermanımı imzalayanların başında bu kadın gerilla vardı.
Başta Öcalan’ın pislikleri olmak üzere, PKK içinde yaşanan ve yaşatılan vahşeti yazdığımızda, birileri bu gerçekliğin bilinmesinden rahatsız olduğu için hemen duygu sömürüsüne başlar: “Şehitlere saygınız yok mu”, “Kürdistan’ın yiğit evlatlarının hatırı için de olsa bunları yazmayın”, “siz gerillaya hakaret ediyorsunuz”, “şehitlerin kemikleri sızlıyor” gibi eleştirilerde bulunuyorlar.
Dikkatli okuyucular, Genelkurmay sorgulandığında, gariban askerleri kendisi öldürdüğünde veya kandan beslendiği hatırlatıldığında da hemen birileri ortaya çıkıp “şehit edebiyatı” yaparak kanlı saltanatın sorgulanmasını engellemeye çalışırlar.
Sömürgeci TC ordusuyla giriştiği çatışmalarda hayatını kaybeden gerilladan çok daha fazlası PKK tarafından katledilmişse, devlet ile yaşanan çatışmalarda hayatını kaybedenlerin çoğu da PKK yöneticileri tarafından bilerek ölüme gönderilmişse, eylemlerden önce TC ordusu haberdar edilerek veya gerillanın geçiş yolları devlete bildirilip pusu kurması sağlanmışsa ve PKK tarafından katledilen gerillalar hiç de hak etmedikleri halde “hain”, “ajan” ilan edilmişse ne yapmak gerekiyor acaba?
Bu ihanete, çirkinliğe sessiz kalarak mı gerillayı sahiplenmiş oluruz, yoksa özgürlük için hayatını kaybedenlerin “hain”, “ajan” olmadığını ortaya koyarak mı sahiplenmiş oluruz?
Başta Öcalan olmak üzere, PKK’nin ahlaksızlıklarını, ihanetlerini ve Kürdistanlı gerillaları imha etme politikalarını teşhir etmezsek ve bu ihanetin mahkûm edilmesini sağlamazsak, yeni yeni gençleri, gerilla adaylarını ölüme göndermiş olmaz mıyız?
Özgürlük talebiyle dağa çıkacak olanların PKK tarafından katledilerek “hain” damgası yemelerine sebep olmuş olmaz mıyız?
Kimse duygu sömürüsü yaparak PKK ihanetinin sorgulanmasını engellemeye kalkışmasın!
Bunu yapanlar sadece ve sadece Öcalan diktatörlüğüne, PKK vahşetine ve devlete hizmet etmiş olurlar; buna karşın Kürdistanlı gerillalara da ihanet etmiş ve yeni ölümlere kapı aralamış olurlar…
Zelal Kardeşimizi Nasname okuyucuları bilirler. Onun dramını okuyucularla paylaşmıştık daha önce.
Zelal Kardeşimiz, birçok Kürdistanlı gibi özgürlük hayaliyle PKK’ye katılıp gerilla saflarında yer almış/mücadele etmiş, TC’nin zindanlarıyla tanışmış biri. Kendisi Zindanda iken ailesi PKK tarafından katledilerek “hain” ilan edilmiş ve aradan belli bir zaman geçtikten sonra “yanlışlık oldu onlar hain değillerdi” denilmiş. Katledilen ailesinin aslında “hain” olmadığını söyleyerek işin içinden çıkan PKK, Zelal kardeşimizin tüm dünyasını yıktığını umursamamıştır; Tıpkı binlerce yurtsever gerillanın dünyasını yıktığında umursamaması gibi.
Yaşama küsen Zelal kardeşimiz, yaşananları sindiremediği için PKK tarafından kendisine yaşatılan vahşeti paylaşmıştı bizlerle. Ve Zelal kardeşimiz şimdi de, adaşı olan ve PKK tarafından katledilerek “hain” ilan edilen bir başka gerillanın dramını bizlerle paylaşıyor. Bu paylaşımda amaç, bu ihanete alet olan ve yaşanan vahşete tanıklık eden insanların ortaya çıkıp olup-bitenleri dürüstçe anlatmasıdır.
Özgür Bireyler Topluluğu olarak, Zelal kardeşimizin amacını ve beklentilerini paylaşıyoruz ve herkesi konuşmaya davet ediyoruz.
Haber/Yorum
*******
Bingöl Şewiti Mij Dumané
Adım Zelal.
Amed (Diyarbakır,) Lice eşrafından Nusret AY’ın kızı Hasret’tir gerçek adım.
Ve ‘Hasretle’ bir Sevda uğruna yattım ölüme!
Hikâyemi yazan Zelal ile isim benzerliğim dışında bir ilgim yoktur. Yazarımı bir kere gördüm. Başka bölgeden gelip, her halde Dersim alanına gidiyorlardı. O zaman Bingöl alanında, Veli’nin yanındaydım. “Zeki quştın li ber mala!” türküsünün kahramanı Veli, diğer ismi ile Vahdettin KITAY’ın savaşçısıydım.
Ben bunları neden anlatıyorum ve adaşım Zelal neden mi yazıyor?
Biraz beklerseniz, sabır ederseniz öğreneceksiniz.
Babam Nusret Ay’ı bilenler bilir. ‘Beyaz’ ve ‘Toz’ olarak bilinen Eroin tüccarlarındandır. Xale Beco gibi her şeyini feda etmedi ama, Parti ne istediyse verdi. Vermesi de gerekiyordu. Sonuçta bu mereti kullananlar “Burjuva-Küçük burjuva” sınıfına mensuptu. Bunlara “mal” temin etmek ve paralarını “vergi” diye Parti’ye vermekte bir nevi mücadeleye katkıydı.
Alaaddin Zoğurlu (Semir,) 12 Haziran 1987 günü Amed Merkezdeki evimizde vuruldu. Önce babamdan şüphelendiler. Üzerimizde kara bulutlar dolaştı bir süre. Sonra babamın “Yurtsever” olduğunu ve Semir’in öldürülmesinde katkısının olmadığını söylediler.
Buna en çok ben ve Hamdullah Zoğurlu sevindik. İkimizde birbirimizi seviyorduk! Bir araya geldiğimizde saatlerce birbirimizin gözlerine bakarak susuyorduk. ‘Aşk’ dedikleri bu muydu? Bilmiyorum. Bildiğim tek şey ucunda ölümde olsa, bu sevgiden vazgeçmeyeceğimizdi. Hamdullah’ın babası Alaaddin’in evimizde vurulması, birbirimize verdiğimiz sözün gerçekleşmesine engel değildi. Sonuçta Parti de babamı suçsuz bulmuştu.
Beklemediğim bir şey gerçekleşti. Hamdullah, Sömürgeci Devlet’ten babasının intikamını alacaktı. Hamdullah’ın aldığı kararın doğruluğunu-yanlışlığını hiç bir zaman sorgulamadım. İnançlı bir militan değildim; hiçbir zaman da olmadım. Ülkemi seviyordum ama, Hamdullah’ın sevgisi daha ağır basıyordu. Genç kızlığımın heyecanı, coşkusu Hamdullah’a doğru akıyordu. Israrla gerillaya birlikte katılmamı istedi. Dağda da olsa, ona yakın olacak; sevgisinden mahrum olmayacaktım. Bu heyecanla Hamdullah’ın ellerinden tutarak dağlara gittim.
Geldiğim dağda Hamdullah tuhaflaştı, farklı bir psikoloji sergiledi. Çok ciddiydi. Uğruna ölümü göze aldığım sevdiğim yüzüme bakamıyor, bakışlarını kaçırıyor; beni hiç sevmemiş gibi gözlerini gözlerimden kaçırıyordu. Onu hiç bekletmeden‘görevli’ olarak başka bir yere gönderdiler. Beni de yavaş yavaş dar bir çemberin içine aldılar.
Çember gün geçtikçe daraltıldı, Medya’nın, Sarı İbo’nun, Necmi’nin, Adnan ve diğer arkadaşların bana bakışları sekterleşiyordu. Veli kendi kabuğuna çekilmiş, “Başkan” ın bitmez-tükenmez talimatlarına cevap vermekle meşguldü.
Bir gün beni gruptan ayırarak, sorgulanmam için başka bir yere götürdüler. Benim “ajan” olduğum, devletin beni gönderdiğini, “Özgeçmiş” raporunu tekrar vermemi istediler. İsteneni yaptım. “İfade”mi aldılar, ısrarla gurubu düşürmek için gelen bir “ajan” olduğumu kabul etmemi istediler.
İşkenceli sorguma katılanlardan Rojda yıllar sonra Cezaevinden çıkmıştı. Düşmanın kendisine reva gördüğü işkenceleri bana yapmamalıydı, yaptırmamalıydı. Bana işkence yapan erkek gerillalar ‘zalim’de olsalar, Rojda beni korumalıydı ve tek ümidimdi. Ama, ölüm fermanımı imzalayanların başında bu kadın gerilla vardı.
Artık savunmasızdım, biçareydim. ‘Sevdiğim’ Hamdullah’ım beni Dağ Kurtlarına yem ederek gitmişti! Çığlıklarım gecenin karanlığını, gökyüzünü yırtarken beni susturmaya, ağzımı kapatmaya çalışıyorlardı. Üzerime çullananlar, tekme-yumruk, odunlarla beni küçülttükçe küçülttüler. Ben insandım, karşımdakiler insanlıktan çıkmıştı. Onların yerine insanlığımdan utanır oldum.
Her şeye katlanırım, kendime leke sürdürmeyeceğim dedim. Dedim ama, taki “Necmi” (Abdullah Bucuka,) “gizli silahını” ortaya çıkarıncaya kadar. Çıplak bedenime, yüzüme, ellerime naylon damlattığında; artık bende “insan” değildim. Suçum, günahım sevdasına sahip çıkmadan kaçıp-giden bir sevgisizin sevdasına aldanmaktı.
Bedenime naylon damlattığında gülen, zevkten dört köşe olan Necmi’de Amed zindan çıkışlıydı. Elazığ PKK Davasının itirafçılarından biriydi. Serok’a “çok bağlı”ydı. Serok için yapmayacağı hiçbir şey yoktu. Arkadaşlarını naylon damlatarak öldürmek dahil!!! Ve nedense, Başkana en çok “bağlı” olanlar, eski itirafçılar oluyor. Vardır bunun bir hikmeti sebebi ama ben bilmiyorum. Bu itirafçı, Esat Oktay Yıldıran’ın tipik bir örneğiydi. Esat yüzbaşı zindanda esirlere ne yaptıysa, bu itirafçıda bana aynısını yaptı. Söylediklerimden şüphesi olanlar, Avukatlardan ya da başka medya kaynaklarından Abdullah Bucuka’nın kim olduğunu öğrensinler. Ve ya, “PKK Elazığ Grubu”nun dava dosyasına ulaşarak, Abdullah Bucuka’nın itiraflarını okuyabilirler.
Dayak, naylon damlatma, kaba işkencelerle katl edildim. Ben bu ölümü, dağ başlarında kurda-kuşa yem edilmeyi hak etmedim. Yıllardır yağan kar-yağmur ve Güneşin altında kemiklerim çürüdü, çürüyen bedenim gibi! Hikayemi yazan Zelal, sormanı istiyorum: beni nasıl, kimler, neden öldürdü? Bilen, tanık olan, hikayemin eksik kısımlarını anlatacak kimse var mı?
Ben cahildim, sevdiğim korkak! Korkudan beni bırakarak “başka alana” gitti. Sevgimin arkasında durmak bana onur ve gurur verdi. Kutsal bir davayı yok sayarak, “Düşman” dedikleri kurumla işbirliği yapanlar bu utanç sizin olsun!
Hikaye’yi yazan zelal’ın notu:
Bu olay tamamen gerçektir. “Hikaye” kurgusu ile yazılmıştır. Bu kurgu ile yazılması “yalan olduğu” anlamına gelmemeli; getirilmemelidir. Bu olayın benim gözümdeki yansıması budur. Bu olayın detaylarını bilen ve daha somut gerçeklerin ortaya çıkmasını sağlayacak arkadaşların düşünceleri ile katkı sunmasını rica ediyorum.
ZELAL



Yorumlar (65 gönderildi):
makyavelist stalin kongrelerden önce kurbanlarini cok iyi seciyordu oyleki yazilanlari okuyunca insan orperiyor kongre delegelerinin kongre öncesi hangi komplolarla ortadan kaldiriken sistemini nasil daha cok betonlastirip halki kandirdigi simdi ögreniyoruz.
simdi insan yazarsa sayfalar yetmez.bence zamanida degil henuz zaman var.olaylarin nicel birikimi halkta taki nitel bi patlamayi getircek getirene dek sabirli olin yoksa erken her haraketiniz soyleminiz onlari guclendirir.hic kimse gercegin gücüyle basaedemez buna inanin kim olirsa olsun ama gercek gücünü zamandan aldigini unutmayin.yine unutmayinki hangi dusunce olirsa olsin kim olirsa olsun kendini gizleyemeyecegine inanin.tabiatin kanunudur sistemlerde dogar buyür ölürler hc bi sey mutlak degil kendi halinde biraksaniz susmayi tercih etseniz bile o kendini mutlaka yansitacak aciga vuracak.zaten anlayan icin acik net fakat unutmayin anlamayan cok daha.sabirlar dilerim
Ama şunu söylemeliyim ki, Kürdistanlılar sanatın, edebiyatın her türlüsünü kullanmalıdırlar. Bazen dramatize edilmiş bir yaşanmışlık daha etkili olabiliyor.
Derdimizi şiirle, öyküyle, türküyle de anlatmalı, ne bulsak kullanmalıyız.
Nasname'de önemli bir ihtiyaç olan öykü dilini kullandığı için değerli Zelal Hanımefendiye teşekkür eder, teseliyetlerimi sunarım. Arkadaşınızın yeri, sizin göğünüz bol olsun.
Neden sapık seroka her tür sapık ilişki ve tecavüz mubahtı da, zavalı aşıklara, hatta nikahlı karı-kocalara azıcık bir sevgi bile korkunç işkenceler ve öldürme nedeniydi. Bunların gerçek olup olmadığını düşünerek araştırmayan kişiler ya tam ahmak, ya da vijdansızdırlar.
Bu hikayeler örgütte kalanlarla,örgütten ayrilanlar arasindaki düelloya kurban edilmemesi lazim..
Her halükarda iskence yapanlarin isim isim teshir edilmesi daha dogrudur.Her sucun bedeli Apoya yüklenirse burada hikayleri yazanlarin niyetlerinden süphe duyariz.
sümen alti edilecek seyler degildir.
bu olaylari Kürdistanda gelisen mücadeleyi olumsuz yönde etkilemek icin yazilmamalidir.Burada sözü gecen iskencecilerin su anda ne yaptiklari daha cok önemlidir.....
Nerden bilsinlerdi, PKK devletin görev verdiği ajanların denetiminde olduğunu! Nerden bilsinlerdi, bunun bir tuzak olduğunu, amaçlarının Kürd halkının öncü kadrolarını imha etmek olduğunu !
Kürd köylerini, yurtseverlerin evlerini Cengizhan yöntemi(Öcalan'nın kullandığı terimdir) ile canlı tek ferd bırakmamak üzere yaktıklarında bunları henüz tanımaştık ! Kürd gençlerini "ajan/hain" diye katlettiklerinde hala tanımamıştık !
Çünkü çok iyi eğitilmişlerdi, herşeyi Kürd ve Kürdistan için yaptıklarına inadırılmıştık !
Ve nerden bilebilirdik bir gün gerçek çirkef yüzleriyle karşımızdaki PKK'nın Kemalist Kürd düşmanı bir örgüt olduğunu...
Şimdi anladıysak eğer, bunları her ortamda teşhir edemiyorsak demekki SUÇ BİZDE canım kardeşim !
Daha cok kücüken tanimistim onu..…Cok sevdigim Halasinin kucaginda oynarken görmüstüm yaramazliklarini..Halasindan aldigi tatli kocaman öpcüklere gipta ile bakmistim..Ama cok sevimli seker bir cocuktu..
Diyarbakirin puslu ,,kursun seslerinin kesilmedigi insanlarin kaderlerine razi oldugunu sezindiren bir atmosferde büyüyordu..hergün kulagina gelen kursun top ve roket seslerine havada gezen F16 tinin kulaklari sagir eden seslerine isyanla gözlerinde hep sevgi vardi..
özgürlüge ac,kafese takilmis kus gibide his etse kendini Askin sevginin pariltilari hic kaybolmuyordu derin gözlerinde..
Tanisali uzun bir zaman gecmisti ilk defa görecektim onu sohbet edecek gizli gizli halasina bakacaktim belkide kimbilir..
Icimde heyecanla kapiyi caldigimda karsimdaydi gördügümden epey büyümüstu..yillarin ezikligini tasir gibiydi minicik yasinda..
dedimya burasi DIYARBAKIR havasi puslu havasi ihanet kursun barut kokusu...
Annesini taniyordum babasini taniyordum cok sevdigim halasini taniyordum..
Anneside cok izdiraplar cekmis ancak mutlulugu onun gelisi ile yakalamis bircok seyden mahrum boynu ezik bir güneydogu kadiniydi..emekciydi vefakardi dost canlisi ve iyi bir esti..
Babasi ekmegini tastan cikaranlardandi bazen istenmeyen seyler yapsada.. yörede kelle koltukta dolasan meslekteydi.. ama yinede mert yigit bir insandi...
Iste Hasret Düşe kalka hayatı ve insanları tanımaya başladığından bahsetmeye başladı ilk bir araya gelip sohbete baslamamizla..
Konuşurken bazen dalıyordu minik yüregine ragmen cok eskilere gidiyordu sanki...
Belkide beni kendine cok yakin görmüs onu anliyabilecegimi his etmis derin derin beni süzüsünden beliydi..
Dilinin ucunda bir şeyler olduğunu anlamıştım. Dertleşmeyi de paylaşmayı da severim. Belki bu sefer paylaşmak istemiyordur diye üstüne gitmeyecektim...onun benimle dertlesmesini bekliyecektim nede olsa daha yeniydim..
Cayimizi istik ordan burdan konustuk sohbet ettik..ama baktim o hala üzgün üzgün minik yüregindeki hüzünle bana bakiyor..
Baktım olacak gibi değil. Deşilmesi gerekiyor dedim kendi kendime... Biliyordum içinde kalan dertlerin insanın içini acıttığını, paylaşmanın insanı rahatlattığını..Cok acilar dertler cekerek bugünlere gelmistim..
Nihayet basbasa kalmistik tüm cesaretimi toplayip bu yüregi güzele seslendim..
“Neyin var Hasret " diyerek elimi basini koydum sevgi ile dokundum..
Basini kaldirip gözlerini bana dikti..hüzünle Sanki benden bu soruyu bekler gibiydi...
“Ciyerim paramparca Halil abi!!!" dedi ve yutkundu..gözlerini yere dikti basini egdi..Mahcup bir kürt kadini kizarikligi vardi gül yüzünde..
Yüreginin sesini duyar gibiydim..Derin derin nefes alıp vermeye başladı...Gözlerini kapalı tuttu bir müddet...Havayi soludu ciyerlerine cekti..Bende durdum duraksadim ama Sessizliği bozmam gerekiyordu...Daha doğrusu konuya girmesine yardımcı olmalıydım..Yolunu acmaliydim..
“Aşık mısın" "Birinimi seviyorsun Hasret "" dedim....
Sanki gökyüzüne sayisiz simsek cakar gibi bakti bana..basini kaldirirken Gözlerini açtı. Nemlenmişti gözleri..Gözyasi damlalari daha taptazeydi micicik yüzünden asagi süzülüyordu... Kelimler boğazında düğüm olmuş olsa gerek konuşamadı..Konusamadi...Sadece kafasını egip “Evet!" der gibi salladı...
Halil Abi “Yüreğimdekileri anlatabilsem, dinlemeye yüreğin dayanmaz." deyince mum gibi yandığını, mum gibi eridiğini anladım....Ask daha o miniciken girmisti damarlarina...
Sevgiyi..Duyguları konuşmanın zorluğunu biliyordum.bu konuda zahmetin oldugunu biliyordum.. Hele de “ASK-SEVGI!" gibi bir duyguyu…Nereden başlayacağımı bilmiyordum.
Duygularını çok iyi anladığımı anlasın diye “Aşk, mumdan bir kayıkla ateşten bir ırmağı geçmeye çalışmak gibidir Hasret" dedim...Acı acı güldü. “Keşke o kadar kolay olsa!"Halil Abi dedi...dona kaldim..Şaşırmıştım...
“Nasıl yani!" diye sorup sormamakta tereddüt ettim.Hasret benim konuşmama müsaade etmeden devam etti.
“Mum dediğin ateşin içinde bir kez erir ve yok olur... Aşkla yanan, aşkla yaşayan kişi her gün erir, her gün yok olur. Ben her gün eriyorum Halil Abi! Keşke mum olsaydım..Bir kez yanar bir kez erirdim."
Gözlerim bugulandi..yüregime hüzün cöktü..İçim acımıştı. Hasretin sevgi dolu duygusal bir kiz olduğunu Halasi söylemisti bana... Ancak ne yalan söyleyeyim bu kadar yürek acısı çektiğini bilmediğim gibi, duygularını bu kadar güzel ifade edebileceğini de bilmiyordum...
“Nasıl başladı?" diye sordum arkasindan..
“Tam beş yıl önceydi. İçimdeki özlem ateşi yanmaya başladığında..daha cocuktum .dedi durdu..bizim mahaleliydi ayni okula gidiyorduk dedi..Hergün karsilasiyor ama Onu niye sevdiğimi bilmiyordum. Nasıl sevdiğimi, nasıl yandığımı biliyordum sadece...daha ben ona yüregimdeki yangini anlatmadan..kücük yasima ragmen yüregim yorgun düsmüstü sanki.. Fırtınalardan sahile vuran geminin kaptanı gibi yorgundum… Hem de çoook… Benimde bunaldığım, yorgun olduğum bir zamanami denk geldi bilmiyorum..oysa hayati cok seviyordum...
O her bana ders yapmaya geldiğinde benim ona daha çok ihtiyacım olduğunu bilmiyordu...onu gizli gizli askla sevgiyle süzdügümü bilmiyordu..icimden ""‘Ben seni sana kavuşmak için sevmedim. Ben seni sen yokken bile sevdim. İyi ki varsın!""’ derdim hep..dua ederdim Yaradana.. ona icimden. “Biliyorum Gideceksin" derdim...sanki PKK ya katilacagi icime dogmustu..
Hasret anlatirken gözyaşlarımı tutmayı başardım, ancak gözlerimin nemlenmesine engel olamadım...
Halil Abi biliyormusun dedi..“İki defa aşk düştü yüreğime... İlk aşkımın adını “dava" ikincisinin adını “özlem" koydum...İkisinden de vazgeçmiş değilim. İki aşkım birleşsin diye dua ediyorum sadece. İlk aşkım için koşturuyorum. İkinci aşkımı bekliyorum."
“Ümidin var mı?" diye sordum...
“Kavuşabileceğinden emin olduğun birini sevmek aşk değil ki. Aşk kavuşamayacağını bilsen de sevmektir". dedi. Sonra acı acı gülümsedi. Derin bir off çekti. “Ümidini kaybeden insan lokantada bile ac kalir Halil Abi dedi hüzünle gülümseyerek..!"
“İyi ama yaşında cok erken. Beklemek zor gelmeyecek mi?" diye sordum. Boşluğa baktı, gülümsedi. “Kimi beklediğine bağlı Halil Abi bakarsin bende giderim!" dedi.
“Bu kadar acıya bu yasina rağmen nasıl ayakta durduğunu" sormayı istiyordum. Ama yarasını deşmemek için soramayacaktım...onun Askini dahada desmiyecektim sadece sustum..
Ayaga kalkip evin penceresinden disariya baktim derin bir ah cektim... Mırıldanmaya başladım..
""Gönül çalamazsan aşkın sazını
Ne perdeye dokun, ne teli incit!
Çekemezsen gülün nazını
Ne dikene dokun ne de gülü incit!""
Şu koca Diclenin suyunun tamamını Hasretin kalbine döksem rahatlar mıydı?
Yüreğinde ki ateş söner miydi?
Bilmiyorum!
İnsanların bozulduğu, aşkların kirlendiği bu dönemde böyle gençlerin hala var olduğunu görmek beni çok sevindirdi...o hayal alemine gitmek beni mutlu etmisti yinede.
İyi ki varsın Hasret yüregimizde hep var olacaksin...!(yorgun sevdalardan alintidir müsadesi alinmistir..)
nasname okuyup pkk'ye kapaklanmakla herhalde tek örnek olarak kalacaksın Kürt dünyasında.insanlar nasname okuyup küplere binip pkk ye sempati duymaya başlamıyor,yanılıyorsun.
pkk nin vahşiliği,gaddarlığı,çapsız ve ilkesiz davranış kalıpları,ahlakı tahrip eden tutumları,yoldaşlarını akıl almaz işkence yöntemleriyle infaz etmeleri,başkan apo dedikleri kemalist uşağın korkak-teslimiyetçi ve rahatına düşkün kişiliği v.s. nasname ve nasnameleri doğurdu.çünkü yeter artık diyebilen ve burada isimlerini yazmamız gerektiğinde çok uzun bir listenin ortaya çıkabileceği onuru ayaklar altında süründürmeye tahammül etmemiş şerefli insanlar çıktı.
evet bu insanlar aponun ve örgütü pkk nin kürt kürdistan davasına hizmetten çok zarar vermey ebaşldığını aponun ahlaksız ve haince bir kişiliğe sahip olduğunu,tüm açıklığı ile görebildiler ve tehlikeli olmasına rağmen tavır koyma cesareti gösterebildiler.
bu gerçeğin farkında olan ve belkide şu an pkk çekirdek kadrosu içerisinde yer alan başkaları da var,ama kral çıplak demenin büyük bir maliyeti var herkes göze alamaz.
burada güngör çetin güngörden başlayıp mehmet şenere ordan devam edip bazı pdw lilere ve nihayet hikmet fidan cinayetine kadar sana bir sürü cinayet hikayesi anlatabilirim ama yeri değil.
kısaca dostum,inan artık,bdp denen kürt partisinin kürtlükle ilgisi chp nin türklükle ilgisi kadardır.chp nasıl ki türklüğü kokuşmuş bir kavramna çevirdiyse kürdistandaki izdüşümü malum tuğlukların kışanakların amigo hasiplerin arplaığı da kürtlğü sadece yozlaşmaya götürmektedir.
ve nasıl ki ülkücülük dedikleri boş ve yoz örgütsel yapı,komunizm karşıtlığıyla kendini bir yere konumlandırıp ahmak türklerin bir kısmını komünizm gelecek avratlarınız kapıya şapka asmaya başlayacak diye iğrenç bir kara propaganda ile türkleri kemalist dikta rejimine ram etmeyi başarıp ondan sonra mafyalaşmışsa,pkk de bugün sadece bir çıkar örgütü,bir rant kapsı ve bazı mahfillerin taşeronundan başka bir özellik taşımıyor.
pkk,biz kürtleri,oğlunu disiplin adına tekme-tokat ve kötekle büyütüp boş ve korkak bir kişilk haline getiren zalim baba örneği,aşağılamktan kişiliksiz hal egetirmekten ve anlamsız hedefler peşinde bedel ödeterek mahvetmekten başka bir şey yapmamamktadır.
pkk binlerce kürt annesinin evlat acısına garkolmasını sağladı.pkk nin şu an itibariyle yürüttüğü ve ergenekoncu bazı sivil ve asker generallerin el altından-yer altından beslediği savaş; nihai tahlilde kıytırık bir kaç kültürel hak ve aponun ve adamlarının geleceklerinin teminat altına alınması noktalarına odaklanmış bulunmaktadır.
çok yazık değil mi?
aldıkları bir kaç kürt oyu kayıp gitmesin diye zaten tayyip erdoğan-bülent arınç iklisi bize bundan daha fazlasını lütfediyor.
daha dün bülent arınç kürtçe eğitim (ŞİMDİLİK) gündemimizde değil,dedi.dikkat edin bu çok ama çok çarpıcı bir ifadedir.zimnen,bunu da şartlar elverirse gündeme alacaz itirafıdır.
hani bir slogan varı,"hak verilmez alnır " diye.
kürtler,bugün akıllı bir yöntemle her hedefi vurabilecek kalite ve kantitiye sahiptir.
demokratik güçlerini (oy depolarını)kullanmak suretiyle düşmanı dize getirebilirler.
kendi siyasal dinamiklerini var edip masaya yumruk vurabilirler.
ama hasip kaplanların gülten kışınakların liderlik yaptığı siyasal oluşumlarla olmaz bu iş.
bakın utanç verici, bir durum var.bdp de başkanlık yapsısı liderlik yapısı yok,ucube bir şey var.
eşbaşkanlık.
yahu üç adet koyun kümesine bile 2 li çoban versen o koyunları telef eder.eşyanın tabiatın aaykırı bir durumdur eşbaşkanlık durumu.
neden adam gibi parti başkanlığı sistemi oturtulamıyor,çünkü aponun kürtlere güveni yok.benden başka aranızda adam yok,benden başka aranızdan adam çıkmaz diyor beyefendi.bundan daha büyük bir hakaret olamaz,ama umurlarında değil.hani varsın,başkanlık olsun ama emanetçi olsun der insan.yok,ya boynuz kulağı geçerse.işte dikta zihniyet böyle bir şeydir.kürtlere yeni führerler yeni stalinler layık görülüyor.
kürtler bir tayyip erdoğan,bir bülent arınç çıkaramıyor işte böyle olunca.
bülent arınç deyip geçmeyeceksiniz,bugün kürt türk halkı arasında bülent arınç kadar gönül fethetmeyi becerebilen 2.bir siyasetçi tayyip dahil yoktur.
bu adam,günü geldi erbakanın kuluçkasında yetişmiş olmasına rağmen erbakanın en has adamı oğuzhan asiltürke milyonların önünde senin hocan zenginleri sever diye fırça çekebildi.gün geldi,onu astsubayın oğlu nihayet diye hor gören generallere oturun oturduğunuz yerde diye hizaya gel dersi vermeye başladı,ve gün geliyor bir kürt annesinin mazlumiyeti karşısında gözyaşı dökebiliyor.
bize de böyleleri lazım,hasip bey gibi bağırıp çağıran ama aslında söylediği ve icraatı hiçbirşey olan insanlar-siyasetçiler değil...
ben bu zatın özellikle meclis kürsüsündeki konuşmalarını kaçırmamaya çalışıyorum.
söyleyeceğim tek şey hasip kaplan kürtlerin kamer gencinden başka bir şey değil.
kamer gencin de alevilere faydası katkısı ne kadr olmuşs ahasipin biz kürtlere fayda ve katkısı o kadar olacaktır.tepe tepe kullanın.
uzatmayayım,şimdi anladın mı sevgili -hewar-neden nasname vardır ve değerlidir diye???
selamlarımla
daha neyin peşindeler. yok beyler yok. biraz ciddi olun. O kadar işkenceyi abartıp naylonlaştırıyorsunuz ki... Ben de o dönem KÜRDİSTAN'daydım ve halen kürdistandayım. bu işkence mişkence olaylarını (en az kuzey kürdistan'da) biz duymuyorduk da, kulağımız mı sağırdı, sizler kepçe kulaklıydınız da duyuyordunuz. vah vah.
Ha şu oluyordu; muhbir, ajan, işbirlik-
çi ya da gerillanın katlettirilmesine sebep olan kimi kişiler, unsurlar- işkencesiz- kurşunlanarak yok ( haklı olarak) ediliyorlardı. bu da savaşın kuralıydı. her sömürge ülkede bu gerçekler vardı.
Slav ji te ra.
Muzaffer
zelal... öldü
veli... öldü
adnan... öldü
necmi... öldü
sarı ibo... öldü
hamdullah zogurlu... öldü
ama
ama rojda yasiyor..
rojda kim peki???
onu da buolayi hikayelestiren zelal aciklasin.
evet zelal, rojda'nin kim oldugunu da acikla. cezaevi cikisli, simdi avrupa'ya demir atmis rojda kim?
Sizi önceki yazı ve yorumlarınızdan tanıyorum.
Dik duruşunuz, çekinmeden gerçekleri yazmanız her türlü takdiri hak ediyor.
Hikâye formatında anlattığınız olay gerçek ve gerçekliğimizin çıplak halidir. “Ölen Zelal” senin kaleminden yeniden can buldu.
Bu genç kardeşimiz gibi kaç gerilla böyle öldürüldü? bilmiyoruz. Bilmemize imkanda olmayabilir, çünkü; hep susuyoruz. Kurtuluş mücadelesine zarar vermeden, insanların senin gibi tanıklıklarını anlatmaları lazım. Yaşayan insanların tanıklığıyla bir çok bilinmeyen açığa çıkacaktır.
Hasret ve Hamdullah’ın ‘Aşkı’ Nusret Ay, “Heci Nesreddin”den intikam almada araç olarak kullanıldı ve olan bu genç gerilla adayı kızımızın körpe bedenine oldu. Heci Nesreddin ve ailesinin Aladdin’in olayı ile zerre ilgilerinin olmadığıda konuşuldu halk arasında. O zaman bu kızımız neden katledildi? Arkadaşlardan duyduğum: “Sarı İbo” Ramazan Toptaş’ın bu olayın etkisinden kurtulamadığı ve kampta intihar ettiği yönündedir. Abdullah Bucuka – dediğin gibi Elazığ grubu itirafçılarındandır- öldürüldü. Hamdullah Zoğurlu’da 1993 yılında çatışmada öldürüldü. Diğerlerinin da akibetleri bilinmektedir. Olay, yalnızca anlattığınız kişilerle sınırlı değil. Halen yaşayan ve ortaya çıkıp, konuşması gerekenler var. Ben bu vahşetlerin açıklamasını, izahını yapamıyorum. Ama birilerinin yapması lazım.
“Ölen Zelal”ı yeniden dirilterek, zihnimize, yüreğimize yazdın. Diğer Zelal’larında hayat bulması dileği ile saygılar.
öyle bir cendere icine sokuldu ki kürt halki,bir tarafa destek vermek zorunda birakildi insanlar.
Bu infazlar dogrudur.PKK icinde bolca vardir infaz,iskence ve insanligin yasakladigi hersey...
Fakat infazcilarin,iskencecilerin de adam gibi anlatmasi lazim.
özelestiri vermesi lazim ki biz olaylari dogru yargilayalim.
PKk den kopan tetikciler olayi Apo nun,PKK icindekiler olayi kacanlara yüklüyor.....
ister kalan ister gidenler yapsin bu PKK örgütünün hesaplasmasini gerektirir....
Kacan iskenceci ve tetikciler de devrimci ayaklara yatmayi birakip adam gibi itiraflarda bulunmalari lazim....
T:C polisi nasil bulunuyorsa onlarda kacis hikayelerini ve olaylari yalanlarla degil gercek bir sekilde anlatmalidirlar.
Gercekler sakli kalmaz,ben bölgemde birtakim iliskileri netlestirdim,degisik insanlardan bilgi aldim,hem kacan hem kalan hem de köylülerin anlatimlari,gercege en yakini da köylü anlatimlaridir.....
Simdi Aysel Cürükkaya ve Serhat kod adli Hidir Yalcin'in bölgesinde üc infaz ve "tas alti" olmus.bu sahislar cikip olayi aydinlatmadiktan sonra böyle köy kahvesindeki dedikodudan ibaret olur...,.
Isim isim,iskenceye ugrayanlar da gercegi anlatmalidir.
Hakikatler ancak somut bilgi ile olur...
Nasname okuyup PKK daha cok sarilan arkadas sen herhalde icinde cok kötü duygular besliyorsun,gelecegin iskencecisi olmaya adaymisin....
Eski serxabunlari oku bunlar acik acik yaziliyordu sir seyler degilki...
sonucta adam gibi bir özelestiri verip cagdas degerlere saygili bir kürt hareketi olacaksak belkide bu lanetli tarihten bir ders cikarir ve ulusumuza demokrasi ögretmenin vesilesi olur....
yok partide kalanlar ve PKK ile kan davasina dönüsecekse bunda ben yokum.....
Kürt hareketini yoketmeye yönelik bir sey olurki saddece PKK degil,tüm demokrasi güclerine zarar verir..
bir ara ingiltereydim,1988 de.sonra avusturyaya geçtim orda da 1 sene kaldım 1990.serxebunları elimden düşürmezdim.apoculara uzak durmaya çalışsam da gönlüm gerilla il ebirlikte idi ve gelişmeleri merak eder sürekli takip ederdim.
serxebunda sık sık ajan olup aponun basiretiyle deşifre olan ajanların(!) itirafnameleri yayınlanırdı.ibretle okumaya çalışırdım,hatt aiçimden oh olmuş,orda olsm da kafalarını patlatsm diye bir duygu geçerdi nerdeyse.çünkü öyle bir tarzda verirlerdi ki bu ajanlık hikayesini ,apo o engin sezgi gücüyle bunları şıp diye tespit etmeseymiş gerilla hareketi imhadan zor kurtulurdu handiyse.
sonra,özellikle "aponun ayetleri" isimli kitap yyınlandıktan sonra anlamış olduk ki bu itiraflar çin işkencelerine rahmet okutan zülumler altında kaleme alınıyormuş.
ne büüyk bir alçaklık...
keşke imkan olsa,ya d imkan sahibi bir arkadş o serxebunda yer alan bir örneği bulsa ve bu arada olayın esasını da yazıp karşılştırmalı olarak buraya yazsa,çok anlamlı olurdu.
hepimiz somut olarak bir daha tanıklık ederdik apocuların komplocu yüzlerine.
yukarda
turcel arkadaş ta savaşın kuralıydı yanlış kişiler işkencesiz infaz ediliyordu diye yazmış ve bu durumu normal matah bir şey miş gibi göstermeye çalışmış.
turcel arkadaş,insanlık vijdanı diye birşey var.
apocuların infaz ettikleri insanların büyük bölümü tabii bu şekilde olmuştur,ama işkenceli infazlar yüzlerce değil binlerledir aynı zamanda.bunu inkar etmek için sadece kör mürit anlayışına sahip olmkla olur.
bir de,işkenceli infaz kötü,direk infaz iyi diye bir yırım mı yapıyorsun sen?
apocu zihniyeti eleştirmek yanlışlarına yanlış demek hain ajan olmak için yeterli gerekçe idi hala da böyle.
Allah aşkına hepimiz bazı olylara şhit olduk,apocuların elind ene tür kıstaslar vardı,şu ajan oluyordu,bu hain oluyordu,berikisi kontra oluyordu söyler miisn?
yaşı yetenler hatırlayabilir,nusaybinde çok sevilen kökten kdp li bir zat vardı.şerefiyle yaşayan,korkusuz ve hatta belki apo çelik çomak oynarken kürdistan mücadlesi için varını yoğunu harcayan bir zat.bu kişi;tüm hayatı nusaybinlilerin bildiği hal üzre geçiyordu.omeri idi,ziraatçı idi,onun döneminde kürt davası barzanilerin şahsında smbolize olmuştu o da oraya yönelmişti haliyle,ve halkı uyandırmaya daha o dönemlerde uğraş veriyordu.
Bu zatın İsmi Ğayıbo'dur,(Allah rahmet etsin).Küçüktüm ama bu zatı yakından tanıyordum,ona apocular seni hedef yapmış kendine dikkat et diyenlere "biz böyle bir neslin yetişmesi için mücadele ettik bunlar bizi niye vuracakmış ki" deyip geçiyordu.eleştirmesine rağmen apocuların çıkışını coşkuyla karşıladığını da gizleyemiyordu,yani, o kadar kürdistan vurgunuydu.
ajan-kontra suçlamasıyla nusaybin çarşısının tam ortasında misafiri ile arabada seyir halindeyken kurşunlandı.
yani sevgili turcel,
savaş mavaş ama bir insanı hele güya uğrunda savştığını iddia ettiğin halkın çocuklarını ya daha önceki garezden ya da ufak tefek bi rşüpheden dolayı olur olmaz katletmenin insani bir yanı yoktu ki,meseleyi savaş mntığı ile bir yere bağlaylım.
mücadele aşamasında,dünyanın hiç bir yerinde bir örgüt,parti,hareket her ne ise;doğru ile yanlışı bırak birbirinden ayırmayı daha nerede nasıl oturup kalkacğını bile bilmeyen çoluk çocuğun keyfi suçlamalarla bireysel cezalandırma yetkilisi kılınmasını mümkün kılmaz.
bu nasıl bir işti ki,15-16 yaşlarında bir çocuk apocu olmuş eline silah almış diye tak birinin ölümüne karar verebilyordu yahu?
dünyada böyle bir şey var mı?
ROJDA, AYSEL ÇÜRÜKKAKA'dır. Aysel çıkıp konuşmalıdır böyle yarım ağızla bir şeyler söylemek yetmiyor. Kimse Aysel veya başkasını yargılamaz çünkü PKK'nin sistemi budur ve içinde yer alan her yönetici bu tür pisliklere bulaşmıştır.
Bu infazlar ve Öcalan'ın Şam'daki HAREMİ konusunda en çok bilgiye sahip olan Aysel Çürükkaya'dır.
Aysel, Cezaevi yatmış ve direnmiş, dağa çıkıp savaşmış ve her türlü aıyı, ihaneti ve işkenceyi görmüş yiğit bir Kürd kadınıdır. Ama bazı pisliklere ortak olmuş ve alet olmuştur. Ona yakışan çıkıp her şeyi anlatmasıdır ve kendi payına düşenden dolayı özür dilemesidir.
Ne aysel ne de bir başkası bu işin esas sorumlusu olamaz. Orda yer alan herkes bu pisliklere bulaştırıldı. Bu pisliğe ortak olmamanın yolu, çıkıp konuşmaktı.
ZELAL arkadışımıza teşekkür ediyoruz bu hayati meseleye neşter attığı için.
Olaylar tamamen bölgedeki sorumlularin inisiyatifi ile gerceklestiriyor.Simdi senin yigit yoldasin kendi yoldasina iskence yaparken hicbir yerden talimat almiyor,alamiyor.
diger tanigin ifadesine göre o dönem teknoloji yok,birbirlerine belirledikleri yerlere not birakiyorlar..
Hidir,Selim,Ayten ve diger kacanlar dogruyu konusmuyor.Kalanlar da tam dogruyu konusmuyor.Gercek ikisinin arasi bir yerde ve Kahraman iskencecileri aklamaya hizmet etmemeli.
Tam tersine dönemin tüm gerceklerini ortaya dökmek icin kacanlarin gercekleri anlatmasi...Kalan gerillalarin iddalari ve bunlar halka kötü davrandiklari icin sorguya cekildikleri yönünde....
Hemen itiraz ettiginizi duyar gibi oluyorum,biz halkiz her iddayi sorgulamak zorundayiz.
olayda fiziksel kosullari da düsünün.gerilla anlatimlarina göre haberlesme yok,adsiz,yeni katilmis yasi kücük bir kizi Apo niye iskence ettirsin.Avrupadan kendi istegi ile katilmis bir genc ile Apo'nun ne hasabi olabilir...bunlar bana gercekci gelmiyor.
köylülere zulum yapilmayabilinir sonucta bölgedeki sorumlunun sorumlulugundadir...Gercekleri anlatin,kacanlarin cogu artik özgür gercekleri anlatsinlar.
yedigi kaba sican bunlar bölgede halk bazinda bizim devrimcilestirdigimiz halki nefret ettiriyorlar.
sonucta gerillaya kattiklari cocuklar bizim tabanimizdi.Ve senin o Kahraman arkadasin kagittan bir kaplan oldugu söylenir.Gerceklesen tüm eylemler bunlardan önceye takabül eder ve hayatta olan ne yazikki yok....
Bu grup halkin gönlünde taht kurmus Mehmet Yüce(Xalit)grubu idi....
Ölen Zelal’ın ağzından sorulan bu soru bir çığlıktır.
Bu çığlığı, feryadı kaç kişi duyacak ve cevap verecektir?
Yaşayan Zelal üzerine düşeni yaptı. Devamını getirmek bu öldürülmeyle ilgili arkadaşların bilgilerini paylaşmaları, yanlış bilinen olayları doğru bir temel üzerine oturtmaktır. Sanırım, taşlar ve olayın özü yavaş yavaş doğru temeller üzerine oturtuluyor. Benim anladığım Zelal’in bu cinayetle ilgili bilgisi sınırlıdır. O nedenle de o dönemi yaşayanların bilgi ve tanıklığını istiyor.
Turcel midir, Türkcell midir nedir? Cinayeti boşa çıkarma gayreti içerisindedir. Nede olsa, gerçekler acıtıcıdır-can yakıyor! Hiçbir insan böyle alçakça öldürülmeyi hak etmiyor. Karşımdaki “düşman” da olsa bunu yapmam. Şarjörümdeki mermileri boşaltır giderim. Bir de bu olaylara bahane bulma telaşındakiler, gerçekten ruhsuz hasta suretinizi ortaya koyuyorsunuz.
Sayın Zelal, size çok ama çok minnettarım. Size sağlık-mutluluk diliyorum. Öldürülen masum kardeşime de rahmet diliyorum.
Bir şey sormak istiyorum;
Zelal kardeşimizin gömüldüğü yeri bilen var mı?
Ailesi kızlarının cenazesine ulaşarak evlatlarını sahip çıktılarmı?
Neden bu kadar öfkelisin? Hasret Ay'ın öldürüldüğü dönemde o alanda kimler faaliyet gösteriyordu? İsimleri,pratikleri biliniyor. Aysel ablamızın bir katkısı yoksa çıkar der ki "ben o zaman orada değildim." bu kadar basit niye kızıyorsunki?
Anlaşıldıki okuduğun yazı bir çok insan gibi seni de beni de sarsmış. Zelal arkadaşda diyorki "bu olay gerçektir. Ama eksik tarafları-bilinmeyenleri var. Bu cinayetten haberdar olanlar bildiklerini yazarlarsa gerçek ortaya çıkacak" diyor. Belkide yazıyı okumadan yorum yazmışsın. Otur yazıyı yeniden, yeni baştan oku!"Aysel Çürükkaya" diye bir isim yazmamış, yazdığı "Rojda"dır.
Hadi sana bir katkıda bulunayım:"Rojda-Medya" kimdir. istiyorsan Aysel ablamıza sor, sana anlatır!
Aysel abla hangi dönemde,Ülkede hangi alanlarda çalıştı? Bunun cevabını ara ve dürüstçe yaz, olur mu aziz kardeşim!
bazi arkadaslar bu kimligi desifre etmis. ben Zelal'in yazmasını isterdim. ama yazan yazmis ve dogrusu rojda'nin aysel curukkaya oldugudur.
digerlerinin su anda hayatta olmadigini yazdim zaten. Adnan(sofi)Ankara haymanalidir, bu bilgi de dogrudur.
bir gercek daha var: en buyuk vahseti uygulayanlar, seyirci kalip onaylayanlar,orgutten ayrildilar diye ayiklanamazlar.
Umarim gun gelir Rojda (AC) Amed bolgesindeki uygulamalarini, tanik olduklarini anlatir, tabii butun sucu orgute,liderine yukleyip kendini temize cikarmadan.
NOT: Alaattin Zogurlu ve Mehmet Dag, melikahmette binanin giris katinda degil en ust katinda katledildi.
Olumunde rolu oldugu soylenen kisi(ismini bilen bilir) 1994 yilinda Amed'in Silbe koyunde sehit dustu.
Rojdanin kim oldugu o kadar önemli degil.Burada poliscilik oynamiyoruz.Aysel Cürükkayanin avukati iseniz acik acik yazin.
Ben kafanizda yarattiginiz sahte kahramanlara dokundum.Aysel Cürükkaya iskence görürken magdur,iskence yaparken ya da göz yumarken cellattir.
Yazdiklarimizi okumadan ya da yarim yamalak okuyarak caz yapiyorsunuz.
Onlarin kendi aralarindaki cirkef psikolojik savas umurumda degildir.Iskence edilen cocuklarimizi elbette savunur ve günü geldiginde hesabini soracagiz.
Saddece gercek suclulardan hesap sormak istiyoruz.Silah zoru ile köylerden toplanan cocuklara iskence yapmak neden Suriyedeki Apo'nun emri olsun.
Apo'nun bu cocuklardan haberi bile yok.
Apo yüzlerce kisinin gözleri önünde toplantida bu cocuklardan birini ayaga kaldirarak olayi anlattirmis..
"Neden kacip ailenize siginmadiniz" diye sormus..."korktuk" demisler.
Bu magdurun bana anlattigi,Aysel ve Hidir cikip konussunlar,gercek baska ise anlatsinlar...
Ben olayi isim,isim veriyor ve anlatiyorum sen hala caz yapiyorsun.Anlattiklarimda kafa karisikligi yok,saddece sorularim var...
Evlatlarimiz kurbanlik koyun degildir,Ne Qidoya ne de Aysel'e yediririz...Ne de Apoya..
Adam gibi anlatiyorum ve adam gibi yazdiklarimi oku anlarsin.Rojda mojda kimdir bilmem.
Bana iskence gören kisinin anlatimlarina göre o dönem orada üc kisi öldürülmüs.
Birisi Avrupadan gelen bir genc ve iki tanede kizkardes,ya da amca kizlari..
Bu genclerin devrimcilikle alakalari yok,köyleri disinda bir yer görmemis insanlar..Bu genclerin bazilari da gönüllü gitmemis....
Madem senin Ayselin bu kadar iyi,bu cocuklarin "Tas dibi" mi ne moksa neden göz yumdu....
Apo oradamiydi yok?Kim vardi orada cok samimi oldugu Xidir Yalcin.Bu ikisi yapiyor bu iskence ve sorgulamalari...
Zorla alinan insanlari neden birakmadi,ailenize gidin demedi...Aponun bundan haberi bile yok...
Tüm Pislikleri Aponun üstüne boca etmek etikmidir?
üstelik kendisini savunma hakki yok...
"size hizmet ederim demis T.C ye"
Demisse demis bana ne...
seni yillarca besleyen ailelerin cocuklarina neden iskence yaptin onu anlat...
Yedigin kaba neden sictin onu anlat..Cezaevinde oldugumuzdanmi faydalandiniz,Kimsiniz siz....
O doglarda belkide devlet göz yumdu size....Yapsinlar kürtleri kürtlerden nefret ettirsinler diye göz yumdu...
Yemedi yedirdiler,icmedi icirdiler,giydirdiler..Kaleesligin bu kadari hangi kültürde kahramanlik oluyor...
Benim demek istedigim,cikip bir bir anlatsinlar,zaten insanlar bunlari taniyor....
Bunlarin cogu cahillikten vs.yapmadi herhalde.Ne Aysel Cürükkaya ne de Hidir Yalcin yenidir.Ikiside örgütün eski insanlari...
Hîcmi insan yüregi yok,hicmi merhamet yok.
Simdi ezberimde yok,gerekirse hepsini netlestirir buraya yazarim....
Aysel Curukkaya(rojda), Semdin Sakik,Sait Curukkaya(Dr Suleyman), Hidir Yalcin(serhat), Nizamettin Tas(Botan) vb. ayrilanlar,sucu kalanlara yukleyerek aklanmaya calisir; kalanlari sucu ayrilanlara yukleyerek aklanir. Eeee? Ee bize de "kerizligi" kabullenmek kalir.
Oyle ya, giden temiz, kalan temiz, biz yerli yerinde duranlar kirlidir demek.
Su gercek var: o donemin teknik imkanlari ve pratigin gercekligi, uygulanan vahsetin, o vahseti uygulayanlarin kendi insiyatifi ile tum olanlari yaptigini herkes bilir.
Biri rojdayi ayiklar, biri apoyu, biri bilmem kimi. Peki ya Zelal? Zelal'in kemikleri nerde? Onun iskencesine katilanlar, seyredenler kemiklerinin nerde oldugunu da bilirler herhalde. Hic olmazsa A.Aygan kadar vicdan muhasebesi yapip kemiklerin yerini soylesinler. Yoksa "gormedim, duymadim, isitmedim" deyip kendilerini temize cikaracaklarini mi zannediyorlar?
Buyuklarimiz derdi, "ulkenin her karis topraginda sehit kani vardir" diye. Biz de ekliyoruz "her karis topraginin altinda acisi dinmeyen bir kimsesizin cigligi vardir"
Aladin sogurlu ve Ahmed Dag in ölümleri ile ilgili aciklamaniz yanlistir. silbede ölen kisi hatim Akbastir ve hatip o dünem icerdedir, herkesin ortak gürüsü Alatin onlari oraya ceken ve düsman ile iliskide olan pecarli Ahmed beg dir. kaldiki bu kisi DDKD liydi. Hatip Akbas, Halil ....(Hüseyin) birde liceli Baas ucaman vardi ve bunlar o dünem icerdeydiler.
Olay hakkinda biraz bilgi sahibisiniz ama sanirim duyumlarla hareket ediyorsunuz.
Aladdin ile birlikte sehit dusen Ahmet degil, Mazidagli Mehmet Dag'dir(-ki yetki olarak Semirin ustudur)
İkincisi, ben Hatip arkadas sorumludur demedim, halk arasinda halil ve hatip sorumlu tutuluyordu (zaten istihbaratin cezaevinden devlete gittigi vb) Ta ki Hatip sehit dusene kadar. Baas Xoce ise hicbir zaman olayla irtibatlandirilmadi (sonradan Lice merkezde sehit dustu)
ucuncusu, burda benim dediklerim dogru sizin dedikleriniz yanlis demedim demem de, ben o doneme olanlari bilen biriyim. rojda'nin kim oldugunu da bilen ve bunu yaziyi yazanin aciklamasini sitedigimden ilk yazimda Zelal'e cagri yaptim.
Son olarak, milis olup "zimmetine para gecirmekle suclanan" ve bu yuzden turlu turlu iskencelere maruz kalip katledilen kim bilir kac gencimiz var? Benim derdim bunun hesabini sormak. Simdi orgette kalandan da, ayrilip temize cikmaya calisandan da, teslim olup itirafci olandan da.
Ek olarak: Belki tanirsiniz... Lice, Dicle, Genc, Kulp bolgesinde onlarca gence iskence edip olduren, andigim bolgede koyler yakilirken Bolu Tugayi ile birlikte bizzat yakma ve oldurmelere katilan Cudi (zeki coban) de su anda Sirnak'ta korucubasidir.
Gordugunuz gibi, ayrilan, itirafci olan, orgutte kalmaya devam eden herkes temiz hem de tertemiz. ama olenler aci ceke ceke, ciglik ata ata, sesini kimseye duyuramadan can verdi. benim derdim bu
Fikir ve duruşlarıyla yazıya katkı sağlayan tüm dostlara, arkadaşlara içten duygularla teşekkür ve saygılarımı gönderiyorum.
Olayın eksik yönlerinin olduğunu söylemiştim. 1987 yılını, Aladdin Zoğurlu’nun katlini tarih olarak baz aldığımdan, 23-25 yıllık bir zaman diliminin bilinmeyenlerinin de olacağı muhakkaktır.
Yazıda ismi geçenlerden birini “Rojda” diye yazmıştım. Yaşadığı yeri ve gerçek adını yazmadım. Kendiliğinden çıkıp olaydaki bilgi ve katkısını yazmasını istedim ve halen de bekliyorum. Kullandığı farklı ismi var, bu ismini –şimdilik- yazmıyorum.
Kaleme aldığım yazı ile kimseyi aklama-karalama telaşında değilim. Bu olayın içerisinde olmadığımdan vicdanen müsterihim. Dışarıdan bir gözlemciyim, siz değerli arkadaş-kardeşlerimin gözlem ve katkısına ihtiyacım olduğunu söylemiştim.
Zoğurlu Ailesi saf, Kürdi bir damara sahiptir. Aile, çeşitli hile ve vahşetlerle yok edildi. Geride kalanlar yerlerini, yurtlarını terk ederek kaçtılar. Buna rağmen ailenin bir çok ferdi öldürüldü. Bu ailenin tamamen yok edilmesi “Fis Toplantısı”ndan sonradır. Fis Toplantısı bir dönüm noktasıdır. Bu dönüm noktasının odağında “Zoğurlu” ailesinin imha kararları var.
Burada tek tek bireyleri teşhir etme, bir başkalarına hedef göstermeyi doğru bulmuyorum. Pkk içerisindeki saf, dürüst Kürd evlatlarını bu rezilliklerin dışında tutmak boynumun borcudur. Ama, genel anlamda Öcalan ve hizmet ettiği kurumun bu cinayetler ve kumpaslardaki rolü mahkum edilmelidir. Partideki "anti-demokratik" yapının gaddarlığından dem vurarak, Apo’ya “kafa tutanlar” sorumluluk aldıkları dönemde, olay ve olgulardaki fonksiyonlarını saklama gayreti içerisindedirler. Bunların pekte “parti-içi demokrasi” sevdalısı olduğunu sanmıyorum. Öcalan’ın yerine göz koymuş, Öcalan’la gizlice güreşerek koltuk ve post kavgası yapıyorlardı. ‘Demokrasi ve Demokratlık”tan dem vuranlar, sizlerin döneminde kaç yurtsever Kürd gerillası arkadaşlarının eliyle vuruldu ve sizler nasıl bir tepki geliştirdiniz?
Ağabey ve Ablalarımızın ciddi bir Eleştiri-Özeleştiriye ihtiyaçları var. Annem ve Babam Parti içindeki Kontralar tarafından vurulmasaydı, safları terk etmem mümkün değildi!
Sevgili Kardeşim Zelal,
Sana gelince; tartışmaları altına gömüldüğün taşın altından takip etmeni çok isterdim. Dostların, kardeşlerin, yol arkadaşların seni yazılarında “ŞEHİT” olarak ifade ettiler! Senin adına sevindim. Bahtsız, kimsesiz, sevdasının kurbanı kardeşimin itibari iade edildi. Ya Kemikleri?
Öyle ya, dağ-taş Jitemin bıraktığı kemiklerin izlerini arayanlar “Parti-İçi İnfaz” ve Pkk’nin faili meçhulleri’nin kemiklerini ne zaman arayacak?
Ya kardeşimiz Zelal’ın kemiklerini kim gösterecek?
Kendisine ait bir mezarı olmayan bu kızımız ne zaman bir mezar sahibi olacak?
Katkılarından dolayı her kese dostça selam ve saygılarımla.
Sonbahar aylarıydı. Qir ormanlarındaki noktadaydık. Yani benim evi ziyarete gittiğim nokta. Havalar soğumuştu. Geceleri köz yaptığımız halde soğuktan uyuyamıyorduk. Cihan arkadaşı ajan olduğu gerekçesiyle tutuklamışlardı ve bir kayanın dibinde tutuyorlardı. Kaldığı yer buz gibiydi. Serhat ve Medya onu her gün sorguluyor ve işkence yapıyorlardı, o kayanın dibinden her gün bağırma sesleri geliyordu. Ben ve Çiçek arkadaş gizlice ağlıyor, onun çığlıklarından uyuyamıyorduk.
Onun çığlıklarını duydukça Yıldırım arkadaşın düşman zindanlarına ilişkin anlattıkları geliyordu aklıma. Düşmanın arkadaşlara yaptığı işkenceleri, Mazlum arkadaşı, zindanda işkencelerden geçen diğer arkadaşlarla ilgili anlatılanları hatırlıyordum. Bana göre o masumdu,Ajan olabileceğine inanmıyordum. Benim için de öyle demişlerdi ama ben de ajan değildim.
Cihan arkadaş on beş-yirmi gün boyunca işkencede kaldı. Bana en çok acı veren de bize:
“Siz de gidin işkence yapın.” demeleriydi. Ama bizim yüreğimiz el vermiyordu. Ne yaptılarsa gitmedik.
Hep geçmiş günler aklıma geliyordu. Ekrem arkadaşlarla yaşadığım dönem, şu an içinde bulunduğumuz durum, Cihan arkadaşın işkencede olması…
“Yanlış nedir?” diyordum.
“Biz nerede hata yaptık?” Bin tane soru vardı kafamda ve hiçbirine de cevap veremiyordum. Verecek gücüm yoktu. Yaşamımız tam bir kâbusa dönmüştü.
Bir gün karanlık çökmek üzereyken Cihan arkadaşı getirdiler. Platformunu yapacaklardı. Ona bakan, bir insan olduğunu dahi anlamakta zorlanırdı. Onu o halde görmek öldürüyordu beni. Kendi yaşadıklarım aklıma geliyordu. Cihan arkadaşın durumu benden daha kötüydü, artık ayakta duramayacak hale gelmişti. Onu çağırdıklarında sürünerek platform ortamına geldi. Herkes konuştuktan sonra Cihan arkadaş söz hakkı istedi:
“Tek bir isteğim var, beni hemen öldürmeyin. Önderliğe bir mektup yazayım daha sonra öldürün. Ben ajan değilim, sonuna kadar da Önderliğime bağlıyım, bir gün her şey ortaya çıkacak.” dedi. Bunları söyledi diye Serhat, Cihan arkadaşa küfür etti.
“Önderliğin adını nasıl ağzına alıyorsun?” diye köpürdü.
Cihan arkadaşın son isteğini yerine getirmediler. Platformdan sonra götürüp infaz ettiler.
Cihan arkadaş Dersim’in Gömemiş köyündendi. Partiye ’87 yılında Avrupa’dan katılmıştı. Önderlik sahasında kalmış ve Önderliğin talimatıyla yönetim olarak Dersim’e geçmişti. Kısa boylu, sarışın bir arkadaştı. Sahadan geldiği zaman Mazgirt’te tanışmıştık. Kîği’da onun tutuklu olduğunu görünce şok yaşadım. Onu ve Ahmet arkadaşı Avrupa ajanı olmakla suçluyorlardı. O süreçte birçok kişiyi ajan oldukları iddiasıyla tutuklamışlardı. Tutuklananların birçoğu
“Ben bunları hak edecek ne yaptım?” diye kendimi yer bitirirken eski arkadaşların sözleri, yüzleri gözümün önünden gitmiyordu. Ekrem, Yıldırım, Nafiye arkadaş geliyordu gözlerimin önüne. Onların şefkat dolu, sevgi dolu sesleri kulağımdaydı hala. Onları düşündükçe daha da acıyordum kendime. Ben onların nazlı arkadaşları, küçük gerillaları, ne olmuştu da bu taşın altına atılmıştım?
Beş gün tutuklu kaldım. Beş gün boyunca işkence yaptılar bana. Naylon damlattılar, silah dipçiğiyle dövdüler, küfür ettiler. Gülistan ve Helin’in ajan olduğunu, benim de onlardan etkilendiğimi ve örgütlenmelerine dahil olduğumu iddia ediyorlardı. Sürekli:
“Neden onlarla aran o kadar iyiydi?” diye soruyorlardı.
“Onları sevmenin nedeni nedir?” diyorlardı. Ben de zaten az olan kadın arkadaşlarla iyi geçinmemim doğal olduğunu anlatmaya çalışıyordum. Ancak benim onlarla ilişkimin farklı bir nedeni olduğunu, onların beni örgütlediğini düşünüyorlardı. Beni partiden kaçırtmak istiyorlarmış (!) Helin arkadaşın, soruşturmasında:
“Saadet arkadaşla İstanbul’a gidecektik.” dediğini söylediler. Nusret de ben tutuklandığım gece kaçmıştı ve onun da ajan olduğu söyleniyordu. Gülistan, Helin ve Nusret’in ajan olduğunu ve dördümüzün kaçış için planlama yaptığını düşünüyorlardı.
İnsan çok zor durumlara düşünce annesini ya da en sevdiklerini hatırlar değil mi? Onların temsil ettiği sevgi ve sıcaklık dolu o huzuru, şefkati… Bir an annemin sıcacık kucağında o huzurlu, dünyadan habersiz halime dönmek istedim. Her şeyden uzak, annenin koruması altındaki güvenli dünya bana o an öyle çekici geldi ki. Sonra eski arkadaşlarımın şefkatini, sıcaklığını düşündüm gözyaşlarımı tutamayarak. Burada olsaydılar buna izin vermez, kurtarırlardı beni. Oysa yalnız başıma, kimsesiz kalmıştım.
Birkaç dakika gözlerimi kapasam onlar gözümün önüne geliyordu. Yıldırım ve Nafiye arkadaş bana:
“Zorluklara karşı güçlü olman gerekir.” diyorlardı.
“Partiyi bırakma diyorlardı.” sürekli.
Hepsi şehit düşmüştü. Ekrem arkadaş da yoktu artık. Onlarla olduğum zamanlar ne güzeldi. Onların yanında her şey ne kadar güzel, ne kadar kolaydı. Tüm zorlukları güzelleştiren onlar, şimdi neredeydiler? Artık geri gelmezdi bir daha. Her şey onlarla beraber yok olup gitmişti sanki. Tüm güzellikler onların çevresindeydi ve sanki alıp da gitmişlerdi. Onların yanında sevgiyi çok derinden hisseder, sarhoş gibi olur, kendimden geçerdim. Oysa şimdi arkadaş dediklerim bana işkence yapıyorlardı. Arkadaş dediklerimin gözlerinde öfke, nefret vardı. Sevgisizlik vardı. Onları görmek bana mutluluk değil acı veriyordu. Bir gün arkadaşları görünce böyle bir duygu yaşayacağımı söyleseler inanır mıydım?
İşkenceden elim, kolum, vücudumun her tarafı morarmıştı. Yanık yerleri yara olmuş, iltihaplanmıştı. Onların yaptıkları vücudumu değil, ruhumu yaralıyordu. Söyledikleri içimde en derin yerlere saplanıyor, yakıyor, öldürüyordu beni. Bu işkencenin bitmesi ve biran önce ölmek için her şeyi yapabilirdim. O sözleri duymamak için, o hakaretleri yaşamamak için her şeyi yapabilirdim. Birkaç gün önce beraber oturup konuştuğun insanın, söylediklerine gülen, seninle konuşan insanın şimdi sana işkence yapmasını kim anlayabilir, böyle bir şeyi yaşamış insan dışında. Bu duyguyu nasıl anlatabilirim ki?
Beşinci günden sonra arkadaşların karşısına çıkarıldım. Platform yaptılar. Arkadaşlardan bazıları affedilmemi, bazıları ise infaz edilmemi istediler. Ben platformumda:
“Helin de, Gülistan da hiçbir zaman parti karşıtı bir şey demediler bana. Kaçmaktan hiç bahsetmediler.” dedim.
“İsterseniz beni öldürün. Bu yaptıklarınız ölümden daha beter.” Böyle deyince daha da kızdılar.
“Dilin uzamış, yaşın küçük diye seni şımartmışlar...”
Platformdan sonra:
“Biz yönetim olarak aramızda tartışacağız.” dediler. Şükrü arkadaş da yönetimde yer alıyordu. Beni dışarı çağırdılar. Şükrü arkadaş biraz para çıkarıp elime sıkıştırdı.
“Ya düşmana gideceksin ya da partizanlara. Senin gibi insanların yeri yok bizim yanımızda!” dedi.
“Ne düşmana ne de partizanların yanına giderim. Beni burada öldürün. Benim örgütten tek istediğim budur…” dedim. Yalvardım, ağladım. Onları örgüt yerine koyuyordum. O yüzden onlardan beni öldürüp kurtarmalarını istiyorum. Tavrımı gördükten sonra:
“Tamam, kalacaksın.” dediler.
Tutukluluk süremin bu kadar kısa olması ve ölüm cezası almamanın nedeni Murat arkadaşın haber gönderip ajan olmadığımı ve askeri kanunla getirildiğimi söylemesiydi. Onun sayesinde kurtulmuştum yoksa beni de öldüreceklerdi. Murat arkadaş bizim aileyi ve partiye nasıl geldiğimi biliyordu. Delil’le tartışmış ve onu bizim kampa gönderip yönetimi bilgilendirmişti. O yüzden beni hemen bırakmışlardı. Bunu sonradan, sahaya gittiğimizde öğrendim.
O olaydan sonra arkadaşlarla uzun süre konuşamadım. Ben işkence gördükten sonra hep o korkuyla yaşadım. Eski ben olmaktan çıktım da sanki yerime başka biri geldi. İki yıl boyunca kimseyle rojbaş-şevbaş dışında doğru dürüst bir şey konuşmadım. Yanlış bir şey yapmaktan ve yine aynı şeyin başıma gelmesinden korkuyordum. Onlarla yemek bile yemiyordum. Artık onlarla konuşmak, onlarla olmak içimden gelmiyordu. Bütün arkadaşlar aynı şekilde davranmamış olmasına rağmen bende herkese karşı bir öfke gelişmişti. Oysaki arkadaşların çoğu beni seviyor, güveniyor ve moral vermeye çalışıyorlardı. Bana göre ise bu yoldaşlığa sığmayacak bir şeydi. Bana işkence yapanlar şimdi bir şey olmamış gibi davranmamı istiyorlardı. Normal bir durummuş gibi yine onlarla aynı eskisi gibi konuşmamı, beraber yemek yememi bekliyorlardı. Bunu aklım almıyordu.
Bir kez Çiçek arkadaşla kaçmak için planlama yaptık ama:
“Bunlar bizi yakalarsa öldürürler.” diye cesaret edemedik.
Bir de eski arkadaşların sözleri aklıma geliyordu. Yıldırım arkadaşın:
“Zorlukları göğüslemeye kendini hazırlamalısın. Devrim zor bir iştir.” sözü aklıma geliyordu. Bir yandan da kendimi suçlu gördüğüm için:
“Yıldırım, Ekrem arkadaşlar burada olsalar bana kızarlar.” diyordum.
Senin PKK'lı olup olmadığın beni ilgilendirmez fakat KÜRD olmadığın kesin:) Nasıl anladın dersen sen KÜRD olsaydın adını KURT olarak yazmazdın.Kürdçe yazdım diyorsan o da KURD tür :) De bajo kûr bajo...
Daha cok var sizin benim gibi uykusuz geceler gecirmenize gönlüm elvermiyor.
Kahraman he...alti yil dagda kalmak he...iyi güzelde bu cocuklarin suclari ne..bunlari daga götüren siz.Madem ajandi neden evlerine göndermediniz.
ajan olsa neden askeri kanunla alinsin daga.icinde vicdan olan bir insan kiyarmi bu kürdistanin fidanlarina.
Hangi askeri direktif insani bu kadar hayvanlastirir.Apo nereden tanisin bu yeni katilan cocukari.....
tüm bu sorular cevap bulmak zorunda...
Bölgede sorumlu olanlar olaylardan sorumludur.burjuva askeri hukukunda bile bu böyledir.Esat Oktay'a tas cikartan cakma kahramanlar.
Itham altinda kalmak istemiyorsaniz cikip böyle olmadigini söyleyin..ben saddece gercekleri ögrenmek istiyorum...
uykusuz kaldığıma değdi ve de değiyor.
akşamdan beri bu yazıları okuyorum,gözyaşlarıma yeniliyorum.ağlamayacağım diyorum, nafile!..
bu konuyu açan yazıya döken bayana selamımı söylüyorum.kimbilir kaç çocuk bu şekilde ajan diye vurulmuş.çok çok profesyonel olanların dışında kimse AJAN olacağım diye kurtuluş mücadelesine katılmaz. Zaten çok profesyonel olanlarında her zaman yaşam güvencesi vardır. olan bu garip amatör kardeşlerimize oluyor.Olayı dile getiren arkadaşta meseleyi tam bilmediği için bizlerden yardım istemiş.
Allah rızası için her kes yardımcı olsun.bu gerillanın da yerinde yurdunda vatanında bir mezarı olsun.
Allah kimseyi mezarsız bırakmasın.
ali demirel bey Allah sizden hepinizden razı olsun.
apo nerden bilsin bu olanları demeni yadırgamamak elde değil.
apo her yerde hazır ve nazır değildi ve tabii ki bazı tekil örnekler alanda insiyatif kullanan birimlerin eseri olabilr.
ama unuttuğun bir nokta var,apo aynı ayarda cürümlere imza atan ve bu tarz bir sistemi geliştiren kişidir.
hani bu jitem itiraflarında biri çıkıp bölgede (yani kürdistanda) sorgusuz infaz başçavuş seviyesine inmişti diye açıklama yaptı ya.işte böyle bir şey.
yani derin devlet-ergenekon yapılanmasında durum buydu,yani suç-ceza ilişkisi olmadan yargısız infazlardan bahsediyoruz.
zülme karşı savaşım verenin adalet kavramını bayraklştırması gerek değil mi?
pkk de tam tersini görebilyorsun.hakim zülum zorba güçlerde yargısız infaz başçavuş seviyesinde pkk de tim komutanı yani onbaşı seviyesinde...
olayın özünde öcalanın şeytani bir zekayla pratize ettiği paradigma var:herkesi bir şekilde insanlık suçuna bulaştırarak kendine ram etme.
tipik mafya nantığı-taktiği...
kürtlerin aklı sonradan başlarına gelirmiş derler ya,belki de doğrudur.
pkk kurulur kurulmaz türk medyası şu başlıkları atıyordu:
"halk arasında apocular olarak tanınan ..."
gariban halkın aslında bir şeyden haberi yoktu.
devletin gazetecileri apoyu bu halka lanse etti ve devletin eğitimli yetişmiş görevlileri bu halkın çocuklarını apocu yapmak için apoya katkı sundu kollayıp korudu.sonuç olarak bu ilişkiden ucube bir örgüten başka ne beklenirdi ki?
ister ayrılmış isterse itirafcı olsun aslında cok fazla fark yok aralarında..Kaderin bir cilvesi ve rüzgarın yönü kimini itirafcı kimini kahraman kiminide emekli yapmış olabilir ama herbiri yeterince kirlidir..Savaş böyle birşeydir ve ona bulaşıpta kirlenmeyeni cok azdır..Tabi bu değirmen birçok zalim ve cellat ürettiği gibi birçok mazlum ve mağdurda üretmitir..Hikayesi anlatılan zelal(hasret ay) kardeşimizde bunlardan sadece bir tanesidir..İnanıyorumki birgün ortalık duruldugunda ve sisler dağıldıgında PKK nin kürt halkına karşı işlemiş oldugu suclar ile ilgili birçok sey yazılacak, kürdistanın derin vadilerinde , asi dağlarında yitik giden çığlıkların hikayeleri yazılacaktır ve böylece en azından mağdurların ruhları azda olsa huzura kavusacaktır..
Selim Çürükkaya'nın eşine ilişkin yazdıkları tek başına bu bayanın herkese herşeyi yapabileceğini anlamak için yeterlidir.
Selim Çürükkaya bir yana hem eşi hem de kardeşi Dr. Süleyman PKK çetesine önemli görevler yapmış ve kirli unsurlardır.
Bu tür insanlardan Kürdlük adına birşey beklenmemelidir.
Dr.Süleyman neden hiç konuşmaz?
Aysel neden Apo'nun Hareminde tanık olduklarını anlatmaz?
Selim Çürükkaya neden bunlarla ilişkin üç maymunları oynar?
Bunların tümü suçlu/suçortağı, PKK'li olmak ve ayrılmak üzerinden kendilerini pazarlarken, kendilerinin de bir parçası oldukları pislikleri açıklamaktan korkarlar. Çünkü, PKK sistemi temiz insan bırakmamıştır, herkesi kıyısından köşesinden mutlaka pisliğe bulaştırmıştır. Konuşmayan herkesin canı cehenneme!
İyi ki senin gibi insanlar var Zelal kardeş.
Teşhir
Her Gerilla kendi halkinin özelliklerini tasir,kürt halkinin ilkel bir halk oldugunu unutmayalim...
PKK de kürt halkinin ilkel yanlarini,geriliklerini,gaddarliklarini yeterince icinde tasimaktadir..
önemli olan Kürtlerin de cagdaslasmasidir.Bu elbette okumus yazmis kendi icinde entellektüel bir sicrama yapmis aydinlanma ile olur.Bu sicramayi kürt siyasasinin yapmasi lazim.
Gecenlerde yazdim PKK den ayrilanlar kalanlarla nerede ise esit...
Herseyi Apo'nun üzerine yikarak kurtulamayiz.
O cografyada kizini büyüten bir babanin en az iskence yapanlar kadar sucu var..
Gerilla anlatimlarina göre Apo halka kan kusturanlardan hesap sormus..Tabii bu kalanlarin iddialari....birde halkin anlatimlari var...
Gelen gerilla grubuna göre degisiyor.Yukaridaki gerilla günlügünü dikkatli okursan ilk katildiginda kaldigi arkadaslarindan hayranlikla,sevgi ile,baglilik ile,hasret ile bahsetmektedir...
Sizin dediginiz dogru olsaydi onlar da Apo'nun talimatlarina uyup aynisini yapmalari lazimdi.....
Bana laf anlatmayin sayin hewar..12 Eylül kosullarinda yillarca zor kosullarda cezaevi hayatim var..bu tip insanlari yeteri kadar tanima olanagim oldu...
Bazi serefsizler gittikleri alani kirletir ve yaratilan tüm devrimci degerleri yokederler....
Kiyamadigimiz cocuklarimizi daga götürüyor ve icimizi kanatan seyler yapiyor.
Suc münferittir.Bunlarin hesabi sorulacak.
Kim yapmis ise ondan sorulacak.özellikle Dersim bölgesinde yapilanlar bu grubun devlet baglantilarini akla getirmektedir....
Teslim olanlari da herhalde Apo teslim olun demedi.
Mesele gerceklerin ortaya cikarip birdaha olmamasini saglamaktir...
anladigim kadari ile siz bu olaylari PKK ve BDP ile hesaplasma durumuna getiriyorsunuz bu kirli oyunda ailelerimiz zarar görmüs olsa bile yer almayacagiz.
Biz Devrimci bir aileyiz ve hicbirzaman Fasist Türk devletinin payandasi olamayiz...BDP den demokratik bir Kürt hareketi cikarsa seviniriz.
Baska yolumuz yok,PKK bu uygarlasmada gereken rolünü oynarsa Kürt siyasetinde bir yeri olur yoksa yokolur....
50 000 Kürt fidaninin kanlari ile sulanan bu topraklarda biz bu iste yokuz,Türk sömürgeciligine devam diyemeyiz...
Kacanlar diyor,kacanlarin tek hedefi Kürt hareketinin yokolusunu seyretmek....
Biz bu yikim ve kötü gecmisi bari dogru bir gelecege evirmeden yanayiz....
Kürt halkinin haklari mesrudur,mücadelesi mesrudur bu konuda kafamizda bir soru isareti yok...Saddece Kürt halki adina serefsizlik yapanlari ortaya cikarma ve kendi ailelerimizin ayni zamanda halkimizin seref ve haysiyetini koruma derdimiz var....
"Partideki "anti-demokratik" yapının gaddarlığından dem vurarak, Apo’ya “kafa tutanlar” sorumluluk aldıkları dönemde, olay ve olgulardaki fonksiyonlarını saklama gayreti içerisindedirler. Bunların pekte “parti-içi demokrasi” sevdalısı olduğunu sanmıyorum. Öcalan’ın yerine göz koymuş, Öcalan’la gizlice güreşerek koltuk ve post kavgası yapıyorlardı. ‘Demokrasi ve Demokratlık”tan dem vuranlar, sizlerin döneminde kaç yurtsever Kürd gerillası arkadaşlarının eliyle vuruldu ve sizler nasıl bir tepki geliştirdiniz?"
Bu tespite ekleyecek birşey yok. Parmak kimleri isaret ediyor? Rojda demokrat mi? En basitinden iskenceye, katliama sessiz kalan (beki de onaylayan) simdi ayrildilar diye demokrat mi oluyor?
Ha bu arada, 1985-1995 yillari arasinda ozellikle Amed ve Bingol alaninda olup biten herseyi detaylica bilen ve durustlugunden asla suphe duymayacagim biri var. Su anda esir. Hani "mérxas" derler ya, oyle biri iste. Gun gelir kendisi anlatir. Benden bu kadar.
Zelal'e NOT: Zelal'in dramini anlatirken, dilinin ucundaki gercekleri yazamiyorsan, aci ceke ceke katledilenlerin dili olamazsin. Niyetin iyi olsa da siradanligi asamaz ve o karanlik perdenin arkasina siginanlari bir gunes aydinliginde aciga cikaramaz.
Dostca kalin
12 Eylül Cuntasının Diyarbakır daki yargılamaları döneminde bölgesel düzeyde düşürülen ve itirafçılaştırılan tek gurup Elazığ ana davası gurubuydu. Bunda Şahin Dönmez ve Yıldırım Merkit in büyük rolü vardı. Bu iki PKK-MK üyesi “düşürülmenin” gönüllü bekçiliğini yaptılar. Elazığ gurubu içerisinde düşürülmeyen, kendini koruyan nadir insanlar vardı.
Yazdığınız olayda adı geçen Abdullah Bucuka’da “itirafçı” olmayı seçmiş, yaptığı itirafları geri çekmiş, sessizliği, içe kapanıklığı ile yalnızlaşmış ve de o guruptaki insanlar gibi bunalımlı bir ruh haline sahipti. Parti, Önderlik ve halk karşısında “suç” işlediklerini düşünenler, kendilerini “ispatlama” adına başka suçlarada karıştıklarının farkında değildiler. A.Bucuka da bunlardan biriydi. Ona göre yaptığı şey suç değil, ‘Parti ve Önderliğe’ bağlılıktı.
Bir de bu güne kadar Heci Nesreddin’in kızı Hasret’in akibeti ve mezarını aradığını duymadım. Bu gerillanın bir mezarı var mı yok mu? Bilmiyorum. Bu gerilla gibi kimsesiz ve sahipsiz binlerce gerilla ve gerilla adayının olduğunu unutmayın!
Nasname ile birlikte diğer Kürdlerin, okurların girişim ve düzelmeleri ile konuyu doğru temeller üzerine oturttunuz. Özellikle de okurların yanlış bilgileri ayıklayarak, doğruları netleştirmesi mutluluk vericidir.
Gerilla saflarında yer alan savaşçılar ve alan ilişkilerimiz ile destek veren köylüler “ Rojda ” – “Medya “ nın kim olduğunu, bölgesel alan faaliyetlerini ve yıllarını biliyor. Yazılarda bunun Aysel Çürükkaya olduğu gün gibi ortada iken artık susmaması gerekiyor.
Aysel abla, gerilla Zelal’ı bir yazınıza konu seçmenizi bekliyorum.
Selamlar.
15 Binin içinde kaç zelal, berivan, besé, kaç bawer, rojhat, egid var?
“Düşmanla mücadele ediyoruz” “sızmaları önlüyoruz” diyerek öldürülen bu ciwan bedenlerin ahı size kalır mı?
O elleri, ayakları öpülesi peşmergelerin bir gün hesabı sorulmayacak mı?
Kardeşlerinizi öldürün, işkencelerden geçirin ondan sonra kamp haremlerinde, Avrupalarda keyf sürün “biz devrimcilik yaptık” diye ! hadi oradan sizi gidi alçaklar sizi.
Düşmandan önce kardeşlerinin elleriyle vurulan masum,günahsız gerillalar katillerinizi af etmeyin.
" Büyük bir kulak çınlıyor içimdeki.
Çetrefil yolculuğum kesinleşmiş.
Sakın başka bir şey getirme aklına.
AYSEL git başımdan ben sana göre değilim,
ölümüm birden olacak seziyorum..."
Evini parkini, e$ini, i$ini, okulunu birakip "dava" ugruna daga cikan genc Kurdlerin ortalama dagda kalma yili uc veya be$ yildir (daga adim atmami$ Ba$ihanetci ve avanesinin ya$lari 70 yakla$iyor). Yani burada hikayesi anlatilan Zilan gibi, ce$itli gerekcelerle katledilenlerin ya$lari 30'un altinda.
Hikayelerine baktigimizda, butun bunlarin Kemalist rejimin zulmunden, insanlik di$i muamelelerinden duyduklari rahatsizliktan dolayi daga ciktiklarini goruyoruz.
Kemalist rejimin zulmunden kacip Kemalist rejimin gonullu elemani ve Kurdlerin Ba$ihanetcisi Abdullah Ocalan'a giderek hayatlarinin hatasini yaptiklarinin farkinda olmadan...
Kim bilir, belki bunlarin tek sucu Kemalist rejime kar$i olmalariydi. Daga cikarak Kemalist rejimin resmi cellatlarindan kacmayi ba$ardilar ama Kemalist rejimin daga diktigi Ba$ihanetci Kemalist Ocalan'a yakalandilar.
Kapasiteli, yurekli, egitimli, ileride Kurdler icin cok iyi $eyler yapabilecek ne kadar Kurd genci varsa hepsini bir $ekilde tasfiye etme karari alinmi$ti.
Sistem $oyle kurulmu$tu: Kemalist rejimin resmi gorevlileri zulum yapacak, zulme ugrayanlar ve yakinlari zulumden kurtulmak icin daga kacacak... Daga kacacak ama kendileri icin yazilan akibetlerden kurtulamayacaklar cunku Kemalist rejimin daga yerle$tirdigi Ba$ihanetcileri vardi.
Ba$ihanetci ve cetesinin "ajan" diye katlettigi Kurd sayisi, Kemalist rejimin silahli gucleri tarafindan ortadan kaldirilan Kurd sayisindan kat be kat fazladir. Bunda $uphe yoktur.
Ve butun bu katliamlarin Ba$ihanetci Abdullah Ocalan'in emri ve bilgisiyle gercekle$ti. Bunda da $uphe yoktur.
Bircok Kurd gencini bizzat Ba$ihanetci Ocalan katletti ama herkesi bizzat o oldurmedi. Bu da ba$ka bir gercek.
Fakat, her kirli sistemde oldugu gibi, Derin Devlet'in bir kolu, Ba$ihanetci Ocalan'in Kurdleri katletme makinesi olarak cali$tirilan PKK'de de kimse temiz kalamaz. Herkes bir $ekilde suca itildi, cinayet i$letildi, kirletildi. Kimisi Ba$ihanetci'nin gozune girmek icin bu kirliligi gonullu olarak yapti, kimisi Ba$ihanetci'nin baskisiyla yapti.
Ama $u bir gercektir ki, her sucun, her ihanetin TEK sorumlusu Kemalist rejimin tetikcisi, Kurdleri imha icin gonullu olarak devletin emrine giren Ba$ihanetci Abdullah Ocalan'dir.
Evet, onun emriyle suca itilenler hatalidirlar, sutten cikmi$ ak ka$ik degildirler ama Ocalan'dan hesap sormadan onun emriyle suca suruklenenler hedef alinamaz, alinmamalidir.
Once kuklacidan daha sonra kuklacinin suca ittigi kuklalardan hesap sorulmali.
Once Ba$ihanetci gercekleri, kimin hesabina cali$tigini itiraf etsin; Kurd genclerini nasil, niye ortadan kaldirdigini anlatsin... Gerisi kolay.
Ba$ihanetci Ocalan'in Kurdlerin parasiyla palazlanan sanal alemdeki beyni dumura ugrami$ tetikcileri, Ba$ihanetci'nin bir zamanlar suca ittigi insanlari hedef gostererek Ba$ihanetci Ocalan'in ihanetlerini ortbas etmeye cali$iyorlar.
Acizane tavsiyem, ba$ihanetci Ocalan'in sanal alemdeki ihanet $ebekesine kar$i uyanik olmak zorundayiz.
insan çok merak ediyor,bu infazların bir istatistiğini de tuttu mu acaba PKK?
hani,şu kadar ajanlıktan,şu kadarı yoz ilişki eğiliminden,bu kadarı yetmezlikleri sonucu yapıya zarar verdiklerinden gibi falan.
bu konuda bilgisi olan arkadaşlar var mı acaba?
bir de şu çok dikkat çekici;ajan olmak kolay bir şey değildir.ajan olarak görev aldıktan sonra deşifre
edilmek hiç te kolay değil.peki bu kadar kürt çocuğu nasıl ajan olarak dağ yolunu tutabiliyor ve pkk bu görevlileri hangi sihirli değnekle hemencecik deşifre edebiliyor?
Şimdi olayı biraz basite indirgeyip bir resim çizelim.
Ajanlık olayı nasıl bir şeydir nasıl gelişir?
Sanırım iki boyutlu olarak görmek lazım.
1-devlet açıısndan,2-kişi açısından.
1-devlet ajanlaştıracağı kişiyi sokaktan toplamaz.eğitimli,yetenekli ve kıvrak zekalı olmasını gözetir ve
Çeşitli sınav ve süreçlerden geçirir.yetmez,bu elemanları bekleyen tehlikeler ortada olduğuna göre ikna etmek çeşitli taktiklere başvurur ve yüksek vaatlerde bulunur.
2-kişi açısından baktığımız zaman şunu görürüz.ajanlaştırlmak istenen kişinin evvela kürt olması birinci şarttır.(istisnalar kaideyi bozmaz)
Sonra,ruhsuz ve kaypak-kalleş olması,macera ve şöhret tutkusu gözünü kör edecek kadar bir saplantı düzeyinde olması gerekir.değilse hangi insan 3-5 kuruş için kavmine ihaneti,gençliğini zor dağ koşullarında her an ölüm riski altında geçirmeyi göze alabilir ki?
Tahlilimizi daha da uzatabilir,başka bir sürü noktalara işaret edebiliriz.kısa keselim.
Diyelim ki şartlar uydu ve bir kişi ajan olarak sahnede yer aldı.arkası nasıl gelecek.
Örgüte sızma süreci başlar başlamaz,ne de olsa arkasında önemli bir güç ve imkan var,şu halde örgütte üst kademelere yükselme/yükseltilme süreci beklenmedik bir hızla işlemesi gerekir.
Gerekir ki bu eleman teknik donanımları düşmana istihbarat sağlama noktasında kullanma zeminine sahip olsun.
Değilse,sıradan bir gerilla,bin kere ajan olsa ne yazar?hangi imkanla ve hangi boşluktan yararlanarak
Görevini düşmana karşı yerine getirebilir ki?
Bu açıdan bakıldığı zaman,insan,zelal gibi gençlerin asla ajanlıkla ilgilerinin olamayacağını zaten anlar.
Çok açıktır ki,ajan suçlamasıyla taşaltı edilmiş gençlerin binde dokuz yüz doksan dokuzu kesinlikle masumdur.
Yine de bu konulara vakıf bir arkadşın değerlendir me yapmsı iyi olurdu.
Mesela,abdulkadir aygan arkadaş her iki yapıyı iyi tanıyan biri olark bu ajanlık sistemi pkk bağlamında nasıl işlemiş nasıl iş görmüş kimler ajan olabiliyor ya da oluyordu?
Pkk gerçekten hangi sihirli değnekle deşifre yapabiliyor ve ceza veriyordu,bizi aydınlatabilir.
saygılar
İsmini yazdığınız Cudi/Zeki Çoban Bingölün bazı ilçeleri ile Diyarbakırın Kulp,Lice,Hazro, Dicle, Qaraz mıntıkasında köylülere yapmadığı zulüm kalmadı. Zeki Çoban dan çekmediğimiz zülüm, eziyet, duymadığımız hakaret kalmadı. Cudi itirafçı olduktan sonra da vay biz fakirlerin başına gelenler. Pkk de bize yaptığı zalimliklerin aynısını bu sefer devletin silahı ve forsu ile yaptı.
Zeki Çoban ın Şırnaq ta korucu olduğunu yazmıştınız. Bilginiz sahih midir, gerçeklik tarafı var mıdır. Biz bu adamdan bu dünyada olduğu gibi öbür dünyada da davacıyız. Bu cahş hakkında elinizde olan malumatınızı yazarsanız duacı olurum.
Mazlum ve masum kardeşimiz Zelal e reva görülen eziyetlere sebep olanlar inşallah rahat bir gün yüzü görmezler.
Pkk bir suc örgutudur. Bir kere bunu kabul etmek gerekeir.Özel harp dairesinde-Ergenekon yapilanmasinda görev alnalarin ben gunahsizim demesi onlari temiz kilarmi?
Pkk Kurtler adina hareket ettigini söyliyen Ergenekon vari bir yapilanmadir. Burada görevalanlarin temiz oldugunu söylemek kendini kirletmekten baska bir sey degildir..
Konusanlarin cok buyuk bir kesimi hatta yuzde doksan besi, ayni kirliligi yasamislardir.Bir sekilde bu suc örgutunun bir dislisi olarak sucun ortaklaridir.Kisileri baz alarak tartismak isi yokusa surmek ve kafalari bulandirmaktan öte bir sey degildir.
Pkk,nin suclarini ifsa etmeye calisanlar, bu sucun ortaklaridirlar.
Bir sekilde bu suclarin fiziki olarak gerceklestirilmesinde guc vermislerdir.
Isi detaylarda bogmaktan baska sey degil. Bu hareket ihanet ureten bir harekettir. Kurt dusmani bir harekettir.
Kurt adini kullanmasi sadece bir kandirmacadir.Yillardir onbinlerce örnek uzerinde yada vahset uzerinde konusulur tartisilir. Burun bu tartismalarin bir sonucu ve siyasal izdusumu olmali. Nedir bu iz dusum yada siyasal tanim?
Pkk bir ulusal kurt hareketi degil.
Kurt dusmanlarinin masasi ve gudumunde bir harekettir.
Baslarida özel görevlidirler.
Felancayi katletti, filancayi hayin ilan etti, sunu tehdit etti gibisinden ifadelerin artik bir anlami yok.
Pkk kurt dusmani bir harekettir.
Ona hizmet edenlerde kurt dusmanlarinin usaklaridir.
Yoksa pkk, sunu katletti, bunu infaz etti gibisinden analizler ve degerlendirmeler sadece kafalarai bulandirmaktir. Sanki dogru bir bunyeden beklenti anlamina gelen bir yaklasim sergileniyor.PKK dogru bir yapilanmadir ama yanlislar yapiyor, birileride bunlari duzeltmesi icin ugras veriyor görunumu veriyor.
Halbuki sorunun özu bu degil.
Pkk, ergenekon kadar tartisma göturmiyecek bir yapilanmadir.
Buna göre bir siyasal hat cizmek gerekir.
Yoksa edebiyatla duzeltilecek sey degildir ihanet!
ihanete karsi kullanilacak yöntemler bellidir.Siyasal mucadele hatti cok belirgindir.
Yazilip cizilenler hikayenin detaylaridir..
Esas özu nedir onu algilayip karsi hatta siyasal zeminde yurumektir...
Ihaneti önlemek yada dönusturmek basari sagliyacak bir yöntem degildir.
satilmis ruhlari dönusturmeye kalkismak, sonucta kendinden feragat etmeyi getirir.....!!
Merhaba Sayın Liceli. Zeki Coban(Cudi) itirafci olduktan sonra kisa bir sure c.evinde kaldi. Cikar cikmaz itirafci olan bir kadinla evlendi. Su anda korucubasi. Bu bilgi dogrudur.
Hadi sana bir bilgi daha vereyim. 85-95 arasinda o bolgede gorev yapan ve hala sag olan(su anda cezaevinde) kisi Ferhat'tir. Aysel Curukkaya'yi da, onun orgutte iken yaptiklarini da cok iyi bilir.
Saygilarimla..
"..... Çok önemli bir bağımlılık ilişkisi olan aile, yakın akraba, hatta yakın arkadaş ve yoldaş ilişkisini soyutlaştıracak deneyimlerim olmuştu. Kadın ilişkisi önemli olmakla birlikte, o da soyutlaştırdığım bir ilişki alanıydı....."
http://www.firatnews.org/index.php?rupel=nuce&nuceID=57315
Yorum yaz