Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: Faşist Cephe Resmen Kuruldu! Faşist Cephe Resmen Kuruldu! ================================================================================ Nasname - : on 26 Jan, 2012 03:24:00 Son birkaç yıldır ısrarla bir bağlantıyı gündeme getiriyoruz. Sol/sosyalizm adına hareket eden belli çevreler ile Kürdler adına hareket eden PKK, sistemin en karanlık ve en faşist kanadı olan Kemalizm şemsiyesi altında bir cephe kurmaya çalışıyorlar. Her ne kadar adına açıkça “Kemalist Cephe” denilmese de, cephe bileşenleri, yürüttükleri politikalarla bunun Kemalist bir cephe olduğunu fazlasıyla gösteriyorlar. Kemalizm’in, Hitler’e, Mussolini’ye esin kaynağı olacak kadar ırkçı/faşist bir ideoloji olduğunu ortalama tarih bilgisine sahip her insan biliyor. Bu faşist ideolojiyi açıkça savunma cesareti gösteremeyenler, Kemalizm’in en sadık savunucularına/teorisyenlerine ve faşist ideolojisine sahip çıkarak, onlarla birlikte hareket ederek gerçek amaçlarıyla birlikte gerçek niteliklerini de ortaya koyuyorlar. Kemalist bir cephe kurmanın zeminini hazırlamak ve kaybedilen mevzileri tekrar geri almak için son yıllarda birçok karanlık eylem yapıldı. PKK ve Öcalan’ın "silahlı mücadele dönemi kapanmıştır” dediği ve gerillaları Güney Kürdistan’a çektiği hesaba katıldığında, karşılıklı, danışıklı, ortak ve kör eylemlerin yeniden başlaması, derinlerde hazırlanan Kemalist projenin bir gereğiydi kuşkusuz. Bu karanlık eylemlerden dikkat çeken ve her hangi bir açıklaması hâlâ yapıl(a)mayan “Dörtyol” ve “Reşadiye” eylemleri hâlâ hafızalarda canlılığını koruyor. Askeri alanda bu tür karanlık eylemler yapılırken, legal alanda da CHP liderliğinde “Cumhuriyet Mitingleri” adı altında karanlık eylemlerin meyveleri toplanmak istendi. Bu illegal ve legal eylemler bir bütündü ve tek merkezden idare ediliyordu. Kemalistlerin ilk etapta umutları, yarattıkları kargaşanın askeri bir darbe ile sonuçlanmasıydı. Darbeden yana gittikçe umutları azalan Kemalistler, tüm ağırlıklarını legal alana verdiler ve Genelkurmay’ın siyasetteki sözcüleri olan MHP, CHP ve BDP iktidarı için kolları sıvadılar. Derinlerde var olan çirkin ilişkiyi legalleştirmek, meşrulaştırmak ve yavaş yavaş bunun sindirilmesini sağlamak istiyorlardı. Önce “Şeriat tehlikesi”, tutmayınca da “AKP faşizmi” gibi söylemlerle bazı demokrat ve samimi insanları da etkilemeyi başaran Kemalistlerin oyununu bozacak olan tek yer Kürdistan’dı. Çünkü beslendikleri alan Kürdistan’dı ve burada kontrol dışı bir gücün varlığı hesaplarını alt-üst edebilirdi. Çözüm, Kemalizm’in Kürd ayağı PKK’nin Kürdistan’da tek güç olmasını sağlamaktan geçiyordu. Ve ne yazık ki bunu 12 Haziran seçimlerinin arifesinde gerçekleştirdiler. Hâlâ anlaşılamayan nedenlerden dolayı birçok Kürd politik kişi ve kurumu ’durup dururken’ PKK’nin politikalarını destekleme kararı aldılar. Seçim sonrası sandıkta beklenen sonuç alınmasa da, PKK’nin Kürdistan’daki muhalefeti eritmesi ve peşine takması Kemalistler açısından büyük bir kazanımdı. Kürd muhalefetinin PKK’yi destekleme kararı ilk günden itibaren duyarlı Kürdler tarafından kuşkuyla karşılandı; kendi tabanları dâhil… Hatırlanacağı gibi, PKK politikalarına verilen destek, HAK-PAP’lı gençlerin sert tepkisine neden olmuştu. Ayrıca başından beri Kemal Burkay bu “birliğe” mesafeli davrandı; dahası rahatsızlığını sık sık yazılarında işledi. Aynı şekilde Devrimci Demokratlar içinde ciddi bir kesim bu “birliği” tanımadıklarını ve TDŞK adına temsilci(!) olarak bulunan şahsın hiçbir sıfatı olmadığını ve kendileri adına konuşamayacağını söylediler. Yeteri kadar dışarı yansımasa da, aynı sıkıntının diğer kurumların tabanlarında da olduğu biliniyor. Özellikle seçim sonrası PKK’nin rotasını açıkça çizmesi ve esas muhatabının Kemalist Sol olduğunu göstermesi, Kürd hareketlerinde var olan rahatsızlığı daha da arttırdı. Özgür Bireyler Topluluğu olarak, başından beri bu oyuna dikkat çektik ve duyarlı Kürdleri uyarma görevimizi yerine getirmeye çalıştık. 22 Ocak 2012 tarihli, “Kemalist Projenin Başarısı; Kürdler Cellatlarını Sahiplenmeye Başladı!” başlıklı yazımızda, faşistlerlerin, Ergenekon cellatlarının nasıl PKK ve Kemalist Sol tarafından meşrulaştırılmaya çalışıldığına dikkat çekmiştik. http://www.nasname.com/tr/10364.html PKK, derinlerde Genlkurmay ile var olan ilişkisini yavaş yavaş legal alana taşıyor. Genelkurmay’ın basın ve siyasetteki temsilcileriyle artık açık açık ortak hareket ediliyor. Bu çirkin ilişkiyi gizleme gereği duymamalarının nedeni, kendilerini eleştirecek bir gücün olmayışıdır. Çünkü PKK ile “ittifak” kuran Kürdler, yaşanan çirkinliklere ses çıkar(a)mıyor. Zaten “ittifak” denilen şeyin amacı da buydu; muhalif ses bırakmamak… Önce askeri alanda ve gizlice, daha sonra siyasette ve açıkça yapılan işbirliği, şimdi de cezaevlerinde hayata geçiriliyor. Cezaevinde çıkan “Tutuklu Gazete”, hem Ergenekon hem de KCK tutuklularını bir kez daha bir araya getirdi. Bu gazeteyi ek olarak dağıtma görevini AYDINLIK, EVRENSEL ve BİRGÜN gazeteleri üstlenmiş durumda. AYDINLIK gazetesinin (Doğu Perinçek’in) içinde yer aldığı bir anlayışın niteliğini tartışmak bile abestir. Gazetenin yazar kadrosuna bakıldığında yine faşistlikleri, Kemalistlikleri, darbe sevicilikleri ve hem demokrasi hem de Kürd düşmanlıkları tescilli olan YALÇIN KÜÇÜK, MUSTAFA BALBAY, SONER YALÇIN ve TUNCAY ÖZKAN gibi insanların varlığı her şeyi açıklamaya yetiyor. Bu faşistlerle birlikte yazan iyi niyetli, temiz insanların varlığı ise, sadece bir süstür ve söz konusu faşistleri aklamak için bir araçtır. Yıllrca PKK içinde yer alan ve Öcalan’ın akıl hocalığını yapan YALÇIN KÜÇÜK, "PKK içinde devlet adına yer aldığını ve devletin çıkarlarını koruduğunu" açıkça söyledikten sonra Kürdler nezdinde itibarını kaybetmişti. Aslında bu bir skandaldı ama PKK bu konuyu özellikle unutturarak tartışılmasının önüne geçmeyi başardı. Anlaşılan ne YALÇIN KÜÇÜK PKK vasıtasıyla Kürdleri yönetme hevesinden vazgeçmiş, ne de PKK YALÇIN KÜÇÜK’ün akıl hocalığından… Uzun süredir var olan ittifaklara bir isim bulmakta zorlanıyorduk. Bu zorlanma, çirkin ilişki henüz herkes tarafından görülmediği için inandırıcı olamama kaygısından kaynaklanıyordu. Ama bu son birliktelikten sonra tereddüt etmeden bu birliğin adının ‘Faşist Cephe’ olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü bu yeni beraberliğe rağmen hâlâ birileri söylediklerimize kuşkuyla bakabiliyorsa, onları hiçbir delilin inandıramayacağı sonucu çıkıyor; bu da onların sorunudur kuşkusuz. İki kesime yönelik bir çağrımız vardır; Birincisi; Kemalizm’in faşist bir ideoloji olduğunu gören ve bu nedenle de Kemalist Sol ile aynı kefeye koymadığımız Kaypakkaya geleneği ile DSİP çevresine büyük bir sorumluluk düşüyor. Devrimci ve evrensel sol değerleri kullanarak faşist bir cephe kuran kesimlerle aralarına mesafe koymaları ve onların faşist niteliklerini ortaya koymaları gerekiyor. Böylece tahrip edilen, aşındırılan devrimci değerlerin tekrar yeşermesi için bir adım atılmış olur… İkincisi; çağrımızın birincil derecede muhatabı olanlar ise, PKK dışında kalan ve ulusal demokratik bir hareket olduğunu iddia eden Kürd kişi/kurumlarıdır. PKK’ye verdikleri ihtiyatsız destekle inandırıcı olma noktasında çok şey kaybeden bu kesimler, artık gizlenemeyecek bir hal alan faşist cephenin aktörleriyle tüm ilişkilerini koparmaları ve PKK’nin lanetli misyonunu teşhir etmeleri gerekiyor. Bunu yapmadıkları takdirde, ‘Kürdlerin faşist bir cephenin içinde yer almalarını sağlayanlar’ kategorisinde değerlendirilmekten kurtulamayacaklardır. Temennimiz bu kategoride anılmalarını engelleyecek adımları bir an evvel atmalarıdır. Son günlerde PKK'nin Kemal Burkay'a saldırması, tekçi zihniyetinin değişmediğini/değişmeyeceğini bir kez daha gösterdi. Bu saldırının esas amacı, Kürdler üzerindeki tekçi hegemonyasının sarsılma olasılığıdır. PKK'nin saldırılarına şimdiye dek sessiz kaldı HAK-PAR ve PSK. Ancak Murat Karayılan'ın son çirkinliğinin PSK'den tepki alması olumludur ve PKK ile yürünemiyeceğinin de göstergesidir. Murat Karayılan'ın son açıklamasına en başta, PKK ile ittifak kuranların tepki göstermesi ve artık bu çirkinliğe ortak olmayacaklarını belirtmesi gerekiyor. Aksi takdirde bu çirkin saldırının ortağı olurlar... PKK öncülüğünde faşist cephede yer alanların, kendi dışında kalan Kürdleri “AKP'li” olarak suçlaması çok anlamsızdır. Birincisi, faşistlerle ortak bir cephe kuranların başkalarını başka birileriyle ilişkili göstermesi ciddiye alınmamalıdır. Çünkü Kemalizm’den daha kötü, daha çirkin ve daha utanç verici bir müttefik olamaz. İkincisi, AKP’nin devletçi, ırkçı politikalarının en büyük destekçileri, AKP’den daha geri olan Kemalizm’i “kurtuluş” olarak, alternatif olarak sunan PKK ve çevresidir. Kemalisler AKP’ye saldırdıkça AKP güçleniyor. Çünkü saldıranlar AKP’den daha geridir ve bir gömlek daha iyi (kötünün iyisi) olan AKP halktan destek alıyor. Şayet AKP eleştirilirken, alternatif olarak demokrasi, insan hakları ve Kürdlerin ulusal/doğal haklarını savunan bir anlayış savunulsaydı zaten AKP gerilerdi. Kemalizm gibi ırkçı/faşist bir zihniyet aşılmadan AKP’yi etkisizleştirmeye çalışmak sonuç alıcı olmadığı gibi sadece ve sadece daha kötü olan Kemalizm’in canlandırılmasına (güncelleştirilmesine) hizmet eder… Haber/Yorum