'Çarşamba'yı Sel Alsa, Kadın Tıraş Olsa..'
Kadın susyor. Onun yerine erkek konuşuyor. Öyle ya, erkek miletiyiz. Dünyaya damgamızı vurmuşuz çağlardan beri. Kadın ne zaman konuşacak? Erkek bağırıyor hemen. Onun ağzını tutan mı var? Konuşsun!... Konuşmuyorsa, o zaman kadın hakkını neden erkek savunsun!... Tıkanıyorum. Ve posbıyıklı, eril yürekli bir erkek de olsam. Erkek safına geçiyorum. Çünkü yerim orası.Onun içinde en ufak bir edimde bulunan kadının yanında çarpar yüreğim. Ama o yoksa, ben neylerim. Canım sıkılıyor. Canım sıkıldığı zamanlarda ise hiç yazmıyorum.
İşsizliği On Günde Çözerim (*)
Nasname Heber/Yorum
Bu haftaki Av-Görleri’nin kendilerince manşeti şöyle:Öcalan: AKP yol ağzında, bir tercih yapmalı şeklindedir. Biz ise; ‘İşsizliği On Günde Çözerim’i uygun gördük. Tarih var. İSTANBUL /18.04.2008 . Mahreç yok. Bizim aldığımız yer:KP!.. KP’nin açılmını da siz çıkarın.
SPOT:
‚...Ben şirketler, tekeller konusundaki bilgilerimi daha da geliştirdim, netleştirdim, geliştirmeye devam ediyorum. Bunlar bu kadar kar ederken, halk açlığa ve işsizliğe mahkûm ediliyor. Bunlar bilinçli bir politikanın ürünüdür. Güneydoğu Anadolu Projesi dedikleri de böyledir. Kamyonlar devriliyor, içinde mevsimlik işçiler var, hepsi de bizim bölgenin insanları. Geçen yine bir kamyon devrilmiş dokuz işçi ölmüş, her yıl bu şekilde yüzlerce işçi ölüyor. Urfa'da işsizlik sorunu var diyorlar. Urfa toprakları on milyon insanı besler, bana fırsat verseler bu topraklarda on günde işsizlik sorununu çözerim."
*
Geçelim yorumlamaya:
Ama ondan önce, geçen haftalarda yaptığımız yorumlardan dolayı bazı olumlu ve olumsuz tepkiler aldık. İki şıkta toplanıyordu tepkiler:
1-Hoca, ‘Biraz daha alaysız ve küçümseme şeklinde yazmasa, daha iyi olur. Makul ve uygun bir üslup size de, hoca’ya da daha çok kazandırır”.
2-Zevkle okuduk ve bizi güldürdün. Sağol. Varol. Çok yaşa, şeklindeydi.
Biz şunu söylüyoruz:
Ben şahsım adına alayı, küçümsemeyi ve yermeyi ayrı, mizahî/işi biraz da doğal üslubumla vermeyi ayrı görürüm. Sevgili ‘kardeşim’ Aziz Gülmüş, salt mizah ve apolitik takılıyor. Dikkat ettiyseniz; birinci tekil şahısla, kendisi etrafında dönen durumları enfes bir mizahla anlatıyor. Bu onun tarzı ve ona yakışıyor.
Ben ‘abisi’yim. Benim adım Şükrü Gülmüş. Ben de birinci tekil kullanıyorum. Ama son otuz yılım politik mecrada ve özellikle de Öcalan ve onun teşkilatında geçti. Yapacağım mizah da politik olacak, daha çok Öcalan, onun teşkilatı ve bu sistemin çarpıklarına çomak sokmak olacaktır. Yani bir an Aziz ve Şükrü’yü yer değiştirin!...
Ne olur?
Bir felaket olur!
Tıpkı; cımbız ve jiletin yer değiştirmesi gibi.
Cımbızla fazla, istenmeyen kılları tek tek alırız. Cımbızlamaya adı. Ya bir de jileti düşünün, keser atar, tertemiz eder. Cımbızı sakala, jileti yanak ve kulak kıllarına bir deneyin. Deneyin de manzarayı seyreyleyin.
O zaman; Aziz Gülmüş; Mizah yapar.
Şükrü Gülmüş: Politik Mizah.
Ben abisiyim. O kardeşim. Bir (P) harfim ondan fazla olsun. Hoş kıyamet mi kopar. Öyle değil mi Azizim?
*
Aziz ve Şükrü yetmezmiş gibi bir de araya Metin Delikan dostumuz bu Av-Görlere dadandı. İyi de etti. Valla şahsım adına sevindim. Çünkü yüküm hafifledi. O bahse konu bile etmeyeceğim tüm konulara el atmış. Elleri dert görmesin. Ha, bakın şunu söyleyeyim: Beni beğenmeyenler, istemeyenler.. Yani ‘Hoca Rêberimizle alay ediyor... Değerlerimize saldırıyor... Dil uzatıyor’ diyenler sayın Selim Acar’ı ve Metin Delikan’ı okusunlar. Ama beni okuyacaklarsa da ben ne yapayım? Valla kırk büklüm olmam. Saygın ve değer olmayan ne SN derim ne de ciddiye alırım. Ciddiye almaya kalksam; kendime olan saygımı yitiririm.
Şimdi hep beraber şöyle bir yazılanlara ve bize ulaştırılanlara bakalım. Ben bunları ciddiye almak zorundayım. Çünkü yazılı olunca bir ‘kızılkurt’ kelimesi de kayda geçiyor. O zaman yazmasınlar. Bize sunmasınlar. Biz de yorumlamayalım.
Geçelim mi ‘Çarşambayi Sel Alsa’ faslına?
De buyurun:
Bayanlar baylar,
Bu hafta menümüzde neler var?
Kavram olarak, oldum olası ülkeme ‘Doğu/Güney Doğu’ denmesine gıcık kaparım. İsterse bu bir ‘proje’nin ismi bile olsa.. Ve var sayın ki; Öcalan -günün birinde dışarı salındı. (Leyla Zana’nın 1010 yılında o... aramızda söylemini hatırlayın). Ve direkt olarak Diyarbakır’a gitti. Belediye koltuğu hazırlandı. Acaba diyorum; ondan sonraki hareketi ne olur?
a-Doğu Güney Doğu Belediyeler Birliğini mi kurar..?
b-Yoksa Kürdistan Belediyeler Birliği’ne mi yol alır?
Mesela dedik canım, mesela. Leyla hatuna arka çıktık. Biraz destek verdik...
Ama yönü Urfa’ya olanın kıblesi belli bence. On günde ekonomiyi düzeltecek ile Maşallah-Öcalan diyaloğumuz ne güzel oturdu. 6 ayda Alman ekonomisini düze çıkaracak olan zat, elbette 10 günde Türkiye’yi düze çıkaracaktır. Bundan gocunacak, alınacak ve kıskanılacak ne var ki?
*
Bir önerimiz var hazret’e:
Öneri şu: İmralı’da Neo-Kemalist Akademi açsın!..
Başta Taha Akyol olmak üzere, tüm eski ve yeni Kemalistlere ders versin. Onları sınava tabi tutsun. Madem kendisi “her yere akademi kurun” diyor. Önce o kursun. Ve başına geçsin. Öğrenci konusunda sıkıntısı olmaz. Hatta EpikorusvarÎ adına ‘Bahçeciler’ değil ADALILAR AKADEMİSİ desin. Bizce bunu yaparsa biz daha çok rahatlarız. Böylece İmralı Mezunu ve İmralı diplomalılar dönemi başlar.
Şiarlar Arası Fark
"Türkiye'de Hürriyet Gazetesi Türkçülüğünü geliştirdiler. Hürriyet her gün "Türkiye Türklerindir" diyor. Barzani de "Kürdistan Kürdistanlılarındır" diyor. PKK'yi de bitiremezler. Türkiye'ye insansız uçakları satıyorlar, her türlü yüksek teknik silah veriyorlar, PKK'ye saldırtıyorlar. PKK içinde kendilerini geliştirecek bir zemin, bir imkân sunuyorlar. Aslında Amerikanın bu tutumu her iki tarafa bir tehdittir.
Burda ciddi bir saptırma var.
‚Türkiye Türklerindir’ ile Kürdistan, Kürdistanlılarındır’ çok farklı.
Birincisi; TC Devletinin tek bir Türk’e mülk yaparken, diğer aynı anatopraklarda yaşayanı kapsıyor. Yani ‚Kürdistan, Kürdistanlılarındır’ doğrudur. Kürdistan; Kürdistan’da yaşayan ve burda yaşamayı kabul eden, Ermeni’nin, Yahudi’nin, Süryani’nin, Arabın, ve hatta Türk’ündür de.
Kürdlük bir etnik kimlik, Kürdistanlılık ise; topraksal birliktir.
Sonra bunu güney Kürdistanlılar, ve özellikler Barzaniler nerde kullandı ki? Bunu nerden uyduruyor. Her şeyde atma olur ama burda atışlar, ters teper.
Kendisi İçin Sınırsız Öcalan
Bakın ne diyor?
"Ben otuz yıl önce de 1970'lerin ortalarında bu mücadeleyi geliştirmek istediğimde DDKO, KUK, Ala Rızgari gibi birçok engel çıkardılar karşımıza. Baktım ki bu örgütlerin hepsi bir şekilde bir yeri tutmuş, bunun gelişmesi için engel. Bu örgütlerin her biri bir yeri tutmuş, birisi Urfa-Bingöl hattının doğusuna geçemezsin diyordu, ben zorlayıp geçtim. Öteki bir taraftan Hakkari'yi tutmuş burayı geçemezsin, birisi sınırı geçemezsin, öteki burayı geçemezsin, şurayı geçemezsin diyordu. Ben de hayır, sınırlar kalkmalı her yere geçebilmeliyiz, gelişebilmeliyiz dedim, onları zorladım, sınırları aştım."
Bu konuda, senin amaçlarına ulaşman için bir kılıç olarak kullanıldığım için kendimi asla affetmiyorum. Ve ‘Doğru Yolu Kavrayalım’ anamanisfeto’da bu fetvayı yıllar sonra fark ettim.
Mardin il teşkilatının ilk kuruculuğunu kabul ettim.
İlk işimiz, Nusaybin’e çıkarma yapmak oldu. Onbeş gün boyunca ‘Anti-Apocu ilkede birleşenler’e karşı savaştık. Belden aşağı kararımızla gerçi kimseyi öldürmedik ama en az yirmiye yakın yaralamamız oldu. Tam bir terör estirdik. Buna da ‘Devrimci Şiddet’ dedik iyi mi? Ne bileceğiz ki senin gazına gelmişiz. Acaba; Kızıltepe’de evimde yapılan toplantıda ‚Bu saatten sonra, burjuva ve küçük burjuvazinin Kürdistan’da yaşama hakkı yoktur’ belirlemenle bir hafta sonra üç cepheden saldırı başlatı seninkiler.
Hatırlar mısın?
Sanmıyorum.
Çünkü Toto Kamer gibi karar verir ve kaçarsın. Olan bize olurdu. Ama bir küçük araştırmamla Kör Silahör denen pravaktör ve ona benze bir kaç kişi derdest edildi. Ben Kurtuluş, DDKD ve KUK hareketinin ileri gelenlerine durumu ilettim Ve özrümüzle beraber; adamlarımızın kulağını çektik. Lakin, yara yara gittik. Bunu durdurmak mümkün değildi.
Biz sorumluyduk ama; aynı Mustafa Kemal gibi Topal Osmanların, Yahya Kaptanların çoktu. Bunlar sen de söyle… Söyle ki bir ben söyleyince ‚itirafçı’ olmaktan kurtulayım. Bizim iç bağırsaklarımızı temizlemeye ihtiyacımız var.
Sınırsızdın.
Sınıra vuruyordun.
Lakin bir tek kendin için sınır tanımıyordun.
Keşke sende eline bir çakı alsaydın. Keşke seni de bir kaç eyleme soksaydık. Ama sen Ankara’da Abdullah Abi olmuştun. Biz gelinceye kadar Abilerin Abisi Abdullah’tın.
Vay be…
Eline çakı dahi almayan bir kabadayı gördünüz mü?
Bu nedenle sana her sözüm; önce kendimedir şahsen. Seninle büyüyen mürit çocuklar elbette bana kızacaklar. Çünkü ben SEROK ve RÊHBER’lerine karşı konuşuyorum.
Bu başlı başına suç!..
Biz Bacca Dedik O Pippa Diyor
"Benim daha önce kadın ve tecavüz kültürü konusunda söylediklerimi bu son olay, barış gelini Pippa olayı da sembolik olarak doğruladı. Beyaz gelinlik giymişti. Ben daha önce de söylemiştim; gelinlik değil kefen aslında. Bu sadece bir olaydır, her gün bunun iki katı olay yaşanıyor ve her gün iki kat tecavüz yaşanıyor. Bu vesileyle Pippa'yı da anıyorum."
Menşet haberimizden haberi yok.
Biz bunun önlemini aldık. ‚Barış Şehidi Bacca’ söylemimizi es geçiyor.
Ama herşeyde de bir akademidir tutturmuş. Ve kadınlar… Kadınlar.. Yine kadınlar…
Aslında bu bir sapkınılk durumu.
Bakın iki hafta önce ne demiştik. O zaman vermedik. Buraya denk düşüyor.
Verelim eski yazdıklarımız:
*
Canım bugünlerde hiç bir şey yazmak istemiyor. Bazen ‘yeter be xoca!.. Bunca yazdın bişey değişti mi?’
Düşünüyorum.
Düşünüyorum.
Düşünceden düşünceye atlıyorum.
Sağa vuruyorum. Sola vuruyorum. Ölçüyorum. Tartıyorum ve -çocukken yaptığımı şans oynunun ibresini hırsla çevirir gibi- ibre; Yaz’da duruyor.
Peki ne var karşısında; yazacağım konunun.
Hayret bişey ama konu: Kadın.
Soruyorum: Peki kadınsa kadın!.. Ey kadın, nedir senin adın?
*
Kadın susyor.
Onun yerine erkek konuşuyor. Öyle ya, erkek miletiyiz. Dünyaya damgamızı vurmuşuz çağlardan beri. Kadın ne zaman konuşacak? Erkek bağırıyor hemen. Onun ağzını tutan mı var? Konuşsun!... Konuşmuyorsa, o zaman kadın hakkını neden erkek savunsun!...
Tıkanıyorum.
Ve posbıyıklı, eril yürekli bir erkek de olsam. Erkek safına geçiyorum. Çünkü yerim orası.Onun içinde en ufak bir edimde bulunan kadının yanında çarpar yüreğim. Ama o yoksa, ben neylerim.
Canım sıkılıyor.
Canım sıkıldığı zamanlarda ise hiç yazmıyorum.
Nokta.
Yazma iştahım kesildi.
20 Nisan 08



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz