Anasayfa | Nasname Edebîyat | Şükrü Gülmüş | -Dirilişin Öyküsü’nün Hikayesi-

-Dirilişin Öyküsü’nün Hikayesi-

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image Küçük ve Büyük Kafa Kafaya Verdi...

Hoca Şam’dan Almanya’ya uçtu. Yaver Karasu onu karşıladı. Çantasına tüm dükümanları yerleştirdi. Havaalanından yolculadı ve hoca Atatürk Havaalanına indi. Polisler ‘Hoşgeldin’ dedi. Savcıya gitti. Çantayı teslim etti ve Fikret İLKİZ denen Av. Müdahelesiyle -kefaleten- serbest bırakıldı. Peki bilin bakalım nereye gitti? Kendinizi yormayın asla bulamazsınız!.

Veya Değişim mi? Yanardönerlik mi?
Sevgili arkadaşım Metin Delikan’ın göreve başmasıyla, kolum-kadandıma derman geldi, Nasname’miz taze kan aldı. Önce -çok gecikmeli de olsa- O’na teşekkürlerimi sunuyorum.
Bir teşekkür de, bugünkü Taraf’dan aldığı şu haber için; ‘Ulusalcılık ve Yalçın Küçük’. Bu adı geçen zatların ikisini de gayet iyi tanıdığımı bilirsiniz. Son on yıldır; O’nunla, sistemi ve İmrocu anlayışla mücadele içindeyim. Kuşkusuz O dururken sıra asla ve asla Yalçın Küçük Hocamıza(!) gelmedi ve gelmezdi de.
Neden?
Çünkü onun bizde özel görevli ve çifte kulak olduğunu -İstanbul’a- basına ayağımı atar atmaz anladım. Ve belki de ilk kez O’na karşı politik davrandım. Biraz daha geride durup, durumları tam anlamak istedim. Yanılmamıştım. Ama ben asla ve asla O’nu alt edemezdim. O’nu karşıma alacağım zaman, otomatikman benim büyük şefim Abdullah Hazretleriyle karşı karşıya gelmek demekti. O’na karşı gelmek, TC Devletine karşı gelmekten katbekat zordu.
Ben bu, birinci yazımda; ‘Dirilişin Öyküsü’nün hikayesini çok kısa anlatacağım. Bu kitap benim için çok önemli. İçerik ve kapsam bakımından değil. Benim hayatımın çok önemli bir kararın kilometre taşını teşkil ediyor. Bu nedenle ben, bana yansıyan ve çoğu insan tarafından bilinmeyen hikayesinin bazı kenarlarına değineceğim.
*
Hocamız İçin Kitap Yazmak...
Yalçın Küçük’ü ben Ceyhan Cezaevinde tanıma olanağı buldum. Yüz yüze değil, yani ilk kez orda kitapları elime geçti. Ne buldumsa okudum. Yani ne yalan söyleyeyim; çok da yararlandım. Bayağı bilgi ufkumu açtı.
Onun için kitap yazmak; kıçıyla resim yapmak demektir.
Mübarek, çok konuşur, çok yazar ve yazdıkları da kitap olur. Elimize ulaşır. Dili de hafif ve kendini de okutuyor. Tekrarların en ünlüsü de Küçük Hoca’dır.
İkincisi çok konuşup yazamayan adam; bizim sabık başkandır. Farkı şu, O hep konuşur ama yazmaz/yazamaz. Onun yerine bu konuşmaları yazan onlarca, yüzlerce benim gibi yazıcı takımı vardı. Şimdi de öyle...
Bu Dirilişin Öyküsü’de böyle bir zamanda yapıldı.
Bu sefer yazıcı Küçük oldu. Konuşan büyük.
Yani Küçük hoca, Büyük’ün yanında yazıcı rolüne girdi.
Kitap yazıldı.
Tekst haline geririldi.
Hoca Şam’dan Almanya’ya uçtu. Yaver Karasu onu karşıladı. Çantasına tüm dökümanları yerleştirdi. Havaalanından yolculadı ve hoca Atatürk Havaalanına indi. Polisler ‘Hoşgeldin’ dedi. Savcıya gitti. Çantayı teslim etti ve Fikret İLKİZ denen Av. Müdahelesiyle -kefaleten- serbest bırakıldı.
Peki bilin bakalım nereye gitti?
Kendinizi yormayın asla bulamazsınız!.
Kafanızı ağırtmayayım.

Şükrü Başkanı’ın Sana Selamı Var!..
Ben, o zaman Yeni Ülke Gazetesi’nden aşağı inmiş, yerimi yardımcım Ferda Çetin’e bırakmış ve Özgür Gündem'in Genel Yayın Yönetmeni koltuğundayım. Tesadüfe bakın ki o gün de İsmail Beşikçi hocamız ve bazı dostlarla odada oturuyoruz. Yalçın Hoca destursuz içeri girdi. Başındaki kalpağı çıkararak, sanki kolorduyu teftiş ediyormuşçasına;
-Şükrü Merhaba!.. Başkanın sana selamı var!.. Bomba gibi haberlerle geldim. Başkanla uzun mu uzun, önemli mi önemli bir ropörtaj yaptım. Hemen manşetten girecez!...O’nu çok güzelleşmiş gördüm. Harika bir iş becerdik....
Gerek ben, gerek içerde oturanlar şoke olduk. Herkes; ‘Bu adam ne diyor? Kafayı mı yedi ne?’ der bir halde birbirine bakıyor. Ben hemen devreye girdim.
-Hocam hele geçin bir oturun. Bir nefes alın. Başkan bizim de sizin de hepimizin başkanı!.. Sonra biz burdan tüm başkanlarla bizzat telefonlarla ilişki içindeyiz. Bu Clinton olur, Gorbaçov olur, ve sayın PKK Genel Sekreteri Abdullah Öcalan olur.. Fark etmez. Siz getirdiklerinizi bize verin. Biz yazı kuruluna havale eder, en münasip bir şekilde kullanırız.
-Olmaz!.. Hemen hemen manşetten girmeniz gerekir!...
-Nerde röportajınız, fotolar?
-Savcı... savcı aldı?...
-Hangi savcı?..
-Fikret söylesene!.. Hoca'ya bak sen, hangi savcı diyor? Kaç gündür sorguda değil miyim? Beni sen kefaletle almadın mı?
..........................
Bu fasılı kazasız belasız atlattık. Demek elde belgeler yok. Ama hoca röportaj yapmış, çantasıyla gelmiş, polis beyler de alıp savcıya vermiş. Demek inceleyecekmiş...
Ben hemen o gece Avrupa’ya telefon ettim.
Merkez büroya sordum. Kendileri bir nushanın kendilerinde de olduğunu söylediler.
-Hemen fakslayın, emirini verdim. Ama sabaha kadar ancak faksla almışlar. El insaf  334 sayfalık kitap tutacak bir ropörtaj...
Ben sabah gazeteye gelince aldım.
Tomar tomar faks kağıtları.
Okumaya bile zamanım yok. Hemen yazı işlerinden birini çağırdım. (Faysal Dağlı)
-Faysal alın bu faksları okuyun ve bana durum hakkında bilgi verin, dedim. Ondan sonra ben normal işime devam ettim. Ama her Allahın günü, üçlü telefon aramalarına tabi tutuluyorum.
-Lübnan’dan Kanî Yılmaz..
-Avrupa Merkez Büro’dan Turgay Yıldız..
-Ve elbette mal sahibi Yalçın Küçük...
Hepsine de gerekli yanıtları veriyorum. En son Kanî ile bozuşma noktasına geldik. Bana telefonda -rahmetli- aynen şöyle dert yanıyordu.
-Ya hocam elini ayağını öpeyim, bu adam bizde ana avrat bırakmadı. Şu röprtaj neden hala yayınlanmadı?
-Vala o senin sorunun. Sıkıysa açıp bana söylesin. Sonra ropörtajı hocamız savcıya vermiş. Ben Almanya’dan getirttim. O da yazı kurulunda.
Tabi Öcalan bana direk söylemiyor. Ama Lübnan’dan Kani’yi, Avrupa’dan da Karasu’ya baskı uyuluyor. Kani ile samimiyetmiz vardı. Karasu ile daha zindandan beri kavgalı olduğumuzdan o karşıma çıkmıyor. Onun yerine Turgayı, Ali’yi Veli’yi devreye sokuyor.
Ama ben bunların hiçbirini dinlemiyorum.
Bir tek muhatabım Şam’daki Öcalan’dır.
O da üstüme geldiğinde nelerle karşılaşabileceğpini tahmin ediyor.
*
Bu Adam Saçmalamış!...
Faysal bir kaç gün sonra, teksti getirdi. Baktım üçte ikisi karalanmış. İçimden sevindim ama dışa vurmuyorum.
-Faysal ben sana oku, bir durum bildirimi yap dedim. Sen yarısından fazlasını karalamışsın.
-Onlarda bişey yokki hocam...
-Sen bu yazının kime ait olduğunu biliyor musun?
-Evet Abdullah Öcalan’ın.. ve Yalçın Hoca da onunla ropörtaj yapmış. Bunu bilmeyecek ne var? Yoksa benimle dalga mı geçiyorsunuz?
-Hayır Faysal, dalaga falan değil, ya bu adamın virgülüne de kimse karışamaz. Bunu bilmiyor musun?
-Vala ben karışırım. Düpedüz saçmalamış.
-Kim Hoca mı Başkan mı?
-İkisi de...
(Tabi bire bir konuşmalar böyle değil. Ama ben ortalama olarak böyle veriyorum. İşin özü temeldir.)
Ben hem sevindim hem rahatladım.
Çantama koyup eve götürdüm.
Sakin sakin okudum.
Ve kararımı verdim.
Ölümüm pahasına da olsa, bu ropörtajı yayınlamayacağım!...
Yeminime sadık kaldım. Vermedim. Yalçın hoca gidip Yeni Ülke’de Ferda Çetin’in boynuna bindi. Orda bir kaç hafta manşetten verdi. Bilmiyorum biz haber olarak bile verdik mi vermedik mi? Çünkü hemen ondan sonra gazetenin kapanma yazısı Avrupa’dan geldi.
Herkes şaşkın.
Ama ben bekliyordum.
Tabi o sayı şimdi önümde.
‘Alçak TC Gazetamiz Özgür Gündem’i kapattı!..’
Yalan ya.. Yalan!.. Gazeteyi Abdullah Öcalan kapattı. Biz suçu TC'ye yıktık. Kapanışta benim, Yaşar Kaya'nın ve Haluk Gerger'in yazıları var.

Vurun abalıya. Ve kapatılmadan sonra, Dirilişin Öyküsü’nün Hikayesi bitti. Romanı yazmaya koyuldum.
Devam edelim mi? Yoksa sil baştan ‘Bab-i Aliyi Basın!..’ dizisine mi başlayalım.
Ben karar veremedim.
Doğrusu hiç de buna, ne hazırım ne de ortam uygun. Ama Taraf bunu alınca, Metin dostum da hatırlatınca bir kaç satır karalamayı gerekli gördüm.
Selam ve selametle
7 Nisan 08

Yorumlar (3 gönderildi):

xort ciwanbû .. 08 Apr, 2008 12:26:14
avatar
Carek din tebrîk û daxwasa berdawamiyê bo nivîsên we Mamoste. Gereke em Kurd dîroka xwe vê carê ne bi devkî lê belê bi nivîskî bo nifshên pey xwe bihêlin.Wek rojnamegerekî serkevtî hûn ji alî xwe ve bi vî karî radibin.Berya ku hûn bibin dîrok, ji me re hûn dîrokê dinivîsin.Helbet em li hêviya hemû kesanin, ku rûdan û bûyerên ku ew nav de bûn, bo me ragihînin.
Mamoste, we ji me re dayexwiyakirin, bê dewleta tirk bi chi awayî rêberên PKK ,bêyî ku pêrgî zehmetiyekê bên û dibe ku wek hûn dibêjin bi hevkariyeka duqolî kurd û PKK bo xwe daye xebatê.
Nahlet li wan kesan bê û ew nahlet li ser wan kesan ta ebediyetê bimîne, yên ku tevî dewleta terorist ,gelê xwe yê xas bi terorê lal û bêhish dikin.
Xebata we xebateke xurt ji rojnamegeriyêye!Her berdewam be!
Serbest .. 08 Apr, 2008 07:07:55
avatar
Sevgili Sükrü Hoca Bence imrocu demekle cümleye noktayi unutuyorsunuz.

Cunku onlara en cok yakisacak isim bu degil : NEO-KEMALISTLER dir
a.a. .. 08 Apr, 2008 09:49:03
avatar
Kürd dirilişinin öyküsünü bir zamanlarda,KÜRD RUHU adına,çıkanların tertemiz ruhunu temsilen,MEMOSTEYé MéZİN bilgeliğiyle öne çıkan Şükrü Xoca lakabıyla tanınan ve Özgür bireyler misyonuyla yola çıkan VE Geçmişini dürüstçe yargılayan bir Kürdistan sevdalısını dinlemenin zamanı gelmiştir.
Bir yazar kendi ulusunun tarihini yazıp,halkına sunmakla tarihin muhattabı sayılan tarihsel yazar unvanını alır.
Ben sadece ''Dirilişin öyküsü'nün hikayesi'' başlığını okudum ve gerisini okuma gereğini duymadım.Benim bildiğim Memostayé mézın,sonucu nereye bağlayacağını çok iyi biliyordum ve ONUN verdiği kısa bir MESAJ dan bin makale yaratırım dercesine tanınan bir kürd bilgini.
Ben,seni çok iyi anlıyorum da ! olmuyor memosta,
önemli olan Kürd halkının seni öz ve öz olarak tanımasıdır.
Ve bir gün Reşili Xoca-Memosteyé Mezini Kürd halkı bağrına taşıyacaktır.
Biliyorum bu o kadar kolay olmayacaktır ama bir gün mutlaka bu olacaktır.
Kürdistan halkı adına,size ve yarattığın bir WEB-SİTESİNDEKİ Kürd yazarlarına minnet duyduğumu ifade etmek iştiyorum.
''KÜRDLERİN DİRENİŞİ'' Siz ve sizin gibi KÜRD yazar ve KALEMLER sayesinde ancak,haklılığımızı dünyaya duyurabilme şansımız ve kapımız olacaktır.
Kürdlerin direnişi müridlerde değil !akıl ve bilim denilen mantıkla hedefe ulaşacaktır.
Memosteyé Mézin,ben ve halkım size çok şey borçluyuz,Tarih bunun şahidi olacaktır. a.a.

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin