‘Söz Denizi’ ve Çıkar Denizi
Bir kaçgündür RojTv’yi izliyorum. İzleyince de bir tuhaf oluyorum. Ve izlediğimde eski günlerimi anımsıyorum. Bir türlü bazı şeyleri anlatamamanın derin ızdırabını yaşıyorum.
Bir kaçgündür RojTv’yi izliyorum.
İzleyince de bir tuhaf oluyorum.
Ve izlediğimde eski günlerimi anımsıyorum. Bir türlü bazı şeyleri anlatamamanın derin ızdırabını yaşıyorum.
Mesela,
Sanki hiçbir şey olmamış gibi; şahinşah, hazret konuşuyor. Kürdan şeklinde bir kaç kişi oturmuş, tanrı katında sanki. Put gibi. O konuşuyor, diğerleri bir mermer büst gibi sadece konuşulanları kafalarıyla onaylıyor. Tam bir mizansen. Öcalan da gaza geldikçe geliyor. Kerameti kendinden menkul. Gah monoloğlar gah diyaloglarla, dereden-tepeden konuşuyor.
Bir insan şunu düşünemz mi?
Kim bu adamı bu kadar enfes bir şekilde, toplumun gündemine sokuyor?
Bu değirmenin suyu nerden geliyor?
Peki o içerde, İmralı’da değil mi?
Yoksa birilerinin buna mutlak şekilde ihtiyacı mı var?
Bilmiyorum. Ama bence dün nasılki Öcalan’ın bu guruha ihtiyacı var idiyse, bugün de onları kendisine ihtiyacı var. Bunlar işin iki önemli figuranı. Yani alan da memnun satan da. Birbirlerini tamamlıyorlar. Bu ‘Söz Denizi’ aslında çıkar denizi olmuş. Herkes payına düşeni alıyor. Perdenin gerisinde bunu kim dizayn ediyor? Asıl bunu bulmak, ortaya çıkarmak ve teşir etmek gerek.
*
Bir Japon gazeteci, bir defasında kendisine şöyle bir soru sormuştu:
-Sayın başkan kitap okur musunuz?
-Ben kitap okumam. Ben insan okurum!..
Gazeteci çok tuhaf bir yanıt almıştı.
Lakin sorusunun arkasını getirmemişti. Bakın bu ‘Söz Denizi’ni izleyenler olduysa; şunu görecekler. Hazret;
‘Ben yeni kadını ve yeni erkeği yaratıyorum!.. Ekeği öldürüyorum. Öldürdüm de. Erkeği öldürürken de kadını yaratıyorum. Güzelleştiriyorum. Ve ne hikmetse, bunu yaptığımda tüm kadınlar bana geliyor. Git ağzını düzelt, git fiziğini düzelt!.. Ve güzelleştiriyorum. Benim olan toplumundur. Toplumun olan kadın benimdir.!
Mutlak güç ve mutlak otorite!..
Çıt eden yok.
Peki düşünün biraz gerzek herifler. Bunun Musoloni’nin dusturundan, Hitlerin felsefesinden ne farkı var? Musoloni’nin onbir ilkesini bikez daha yazıp, boyunuza mı asayım.? ‘Her şeyden önce, her şey şef içindir!..’
Onun için beste yapan teneke sanatçılar...
Sayın diyen yalaka siyasetçiler..
Onunla yatıp onunla kalkanlar...
Peki ne zamana kadar devam edecek bu riyakarlık oyununuz?
*
Yeni insan yaratmak!..
Bu ne demektir biliyor musunuz? Bunu peygamberler bile yaratamadı. Yaratmak inanışlara göre Allaha özgü bir meziyet değil mi? Yani –haşa suma haşa- Öcalan Tanrı mı? Peki o tanrı ise, bir kaç havarisi olacak. Siz geriye kalanlar kul değil misiniz? Kul olmayı da kabul ettik. Ama hem Allaha hem de Abdullah’a kulluk çok olmuyor mu? Abdullah kimin kulu? Onu sormayacak mıyız?
En önemlisi şu 4 Nisan Doğum safsatı bile, onun bir berer olduğu anlamına gelmiyor mu?
Beşer olan, doğar, büyür, gelişir ve ölür. O ölünce siz gerçek Alllahın huzuruna nasıl çıkacaksınız? Ama doğru ya, sizi obür dünya gibi bir derdiniz yok. Ve artık siz vicdan yerine cüzdenınızı düşünüyorsunuz?
Peki bize ne oluyor?
Eh bize de Gamsız Bekir olmak düştü.
Bir kaç kişiyi uyandırabilirsek, bir kaç kişiyi bu gafletin içinden çekersek yeter de artar diyoruz.
Bu yöntemizin bana ne kadar da Esat Oktay denilen celladın yöntemini hatırlatıyor.
Günde tam onaltı saat ayakta tutuyor ve baskı üzerine baskı uyguluyordu. Neden biliyor musunuz? Bizim düşünmemize bir saniye bile izin vermiyordu. Nitekim biz böyle bir ortam bulduğumuz an; direnişe başladık. Bir anda karşı-devrimci marşlar yerini devrimci martlar aldı.
Bu halk sakın ha sakın düşünmeye zaman bulamasın.
Bulduğu an, sizi tepe takala atacaktır başından.
Ya elinsaf, bu zavalı halk, haftanın beş günü eylemde.
Lanet bir durum hasılı.
Bizde karınca karınca yazmakla yetiniyoruz.
Yazacağız da.
4 Nisan 08



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz