Anasayfa | Nasname Edebîyat | Şükrü Gülmüş | Para-İktidar-Kadın...

Para-İktidar-Kadın...

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font

Daha da anlaşılması için bu üç harfi açayım: Para-İkitdar-Kadın

Para:Dünya denilen gezegenin efendisi.
İktidar:Onursuz bir korkunç mekan.
Kadın: Para, İktidar ve erekek egemen Dünyasının olmasa olmaz süjesi.

Bence bu kadar tarif yeter.
Ben, hayat ananın çocuğu, sokakların kanununa göre yetiştim. Arkadaşlık kültürünün ürünü olduğumdan hiç birine de, hiç bir zaman tam olarak sahip olamadım. Onlar beni elde etmek istediklerinde ise avuçlarını yaladılar. Haylaz bir çocuk gibi her defasında kaçmayı becerdim. Ve uzaktan; yalın ayak, baş çıplak, aç bilaç da olsam keyfimce nanik çektim bu hınzır üçlüye.

Üç yıllık memuriyet hayatımda; her ayın onbeşi geldiğinde para yerine cebimde akrepler oldu.
İktidarların medeniyet yularını takmadım. Asileri oynadım.
Kadından hep kaçtım. Ama ne onsuz oldum, ne de onunla mutlu oldum.

Size bu Nisanbir’de iki olgudan bahsedeciğim.
Yani para ve kadından.
Zaten iktidarım hiç olmadı.
Eğer on yıllık Nasname sahipliği ve yayın editörlüğü iktidar görülecekse; evet benim de bir iktidarım oldu. Bunu kimseyle paylaşmadım. Çünkü hak eden ve benimle ortaklık kuracaklar çıkmadı. Çıkanlar hep bana ‘Davul senin boynunda ama tokmak bide de olsun’ dediler. Ben, “hayır, olmaz” dedim. Eğer iktidarıma ve malvarlığım Nasname’ye ortak olacaksanız davulu sizi de boyunuza geçireceksiniz. Öyle bekara karı boşamak yok. Ben bunu Abdullah Efendi sisteminde gördüm. Davul hep boynumda oldu, tokmağı o vurdu. Ve vura vura da artık takat kalmadı. Hatta Bekçi Murtaza’nın sözünü kendime çevirdim.

Görmüşüm kurs.
Almışım terbiye.
İmralı dedi ki...., diyordum onlara.

*
Bu on yıllık Nasname yaşamım benim en renkli romansal çalışmamı kapsar.
İşte bu on yıllık zaman diliminde size iki olguyu anlatayım.

Bir gün... Ki dardaydım. Beter bir parasızlık çekiyordum. Dilenmeye de artık yüzüm kalmamıştı. Bu Nasname’yi de kapatamıyordum.
Bir telefon aldım.
-Merhaba. Şükrü Gülmüş’le mi görüşüyorum?..
-Evet. Buyrun.
-Size parasal yardımda bulunmak istiyorum. Nasıl para yollayabilirim.
-Sayfada kontom var. Oraya yollayın, dedim ve kapattım.

Daha üç gün geçmeden yine bir telefon geldi.
-Buyrun.
-Ben daha önce telefon etmiştim. Size 2 BİN Euro yolladım. Aldığınızda haber verin.
Kontoma baktım. Gerçekten para gelmişti. Ve tuhaf oldum. Oysa ben, benimle kafa bulan biri sanmıştım. Hayret ettim. Korkunç sevindim. Borçlarımı ödedim. Server yıllığımı ödedim. Bir iki teknik ihtiyacımı karşıladım. Kızımı yanıma aldım. Yemeğe gittik.  Kızım zeki bir insan;
-Hayrola baba, gözlerinin içi gülüyor. Bu ne sevinç?.
-Sorma. Ne yersen ye. Bugün mükellef bir yemek yiyelim seninle.

Yedik, içtik ve ona biraz da harçlık verdim. Ve içimden ‘Offf be... Hayat varmış. Hem karnım doydu, hem borçlarımı ödedim, hem de kızıma ilk kez bir babalık ettim...Valla kimsen Allah senden razı olsun..’
Sahi bu adam kimdi, neciydi, neyin nesiydi? Bilmiyordum. Telefonu da yoktu.
Bekledim.
Aradı. Teşekkür ettim. Ve sordum.
-Ya birader kimsin? Neyin nesisin? Neden bana böyle bir yardım ettin ki?
-Ya Hoca sorma. Ve ne zaman ihtiyacın olursa bana bir Hawar çek yeter.
-Vala ne diyeyim? Demek senin gibi insanlar hala var.
-Dert değil. Dediğim gibi ne zaman ve ne kadar ihtiyacın olursa hazırım. Ne sen sor ne ben söyleyeyim.
-İyi. Allah razı olsun daha ne diyeyim...

Geçtim.
*
MSN adresime biri girdi. Ve bir kadın. Habire eleştiriyor. Ben ise onu hep tersliyorum.En sonunda o kadar canımı sıktı ki. O’na; ‘Bana bakın. Siz kadın değil, bir ereksiniz ve bir Apocusunuz. Ben böyle numaraları yutmam. Kim olursanız olun. Benim karşıma çıkmadıkça sizi muhatap alamam’ dedim.

Ama nasıl ısrarlı, nasıl iddialı biri.. Bir görseniz.
Sanırım ona “sen bir erkeksin” demem gururuna dokunmuş olacak ki;
-Sizinle görüşmeye varım.
-Okey. Nerde ve ne zaman isterseniz.

Ülkesini, şehrini, saatini ve buluşma anımız kararlaştırdık.
“Gideceğim” dedim. “Bu herkimse.. Neciyse.. İster bir melek, ister bir kelek ister celladım olsun.”
Arkadaşıma söyledim. Bana ‘Sen deli misin? Seni tuzağa çekmedikleri ne malum? Bırak ne hali varsa görsün. Böyle şeylerle ne uğraşıyor ne kafa yoruyorsun. Bir sıkıntısı varsa o gelsin. Onun alanına gitme’ dedi. Ama ben karar verdim. Gidecektim. Kafama taktım bunu.

Görüşmeye bir gün kala, benim meçhul görüşmecim; ‘Madem gelmeye karar verdin o zman kendime de sana karşı da dürüst olmalıyım. Bu benim mahlasım. Gerçek adım budur’ Bende bu isim bir çağrışım yapmadı. Biraz daha derinleşince bilgiler tanıdım. O zaman durum değişiyordu. Daha da rahatladım.

Onunla aynı mekanı paylaşmış ama çok yakın ilişkim olmamıştı. Ki buralar romanlık konunun detaylarına girer.

Gittim.
Gördüm.
Ve kelimenin tam anlamıyla Ye-nil-dim.

Bu yenilgimin nedenleri tamamıyla benimle ilgiliydi. Biz erekek milletinin genel zaafıyla beraber benim geçmişte doyurulmamış duyguların, susamışlığın, duygusallığın bir birikimiydi. Tam anlamıyla Örümcek Kadının Öpücüğünün ağına düştüm. O bana Dino diyordu. Bense ona Nisan dedim ve bu ilişkim beni yaraladı. Bir Nisan yağmuru kadar sürdü.
Zaten oldum olsa bu alanda işlerim; teşebbüs harika, gelişim mükkemel, sonuç berbat!.. Demek bende bir arıza var ve ben bu konuda becereksizin tekiyim.

Es geçtim.
Ama rasmen yenilgiyi kabul ettim.
Kimbilir belki de kadın; ona mahlasla hakaret etmenin, reddetmenin bir başka türlü intikamını aldı. Boşuna; ‘Eşler arkadan, sevgililer yürekten hançerler’ dememişler. Sahi Nisan’ı sevdim mi? Bilmem. Buna sevgi denir mi? Ben bir tek şey anladım; gçemiş yılların yaşanmamış duygular bir gölet oluşturmuş içimizde, bir damlacık bakana, balıklama atlıyor ve göletimizde boğuluyoruz.

İşte yeni BİRNİSAN
Ve yine o güne binaen son satırlarım.
Nisan, BİRNİSAN gibi kaldı.
Belki de bir şakaydı.
Kimbilir?

*
Ben Nasname teknemle yine ummanlara ve dünya ölçekli bir diktatörün hakim olduğu adaya doğru kürek sallıyorum. Bir ara Güney Kürdistanlılara Diyarbakır’daki, Termos Olayı ile çocukların ölümüne sessiz kalmalarından dolayı bir ironik sataşmalı haber yaptım. Orda bulunan bir arakadaşımın çocuğunun fotosyula Güney Kürdistan Çocuk Bakanlığı olarak bir açıklama yaptım.
Hayret bişey ordan tepki geldi.
‘Hoca bizim yerel hükümetimizle alay ediyor’ dediler.
Buna canı çok sıkıldı. Ve şöyle bir şey yazdım.

Hawar...Hawar.. Kürdlükten istifa etmek istiyorum Hawar!..dedim.
Bu sefer benim Hawar devreye girdi.
-Ne oldu Memosta? Durum çok mu vahim?
Ben neye uğradığımı şaşırdım. Ben nereye vurdum, nerden ses geldi?
-Var, dedim. Seninle görüşmek istiyorum.
-Tabi ne zaman istersen!...
-En kısa zamanda ve senin istediğin yerde. Senin yolladığın bir kısım parası duruyor. Bununla yola çıkarım.

Yer, zaman ve saatine kadar belirledik.
Ve yine bir arkadaşıma haber verdim.
Bir görüşmem var. Araba tutsam benimle gelir misin? Konuyu anlattım. Bu da ‘Ya sen delisin.Böyle bilmediğin tanımadığın adama insan gider mi? Belki de bu bir yem. Seni esas alana çekiyor. Vuracaklar seni.’
Ona, ‘Tamam  da sen benimle gelir misin, gelmez misin? Sen bir yerde bekle. Ben görüşürüm. Eğer bişey olursa sen geri dön. Olmadıysa beraber döneriz.’

Tamam. İkna ettim.
Araba tuttum.
O şoför ve ben yolcu.

Gittik.
Adam tam tarif edilen yerde bekliyordu. Ona ‘Ben yanlız değilim. Yanımda arakadaşım da var’ dedim. O da bana gülerek ‘İstersen ordunu çağır ve gel.’
Arkadaşıma el ettim. Geldi. Beraber yemeğe gittik. Yemekten sonra baş başa görüştük. Ben ona, o bana açıldı. Ve bana;
-Seni ne kadar rahatlatır?
-Amacım bürolaşmak.. Bir yılllık.. Ayda bin euroya ihtiyacım var.
-Yani ne eder? 12 Bin euro mu?

Elini cebine attı. Zarftan çıkardığı 24 adet beşyüz euroluk paraları saydı.
-Al. Ananın ak südü gibi harca. İster git kumar oyna, ister ye iç, saç, ister Nasname’ne harca...Bu kara para filan değil. Alnımın teriyle kazanmışım. Seni Yeni Ülke’den beri takib ederim. Bu Kürdlerin sana ve Nasname’ye ihtiyacı var. Sen ve Nasname’en yaşamalısın. Ben vakti zmanumda Kamuran Bedirxan türü bir Kurdistan Gazetesi çıkardım. Hayat beni başka taraflara itti. Param oldu ama iddelallerimden uzak düştüm. Bunu sen sürdürüyorsun. Bunu bırakma. Başka da bişey istemiyorum. Ve sen beni tanımıyorsun. Ben seni hep takip ediyorum. Her gün ve her saat. Doğru yoldasın. Devam et. Bunu yaşat.

Tekrar teşekür ettim.
Yemekten sonra otele yatırdı.
Onun da parasını verdi. Hatır isteyip ayrıldı.
Ogün bugün onu hala görmedim.

Gittim.
Gördüm.
Ve şad oldum.

Demek böyle insanlar da var hala. Ve ben Hawar gibiler oldukça, sırtım yere gelmez. İdealleri için dilenenler onurlu insanlardır. Ve onlara her zaman yardım edecekler çıkacak.

İşte iki güzel anım.
Biri acı, bir tatlı.
Hayat bu!...
Bu para ile ne mi yaptım? Onu da bana bırakın. Belki bir gün onu da anlatırım.

Ama bu NİSANBİR gününde, üçlünün iki önemli unsurundan küçük bir kesit verdim.
PİK!...
Para....
İktidar...
Ve kadın...

Üçlü çeteye dikkat!...
Nisanbir’iniz neşe içinde geçsin.

Yorumlar (0 gönderildi):

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin