Ülkeler Başkentleriyle Savaşır
Bugece yatamadım. Kolu kırılan Yüksekovalı çocuğu düşündüm. Kol ağrısını, evlat acısını iyi bilirim. Kahroldum. Ve yine derine vurdum. Yüksekova’dan indim. Diyarbakır’a baktım. Çünkü ülkelerin başkenti ne ise halkı da odur. Yani ülkeler başkentleriyle savaşır. Yaşar. Büyür, gelişir ve ölür. Bence Diyarbakır şanına yaraşır savaşmıyor. O şimdi bir Sodom ve Gomoro.
Ülkeler Başkentleriyle Savaşır
Bugece...
Son Newroz’un yapıldığı Almanya’nın Bottrop şehirindeydim.
Bottrop, 160 bin kadar nufüsu olan küçük bir yerleşim bölgesidir. Maden şehriydi. Madenler tükendi. Ve şimdi neyi ile meşhur bilmem. Ben en çok onun Prosperstr, yani sokağını bilirim. Burda çok sayıda Türk ve Kürd yaşar. Camisi, bakkalı, fırını ve ve her şeyiyle; -adeta- Malatya’nın Develi’si gibidir.
Erkek ve kadınları daha kırk kilometreden tanınır. Arkadaşımla -kadınlarına- Penguvenler deriz. Onları sınıflandırırız. Minik Penguvenler: mini-minnacık çocuklar, sabahın köründe, başlarında rengarenk turbanları,, üzerlerinde fistanları, boyunlarında Elifbaları ile camiye koşarlar. Kur’an kursuna giderler. Biraz daha büyükleri kot pantalon, başları sarılı, kulaklarında wolkmenleriyle, müzik dinler. Kendilerinden geçmiş bir halde, bir ayrı alemdedirler. Otobüslerde cıvıl cıvıl, afacan erkek çocuklar onlara laf atar; ‘Abla ya.. Kırma şu küçük kalbimi’ der. Kendi uydurdukları şiirler, serenatlar dizer.
Az daha gelişkinlerine; ‘Orta boy Penguvenler’ deriz. Ve yaşları büyüdükçe, örtünmeleri değişir, yürüyüşleri değişir. Şişman ve hantal birer kağnı gibi, bir o yana bir bu yana, bir o yana salana salana giderler.
Bugece...
En son yapılan Newroz’daydım. Kürdlerin Milli bayramı. Her sene 21 Martta mutat olarak yapılır. Lakin bu sene Almanların Osten Bayramına denk geldi. Ve Almanlar baskın geldi. O nedenle 21 Martta değil, 28 Martta yapıladı. Onların yası, bizim Diriliş bayramımızla çakıştı. Yasları, dirilişimizi bastırdı. Ehh.. bura Almanya ve vatanları.
Dışarda ateş yakıldı.
Davul zurna çaldı. Halaylar, govendler tutuldu. Salonda etkinlikler devam etti. Çocuklar ve Almanlar en çok göze batanlardı. Ve sanırım Troistorf’da sevgili Musa Ataman’ın yapmış olduğu Newroz etkinliğinden sonra en çok Alman’ın geldiği Newroz buydu.
Bugece yatamadım.
Kolu kırılan Yüksekovalı çocuğu düşündüm.
Kol ağrısını, evlat acısını iyi bilirim. Kahroldum. Ve yine derine vurdum. Yüksekova’dan indim. Diyarbakır’a baktım. Çünkü ülkelerin başkenti ne ise halkı da odur. Yani ülkeler başkentleriyle savaşır. Yaşar. Büyür, gelişir ve ölür. Bence Diyarbakır şanına yaraşır savaşmıyor. O şimdi bir Sodom ve Gomoro.
*
Geçen gün benim başkentimde Çocuk Der Başkanı olan sayın Nil Demirkazık’la söyleştim telefonda. O’na Nil Hanım hele bana başkentimi, Diyarbakır halkını anlat’ dedim. Sesi boğazında düğümlendi. ‘Vala Şükrü bey ne anlatayım. Korkunç bir acı var Diyarbakır’da 30 bin sokak çocuğu. Envayi işte çalışıyor. Sokaklarda ya dileniyorlar ya da mendil satıyorlar. Bir de en acısı artık çocuk kaçırmaları başladı. Bunu basından saklıyorlar. Böbrek mafiası gelişti’
‘Ya olur mu? Hani bize hep çocuklar çiçektir, çocuklar gelecektir, diye festivaller yapılıyor. Çocuklar parmaklarını kaldırıp bijî, bijî Apo diyor. Yani o çocuklar ‘Apo’nun askerler gibi sokağa salınıyor. Neden bu çocuklara sahip çıkılmıyor? Oysa belediye bizim değil mi? Hükümeti, devleti bir yana at. Peki belediye ne güne duruyor?’
Ses etmedi Nil hanım.
‘Malesef malsefe’ dedi sadece.
Ve uzun bir sessizlik oluştu aramızda. Sessizlik, sessizce aldı gitti başını, nufüsu birbuçuk milyonu taşan Diyarbakır varoşlarına doğru. Bense sesimi içime gömdüm. Hadi anladık; devletini de hükümetini de, Yüksekova’da alçakça çocuklarımızın kolları kırılır. Peki Diyarbakırımız ne güne durur. Neden bu çocuklara kol-kanat gerilmez. Bunları barındırmaz. Ya her savaş ve felakette, çocuklar, kadınlar ve yaşlılar korumaya alınır. Burda ise tersine. En başta çocuklar, sonra kadınla ve üçüncü halka yaşlılar.
Böyle mi kurtaracağız bu halkı? Böyle mi bağımsızlaştıracağız bu ülkeyi. Oysa benim Diyarbakırım, benim başkentim içerden fethedilmiş. Binlerce Truva atı var.
Bu gece...
Yüksekovalı çocuğun kol ağrısını ben çekiyorum.
Uyuyamıyorum.
Uyumadıkça da sizi de uyutmayacağım.
TC’nin askerini, polisini zeten lanetliyorum. Ama en büyük öfkem benim başımda olan gerzek yöneticilere. Diyarbakır’da ikitidar, Belediye ve belediye başkanındadır. Bomboloni adında bir İtalyan, şarap politikasıyla şehrini kurtardı. Bizim Baydemir nelerle meşgul? Ya festival düzenliyor, ya da sayın Abdullah Öcalan diyor.
Ya kardeşim festivalle, sayın ve mayınla bu halkın yarası sarılmaz.
Bu halka başkanlık yapılmaz.
Ama gel gelelim her halk mustahakını bulur. İmralı’dan bir yar gelir bizlere. Yandım aman yandım bak belediyelere...
Hasılı bu yara çok derin.
Buna neşter atacak doktor da yok ortalıkta.
Onun için nice kollar kırılır, nice çiçeğin boynu vurulur.
Bugece yatamadım.
Siz yattınız mı?
29 Mart 08



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz