Yaşbasss!...
1978 Lice Fis topolantısı aslında PKK’nin 1. kongresi falan değil. Yirmi iki yıl sonra İsveç’in başkenti Stockholm’de bir gece beraber kaldığımız Baki Karer şöyle anlatıyordu.
‘Aslında Apo bizi oyuna getirdi. Biz Ankara’da Kürdler ve Türklerden mütteşekkil bir parti kurmayı amaçlıyorduk. Bu partinin mücadele alanı Kürdistan olacaktı. Karadeniz’den girip, Doğu ve Güneydoğu’ya doğru örgütlenip, silahlı mücadele başlatacaktık. Ama Öcalan abim Haki Karer’i tehlike gördü. Onu ustaca yok edip, ardından da bazı ileri kadroları Diyarbakır/Lice/Fis köyünde toplayarak bir kongre havası verdi. O kongre falan değil, olsa olsa ileri kadroların bir toplantısıydı.’
Baki’nin bu söylemine hak verdim.
Çünkü o toplantıda eğer Öcalan genel sekreter olmamış olsaydı asla böyle bir toplantıdan bahs bile edilmeyecekti. Nitekim daha önce Ankara’da yapılan; Çubuk, Dikmen ve Tuzluçayır toplanıları da ona göre bir partileşme toplantılarıdır.
Oysa yine bu toplantılarda bulunan Baki;
‘Çubuk parti-marti toplantısı falan değil, bir piknik toplantısıydı. Apo bir iki bira içince, zil-zurna sarhoş oldu. Arkadaşlar onun koluna girerek eve taşıdılar’ diyordu.
Her neyse...
Bunlar bizim için ilerde ele alınması gerekli konular.
Biz Lice Fis toplantısı ve ondan sonrasına gelelim.
*
Bu toplantıda halen Mardin İl Teşkilatı yoktur. Bu görevi de Öcalan üstlenir. Biz onunla –hemen bu toplantıdan sonra- Ofis/Günaydın Apartımanında görüştük. Ben, Ferhat Kurtay ve şimdi –halen- yaşayan Şemsettin (Ahmet) Aktaş vardık. Yalanım varsa aha yaşıyor. O da anlatsın. Ben yayınlamaya hazırım.
Öcalan bizim bölgeye geldi. Onunla ilgilenen Ferhat’dı.
Ben bölge sektereteri ve askeri sorumlu olarak güvenlikten sorumluydum.
Bölgede her türden eylem kararını askıya aldık. Orda olduğunu ben, Ferhat, Aktaş ve bazı üst düzey sorumlulardan başka kimse bilmiyordu.
Ferhat onu, en güvenlikli yer olarak köylerine aldı. Yani Gursa Navîn (Gûnê İzêr)’e.
Yanına iki muhafız verdim. Arasıra ben arasıra da Ferhat uğruyordu. Korumaların ikisi de onun Öcalan olduğunu bilmiyordu. Biz sadece Ankara’dan gelen Ferhat’ın önemli bir bürokrat arakadaşı demiştik. Muhtarın evinde kalıyordu.
*
Apo bu!.. Boş durur mu?
Köylüleri her gece toplayıp onlarla bol bol konuşuyor. Tabi Türkçe. O zman Kürdçe’si de çok berbattı. Kırık bir Kürdçe’ydi ve Mardinliler anlamıyordu. O yine konuşuyor, köylüler dinliyor. Anlamasalar da hep kafa sallıyorlar. Eh, ne yapsınlar adam misafirdi ve misafiri dinlemek zorundaydınız. Üstelik Ankara’dan gelmiş. Ve Ferhat’ın misafiri, emaneti.
Bir gece muhtarın evinde divan dolmuş halde konuşuyor. O konuşurken, civar köylerden hayli nam salan bir eşkiya da köye iniyor. Muhtarın evine geliyor.
Selam veriyor. Selam alıyor. Ona yer açılıyor. Selam almayan ve eşkişyanın önünden kalkmayan bir tek Öcalan. Eşkiya buna ters ters bakıyor. Apo konuşmaya yine dalış yapıyor. Köylüler onu dinliyor. Eşkiyaya söz hakkı yok. Bunun üzerine eşkiya; söze giriyor. O da gündemdeki konuya göre bişeyler söylüyor. Ama Apo sözünü kesiyor. Eşkiya ve Apo arasında alenen bir söz alma ve kesme savaşı başlıyor. Bir Apo, bir eşkiya devreye giriyor. Muhtar ve köylüler sakin sakin neticeyi bekliyor. Çünkü o güne kadar kimse eşkiyanın karşısında böyle konuşmamış.
Köylüler ve muhtar bir ara tedirgin oluyor.
Çünkü adamın elinde silahı, belinde rext’i.
Tam teşkilat.
Eşkiya silahına yaslanarak ‘ya Allah’ deyip sözü kapıyor. Ne kadar bildiği şey varsa anlatıyor. Havadan, sudan, dereden, tepeden...
O ara artık Apo dayanamıyor. Ve Yaşbesss!... (Yaşlı Kesss!...) diyeceğine Yaşbes diyor.
Eşkiya duruyor ve Apo atağa geçiyor. Eşkiya da yavaş yavaş onu dinlemeye başlıyor. Onuruna yediremiyor, kalkıp gidiyor. Giderken de kapı aralığında muhtara;
-Kim bu adam? diye soruyor.
-Bilmem. Ferhat’ın Ankara’dan bir arkadaşı.
-Onu bunu bilmem. Bu adam yaman biri. Ve Ferhat’ın hatırı olmasaydı; anında beynini dağıtırdım. Bilgili ama çok ukala ve saygısızın teki. Bunu Ferhat’a da söyle.
Eşkiya çıkar gider.
Muhtar odaya döner.
*
Gurs köyleri ardara dizili onbir, oniki köyden mütteşekkildir. Gûndê İzêr tam orta yerdedir.
Bu köylerde kaçaklar, firariler, silahlar, silah kaçakçıları ve tütününe kadar kaçaktır. Köye jandarmalar geldiğinde çocuklar bir şifre geliştirmiş. İlk köyde askerler görünür görünmez; şifre söylenir. ‘Hat... Hat... Hatt!...’ Bu şifreden sonra tüm diğer köylü çocukları hemen en son köye kadar iletirler. Herkes de silahını saklar, eşkiya ve asker firarı olanlar dağa çıkar.
Ogün çocuklardan biri hınzılık yapar. ‘Hat...Hat... Hattt..’ der ve şifre yola çıkar.
Gundê İzêr’a gelince hemen Apo’nun yanındakiler vaziyet alır, Apo’yu dışarı çıkarırlar ve dağa tırmanırlar. Bira çıkarlar. Yarı yola geldiklerinde ise Öcalan –herhalde korkudan- tıkanır. Yanındakilere; ‘Tamam... Buraya kadar.. Gelsinler teslim olacağım.’
Muhafızlar bişey anlamazlar. Ve koluna girerler.
-Sen ne diyorsun heval. Biz seni sırtlar, son kurşunumuza kadar çatışır yine de askere vermeyiz. Öyle şey mi olur? Bize Hoca ve Ferhat’ın kesin talimatı var. Biz seni bilmeyiz. Onlardan emir aldık. Ve çekerler silahlarını. O zaman da onlarda halen TSK’nin elinde olmayan Smith Wesson, bangaranlı silahlar var. Bu silahlar bir tetiğe bastığında patlar, bir de hedefe temasında patlayan cinsten. Görenleri, kullananları hayrete düşürür.
Muhafızların kararlı tutumu ve yardımlarıyla tehlikeyi atlatırlar.
Muhtar gelir onlara yetişir otomatik silahla.
-Gelin. Önemli bişey yok. Aşağı köydeki çocuklar bir şaka yapmış.
Muhafızlar bir Apo’ya bir muhtara bakarlar. Ne bir şey söyler, ne de hissettirirler. Tabi durumu Hoca’ya (yani bana) ve Ferhat’a rapor ederler. Hele Küçük Emin Aslan (Komutan Sabri olarak sonra şehit düştü grubuyla.) onun bu korkaklığına hayret etmiş, sormadan edememişti.
-Ya hoca bu adam kim sahiden?
-O kadar önemli mi?
-Evet önemli.
-Sana söylemedim ama şimdi söyleyeceğim. Bu koruduğunuz kişi Apo.
-Hay olmaz olaydı!..
-Ne demek bu Emin. Sözlerine dikkat et.
-Ya hoca bu adam ödleğin teki.
-Ne oldu ki?
-Dağa çıktık. Daha yarı yolda tıkandı. Sonra gelsinler teslim olacağız demez mi?
-Hadi yaaa...
-Valla.... Valla da billa da...
-Yandık desene... Bunu Ferhat’a da söyle tamam mı?
-Söylerim ama ben artık zerre kadar bu adama inanmam. Böyle bir adam iki günde satar bizi...
-...
28 Mart 08



Yorumlar (4 gönderildi):
Haydi kolay gelsin.
Micail polat
M.Can yuce'lerin ''BILDIRGE'' isimli çalışmalarında ''PKK MUHASEBESI'' adlı bölum, PKK tarihi ve öcalan kişiliği hakkında doyurucu bilgiler veriyor, ama yine de yetersiz kaliyor. ama genel olarak şeyleri yerli yerine oturtma noktasında muthiş devrimci bir duruş gösterilmiş ''BILDIRGE''de.
Bir de Selahattin Çelik'in ''AĞRI DAĞINI TAŞIMAK'' isimli kitabi var, bu kitapta Selahattin arkadaş her ne kadar Öcalan kişiliği ve PKK tarihi hakkında onemli bilgiler veriyorsa da, Öcalan kişiliğini tam olarak açiğa çıkarma, teshir etme ve kitabın seyri içerisinde kesin olarak söylemesi gereken bir şeyler olduğunda bunu soylememesi, kitaba kismi bir çekingenlik havasi kazandirmis...Öyle anlaşılıyor ki, PKK’ye kan verev ve sonra da PKK’de ayrılanlar, tabuları yıkma yerine, kendilerini temize çıkarmak için büyük çaba gösteriyorlar.
Kürdler af edicidir, PKK içerisinde yaşadığınız veya bulaşmış olduğunuz çirkinlikleri halkınıza açıklamaktan korkmayın! PKK’ye bulaşmış ve ayrılan bireylerin tek bir gövencesi vardır: Kürd Ergonokonunu teşhir ve tecrit biricik gövencenizdir. Korkmadan konuşanlar yaşıyor. Kani Yılaz örneğinde olduğu gibi kısmi tavır koyanların gittiği tek yer var.!!! MEZARLIK: herkes buna göre tercihini yapsın.
Saygılarımla
Bu vesile ile; bir türk olarak, TC rejiminin tüm halklarımıza, fakat özellikle kürt halkına yaptığı zulümden sürekli utanc duyuyorum. Aynen İsrail askeri gibi, 15 yaşında Kürt çocukların kolunu kameralar önünde kırmaya varıncaya kadar her türlü zulmü uygulayan faşist TC rejimini tekrar şiddetle protesto ediyorum. Bu zalimler mutlaka ama mutlaka döktükleri kanda boğulacaklar!
Yorum yaz