Şükrü Gülmüş : Realite ve Kalite
Eğer, ger.ekten bu iş 'Tavşan kaç/tazı tut' oyunu değilse, Başbuğ koltuğunda çantasıyla tek tek siyasi partileri dolaşacağına; oturur yerine: 'Geitirin şu Öcalan denem adamı bana' der. Ve o üç cümlelik sözünü Anayasalarına kor. Bu işi de tereyağından kıl çeker gibi yapar. Biz de onlar da rahat ederiz. Değilse nedir bu kepazelik, bu vatan millet sakarya ayakları ve ağlayan anaların yürek yakan hali. İşte en basit çözüm bu. Ama yapmazlar. Çünkü bu savaşın devamı onların varlıklarının teminatıdır.
Şu Nasname’yi açmadan önce ve açtıktan sonra da; hep Öcalan’ı hedef alan yazılar yazdım. Eleştiriler yaptım. Elbette böyle devrimci olmayan bir tarikatta eleştiri yapmak, ‘şeyh’e şirk koşmak, dinden/imandan çıkmak anlamına gelecekti. Bunu iyi biliyordum. Ama ben de bunu bile bile yaptım.
Bunu yapmamın kendimce çok haklı nedenleri vardı.
Çünkü TC Devletine, TSK’sine ve her türden kurum ve kuruluşuna söz söylemek pek şık bir davranış değildi. Çünkü ben bu Devletin kendisine, ordusuna, polis ve askerine silahımı çekmiş, ona karşı savaşmıştım. Eleştirinin en üst boyutu silahlı mücadeleydi. Yakalandım. Onların mahkemelerinde sözümü de söyledim. Onlarda ellerinden geleni arkalarına koymadılar. 6 kez idam verdiler. 11 yıl tutsak olarak tuttular.
Hal bu kadar açık ve net olunca; tekrar –sil baştan- hiç bir şey olmamış gibi eleştiri yapmak bana ters bir davranıştı. Bunun esgeçtim. Kendi Tiran’ıma, devletle bütünleşenime yöneldim. Devletleriyle, asker ve polisleriyle savaşmayı Türkiye’li komunist ve aydınlara bıraktım. Zaten Türkiye’ye demokrasi gelsin, ve bunun için mücadele edelim. Ondan sonra da bizim Kürdler kurtulsun anlayışım yoktu ki. Bu bana ‘güle were bahere...’ meselesine benziyordu.
Ama Kürdler ülkelerini kurtarsa, Türkler de demokrasiye kavuşur inancım vardı.
O da olmadı. Ne biz Kürdler kurtulduk ne de Türkiye’ye demokrasi geldi. Ben yine de söylüyorum. Biz ‘liderimiz’ dediğimiz adamın şahsında yenildik. Yenilen pehlivan güreşe doymaz. Öcalan öyle olabilir. Yenilgiyi başarı gösterir, müritlerine kırkbin takla attırır. Bu Şeyhin her zamanki işi. Ama bizim gibi halk ve dava adına bu savaşa girenlerin harcı olmazdı. Nitekim bakın nerden nereye geldik: PKK diye bir halkın partisi yok. Var yok Öcalan’ın malıdır. Bakın şu ifadesine.
“Bu yeni taslağa ilişkin olarak şunu da söyleyebilirim: 'Türkiye Cumhuriyeti Anayasası bütün kültürlerin demokratik bir şekilde varlığını ve kendini ifade etmesini kabul eder' cümlesi bile yeterlidir. Bu cümleyi anayasaya koysunlar, iki ay içinde PKK silah bırakır.”
İşte bu noktada sormak gerekir.
Baylar ve bayanlar,
İşte adamımız ve işte çözümü.
Top sizde.
Ya bu adamla görüşün. Onu sınayın!.. Farklı ‘Kültürler’in içinde ‘Kürt’ sözcüğünü de koyuverin. Koyu verin ve onun elindeki kartları alın. Bu 30 yıldır devam eden savaşa son verin. Hatta onu salın dışarı. Bu DCP (Demokratik Cumhuriyet Partisi)’nin başına geçirin. Kürdlerin CHP’si olsun. Size koruculardan daha fazla da hizmet etsin. Artık siz dünyayı Kamuran İnanlarla, Hikmet Çetinlerle, Şeyh ve beylerle kandıramazsınız. Ağalarımız ve beylerimiz, şeyhlerimiz yok. Var yok ‘Şeyh Evdo’ var. Sürün onu piyasaya. İstediğinin renk ve zevkte giydirin. Salın sahneye size her rolü yapar.
Bu noktadan sonra kendi devletine, ordusuna baskı yapmayan her ‘Türk’ün Türklüğünden, kanından şüphe etmek gerek. Demek siz bile bile bu çocuklarımızın/çocuklarımızın göz göre göre ölmesini istiyorsunuz.
Öcalan elinizde.
Sizin onun ayağına gitmenize gerek yok.
Bir onbaşıya emir verin.
Tutsun kulağından getirsin huzurunuza.
Ve ‘bak Abdullah mısın, Serok musun ne isen...! İşte Anayasa... Al ellerinle o üç cümleni yaz. Yarından tezi yok TBMM emir veriyoruz. Bunu jet hızıyla geçirsinler. Sen de adamlarına haber gönder. Getirip silahlarını teslim etsinler. Artık çat/pat istemiyoruz.Tamam mı?
Alınacak yanıt şimdiden belli.
‘Emredersiniz Paşam!..’
Olmasa da gücünü ve hükmünü görürüz.
Bunu denemekete fayda var.
Ne diyorsunuz Paşalar?
Bunu yapmaya var mısınız?
Vala bizim açımızdan hiç bir sakıncası yok.
Onu sayan 2 MİLYON taraftarı var.
Onlara göre de bize göre de ‘REALİTE’!..
Görelim bakalım relalite, nasıl bir kalite?...
Top sizde ha...
Buyrun başlayın.
Biz bekliyoruz.
SAYIN BUMİN’İN AYNİ MİNVAL ÜZRE YAZISI
Foto: Bir Hollanda gazetesinden.
'Öcalan'la görüşme' meselesi
12 Ekim 2008 Pazar
Aslında birkaç satır aşağıda söylemem gereken şeyi gecikmeden söze başlarken söyleyeyim: PKK meselesi madem ki çeyrek yüzyıldır ülkenin maddi ve manevi enerjisinin büyük bölümünü harcayan birinci sorunudur, o halde bu örgütün mensupları gözünde tartışılmaz bir otoriteye sahip olan Öcalan ile bugüne kadar görüşülmemiş olması aklın-mantığın almayacağı bir husustur. Dolayısıyla, Hürriyet yönetmeninin bir yazısıyla tekrar gündeme gelen bu “görüşme” meselesini her türlü duygusal etkiden mümkün mertebe uzaklaşarak akılcı bir çerçevede değerlendirmemiz gerekiyor. Eğer ortada dolaşan bilgilere rağmen devletin söz konusu bilgilere sahip yetkili birimleri ortaya çıkıp “Ne münasebet, devletimiz hiç 'Apo' ile görüşmüş olabilir mi; bugüne kadar kendisiyle PKK'ya ilişkin hiçbir görüşme yapılmadığı gibi bundan sonra da bu yola asla girilmeyecektir” şeklinde bir açıklama yapsa, asıl işte o zaman şaşırmak gerekir. Söyler misiniz: Görüşmeyip de ne yapacaksınız? MHP'den son tartışma çerçevesinde yapılan açıklamalarda karşılaştığımız gibi “bir terör örgütü mensubunun başıyla böyle rica ve müzakere sürecinin oluşmasını hiçbir zaman kabul etmedik” demenin bu büyük sorunun çözümüne ne gibi bir katkısı olabilir ki... “Adamın yüzünü şeytan görsün” tepkisinin ülkenin geleceğine ilişkin ne gibi bir olumlu etkisi olabilir ki... Bildiğiniz gibi konu yeni değil; “devlet”in Öcalan ile görüştüğüne dair bugüne kadar kim bilir kaç haberle karşılaştık. Kimsenin hakkında “Vay canına, bu da mı” diyeceği bir bilgi değil bu. Bakın zaten, bir dönem Öcalan'ın avukatlığını da yapan DTP milletvekili Aysel Tuğluk ne diyor: “Öcalan dışarıdayken ya da içerideyken birtakım diyalogların yapıldığını, Necmettin Erbakan gibi isimlerden mektuplar geldiğini biliyoruz. Daha sonra da benzer görüşmeler yapılmıştır.” Tuğluk'un (devamla) şu sözleri de dikkat çekici: “Öcalan sorunun çözümünde önemli bir aktör. Sevilir ya da sevilmez, nefret edilir ya da edilmez, ama bir realitedir.” Doğru bir tespit bu. Bakın dönüp dolaşıp “realiteli tanıma” meselesine geldik yine... “Devlet” (artık içini siz doldurun) çok küçük bir yararı olduğunu bilse bile tabii ki herkesle görüşecektir ve görüşmelidir. Bu görüşmeleri “dost-arkadaş seçimi” gibi değerlendirmeyeceğiz herhalde. Zaten biliyorsunuz, istihbarat servislerinin bir işlevi de budur. Açıkça-açıktan yürütülemeyen görüşmeleri “el altından” sürdürmek. Bu çerçevede hemen aklıma gelen bir örneği de hatırlatayım: Epeyce yıl önce Paris'te peş peşe patlayan bombalar şehirdeki bütün çöp kutularının bile kaldırılmasına neden olmuştu. Bir müddet sonra bombaların arkası kesiliverdi. Besbelliydi ki ülkenin “istihbaratı” ne yapıp edip bu terör olaylarının önünü kesmişti. Biz de artık biliyoruz ki bugünkü MİT Müsteşarı'nın da aralarında bulunduğu bir grup görevli Öcalan ile görüşmüştür. Bu görüşmelerin –zamanında- şiddetin ortadan kalkması yolunda toplu iğne başı kadar bile olsa bir katkısı olmuş ise buna ancak sevinmemiz gerekir. “Öcalan'la görüşme” konusu DTP'nin “kapatma davası” dolayısıyla Anayasa Mahkemesi'ne sunduğu sözlü savunmada da gündeme gelmişti. İsterseniz, bu metinden de birkaç satır aktaralım: “...Eğer sayın Başsavcı gazete köşeleri ve internet sitelerinden alıntı yapmak yerine İmralı Cezaevi resmi görüşme tutanaklarını Adalet Bakanlığı'ndan isteyip de oradan takip etseydi belki de bu konudaki fikirleri değişmiş olurdu. (...) Devlet Öcalan'ın görüşünü alıyor. Devlet organlarının birçoğunun dahi dikkatle izleyip değerlendirmeye çalıştığı, bizzat devlet yetkililerinin İmralı'ya giderek kendisinin görüşlerini aldığı düşünüldüğünde, partimizin böyle bir suçlamayla karşılaşması haksızlıktır. Öcalan konusunda başımızı kuma gömerek devekuşu siyaseti yapmamız beklenemez.” Bunlar da çok yerinde sözler doğrusu. Yeri gelmişken Öcalan'ın bir dönem hararetli tartışmalara neden olan “sivil anayasa taslağı”na ilişkin değerlendirmesini de hatırlatmak isterim. O günlerde gazetelerde yer alan bir haber, Öcalan'ın (kendi ağzından) “taslak”tan beklentisi şöyle aktarmışlardı:
“Bu yeni taslağa ilişkin olarak şunu da söyleyebilirim: 'Türkiye Cumhuriyeti Anayasası bütün kültürlerin demokratik bir şekilde varlığını ve kendini ifade etmesini kabul eder' cümlesi bile yeterlidir. Bu cümleyi anayasaya koysunlar, iki ay içinde PKK silah bırakır.”
Ben bu haberle ilk karşılaştığım gün de aynı şeyleri, yani şunu düşünmüştüm: Bu haber eğer gerçeği yansıtıyorsa “Bu iş bitmiştir” diyebiliriz! PKK'nın “iki ay içinde” silah bırakması anayasaya söz konusu “cümle”nin girmesi şartına bağlanır duruma geldiyse, bu iş sahiden bitmiştir. Ama nedense, yanılmıyorsam Ahmet Türk'ün de desteğini alan bu öneri etrafında hemen hiçbir tartışma gerçekleşmemişti. Oysa bana bıraksalar, bu son derece “masum” cümleyi vakit geçirmeden önce taslağa, sonra hakikisine dahil ederek “Sıra sende” derdim hiç mi hiç tereddüt etmeden. “Çözüm siyasidir” formülünün giderek içi boş bir tekrara dönüştüğünün siz de farkındasınızdır. Çözüm tabii ki siyasidir. Ama unutmayalım ki “siyaset” de “söz”süz ve giderek “görüşme”siz olmuyor...
Kaynak : YENİ ŞAFAK



Yorumlar (23 gönderildi):
Evet, ben onun yüz katı zor şartlarda cezaevi yattım.
Hem de Diyarbakır Zindanlarında.
Tam 8 yılım hücrelerde geçti.
Yaşın kaç?
Ne diyeyim sana şimdi?
Allah senin başından Öcalan'ı eksik etmesin.
Daha büyük beddua var mı?
Xoce
O zaman gorusme notlarini iyi oku derim..
Gerek dünya devrimci hareketleri incelensin yada dünyadaki ulusal kurtuluş mücadelesini başarıyla sonuçlandıran önderlerin biyografileri, liderlik kıriterlerini araştıran her kes eğer siyasi körlük yaşamıyorsa aradaki büyük farkı net olarak görür bunun bilimsel analizini yapar ancak siyasi körlük yaşıyorsa tabiki görmez insan çokluğuna bakarak kararını verir yukardaki yorumcu arkadaş ya böyle bir körlük yaşıyor yada legal siyaset yapan DTP sinde nemalanıyor bunda dolayıda rijit davranıyor yoksa azbuçuk dünya devrimlerinin araştırmasını yapan bir kişi vietnam kurtuluş savaşının önderi HOŞİMİNGİ, Mozambik ulusal kurtuluş mücadelesinin lideri MİŞELLİ,Sovyet devrimini gerçekleştiren LENİNİ, enternasyonal devrimci ÇHEGUARAYI Hindistan ulusal mücadelenin önderi GANDHİ anti faşist birleşik cephenin lideri DİMİTROFU İle ;APOyu kıyaslamakta bence utanır.
Yükarda sıraladığım önderler hiç bir zaman düşmana kendilerini ezdirmediler gerek tutukluluk dönemlerinde ve gerekse dışarda hiç bir zaman düşman karşısında diz çökmediler her halukarda vermiş oldukları mücadelenin kutsal olduğunu haykırdılar
APO ne yaptı kısaca ona göz atalım:
1...ilk suriyede çıktığı zaman bir fiil kendi topraklarıda gerila savaşını veren hareketin başına geçmesi gerekirken avrupayı turladı.
2...uçakta gözleri açılır açılmaz şu beyanda bulundu BANA FIRSAT VERİLSİN TC ye hizmet etmeye hazırım
3...sömürgeci mahkemenin huzurunda PKK nin tüm örgütleme şematiğini, bölge sorumluların isimlerini avrupa temsilciliklerin adreslerini,dünyadaki tüm kürd dostların adlarını şakır şakır verdi
4... Yine mahkemede tüm şehit ailelerden özür diledi.
5...YARGILAMA SÜRECİ BOYUNCA KORKAK BİR TAVIR TAKINARAK tüm kürdlerin dünyada utanmalarını sağladı.
6... imralıda bulunduğu her dönem TC nin akıl hocaliğını yapıp güneydeki kürd oluşumunu hep hedef gösterip akıl hocalığına soyundu.
7...avukat görüşmelerinde kürd ulusal demokratik mücadelesinin devrimci ayağını kırıp milli argumanlarla hep alay eti faşist kemalsit ideolojiyi göklere çıkartıp savundu.
Bence bunca zaafa sahip olan bir şahıs önder olmadığı gibi, onurlu bir sempatizan bile OLAMAZ YANLIŞMIYIM....?
Eskiden Kurd zulme ve hakarete ugrar, savundugu davasinin savasiminda yenilirdi ama ihanetcilerinin disinda tasiyacaklari bir utanclari yoktu... Zira ihanetciye lanet etmeyi bilirlerdi. Ama Kurdler artik ihanetciye lanet etmesini birak da ihanetcisine tapinacak kadar mazosist bir ruha sahip oldular...Eger oyle degilse birak iki milyon taraftari bir .....tezahurat yapacak birkac .....bile tahammul edilmemesi gerekirdi.
Selim Curukkaya "Aponun Ayetleri" isimli kitabi onbes yil once yayinladi. O kitaptaki anlatimlarin tek basina her biri bile insan oldugunun iddiasindaki biri icin urperti vermeye yeter.
O kitaptaki anlatimlarin tek basina her biri bile basli basina affedilmez birer suctur. Dunyanin en duyarsiz toplumlarinda bile bunlarin birine bile tahammul edilmesi insan hayulesine sigmaz gibi gorunuyor.
Ama gel gor ki Kurd halkinin vicdani adalet terazisini yitirmis olsa gerek o tur sapikliklari gormezden geliyor; o tur affedilmez bir.....yargilayacagi yerde hala o ............ iki milyon saksakci verecek kadar comert davraniyor...
Bunun utancina ortak olmak istemiyorum.
BEN BU UTANCI TASIYAMAM EY HALKIM!... YA SIZ?
Yarin kardeslerinize, cocuklariniza, torunlariniza ne cevap vereceksiniz...
"E ...., mapikti ama ne yapalim gucumuz yetmiyordu icimizden bir suru serseriyi de terkisine almis her karsi cikanin kafasina vuruyordu, biz de kafamiza sopayi yememek icin ya onu alkisliyorduk ya da sesimizi cikaramiyorduk. Yasamak icin bunca utanca katlandik" mi diyeceksiniz.
BU UTANCIN AZABINI BEN SIMDIDEN (hatta o aponun ayetleri kitabini okudugumdan beri)
DUYUYORUM!...
YA SIZ?....
(Ey gelê minê aziz) YA SIZ?......................?
ciddi işlere girişen insanların büyük belalara da hazır olması gerekir.Bunu hesaplamayan ve böyle bir güne kendini hazırlamayan insanın büyük iddialarla ortaya atılması vahim bir durum değil mi?
Öcalan'dan çok daha ağır zindan hayatı yaşamış yüzlerce değil binlerce Kürt insanı kayıtlara geçti.Bunların arasında topluma liderlik vasfını haiz düzinelercesi vardı.Öcalan'a bir fiske dahi dokunmamışken bu esir ve mahkumların büyük bir kısmı kelimelerin ifade etmekte aciz kalacağı ağır işkence tezgahlarından geçti.Savaş alanında hayatını kaybedenlerin,faili meçhul(!)edilenlerin sayısı Mardin nüfusundan kabarık.Savaşım veriken bazı gerilla unsurlarının katlandığı sıkıntı,açlık-soğuk-temizlik sorunu-sağlık sorunu v.s..(bazılarının anılarında okuduğumuz üzere)insan takatıyla izahten vareste boyutlarda görünüyor.Bütün bunlara rağmen,bu cümleden zikredilenlerin çok çok az bir kısmı zaaf gösterip düşmana teslimiyet gösterdi.Teslimiyet gösterenlerin ya da mücadele saflarını terkedenlerin kahır ekseriyeti PKK ve Şeyhinin kirli ruhuna gösterdiği tepkiyle hareket ederek savrulmayı bir kurtuluş yolu olarak aradı...Şimdi,bu insanlar can taşımıyorlardı,ruh taşımıyorlardı,insani bir psikolojileri yoktu,ana kuzusu değillerdi,aşkları-sevgileri-tutku ve arzuları,hayata dair hiç bir beklentileri yoktu da;sadece Senin kutsal SEROK'un mu bu insani durumlar noktasında ele alınmayı hakkediyor? Öyle mi?Teslimiyeti,saçma teorileri,vahim çelişkileri,yüzseksen derece tornistan durumlarını falan yaşadığı tutukluluk haliyle mazur görmemizi tavsiye etmen çok ciddiyetsizce bir yaklaşım değil midir dostum?!.Kaldı ki Abdullah Öcalan'ın ağır zindan hayatı yaşadığını,tecrit hikayelerini falan da sen git çocuklara falan anlat,ya da bazı ahmaklara.Seninkinin İmralida bir tek şeyi eksik:Çok düşkün olduğu kadın!Başka her lükse sahip;en lezzetli yemekler,kitap gazete,radyo,sağlık hizmetleri,haftalık görüşmeler,sonra ortaya çıktı ki rütbeli bazı zevatla lakırdı etme halleri belki de tavla-zar atma oyunları...ne istersen...Adam hapis mi,dinlencede mi ayırt etmek güç.Ee,tv'si yok diyecek kadar ileri gidiyorsan sana zaten birşey anlatamayız!Ona o lüksü tanımayanlar onu değil Kürtleri cezalandırmak için yapıyorlardır,bundan da emin ol.O lüks odasına da bir plazma tv'yi çok görmeseydi İmralı komutanlığı bize ne kadar büyük bir iyilik yapmış olurdu,bunun gayet iyi farkındayım şahsen.Apo vaktini bol bol tv seyrederek harcasa da saçma-sapan teorik çözümlemeler için Kürt ve Kürdistan'la ilgisiz kitaplara dalıp hezeyanlar dikte ettirmeseydi postacılarına çok daha hoş olurdu bence.Diğer bir noktada şudur:Şükri Xoce herkesten iyi bilir de,biz de az buçuk farkındayız;genç bir insan hapis hayatını zor kaldırır da,ellisinde-altmışnda hele her ihtiyacı güzel karşılanan ve dışarda da evlad u iyal derdi çekmemekte olan bir insan için mapusluk öyle sanıldığı gibi travmatik ruh halleri falan yaşatmıyor insana.İnsanın bu yaşlarda dışarlarda seyirmeyi arzulama duygusu zaten son derce minumum düzeyde olur.Abdullah'ın hayatından memnun olmadığını sanmıyorum.O karekteri itibariyle güvenliğini,şöhretsel konumunu,ilgi merkezinde hissedilme duygusunu herşeyin üstünde tutan biridir.Bu manada gün Abdullah'ın günüdür,daha ne istesin!..Aptal olmayalım...kadınsız yaşamaya mahkum edilişini de Şam konaklarında çattığı keyifli anların kefaretine saysın,bundan ötürü senin gibi müritlerin yürekleri onun için burkulmasın,rahatınıza bakın.Acı izdirap denen şeyi sorgu sual edecek olursanız,ölen Kürt ve Türk çocuklarının anneleri bilir,Aponun değil onların psikolojisi üzerinde kafa yoralım,wesselam...
Farz edelimki Ocalan 12 yildir (yakalanma tarihi 1999 ve şimdi 2008 Öcalan zamlı mı yatıyor ki 12 yıla çıktı N.N) tek hucrede, zor sartlarda yasadigi icin Kemalist oldu, bunu kabul edelim. Fakat adam daha yeni yakalandiginda "Hizemete hazirim, anamda Turk" dedi. Demek ki 12 yildir hucrede yattigi icin Kemalist olmamis. Soylediklerin curutuldu. Adam daha bir kac ay hucredeykende ayni seyleri soyluyordu, gene soylediklerin curutuldu.
Biji kurd u Kurdistan!!!!
Önemli bir nokta nazar-i dikkatinizden kacmis.ali`nin yazdigi sacmaliklarin son satirini bir daha okumanizi ve ne demek istedigini anlamamanizi rica ediyorum."...psikopatligin bir yere kadar tahamul edilir" diyor bu ali.
Acikcasi Sukru Xoce`yi tehdit ediyor. Aba altindan degnek gösteriyor.Ben böyle
anladim.
Ali efendi, Apo`yu elestirmek veya kirli camasirlarini orta yere sermek,
sence "kufur" mu sayiliyor?!..Sende bal gibi biliyorsun ki Apo`ya kufur eden yok.Ama o senin husnu kuruntun.Sen Apo`nun yakininda hic bulundun mu?Kurtlere nasil kufur ettigini, asagiladigini duydun mu? Biz duyduk.
Hatice Guclu gibi bir bayana bile agiza alinmayacak kufurler savurdu giyabinda.
Bunlari kendi kullaklarimla duydum.Ikide bir asagiladigi kadrolar Kurd evladi degil mi?Onlar Apo`dan daha yurtsever ve serefli degil mi?Bunlari bilmiyorsan arastir bir yerlerden,Hewal`lerinden temin et ve oku.Oku ve gercekleri gör. Cunku cahillik basa beladir.cahil olmasaydin Sukru xoce´yi tehdit etmezdin.Allah zihin acikligi versin.
Pir gelek şa bûm, gul bi dil didî.
_____________________Gul bi dil didî.
Hebû me yek dil, tev jan û kul bû,
Ne bûme bawer, gul bi dil bidî.
______________________Gul bi dil bidî.
Bazar me kir go, ser bi ser nadim,
Ê gulperest bî, can û dil didî.
__________________Can û dil didî.
Min go kî didî, can û dil bi gul,
Go: ev bazar e, dil bi kul didî.
___________________Dil bi kul didî.
Min can û dil dan, dil kiriye qêrîn,
Go ho Cegerxwîn, dil bi gul didî.
____________________Dil bi kul didî.
sevgilerle
Yorumunuz nasname okur ve yorumcularinin saygin duruslarina uygun görülmemistir.
Beyin asil insanlarda olur , beyinsizlik ise müridlerde.
Yorumlatr Edi.
defalarca uyarildiniz ancak ne yazikki anlama yeteneginizde yok.
hic bir yorumunuz yayinlanmayacaktir.
Yorumlar Edi.
kendinizi böyle biri icin neden yoruyorsunuzki..?
Selamlar
Bazi müridler yorumlarinin yayinlanamayacagini bildikleri halde yazisina yorum yazdiklari yazarlara hakaret etmenin ve dolayisiyla bu sekilde insani olmayan bir tatminin pesindeler.
uyduruk bir mahlasla klavye arkasina siginan bu sahislar gercek yasamlarindada terbiye , ahlak vs gibi insani degerlerin farkinda degiller ne yazikki.belirttigimiz gibi ahlaki degerini üstünlük olarak benimseyen insanlar mürid olmaz özgürlesirler. özgürlesen insan güzellesir.ancak ne yazikki bunlarin ahlak , güzellik ve insanlasma gibi bir kaygilari yoktur.
bizde peki dedik .
"Nasname midemizi bulandiriyor" diye yazan akil fukaralari ne menem bir mideye sahiplerse yinede Nasname okumadan duramiyorlar.büyük olasilikla bunlarin hepsi mide spazmi ve ülser hastaligina yakalanmislardir imralidaki zat gibi.
bizde dedikki bu sahislari uyduruk mahlaslarida olsa bir sekilde teshir edelim siz saygideger okurlarimiz tanisin bu midesiz sahislari.
selamlar.
Bugun PKK Yayin organi olan Özgür Politika da yani 15.10.2008 tarihinede Birakuji Diplomasi diye bir baslik okudum.Birakuji kelimesini okudugum zaman deliye döndum.Neymis Birakuji Kurdistan yönetimi ile Türk devletinin diplomasi toplantisi ve bu toplanti Bitakujiymis.Hürriyet tipi gibi olan bu gazeteye sormak lazim sizin put diye taptiginiz ulu onder ataniz TSK´yele gizli görusmeler yaptigi zaman birakuji olmuyormu.Yada ULU ÖNDER ATANIZIN denetiminde olan partisi simdiye kadar ne kadar Kürt insanini hunharca katleti. KURDISTAN Pesmerge güclerine saldirip katil etigi pesmergelere ne demeli yada kendi partisi icinde olan insanlari ne bicim iskencelere oldurup bir kenera atmalari.Onlar gibi düsünmeyip Avrupadan tutun Türkiye ve Kurdistanda iskaceyle ve Diyarbakir cezaevini artmayan metotlarla katil etigi Yürtsever insanlarimiza ne demeli bu BIRAKUJI deyilmi
BIMRE BIRAKUJI
Yorumlar Edi.
Yorumlar Edi.
Kandırılmaya sömürülmeye çekilip götürülmeye terkedilmeye davasız insanlıksız umutsuz bırakılmaya mecbur muyuz? Ve biliniyorken birilerinin birileriyle münasebetleri bu kadar açıktan ...
Şunu söyliyim inanın ben inandığım davayı satan bir lideri tanımıyorum, alçakça ve anlamsız buluruyorum partizanı olmayı da. Ne kürd halkı artık ezilmeye razı ne türk halkı düşman, gruplar belli provakeler belli, amaçları belli, ideolojileri belli bu darbe kafalıların...
Yorum yaz