Ne oldu bu ünlü politikacılarımıza?
Sahi şu Feridün Çelik ve Abdullah Akın nerelerde? Ne işle meşguller bugünlerde? Bu halk sormayı, sorgulamayı bilmiyor. Bir sefer; ben bilmem, ‘merkez bilir’ yada parti ne derse, ne yaparsa doğrudur mantığı oldukça daha çok böyle kakavan ve bostan korkululkları başınızda olacak. Eskiden ‘Devlet babadır. Hem sever, hem döver’ anlayışı vardı. Sonra bunun yerine ‘Parti bilir’ geldi. Parti de eşittir Abdullah Öcalan olunca; onun dudaklarının arasından çıkan her şey; Musa’nın On Emir’i görüldü.
Yakın bir zamanda; herkesin aradığı ve Ergenekon’un bir numaralı tanığı olarak bilinen Tuncay Güney’le biz de bir kısa ropörtaj yaptık. O ropörtajımızda Güney; şimdiki Diyarbakır Bağlar Belediye başkanı Yurdusev Özsökmenler için şöyle bir iddiada bulundu. ‘Özsökmenler Veli Küçük tarafından, Çanakkale’den Öcalan’a yönlendirildi.’
Biz de bu görüşü destekler mahiyette; Özsökmenler’in 1992’lerde kocası Ozan (Ömer Özsökmenler)’in dağa, Yurdussev’in ise bağa -Öcalan tarafından- gönderildiğini söyledik.
Bizzat tanıklığımızla, görmüşlüğümüzle, fotomuzla oryata koyduk.
Lakin bunların tümü puç edildi.
Bir İstanbul fırlaması ‘gazeteci’ KADIN’ı yerine KARI’sı sözümüzü evire-çevire gündemi saptırmayı becerdi.
Yurdusev hatun rahatladı.
Avukatını devreye sokup, açıklama yaptı.
Hem iddiayı çöpe attı. Hem de yağ gibi üste çıkmayı becerdi.
Olsun, varsın bu konuda biz Türkçe hatamızın kurbanı olalım.
Bakalım KADIN’ı ile KARI’sı arasındaki bu hileyi şeriyeden ne zamana kadar kurtulacak?
Nitekim bazı okurlarımızı da; ‘Xoca, ma ne istisen karidan, onu biz seçtik’ dediler. Biz de burda durduk. İlerde bu Yurdusev Hatun’un dosyasını tekmili birden açacağız nasıl olsa.
Varsın o biraz nefes alsın bakalım.
*
Ben bu yazımda aslında, daha önce siyaset sahnesinde eskiden görülen iki insandan bahsedeceğim.
Birincisi, eski Batman Belediye Başkanı Abdullah Akın.
İkincisi yine eski Diyarbakır Büyük Şehir Belediye Başkanı Feridun Çelik.
Akın ile Çelik meslek olarak da aynı taraktandı.
Yani avukattılar.
Dahası; Akın Batmanlı ama Diyarbakır’da kalıyordu.
Çelik, Kulp’lu olup yine Diyarbakır’daydı.
Yani hukukçuluk, belediyecilik, ve ortak yer; Diyarbakır’da ikamet ediyorlardı. Siz tesadüfe bakın; biri Diyarbakır diğeri Batman gibi iki önemli kente Belediye başkanı oldular.
Ben Abdullah Akın hemşerimi pek tanımam. Ama Feridun’u ve ailesini iyi tanırım.
O zaman Feridun’un evveliyatına bakalım:
Mardin/Ömerli Merkez’de öğretmenlik yaptığım zaman; Feridun –Hüseyin Güney- adlı Malatyalı/Tikko/Partizan sempatizanı arkadaşımın yanında dördüncü sınıfta okuyordu. Bense birinci sınıfları okutuyordum.
Feridun’un babası Ömerli Tekel Müdürü’ydü.
Amcası Coşkun da orda çalışıyordu.
Coşkun abiyle samimiyetimiz ve muhabbetimiz daha fazlaydı.
İhsan, Ümit ve diğer kardeşleri de benden küçüktü. Onları bir kardeş gibi sever, onlar da beni abileri gibi sayarlardı.
*
1978’lerde ben öğretmenliği bıraktım. Profesyonel olarak siyaset güzergahına girdim. Onlar orda kaldı. Feridun okudu. Hukuku bitirdi. Yıllar sonra Diyarbakır Ofis’de gördüm. Küçük br bürosu vardı. Eve gittik. Yemek yedik. Eski günleri yaddettik. Anasının yaptığı yemeklerin tadı hala damaklarımda ve saygıyla anıyorum.
Biraz daha zaman geçince, bir de ne göreyim.
Bizim Feridun siyasete girmiş. Diyarbakır Belediye Başkanı olmuş, küçük kardeşi Ümit’i de yana danışman olarak almıştı.
Oysa bizim Ümit iyi bir şofördü. Uzun yolculuklara çıkar, İstanbul’a geldiğinde de bize uğrardı. Hal ve hatırımızı sorar, yediğimiz içitiğimiz ayrı gitmezdi.
Ama Feridun’un başkan, Ümit’in danışman olacağı aklımın ucundan geçmezdi.
En son Feridun ve Ümit Köln’e geldiler. Ümit beni aradı. Ve toplantıya davet etti. Ben içerde ‘Sakıncalı Piyade’ydim. Bunu ne Feridün ne Ümit biliyordu. Ama davete gidince durumu kulaklarına fısıldadılar. ‘Başkan’a hele de ‘Başkanların başkanı Abdullah’a karşı gelmek haaa...Gerçi bana bişey demediler. Ama tavırları yüzde yüz değişti.
Bir ara sormuştum.
‘Bu arkadaşın başkan olması için ne gibi meziyetleri vardı ki?’ Bana, ‘Ya ortalıkta adam kalmadı. Sonra, meziyet değil, koltuğa bir adam gerekiyordu. Kim olur kim olur dediler. Ve bunun için büyük şef, Feridun olsun. Orda otursun. Siz idare edin’ dediler. Feridun’un başkan olma hikayesi de böyle.
Mesele anlaşılıyordu. Demek adama göre iş değil, işe göre bir adam aranıyordu. İyi de bu garibim bir dizi görüşme yapacak, başbakanlarla devlet başkanlarıyla görüşmelerde buluncak. Yanına koyacağınız tercüman her zaman onu idare edemez ki? Hadi diyelim ki yurtdışı gezilerinde bu numara tuttu. Peki Kürdçe ve Türkçe konuştuğunda ‘durun tercümanıma, danışmanıma danışayım’ diyecek hali yok ya...
Ama bu teşkilatta olmayan her şey olur.
Sonra Feridun Çelik’in boyu/posu, takım/taklavatı... Koltuğa oturuşu.. Her şeyi tam takır. Çek fotosunu ver basına. Konuşma mı? Siyaset mi? O olmasa da olur. O’nu oraya getiren bunu da dizyan eder. Maksat koltuk boş kalmasın. Koltuğu kamilen dolduracak, senin söylediğin tarzdaki bir başkan olursa o zaman esas BAŞKAN havada kalır. O çok kızar. Sen bunu bilmiyor musun?
Sahi şu Feridun Çelik ve Abdullah Akın nerelerde?
Ne işle meşguller bugünlerde?
Bu halk sormayı, sorgulamayı bilmiyor.
Bir sefer; ben bilmem, ‘merkez bilir’ yada parti ne derse, ne yaparsa doğrudur mantığı oldukça daha çok böyle kakavan ve bostan korkulukları başınızda olacak. Eskiden ‘Devlet babadır. Hem sever, hem döver’ anlayışı vardı. Sonra bunun yerine ‘Parti bilir’ geldi. Parti de eşittir Abdullah Öcalan olunca; onun dudaklarının arasından çıkan her şey; Musa’nın On Emir’i görüldü.
Yakın zamanda bir yılların eski PKK’lisi bana; ‘Ya hoca bu eskiden de öyleydi.Soygun yaparız. Para partiye giderdi. Silah alırız. Partiye giderdi. Kala kala bize ise suçlar ve günahlar kalırdı. Anlamadm ki bu işten. En sonunda ya bu parti kim? Bize bişey yok mu? Ma biz de mahf olduk. Boğazımız kurudu. Ben çektim gittim. Bana ne bu partiden ya...Dipsiz kuyu gibi. Bir hata yaptığımızda serseri lümpen oluyoruz. Ama yaptığımız en olumlu şeyler görülmüyordu. Kusura bakma ama bu iş başından beri hep böyle.. Ben şimdi ne diyem’ diyordu.
İşte bu nedenle ben, son on yıldır bunu sorgulamak için efor sarfediyorum. Canımı dişime takıyorum. Bu işler sadece Öcalan’ın İmralı’ya gitmesiyle bozulmadı. Gelin biz bu teşkilatın esas orjinine inelim. Ankara/Tuzluçayır’dan başlayalım. Yoksa bu iş elbette ne Yurdusev hatunla ne Feridun’la ne de Abdullah Akın efendiyle başladı.
Pir Sultan’ın bir deyişiyle noktalayayım.
‘Bir bahçe ki dikenle dola
Neylerin ayıklamak
Ateşle yakmayınca’
Bu parti baştan itibaren bizim mahfımız üzerine kuruldu.
Başarıya ulaştı mı?
Hayır!..
Çünkü bu kadar etki yaratacağını kimse kestiremedi.
Toplumsal mücadeleler bir matemetik çözümü gibi değil.
Her zaman iki ker iki dört etmez.
Bu problemde, iki çarpı iki, sekiz etti. On etti.
Bizi un etti, ama hamur edemedi.
Pişirip fırına atamadılar.
O zaman ciddi bir sorgulama ve muhasebe şart.
Benim ve Nasname’nin temel mücadelesi bu.
Bu problemi çözecek bir usta bulalım. Problem çözülsün.
O zaman ben alırım başımı, çıkarım seyranlara.
Ülkemin Kurduyla/kuşuyla ve böcekleriyle uğraşırım.
Çocuklarla bilye oynarım.
18 Eylül 08



Yorumlar (5 gönderildi):
Legal demokratik zeminde kürt halkının ulusal ve demokratik mücadelesini verdiğini İdaa eden demokratik toplum partisinin iç işleyişine ve genel politikasna kısaca göz atmakta . fayda görmekteyim. bilindiği gibi hangi parti olursa olsun mutlaka bir tüzüğü olmalıdır ve bununla birlikte birde çalişma proğramı bu iki olgu dünyada var olan bütün partilerin olmazsa olmaz temel esaslarını oluşturmaktadır D.T.P. side bu esasta hareketle her iki olguyu görmüş algılamış ve bu perspektifle hareket etiği objektif bir gerçekliktir. yeterli olmamakla birlikte tüzük yazılmış detaylanarak kitleye sunulmuştur kısaca bakacak olursak
-- PARTİMİZ DEMOKRATİK SOL BİR KİTLE PARTİSİDİR.
-- PARTİMİZ TÜM ORGANLARINI DEMOKRATİK BİR YÖNTEMLE SEÇER VE SEÇTİRİR
--PARTİMİZ ANTİ DEMOKRATİK YÖNTEMLERİ KESİNLİKLE RED EDER VE PARTİ HUKUKUNU İŞLETİR .
Bu üç madeyi biraz açalım biricisi asla bu parti bir kile partisi değildir bu kavram tüzükte yer edinmiş ancak uygulamada tamamen bir çizgi partisidir yapılan tüm kongrelerde bu pratik defalarca uygulanmış adetta temel stratejileri haline gelmiştir tüzükte bu kavramın yer almasının nedenide amaçları için kitleyi top yekün kulanma operasyonudur kandırmacadır ve halkımız için büyük bir tuzaktır asla halk cidiye alınmamiş halkın istek ve taleplri doğrultusunda en ufak bir çaba dahi gösterilmemiştir
ikinci madeye gelince bu parti hiç bir zaman demokratik bir duruş sergilememiş ve bütün kongrelerinde merkezi atamayı esas almıştır seçilen tüm organlarda meşru değildirler işin en ilginç yanıda seçilen organlarda en ufak bir yetkiye sahip değildirler ve kimler tarafından atandıklarıda meçhuldur
üçücü madeye bakacak olursak parti hukuku denilen olgu kesinlikle işletilmemiş sadece yazısal olarak tüzükte yerini korumuştur parti ahlakına uyum sağlamayan parti suçu işleyenler parti binalarında adeta cirit atmaktalar onlara karşı en ufak bir yaptırım uygulanmamış bir bakıyorsun en öst görevlerle bizathi ödülendirirmişlerdir bu anlayış peryodik olarak halen devam etmektedir
Durum bu olunca kürt halkı hiç tanımadığı ve bilmediği bazı insanları yönetici olarak kabul etmek zorunda bırakılmışlardır BENİM NASNAMEYE VE YAZARLARINA İSTEMİM ŞUDUR SEÇİMLERE KADAR D.T P sinin üzerinde yoğunlaşmalı cidi bir analizle tüm yanlışlıklarını halkımıza duyurmalıdırlar en sıcak sevgilerimle................
Daha yeterince arastirma ve çözümleme yapmadinmi? yoksa simdiye kadarki,sadece isin"Le,Le"simiydi?
Valla "Lo,Lo" etapida Le,Lee kadar uzayacaksa,korkarim ne biz okuyucularin,nede sen hesap soranimizin ömrü yetemeyecek.!
Bana göre BRASTI yorumcunuz "rast" yazmis!,en iyisi O^nu dinle!,sineklerlen
ugrasacagina,batakligi kurutmanin! bir yolunu arastir!.
şimdi akıl mantık ve gözle görülen;bir kere MHP tüm varlığını pkk ve gölgesi dtp ye muhtaç...önemli ölçüde pkk ve gölge oluşumu/oluşumları (şimdilik dtp) da
mhp nin şoven tutum ve söylemlerini propaganda malzemesi yaparak Kürtleri manipule ediyor.anlayacağınız arkadaşlar bu iki zıt kardeş birbirilerine sadece öyle kaçamak şekilde çiçek vermekle kalmıyorlar;sanki perde arkasında al gülüm ver gülüm oyunu oynanıyor.biri diğerine ne kadar muhtaç düşünebiliyor musunuz?apo bir gün öldüğünde daaha imam aponun talkinini okurken emin olun,türk kesiminde de mhp ve mhp zihniyetinin mezarı için kazma kürek tedariki başlayacaktır.yalnız burada bir terslik var,devlet bahçeli nam faşisti bizimkilere çiçek sunmalıydı,çünkü ağırlıklı olarak o'nun bu tarafa medyunu şükranlığı sözkonusudur.ama adamlarda,inkar etmemek lazım bizim mallara nispetle bir ağırbaşlılık var.belki de işin bir diğer hürmette kusur etmeme meselesi bizimkileri hemen tezcanlı yapıyor çiçek sunmada ne bileyim.hani,insanın şeyhinin dayı tarafına hurmet göstermesi biraz da alicenaplıktır ya,o bakımdan...slav ji şiyara ra...
Yorum yaz