Ben Gerilla Olsaydım...
Evet, gerilla olsaydım... Dr.Süleyman gibi... Küçük Zeki Obez Osman gibi. Gibi gibi tüm KSP mensupları gibi... Sürerdim kalemimi namluya; Şu Dewran’ı yazardım.
Ben gerilla olsaydım...
Silahım gözlerim, sevgimden mermilerim olacaktı.
Tükürüğüm kezzap,
Yüzüm azap olurdu .
Ya da Seven Hassel gibi
Lanetliler Taburu’nu kurardım.
Düşmandan önce en adi komutanımı
Vururdum gözümü kırpmadan..
Çıkardım yüce dağlara
Bir kartal gibi süzülürdüm
En şerefsizin ihvasına
Pike iner, param-paraçe ederdim.
Kendimde giderdim.
"Helali hoş olsun böyle ölmek "
Derdi arkamdan anam
Ölüme de tılili çekerdi.
*
Yukardaki şiir`ce şeyleri ben yazdım.
Doğaçlama.. Anbilir türünden şeyler bunlar.
Yüreğimden kopan şarapnel parçalarından sadece bir kaçı..
Saadete ve gerçek hayata bakalım.
Yani ben, yani gerilla olmak...
En son.. Sanırım 1978’lerdeydi.
Ömerli/Merzıka (Güzelağaç)’da öğretmendim.
Gel-gitleri oynuyordum.
Bir okula, bir öğrencilere..
Bir eşime-yuvama, bir de daha can bebelerime bakıyordum.
Hatunların altın bileziklerini bozdurdum.
Bir tabanca aldım.
Sürdüm mermileri walter tabancama.
Geçtim okulun arka duvarının karşısına.
Sıktım sıktım sıktım kurşunları..
Tam bir şarjör boşaltım.
Gidip duvara baktım.
Tek bir tanesi bile 7X20`lik duvarda tek bir iz yok.
Tabancayı bir kenara attım.
‘Yok canım benden gerilla olmaz’ dedim.
Silaha düşkündüm ama silah kullanma yeteneğim sıfır.
Canlı hedeflere ise silahımı yöneltemiyordum.
‘Sevgi tanrısı’ izin vermiyordu.
*
Evet, gerilla olsaydım...
Dr.Süleyman gibi...
Küçük Zeki
Obez Osman gibi.
Gibi , gibi tüm KSP(Kürd Susanlar Partisi.) mensupları gibi...
Sürerdim kalemimi namluya;
Şu Dewran’ı yazardım.
Dewran
Xwarîya Piro ye Serhedi.
Sarı saçlı, mavi gözlü.
Başı Süphan, gözleri Van bakışlı.
92 katılımlı ..
Yaşı daha 13 veya 14...
Kaldığı yerler: Xakurkê
93’de Güney Savaşı başladığında Dewran Şam’a yollandı.
Sonra Amed,Erzurum’da kaldı.
99’sonlarında Şam’a geri gönderildi.
Özgürlük İnsiyatifi..
Ki gerillada olanların adıyla
19 Mayıs Hareketi’ymiş...
Yani 2000’lere gelmiş oluyoruz.
Öcalan’in İmralı Hicreti çoktan bitmiş
Herkeste bir homurdanma herkeste bir hayıflanma var.
Ve garibim Dewran’da bu 18 Mayıs Hareketine katılmak ister.
Ama o ayrı kampta kalıyor.
Harekete katılış için firar eder.
Yakalanır, tutuklanır, sorgulanır
Dola Kokê’de tutukluyken,
‘Bir muhafızın silahını kaptı ve kafasına dayayıp intihar etti, denir. Katlin fetvası bu.
Geri kalan ise ya rivayetttir
Yada katledilene uygun iddianame hazırlamak ve bunu oturtmak kalır.
Biz olayın aslını bilmiyoruz.
Duyumlardan yola çıkıyoruz.
Bizim için bir gerçek var. O da şudur:
DEWRAN’IMIZ KATLADİLDİ!..
BU DEVRAN ONUN İÇİN BAŞIMAZA YIKLIDI!...
Bize gelenlerden gerçeğe değişik elbisler giydiyoruz.
Çünkü olayı asıl bilenler, yapanlar ve buna sebep olanlar; konuşmuyor.
O nedenle adlarını KSP(Kürd Susanlar Partisi.) koyduk.
Ve onları mevcut :KCK’den ayrı düşünmüyoruz.
Susanalar ve susmayı tercih edenler.
Susun... Susun ama bir gün konuşursanız bizi yine karşınızda bulursunuz....
Biz gidenlerin ruhuyuz.
Onların susmayan dili ve yüreğiyiz.
29 Ağustos 08



Yorumlar (11 gönderildi):
nasnamenews@yahoo.de adresimize mümkünse tel numaranizi ve konu ile ilgili daha detayli bilgi gönderirmisiniz.
Saygilar.Nasname
saygilar..Halis Acar
Bir bu mazhar diyarbakır dan eksikti. Bu adamın haberini buraya koyan site sakini-sahibi veya öneren bir daha düşünsün. Son bir yıldır bu adamı ve benzerlerini pazarlayan zihniyet mahalli tvlerde boy gösteren bu adamı tanıyor ve biliyoruz. Birde doç unvanı verilerek önümüzdeki yıllarda adı Altan TAn ile birlikte Türkiyedeki "kürt sorununu" kürt orjininden ayıklanmış olarak tartıştırılacak, akademik altyapısı bölüm öğrencilerdrinden daha geri soyundugu rol ise boyunu aşan bir "şişirilmiş" derinliği olmayan "köksüz" bir siyasanın yanındaymış ve zamanla akademik-siyasal temsilci olarak Dicle Üni. tezgahından sözde temsil ve muhalif görüntü ile öngörülen "düşünen kürtten ayıklanmış "bir Diyarbakır için hazırlananlardan.5 yıldır onun nasıl hazırlandığını, bütün maceralarını iyi bilmemize ragmen bu kadarına pes dedirtecek kadar ilişki ağı normal değil. Dediğim gibi bu haberi yapan arkadaş burdan geriye öneren, pazarlayan, sunan kişiler bir daha kendilerini sorgulamalı. Hatta daha ileri bu adamın kendinin bile unuttuğu ilşki ve kişiliğini "bilmeden "sivil" düşünebilecek arkadaşlarla örneklendirebilirim. siyasal örgüt kirliliklerden uzak Diyarbakırı "amed" mitosuna kavuşturan, toplumda hala "adalet" duygusunu ayakta tutmaya çalışan birileri vardır. Ve inanınki kişisel ve akademik ahlaka sahip insanların yaşam alanları bu insanlarla daraltılmaktadır. Mazhar Dağlı ya sorun son 3 aydır nerelerde çıktı ve kimlerle çıktı. Kimi temsil ediyor?
daha net bilgiler yakın ve uzak "sosyoloji" öğrencilerinden alınabilir. Burda siyasal yaşanmışlıkların geçmiş pis kokuları "burun sokma" ihitaycı "doğrularımızın üzerinden hesap yapan" insanları göz ardı etmememiz gerektiğini Batmanlı Şükrü hocaya tekrar hatırlatır. Hayatında dokunamadığı Diyarbakır kişiliği ve hayatına böyle adamların cirit alanı yapmamalıdır. Ya da Halis hoca veya herneyse. Sizin bugün gördüklerinizi ve deşifre, namus diye sunduklarınızı geçmişte size söylemeye çalışanlardanız. Dün bugündü ve kulaklarınız tıkalıydı. Bugünde yarın geçmiş olacak ve artık "yaratılan edilgen kişiliğinizle, kişiliginize belirleyenle hesaplaşma o kişlige hizmettir. kişinin ne söylediğinden çok ne amaçla ve masıl söylediği önemlidir. Kendi ve isyasal doğru-yanlışlarınız sizi ve sizin gibileri bağlar "kürtlük" adına haddinizi hatırlamanız, kendinizi ve dergahınızı eski efendiniz gibi düşmana karşı "şeytanla bile işbirliği" yapabilme zihniyetiniiz gözden geçirin. Ben hala melekleri bile sorgulayanım. şeytan ateştende olsa bir melekti. Burayı bir örgüt-dernek eski siyaseti olmayan siyasal -bireysel hesaplarınızın toplanma-örgütlenme -çogalma- güç olma donelerinizi gözden geçirin. Şükrü hoca ya diyarbakır deyimiyle "ziraat malı gibi çoğalan" övgülü okur mektupları geçmişinin yanlışlarından ders çıkarabilen biri için övgüde, sövgüde hakaret olmalı. Çünkü "lider-öncü" havalarında isimler "dün abartılı övgünüzle "güneşinizi" eleştirenlere karşı göklere çıkaranlar. Bugün sövgülerinizle yerin dibine batıran olmuşsunuz. Bu yerin dibine batırmadan kendinize pirim yapmanız hiçte ahlaklı ve saglıklı bir ruh hali degildir. O bir megolomandı. Ne o sizin yüklediginiz anlam kadar- kü bugün itiraf ediyorsunuz. büyük. Ne de yerin dibine batıracak kadar kötüdür. En iyiniz onun tezgahının birer dişlisiydiniz. Kürtlerde liderlik sorunu bütün parça güçlerinde var ve halada vardır. Kişiler degilde "siyasal düşünüşün kollektif bilinci" yurdunu kendi hastalıklarından daha fazla önemseyen insan tipleri ile mümkün olabilir. Bunun farkında olan-olabileceklere karşı "düşman " böyle armutları öne sürerek armut toplaMAdıgını gösterir. Sokak algısıyla-akademik algı arasında bir bulanıklık sizin psiko terapi-sosyo terapi ihtiyaçlarınızın çok ötesindedir.Bilgi bankası, geçmişin kara kutusu özellikleriniz kürt plastik ve siyasal öngörüler için bir labaratuar olmamalı.günahlarıunız ve suçlara ortaklıgınız oranında kendinizle hesaplaşma ve arınma ihtiyacınızı kendinizle hesaplaşacagınıza içinde bulundugunuz iradenin içinde başkalarına yüklemeye çalışmanız doğru olmasa gerek . Bunların size hatırlatmanın etkisi olacagına inanarak "batakhanede herkes az veya çok çamur olur" " ha lı nawe, ha li çoke" Bu batakhaneyi kurutmak lazım. Bu batakhane başur, bakur vs degildir bu batakhane cografi anlamda kürtlerin yaşadıgı bütün parçaları ve irili ufaklı bütün güçleri ve etnik anlamda bir kürt ana babadan doğan "herkes" i kapsar. Sınır ve kapasitenizi kürdistani- ki bu berzani-talabani- degil Namuslu bir akademisyeni 2 yıllık bir zamanda bıktırıp kaçıran bu statülerini kürdistani bir yapının önüne koyan Kerkük kürdistane diyip kerkük ü bataga koyan veya başka parçalardaki "kişi-aile" hükümranlıgı en büyük düşmandır. Bu yazıları ve düşünceleri azda olsa bile kişisel hesaplarla yapan "herkes" en büyük suçu işlemiş olur. hepimiz içselkleştiremediğimiz sol jargonun "dünyayı kurtarma" ile kendini kurtarma arasındaki uçurum en fazla siyasal-akademik kirlilikler sebep olmuştur ve olacaktır. kürt olmam benim için sorun olmaz. "kürdüm hakkımı isterim" dediğimde kimin için sorun oluyorsa, "kürt sorunu" başlıgında bu sorunu kim kimlerle çözmeye çalışıyorsa kürtlerin önünde en büyük sorun olan ve olacaklardır.
selam ve ricayla
Diyarbakır
bakın sizinde bizi bu haberi gerekçe göstererek oldukça farklı bir bir yönde eleştirmiş ve bizim katılmadığımız düsüncelerinizi belirtmışsınız. katılmadığımız yorumunuzu yayınladık diye sizin gibimi düsünmüş oluyoruz.?
saygılar.
siyaset bilim sınıdfından sayılırsa politika onu uygulama sanatıdır. Bilim, sanat ve edebiyat bir toplulugun varolma koşulunun geçmiş ve gelecegidir. Kendini veya yazdıklarını önplana alma, hem "yakışıklı fotosunu hemde haberini bildirme basit tanımıyla kişinin yapıt-eser-ünvanını ile bildirimi veya ikisini onu haber yapan ise "bilinç yüzeyine çıkarma" gayreti içinde olur. kişinin ve haberinin önplana çıkarılması hiçte masumane bir çaba degildir olamaz. Kaldi ki hgint horozu yetiştirme kurumunda ya da sorun ve perspektiflerini "meşru" zeminde oturtmuş bir toplumun "ahlaki soykütügünü" oluşturma merkezi degilsiniz. Yazının alt metinlerini üst metnin altına gizleyecek kadar " profesyonelde degilsiniz. Yazımı yayınlamanız veya zaman ayırıp dogaçlama yazma gayretim karşılıklı bir minnet veya külfetin göstergeside degildir. Ben hala biçim olarak ve genişletilen -daraltılan zülüm cenderesinin korkusuyla yaşadıgım politik labaratuar merkezde birinin daha önce özgür gündem ve benzeri kürt muhalif sitelerinde, Chp gibi siyasal partilerden ,yaşayan siyasal kürtlük bilincinin dışında "abant platformu" gibi bize temsilsiz temsilci pozisyondaki kişilerin başında gelen bir adamı ve haberini yapmanızın bilmiyorsanız bilginiz biliyorsanız "sunma, bilinç yüzeyine çıkarma, referans olma" girişiminden başka bir şey degildir. Ksldiki katılıp katılmamanınzda kitle iletişim araçlarında önemli degildir. Haber yapma haberinin derin, krimnal aracısı olmaktır. Diyarbakır "kürtlükten arındırılmış diyarbakırlıklıktan tutun, içerdem dışarıya açıp insanlarla entellektüel bir savaş verilmektedir. Öngörülen Diyarbakırı bilmeden yaşamadan "bilinene" götürme çabasındaki sadece bir vasıtadır. Siz fotosu ve haberin linkini vererek daha kötü olanı yapmışsınız. Haberin kendisi veya içeriğini tartışmaya açmamışsını ki! Sizin yayın ilke ve politisı dediginiz şey bu mudur? Eleştirdigim şeyi neden eleştirdigimi, sebep ve sonuçları ile belirtmeye çalışmıştım. kaldıki haberin içeriği ile ilgil hiç bir şey yazmadım. Sadece sizin verdiğiniz biçimin bilinç veya bilinçsizliği- bilerek ya da bilmeyerek yaptıgınızı hatta bunu sunaa insanın bile hiçte masum olmadıgını, mevcut haber anlayışınızın sınır ve hadlerini hatırlatma ihtiyacını "duygu ve dogrularımızın üzerinden yanlış hesaplar yapana insanlar" kategorisinin gerilla-itirafçı-kahraman-yazar- hamiyetperver kisvesi altında A. AYGAN
artistik fotosunun ve yazılarının altında, her kimlik altında katil ve "görevli" gibi sunulması hiç mi insan yanımızı incitmiyor. "sanatın aynasında güzelleşmeyen canavar yoktur", " ne dediğiniz önemli degil nasıl dediğiniz öanemli" amatör kurguları bir toplumun veya bireyin vicdanında mahkum edemiyo musunuz. Bu toplumda o zaman suç-ceza-ödül= Adalet vicdanlardan kalkacaktır. Daha dün ergenekoncularla götürüp öldürdügü Bismil ilçesinden biriin adı geçiyordu. Onur askeri ve siyasi bir kavramdır her kavmin kendine göre ölçüleri vardır. Japon harakiri yapar ve bunu kutsal bir tören gibi yapar. Avrupada eskiden düello şimdi "intihar eder. Bu sadece biyolojik olarak degil sosyal olaraK yapılır. Amerikada "idam edilir" veya dıştalanır. Örnekler çogaltılabilir. Ama hiç bir toplumda bu lanet herifler her dönemde kendine "vazife çıkaran" birileri olmaz. Karısı, anası,çocuklarına ne yüzle bakabiliyor. Kaç kiş öldürdü ve ne adına. Öldürdüklerinin çocuklarına ve ait oldugu topluma bıraktıgı vasiyet bile bir yoplum için "utanç" vesilesi olur. onun yaşama-suçluluk ve gunahları ile yaşama hakkına saygılıyım. Ama onun tanıık ve şahit-kahraman olarak degil -ölçüleri olmayan, her koşulun ölçüsünde kendini vareden bir "katil" den çok fotosunu analiz ve sahneleme biçimi onun arsızlıgını paylaşma-cesaretlemdirme degilde nedir. Bunun meşru oldugu bir isyasal gelenkten gelmeniz bu toplumun bütününü adalet ve vicdan duygusunu incitme-temsil etme hakkını size vermez.
siyasal kirlilikten ,bakış açısından kimse bize bakmaz. Geleneksel kürt kültüründe bu insanlara ne yapılır ve nasıl davranılır biliyor musunuz?
selamla
önce öfkenizin nedenini biraz anladigimi belirtmeliyim kusku yokki öfke gibi insani bir duyguya sahip olmak önemlidir.ancak bunu kontrol etmek ve yerinde kullanmakta bir o kadar önemlidir.
Sayin xidir öncelikle bir seyi acikliga kavusturalim Nasname ayni düsünen ve bunu dillendiren bir topluluk degildir .ne Marksist -Leninist , ne Stalinist -ne Maoist nede islamci yada moda deyimle neoislamci bir siyasal örgüt degildir.
Genel olarak Kürdistani bireylerin bütün farkliligina hosgürüyle bakan ve bu temelde belki birebir ideolojik durus gösteren bireyler toplulugudur.dolayisiyla bir haberde/yorumda bu bireylerden herhangi birinin katilmadigi durum söz konusu olabilir.netlestirmeniz gereken öncelikle budur ve eger bir misyon yükleyecekseniz bu temelde degerlendirin derim.
Abant platformu toplantilarina yada savunumlarina sempatiyle bakan bireylerde vardir bu olmalidir.Bagimsiz birlesik kürdistan yaratma noktasinda silahli yada demokratik mücadele gibi ikisi birbirinden farkli bakis acilarina sahip bireylerin olmasi gibi.
Sayin xidir kürdistan yada kürdler birbiriyle cok farkli renkler bütünüdür bunu bilirsiniz ve temel sorun o renklerin birbiriyle iletisimleri varsa ideolojik mücadeleleridir bu elbette gereklidir ancak olanlari yok saymakta bir o kadar gereksizdir.
olgulara bakarken pencerenizi genis tutmak zorundasiniz aksi durumda görebildiginiz alan "at gözlügü " ile görebileceginiz kadardir.sadece görmeniiz istenen yada görmek istediginiz kadarini görürsünüz.tipki "at"`in sag ve solunu görmesinin mümkün olmadigi gibi.
evet kürdistan denen cografyada kürdler o farkli renkleriyle yasiyor ve bu bir gercekliktir.Halis Acar gibi düsünende var mihe xidir gibi düsünende ne halis mihe yi yok sayabilir nede mihe halis`i.
sayin Xidir kendi adimiza belirtelimki biz kendimiz disinda kimseyi temsil etme iddiasinda degiliz hele hele agir ve bir o kadarda günahkar bir mirasin icinden gelmis biri olarak günahlarimizi örtme yada geldigimiz yeri mesru görme dolayisiyla bir toplumun adalet ve vicdan duygusunu temsil etmek gibi bir misyon sahibi degiliz.
yine belirtelimki icinde kaldigimiz sürece bu gün redettigimiz siyasal cizgiyi red ettigimiz an itibariyle degerlendirmek gibi bir fukaralik sahibide degiliz.evet Bay Xidir diledigimiz kadar ak u pak kaldigimizi iddia edelim , diledigimiz kadar birebir o günahlara bizzat katilmadigimizi söyleyelim .objektif olarak o carkin dislisiydik ve o carkin günahlarini yasama geciren mekanizmanin icindeydik bunu hic bir zaman redetmedik.
bir sorgulama sürecinin bir yanilginin yada kirliligin icinden cikmanin ve o kirliligi teshir etmenin gerekliligine inananlardaniz ve bu yöndede aklimiz erdigince kendimizi ifade ediyoruz.
kürdler o kadar kör degil sayin xidir.Ayganlarida öcalanlarida degerlendirebilecek kabilyete sahiptir.hic tasaniz olmasin her birimiz bu halka karsi isledigimiz günahlarin hesabini verecegiz bu halk hesabi keser.
suc yada günahin boyutu ne olursa olsun biz sizin baktiginiz noktadan bakmiyoruz .kimseyi yok edemeyiz.size kalirsa basta adimizi yorumlarinizda andiginiz icin belirtelimki Halis Acar ve Sükrü Gülmüs günahkardir yok edilmeli. bu noktada sizden farkli oldugumuzu düsünüyoruz.sosyal/psikoloji derki insan politik bir varliktir ve her davranisinin bir neden , nasil bicemi vardir.yani bütün suc hirsizin degil sayin Xidir.birazda evsahibinin sucu vardir.
bize bol bol gecmisimiz ile ilgili vurmussunuz basimiz üstüne.ama unutmayin ben demistim tavri politik bir tavir degildir.sizin PKK hareketi icin o zaman dedediginizi iddia ettiginiz yada o günkü durusunuz bu gün sizi dogrulamis olabilir.amaa o durusunuzu sürdürdügünüz süre zarfinda biz günahkarlarin kazandirdigi epey seyde var bunlari saymak gereklimi bilmiyorum.
son otuz yillik sürecin birincil aktörünü sürekli yargiladigimiz dogrudur bu devasa bir sorundur ve ne yazikki sizin o günkü durusunuzun sahiplerinin bu günkü yoklugu bu sorunu gündemde tutandir.hatta o durusun sahiplerinin bu gün yoklugu nedeniyle ne yazikki o durus sahiplerinin o günlerini dillendirmeye sira gelmiyor.
ancak emin olun PKK nin bu kadar etkili olmasinin birinci sorumlusu ne Apo dur nede biziz asil sorumlular o gecmiste bize söyleyenlerdir.söylediniz iyi hosta siz bunu asil kendinize ve dolayisiyla kürdlere söylemeyi basarabildinizmi.?
eger basarabildiyseniz nerdesiniz.neden bu AKP rüzgari , neden bu Abant rüpzgari ve tabii kemalizmi rehber almis Sözde kürd cenahi.
sayin xidir umuyorumki sizi incitecek vede daha cok öfkelendirecek seyler yazmadim.
bir hatirlatmada bulnarak simdilik noktalayayim.nasname de sizin gibi düsünenlerede yer var buyurun kendinizi en sert cümlelerinizle ifade edin ki bir bicimde bunu yapiyorsunuz.
selam ve saygilar.
VALLA SAIT ISTERSEN YAZSIN,ISTERSEN YAZMASIN,ÖCALAN ONU IHBAR ETMEYE DEVAM EDIYOR.
BUYRUN ÖCALANIN IHBARCILIGININ BELGESI BURDA,SAKIN SASIRMAYIN,ÖCALANIN MESUT BERZANININ GIZLI GEZISINDEN BILE HABERI VAR.
HABERI BIZ VERELIM,SAYIN NASNAME YORUMCULARI YORUMLASINLAR.
'Tek yol diyalogdur'
Benim hayata geçirmeye çalıştığım 1920'lerin Kuva-i Milliye ruhudur. Ve bu ruhun hayata geçirilmesi için tek yol, diyalogdur. Sayın Erdoğan'a, Sayın Gül'e sesleniyorum; anlamlı bir barışın gelişmesi için tek yol diyalogdur
Paşalar açıklama yaptılar. Mustafa Kemal'in yarattığı ulus-devlet çizgisine bağlı kalacaklarını söylüyorlar. Ama Mustafa Kemal'in yarattığı 1920'lerdeki Kuva-i Milliye ruhuydu. Bunların Mustafa Kemal'in çizgisiyle ilgisi yok
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Genelkurmay yetkililerinin devir teslim törenlerinde ulus-devlet konusunda yaptıkları açıklamalara değinerek, 'Mustafa Kemal'in yarattığı ulus-devlet çizgisine bağlı kalacaklarını söylüyorlar. Ama Mustafa Kemal’in yarattığı 1920'lerdeki Kuva-i Milliye ruhuydu. Bunların Mustafa Kemal'in çizgisiyle ilgisi yok, tamamıyla İngiliz ve Yahudi sermaye güçlerinin çizdiği yanlış Türk milliyetçiliğidir' dedi. 'Benim hayata geçirmeye çalıştığım 1920'lerin Kuva-i Milliye ruhudur. Ve bu ruhun hayata geçirilmesi için tek yol, diyalogdur' diyen Öcalan, Kürtlere, ''Biz üniter-devlete saygılıyız, ancak vatandaş olarak demokratik, kültürel ve sosyal haklarımız var, bunları hayata geçireceğiz' demeliler' çağrısını yaptı.
Geçen hafta çarşamba günü avukatlarıyla olağan haftalık görüşmesi 'hava muhalefeti' gerekçesiyle engellenen Öcalan, geçen cuma günü görüşmesini gerçekleştirebildi. Öcalan'ın görüşmede önemli mesajlar verdiği öğrenildi. Öcalan Genelkurmay'ın yeni komuta kademesinin geçen hafta peş peşe yaptıkları açıklamalarda dile getirdikleri ulus-devlet konusuna değindi.
Öcalan, Türkiye'deki İngiliz ve Yahudi sermayesine dikkat çekerek, Türk milliyetçiliğinin bunlar tarafından geliştirildiğine işaret etti. Bu güçlerin kendisine de mesaj verdiğni söyleyen Öcalan, şunları söyledi: 'İngiliz ve Yahudi sermaye çevrelerinde özelikle Türkiye'de bu çevrelere bağlı olanlarda benden dolayı rahatsızlık var. Ben çocuk değilim. Beni tehdit etmek istiyorlarsa edebilirler. Zaten beni buraya getiren de onlar. Bana mesaj vermeye çalışıyorlar, elimizin altındasın, sana istediğimizi yapabiliriz, demek istiyorlar. Ben 15 yaşındaki kız çocuğu değilim, beni kandıramazlar, ben ölümden korkmuyorum. Ben gerçekleri ifade ediyorum, ifade etmeye de devam edeceğim. Bu güçler tarafından hayata geçirilmeye çalışılan bir Türk milliyetçiliği var. Zaten Türk milliyetçiliğini yapanlar Türkler değildir. Bunlar İngiliz ve Yahudi sermayesinin geliştirdiği bir milliyetçiliktir. Biliyorsunuz Türk milliyetçiliğinin ilk öncüleri Yahudi'dir; Abraham Galandi ve Hermann Vambery'dir. Yine Türk milliyetçisi olan Ziya Gökalp Türk değildir, Diyarbakırlı Zaza Kürtlerindendir. Geliştirilen bu milliyetçilik, Türk halkının çıkarlarına değildir. Bu milliyetçilik, bu güçlerin çıkarları için kullanılmaktadır. Mümtazer Türköne de eski ülkücü, MHP’li, bunu yazıyor bazen. Mahir Kaynak, Ömer Lütfü Mete, Yalçın Küçük de bunları görüp bazı şeyleri ifade ediyor, ancak yeterli düzeyde değil. Yalçın Küçük'ü tanıyorum, bir siyasetçi değil o, bu nedenle olayları anlamakta yeterli değil.'
1920'lerin ruhu
Halkların kardeşliğine inandığını bir kez daha vurgulayan Öcalan, şöyle devam etti: 'Ben bu coğrafyada yaşayan tüm halkların kardeşliğine inanan biriyim. Ve bütün mücadelemi de bu halkların bu coğrafyada kardeşçe ve barış içerisinde yaşaması için verdim, vermeye devam edeceğim. Benim hayata geçirmeye çalıştığım 1920'lerin Kuva-i Milliye ruhudur. Ve bu ruhun hayata geçirilmesi için tek yol, diyalogdur. Mustafa Kemal, bunu yapmaya çalıştı. O dönem diyalog için imkânlar vardı ama bahsettiğim güçler bunun önüne geçtiler. Biliyorsunuz o dönem Koçgiri İsyanı'nda diyalog yolu açılabilirdi. Ama bu güçler buna izin vermediler. Paşalar açıklama yaptılar. Mustafa Kemal’in yarattığı ulus-devlet çizgisine bağlı kalacaklarını söylüyorlar. Ama Mustafa Kemal'in yarattığı Cumhuriyet çizgisiydi. 1920'lerdeki Kuva-i Milliye ruhuydu. Bunların Mustafa Kemal’in çizgisiyle ilgisi yok, tamamıyla bahsettiğim İngiliz ve Yahudi sermaye güçlerinin çizdiği yanlış Türk milliyetçiliğidir.'
Sıra Ilımlı İslam'da
İngiliz ve Yahudi sermayesinin devlet-millet anlayışıyla Türkiye'yi denetim altına almaya çalıştığını, bu olmayınca bu kez ümmet-devlet anlayışına sarıldıklarını belirten Öcalan, şu hususlara dikkat çekti: 'Bu çevreler, devlet-millet anlayışını geliştirerek Türkiye'yi denetim altına almaya çalıştılar. Bahçeli, bu durumu fark etti. Kendini bundan kurtarmaya çalıştı ancak çıkmasına izin vermediler. Bu güçler tarafından geliştirilen milliyetçilikle istenilen sonuç elde edilemeyince, bu defa da devlet-millet anlayışından vazgeçerek ümmet-millet esasına dayalı ılımlı İslam anlayışını geliştirdiler. Ilımlı İslam, gerçek İslamiyet’le, gerçek Müslümanlıkla alakalı değildir. Bunun tam tersidir. Bu projeyi bazı şehirler, bazı çevreler üzerinde yaptılar. İlk olarak Kayseri üzerinden bunu yapmaya başladılar, ismi düzeyinde tartışmaya gerek yok. Kayseri grubu vasıtasıyla yürütmektedirler. Ilımlı İslamı AKP üzerinden geliştirmeye çalışıyorlar, bunların gerçek İslamiyet'le de alakaları yoktur.'
Türk-Kürt çatışması
Öcalan, aynı çevrelerin Türk-Kürt çatışması üzerinde Türkiye'yi denetim altında tutmak istediğine de işaret etti. Öcalan, şunları söyledi: 'Bu çevreler yine geliştirdikleri bu anlayışla Türk-Kürt çatışmasını derinleştirerek Türkiye'yi denetim altında tutmaya çalışıyorlar. Aslında bu iş, 2000'lerde çözülecekti, ancak buna izin vermediler. 2000'lerde çözümün gelişmesi için diyalog yolunun açılabilmesi için bir zemin vardı. PKK demokratik barış hattına çekilmişti. Ancak PKK'nin demokratik barış hattına çekilmesi bu çevrelerin çıkarlarına ters düşüyordu. PKK'yi demokratik barış hattında tutmak istemeyen güçler vardı, bunlar kim, bunları iyi görmek gerekiyor. Devlet içerisinden de çözüm yolunun gelişmesini isteyenler vardı. Özal ve Erbakan bu konuda girişimlerde bulundular. Yine Ecevit de bu konuda girişimlerde bulundu, ancak buna izin vermediler. Ecevit'i siyaseten ve bedenen felce uğratıp tasfiye ettiler. Erdoğan da ilk iktidara geldiği zaman çözümün diyalogdan geçeceğini fark etti. Ancak bu güçler Erdoğan'a yüklenerek onu denetim altına alarak bu diyalogun gelişmesini engellediler, Kürt-Türk çatışmasını derinleştirmeye çalıştılar. Bu güçler, devletleri kendilerine bağlama ve denetim altına almak için her yöntemi denerler. El Kaide. Yine Irak'ta Saddam Hüseyin'i güçlendirerek Irak'a müdahale ettiler. Saddam'ın düştüğü durumu gördünüz. Bir paçavra gibi kullanıp attılar, öldürdüler. Bunları iyi görmek ve iyi analiz etmek gerekiyor. Ben bunları görüp, bu değerlendirmeleri yapıyorum, bunlar gerçekler. Ve ben gerçekleri söylemeye devam edeceğim.'
Büyükanıt'ın açıklamaları
Büyükanıt'ın 'Türk-Kürt çatışmasına izin verilmemeli' şeklindeki açıklamasını hatırlatan Öcalan, 'Paşalar ulus-devletten yana olduklarını fakat bununla beraber bir Türk-Kürt çatışmasını istemediklerini söylüyorlar. Bu açıklamaları kendi içinde çelişkili. Büyükanıt Türk-Kürt çatışmasını istemediğini söylüyor ama bu çatışmayı yaratan ve derinleştiren de kendi tutumlarıdır. Ben bir halkı savunmak kitabımda ulus-devlet konusunu çok derinlemesine açtım. Bundan yararlanılabilir' dedi.
Kürtlere çağrı
Öcalan, Kürtlere de çağrıda bulunarak, şunları söyledi: 'Diyarbakır'da insanlar kalkıp açıklamalar yapbilmeliler. 'Biz üniter-devlete saygılıyız ancak vatandaş olarak demokratik, kültürel ve sosyal haklarımız var, bunları hayata geçireceğiz' demeliler. Devlet buna engel olabilir. Bunu kabul etmeyebilir. Ama Diyarbakırlılar, 'Biz vatandaşız, bunlar bizim haklarımız' diyerek mücadele etmeliler. Bu sadece Diyarbakır değil, tüm şehirler için de geçerlidir. Çatı Partisi'ni önermemdeki neden de buydu. Demokratik güçler bir araya gelerek Cumhuriyetin temel ilkelerinin hayata geçirilebilmesi için mücadele etmeli. Ortak bir program etrafında bir araya gelerek demokratik mücadeleyi güçlendirmeliler. İşte Fırat'ın Doğusu'ndaki Ergenekon'u açığa çıkarmak diyorlar gayet tabi, bu tür şeyler geliştirilmeli. DTP kapatılabilir. Ama önemli olan demokratik siyasetin geliştirilmesidir. Bu temelde mücadelelerine devam edebilmeleridir.
Erdoğan ve Gül'e seslendi
Başbakan Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e bir kez daha seslenen Öcalan, şu uyarılarda bulundu: 'Sayın Erdoğan'a, Sayın Gül'e sesleniyorum; anlamlı bir barışın gelişmesi için tek yol diyalogdur. İşte çatışmalar, onlarca asker-gerilla yaşamını yitirmiş. Ben bunlara üzülüyorum. Barışın gelişmesi için elimden geleni yaptım, yapmaya da devam edeceğim. PKK içinde konumum nettir, ben PKK'ye pratik önderlik yapamam, gece bile zor uyuyorum. Barışın gelişmesi için diyalog yolu açılmalı. Bu yol açılmazsa Türkiye, çok derin bir Türk-Kürt çatışması içine girer ve daha fazla dış güçlere bağımlı hale gelir. Bu nedenle gelişecek olan çatışmalardan ben sorumlu değilim. Bunun sorumlusu devlettir. PKK, kendi kararlarını kendisi alır ve hayata geçirir ve kararlarının sorumluluğu da PKK'ye aittir.'
Barzani Türkiye'ye geldi
Bu arada Öcalan, Güney Kürdistan'da Kürtler ile Irak merkezi hükümeti arasında yaşanan gerginliğe de değindi. Öcalan, 'Güney'de Sunni ittifak gelişiyor, ancak bunların gücü Kürtlere yetmez. Kürtler kazanımlarını geri bırakmayacaktır. Bu iş, Türkiye, Suriye, Suudi Arabistan'la ittifak edilerek çözülemez' dedi. Öcalan, 11 Ağustos'tan sonra Güney Kürdistan'dan çıkan ve nereye gittiği konusunda bilgi elde edilemeyen Barzani'nin Türkiye'ye geldiğini söyledi: 'Barzani 11 Ağustos'tan beri yok diyorlar, Türkiye'ye gelmiştir, Türkiye'dedir o.'
Sağlık sorunlarına ilişkin ise Öcalan, şunları belirtti: 'Sağlık sorunlarım devam ediyor boğazımdaki akıntıdan kaynaklı biraz ses kısıklığı ve idrar yolları ile ilgili sorunlarım var, halkımıza, cezaevlerindekilere selamlar.'
29 Ağustos 2008 tarihli Görüşme Notu'dur
BÖLÜM 2
Öcalan'dan çarpıcı Ergenekon açıklaması
Öcalan'ın avukatlarıyla yaptığı görüşmede Ergenekon konusunda yine çarpıcı açıklamalarda bulunduğu kaydedildi. Öcalan'ın şu hususlara dikkat çektiği belirtildi:
Eruygur, Tolon gibi generaller... Burada beni karşılayan bir Albay vardı. Benimle çözüm geliştirmek için devlet adına konuştuğunu söylüyordu. Ama devlet adına konuştuğunu söyleyen, kendini devlet olarak tanıtan bu kişiler şimdi cezaevinde. Devlet içeride yani! Devleti içeri atan devlet kim?
'Ergenekon, NATO'nun Gladio'su tarzı bir örgütlenmedir. Bu örgüt, 1950'lerde kuruldu. Bunlar NATO'nun gizli ordularıdır. Bunlar 1970'lerden itibaren PKK'ye hâkim olmaya çalıştılar. Gazetelerde geçiyordu, Pilot Necati'den bahsediyor. Emekli bir pilotmuş, Necati Kaya, Ağrılı. Pilot Necati'nin MİT ile ilişkisi olduğu ve MİT'in onun üzerinden PKK'yi denetim altına almaya çalıştığı söyleniyor. O dönem MİT, PKK'yi denetim altına alabilmek için PKK'nin içerisine bazı kişiler gönderiyordu, Pilot Necati, Kesire gibi.
Beni denetime alamadılar
Önceleri MİT, beni ve PKK'yi denetimleri altına almaya çalıştı. Daha sonra bu işi JİTEM'e devrettiler. JİTEM de bunu Ergenekon'a havale etti. Bunlar PKK'nin içerisine adamlarını sızdırıyorlardı. Ben bunları fark ediyordum. Kendi etrafımda güvenliğimi artırarak bunların ne yapacaklarını gözlemliyordum. Biliniyor, Suriye'de daha sonra bir patlama meydana gelmişti. Onlarca insan yaşamını yitirdi. Bu patlama da bu güçlerin işiydi. Ama benim İmralı'ya getirilmemle, bunların işi bitti, CIA ve MOSSAD İmralı sistemine hâkim oldu ama beni denetimleri altına almayı başaramadılar.
Dörtlü çete demiştim
1977'de Haki Karer arkadaşı şehit eden Alaattin Kaplan isimli bir adam vardı. Beş Parçacılar örgütündendi. Biz bu adamı 1975'lerden itibaren tanıyorduk. Daha o zamanlarda ne olduğunu biliyorduk. Bunun dışında o dönem PKK'ye karşı mücadele yürüten bazı örgütler vardı. Bu örgütler üzerinden PKK'ye hâkim olmaya çalışıyorlardı. Daha sonra da bu tür girişimler devam etti. Ben daha önceleri de Dörtlü Çete tanımı yapmıştım. Metin yani Şahin Baliç onlar vardı. Selim Çürükkaya, Sait Çürükkaya, Şemdin Sakık, onlar vardı. Bunların durumlarının iyi analiz edilmesi gerekir. Selim Çürükkaya şimdi Almanya'da, Almanya'nın denetiminde.
Büyükanıt'a suikast
Tuncay Güney, Kırıkkale patlamasıyla ilgili olarak, 'Veli Küçük yaptı' diyor. Ama bu eylem Sait Çürükkaya tarafında yapılmıştı. İlginçtir Tuncay Güney, Veli Küçük yaptı diyor. Doğruluk payı var. Bunun yanında Diyarbakır'da Büyükanıt'a yönelik bir suikast vardı. Çok iyi hatırlıyorum, Mustafa Marangoz'un kardeşiydi. İki kardeşi şehit düşmüştü. Sait Çürükkaya bunu kullanarak eylem yaptırmaya çalışmıştı. Eylem başarılı olmadı, bu kişi yakalandı. Yine bunun yanında Şemdin Sakık'a bu güçler tarafından yaptırılan bir çok eylem var. Bu eylemlerle Şemdin Sakık, PKK içerisinde popüler ve güçlü bir konuma getirilmek amaçlandı. Biliniyor bana yönelik yapılan suikastlar var ama başarılı olamadılar. Bunları iyi görmek gerekiyor. Bu kadar kişi PKK içine sızmayı başarmıştı. Bana yönelik girişimlerde bulundular, ama ben hala yaşıyorum. Acaba neden? Bunu araştırmak gerekiyor, tarihçiler bunu iyi araştırmalı.
Amaç PKK'yi denetime almak
Bütün bunlarla hedeflenen bu kişileri güçlendirerek PKK içerisinde önemli konumlara getirmek, bunları yedek güç durumuna getirmek, yani ikinci adam yaratmak ve onları PKK içinde etkin hale getirerek PKK'yi denetim altına alarak, beni etkisizleştirerek tasfiye etmekti. Böylelikle bu güçler, denetimleri altına aldıkları PKK ile Kürt-Türk çatışmasını derinleştirerek, asıl hedefleri olan devlete hâkim olmayı amaçlıyorlardı.
Roma sürecinde yaşananlar
Aynı şekilde uluslar arası alanda da PKK'ye hâkim olmak çabaları vardı. Avrupa'dayken o dönem Avrupa sorumlusu olan birisi vardı, Roma'da yanımdaydı. Bize saygı göstermiyordu, saygısı kalmamıştı. Çünkü Amerika, Avrupa'daki bazı ülkelerle ilişki halindeydi. Sırtını buraya dayamıştı, bunlara güveniyordu. Yine Rusya'da olan Mahir Welat o da aynı şekildeydi. Ben bunları görüyordum. Müdahale etmedim. Müdahale etmememin sebebi de durum kritikti, ortalık daha da kızışmasın, daha da gerginleşmesin diyedir. Ben bunlara karşı öfkeliydim de. Bingöllü Tayhan Özgür vardı, o da bunları görmüştü, tepkisini eylemiyle dile getirdi.
Kadroları denetime alıyorlar
Bu dış güçler PKK'nin kadrolarını erkekleri kadınla, kadınları erkekle, parayla kandırarak denetim altına aldılar. PKK'den onlarca kadro kaçarak Almanya, Amerika, KDP, YNK'ye sığındı. Kontrol altındaki PKK de budur aslında. Ben özelikle vurguluyorum duygularınızı denetim altına almalısınız. Duygularınızı denetim altına almazsanız, özgürleşemezsiniz. Bu konuda dikkatli olmalılar, duygularının ve cinsel güdülerin kontrolü altına girmemeliler.
Herkesin PKK hesabı var
Herkes PKK'ye hâkim olmaya çalışıyor. KDP, YNK, Amerika, Avrupa, şu ülke, bu ülke PKK'yi kendi kontrolüne almaya çalışıyor. Almanya ve Avrupa'nın bazı ülkeleri kendilerine sığınan PKK'lileri bana karşı kullandılar. İşte Selim Çürükkaya'yı bana karşı kullandılar. Para vererek kitap yazdırdılar. Yine Şemdin Sakık'a para verdiler kitap yazdırdılar. Bunların hepsi NATO'nun gizli orduları. Melik Fırat onlar, Hak-Par, Sertaç Bucak var. Bunların hepsi bu güçlere bağlı olarak çalışıyorlar. Küresel sermayeye bağlı olarak makro krediler, mikro krediler verenler var. Bunlarla Kürtleri kendilerine bağlamaya çalışıyorlar. İşte Diyarbakır'da Ticaret Odası, makro-mikro kredilerle işi götürüyorlar. Bu dürüst değiller barışın gelişmesi için mücadele etmiyorlar, halkı makro-mikro kredilerle kandırmaya çalışıyorlar. Bu güçlerin hedefleri bunlar üzerinden Kürtleri denetim altına almak, kendi çıkarları için kullanmaktır.
Devlet içeride yani!
Hizbullah-Ergenekon ilişkisi açıklanmalı. Ergenekon Hizbullah'ı kullanarak on bin faili meçhul cinayet işlettirdi. Bunun yanında Ergenekon kapsamında tutuklanan generaller var. İşte Şener Eruygur, Hurşit Tolon gibi generaller. Burada beni karşılayan bir Albay vardı, basına da yansıdı. Benimle çözüm geliştirmek için devlet adına konuştuğunu söylüyordu. Hatta Ecevit adına konuştuğunu da söyledi. Ama devlet adına konuştuğunu söyleyen, kendini devlet olarak tanıtan bu kişiler şimdi cezaevinde. Devlet içeride yani! Devleti içeri atan devlet kim? Şu an içeride olanlar deşifre olanlardır. Devlet işleri bitenleri tasfiye etti. Aslında yeni bir yapılanma içindedirler.
29 Ağustos 2008 tarihli Görüşme Notu'dur
Yazitinizı kendinizi tanitmakla başlamışsınız.
'Sizin bugün gördüklerinizi ve deşifre, namus diye sunduklarınızı geçmişte size söylemeye çalışanlardanız. Dün bugündü ve kulaklarınız tıkalıydı'.Bu ses bana tanıdık geldi bu sesin sahipleride.
Dogrudur,Kulaklarımız sizlere tıkalıydı,
çünkü hiç bir şey vaad etmiyordunuz.
70 lerde sizler,Mangalda köl bırakmayanlar,olarak anılıyordunuz.Yaprak yerinden kıpırdasa'Aman ha sesiniz çıkmasın,
birşeyler yapmayın,YOKSA KATLIYAM YAPARLAR,Pravakasiyona gelmeyiniz teranesini salık veriyordunuz.Kürdistan Devrimciligini 657 sayılı memurlar yasasıyla özdeileitiriyordunuz.
Kendinizi dünyanın merkeazine koyup dünyayayı yönetiginizi sanıyordunuz.
Herşeyi'bilen' herşeyi'gören'her şeyi 'duyan'Kürdüstanın namus'bekçiligini'kimseye kaptırmaya niyetiniz yoktu.Nasıl olsa birileri sizlere gümüş tepsi içinde ÖZGÜR BİR AVUÇ KÜRDİSTAN TOPRAGINI sunma lutfunda bulunacaktı.Sahi şimdiye kadar böyle bir öneri bir yerlerden size geldimi?
Medine fukaraları gibi Moskovadan Pekinden Şaafat dilemenin,avuç açmanızın
Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesine
birfaydası oldu mu?
DARA AZADİ YÊ BI XWİN U XİDAN TÊ AVDAN
Ê ku nikaribe ji bo welatê xwe xun u xwidan birjıne pêwise ku welatparêziya wi ji were münakaşekırın.
Unutmayın ki sizler yavuklunuza sarulırken onlar cıplak mavzere sarıldılar,Sizler yumşak yataklarınızda mışıl mışıl uyurken onlar onlar exsi 20 derecede,magaralarda,topragı döşek taşı da yastık yaptılar,bir avuç kurtlu unla
magaralarda yılanlarla çıyanlarla yaşadılar.Beş noluda hergün bedenlerinden bir parça kopararak düşmanın önüne fırlatılar.
Bu iradeye düşman bile şapka çıkartı ya
siz?
Pişmiş aşa su katarak yeniden bize sunmayın,bu tür saçmalıklara karnımız tok,aha meydan aha şeytan,Aha Helep aha Mışal atlayın arkanızdayız.
Kalemine mürekep yerine mermi doldurmusun,hedefin ise bu mücadeleye 30 yıldır diyet ödeyenler,Bilmezmisin ki senin kurşunların bize işlemez,bünyemiz bu'kurşunlara'karşı yılar önce bagışıklık kazandı.
Ha İmralı sakiniyle indirek dirsek temasını ihmal etmemişsiniz.
'O bir megolomandı. Ne o sizin yüklediginiz anlam kadar- kü bugün itiraf ediyorsunuz. büyük. Ne de yerin dibine batıracak kadar kötüdür.'
Herzaman ki gibi hem Nalına hem Mıxına
Nasıl olsa Diyarbekirde yaşıyosunuz(Kimbilir belki gecici olarak)yaşam hakınız manevra alanınız çok önemli.
en iyisi helel getirmemek lazım.
Bize gelince KAYBETİGİMİZ UMUTLARIMIZIN
PEŞİNDEN KOŞMAYA DEVAM EDECEGİZ.
Bu ugurda sevdiklerizi gözbebeklerimizi
armagan etik elbete birgün sıra bizede gelecek.
Selamlar
dagdaki gerilla aç susuz canını feda ederek kürdistanı savunurken siz ne yapıyordunuz.size de onların kanı üzerinden siyaset yapmak mı düşüyor?bugün pkk nin silahlı mücadelesini savunan insanların birçogu çocuklarının daga çıkması yerine okuyup iş güç sahibi olmasını istiyor.böyle düşünenleri ki can, onların ki patlıcan mı?sayın nasname okuru dagdakilerin yaşadıgı zorlugu anlatıyor.biz bunu biliyoruz.ama neyi başardılar.yaptıklarının hepsi türklere yarıyor.devlet bu eylemlerle kendi yaptıgı zülümleri meşrulaştırıyor.pkk yi savunan, silahlı mücadelenin başarıya ulaşacagını düşünen insanlara diyorum al silahını çık daga.şunu da sölemek istiyorum 70 li yıllardaki kürt bilinci şimdi yok.çünki apo milleti bagısızlık için daga cikardı bu hareketi bastırdı yurtseverleri öldürdü.şimdi de diyor.demokratik üniter devlet.nerden nereye..
Yorum yaz