Anasayfa | Nasname Edebîyat | Şükrü Gülmüş | Ya konuşacağız ya da tümden susacağız!...

Ya konuşacağız ya da tümden susacağız!...

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image Yürek parçalayan hikayelerimiz var

O konuştukça batacak, biz konuştukça aydınlanacağız. otuz yıllık Kuzey Kürd Hareketinin karakutuları açılmadan,anlaşılmadan, bilince çıkarılmadan, İmralı ve Öcalan aşılmadan tek bir gün bile rahat uyuyamayacağız. O nedenle üç boyutlu yaşam var karşımızda. İmrokürd/Sahibinin sesi FM Radyosu.. Konuşanlar Partisi Yayın Organı Nasname ve Kürd Susanlar Partisi... Yerimiz neresi? Nerde duruyoruz? Kime karşıyız? Kim bize karşı. Gün konuşma ve vuruşma günü. Gardınızı alın!.. İlk Hikaye; Bir cğce nasıl devleri yuttu (?!)

 

Oltaya takılan balığın yeme ihtiyacı yoktur.’
 Amerikan Atasözü

İmralı Karargahında mukim, bir dizi ünvan sahibi ilan edilen Abdullah Öcalan adındaki şahısın dışarıya Av-Görüşleri olarak yansıyan 23 Temmuz 2008 tarihli Görüşme Notuları’nda  http://www.gundemonline.net/haber.asp?haberid=56127 bir çok ciddi itham, itiraf ve suçlama var. Kuşkusuz bunlar yeni değil. Kendisinin dile getirdiklerini biz -en az- on yıldan beri dile getiriyoruz. Getiriyoruz ama hiç bir zaman kayda değer görülmedi.

Kandisi ‘Kürt Halk Lideri’ ya; söylediği her şeyde bin bir keramet bulunuyor ve en sıradan söz bile günlerce gündemimi işgal ediyor., Kuzey Kürd Hareketinin en canlı dinamik gücü bunlarla oyalanıyor.

Biz bu yazımızda -dile getirdiği bazı şeyleri- ela alacağız.
Bunlardan bir tanesi de Egit (Mahsum Korkmaz) olayıdır.

Ne dedi Öcalan en son bu konuda?
 ‘Özellikle Mahsum Korkmaz arkadaşın öldürülmesinde PKK içerisindeki çetelerin parmağı vardır. Öyle söylendiği gibi askerler öldürmemiştir.’

Bir anlık bunu kabul edelim ve olayın öncesine bakalım.

Bu olayın birincil elden tanığı, ogün Egîd (Mahsum Korkmaz) ile aynı saflarda bulunan Selim Hoca (Selahattin Çelik)’tir. Çelik, Korkmaz ve bu satırların yazarı aynı beldenin ve aynı dönemin çocuklarıdır. Bu olayın daha net ve berrak anlaşılması için kısa bir eski tarih gezisi yapalım.

Çifte Tabancalı Efe : Selahattin ÇELİK

Selahattin’i de, Korkmaz’ı da yakinen tanırım. Selahattin yaşça benden ve Korkaz’dan büyük. Bizden önve orta, lise’yi bitirdi ve Ankara’da okumaya hak kazandı. Ankara’da bulunmadan dolayı erken siyasetle tanıştı. Siirt Öğrenci Yurdu Başkanlığı yaptı. Ankara öğrenci olayları içinde çok aktif görevlerde bulundu. Hatta -bana yansıyan anlatımlara göre- o’nun universiteli ve Ankara’lı günlerindeki namı ‚Çifte tabancalı Efe’ imiş. Eylemciliği ve gözüpekliği, cesaretiyle küçük bir efsane olmuştu, diyorlardı. Özelllikle MHP’li Bozkurçular ‚Efe’ sözünü dıyduklarında bile korkuyormuş.

Özcesi Selahattin Çelik de bizim Ankara PKK’sı dediğimiz dönemin insanlarından. Ancak gerek Çelik ve gerekse adını ilerde sayacağım onlarca Kürd Aydını, öğrencisi ve devrimcisi Tuzluçayır patantli Öcalan PKK içinde malesef yer almaya layık görülmediler. Bunlardan Dilever Yıldırım, Cuma Kuyukan, İbrahim Aydın, M. Hayri Durmuş, Kemal Pir, Haki Karer vb insanlar var.

Bunlardan bir kısmı Sol/Sosyalist/ML kanattan olmalarına rağmen salt inançları için bu davaya katılanlardır.

Diğer grup ise; Kürd ve Kürdistani yan ağırlıktadır. Zaten Baki Karer’in bana anlattığı şu neden bir ortaklık gibidir. ‚Biz Ankara’da, Öcalan’la Kürt ve Türklerin ortak bir partisi fikrindeydik. Bunun mücadele alanı Kürdistan olacaktı. Karadeniz ve Kürdistan’daki bir fiziblite çalışmasından sonra geniş katılımlı bir ilk kongre olacaktı. Ama Öcalan gelişmiş ve yetkinleşmeye doğru giden ileri bir kadroyu Lice Fis köyünde toplayarak; partiyi erken doğuma tabi tuttu. Kendi başkanlığını dayattı’ diyordu.

Netice itibariyle; Ankara/Tuzluçayır ve Öcalan kesinkes liderliğini kabul etmeyen tüm Kürd ve Türk kadrolar tasfiye edildi. İşte Selahattin Çelik’de bu kesime alınmayan ve kabul görmeyen bir insandır. Özcesi Çelik Ankara katılımlı ama Tuzluçayır toplantısında yoktur. Öcalan’ın has adamlarından değildir.

Çelik; Garzanlı ama Batman’da doğup büyümüştür.
Memleketi Batman’a gelir giderdi. Kendisini bir kaç kez, -0 da 1976’77’lerden sonra görmüştüm.
O dönemde ise biz Mazlum Doğan’ın ilişki çerçevesinde, Mahsum Korkmaz’ın ve daha onlarca Batmanlı kadronun olduğu küçük, bir o kadar da gevşek bir gruptuk.

Bu grup içinde; ilerde çok önemli siyasi ve askeri kadrolar çıkacaktı. Biz burda daha çok Egîd, daha Egîd olmayan Mahsum Korkmaz üzerinde duralım.
Korkmaz ise aslen Silvanlı ama Batman’da ikamet ediyordu. Ailesinin mali durumu gayet iyiydi. Oto alım ve satımı dışında kardeşi Fahri ise oto tamir atölyesi vardı. Lise sonlara doğru Korkmaz artık belirgin bazı askeri özellikler gösteriyor ve o dönemdeki adı -kendi aramızda- Çakuç’tu. Bu adı da Veysi  Güzel takmıştı. Güzel’e göre; Mahsum’un olduğu yerde hem hareket hem bereket hem de şiddetli işler vardı. Ve Güzel -bazen- takılarak; -Çakuç geldi. Ben uzaklaşayım. Bundan korkulur. O geldiyse bela geliyorum’ derdi.

Kısa bir yerellik güzergahı içinde biz, Korkmaz ve Çelik’in yol haritasıyla beraber -bir kaç ciltlik- romansal çalışması olacak hikayesine bakalım.

Çelik, Universiteyi bitirdi. Adana’da kimya (Jeoloji) Mühandisi oldu. Tarlalarda çalışırken, gözyaşlarıyla toprağı ıslattı. Eski arkadaşlarını unutmadı. O dönem Adana Cezaevinde tutuklu olan Kemal Pir ve diğer arkadaşlarını ziyaret eder, onların ihtiyaçlarını karşılar ve yüreği yaralı işlerinin başına dönerdi.

Memleketi Batman’da ise; mücadele günbegün gelişiyordu. Kendilerine ‚hevaller’ diyen küçük bir çekirdek grup, yerel seçimlerde İbrahim Ramanlı adındaki bir insanı belediye başkanı gösterip seçimlere girdiler. Sembolik bir oy aldılar. Sanırım 127 oy falandı. Ama ogünün şartlarında iyiydi.
Daha sonra ise; 1979’larda TSK ayrılma ve teğmenlik rutbesine kadar yükselen Edip SOLMAZ ile belediyeye aday oldular. Yıllarca süren Ramanlılar, Şeyh Hıfzullah ve Zilanlara rağmen seçimi büyük farkla aldılar. Bu bir anlamda bir devrimdi.

Artık Batman halkı bu çocuklarını sahiplenmiş ve onları başına yönetici yapmaya karar vermişti.
Batman’ın ikinci ele geçirme hamlesi Petrol-İş Sendikası’na elatmakla mümkündü. Çünkü 1954’lerde kurulan TPAO’nın %10’luk hissedarı Zeki Müren kadar, Batmanlılar da net ortaklık ve daha da ilerisi olan sahiplik etmek istiyorlardı.

Bu Petrol-İş sendikası seçimlerin kapışması üç köşeliydi.
‚Hevaller’ veya ‚Kürdistan Devrimcileri’nin adayı Selahattin ÇELİK.
MTTB adı altında İslamcı kesimin adayı Hüseyin Velioğlu’ydu.
Devletin ise ya adayı yoktu ya da Velioğlu üzerinden bir planı vardı. Bu şık için tam net değilim. Belki daha başka aday da vardı. Şu an hatırlamıyorum. Ancak Petrol-İş Çelik ve Velioğlu arasında kapışmayla geçeceği kesindi.

Nitekim bu hamlede KD yani Çelik’in kazanacağı kesinleşince; TC Devleti müdahele etti. Ve Asker Adayını matazori Sendikaya koydu. Çelik firara düştü. Velioğlu kendi mecrasına yöneldi.

Dağlarda Selim Hoca ile Egit

Ben bu ara dönemlerde Mardin/Kızlıtepe’deyim. Edip’in belediye seçimlerine  Gözlüklü Ziya (Baki Karer)’in insiyatifi ile, Batman-Kızıltepe arasında mekik dokuyorum. Çünkü Baki bizim eyalet sekreterimiz. Yani Mardin, Diyarbakır ve Siirt’e o bakıyordu. Biz eğer kaymakam isek o bizim Bölge Valimizdi. Biz Kürd ama Valizmiz Türk.. Bu ayrı bir açmaz tabi…

Selahattin Çelik firar ve ver elini Garzan…Dağlar hey dağlar. Selahattin Çelik yeni ad ve kimlikle Selim Hoca olarak dağlarda. Onun nerden ve nasıl geçtiğini tam olarak bilmiyorum. Ama ben 1979’ların ortasında Murşitpınar üzerinden Suriye ve Lübnan’a gidip, eğitim daha yarım iken, Öcalan tarafından yanıma verilen ZY adındaki hiç tanımadığım bir adamla Fis PKK/MK’sına müdahale grubu olarak gönderildim. Biz PKK/Geçici MK üyeleriydi. Öcalan tarafından atanmıştık. Tek yetkiliydik. Ve karşımızda bir tek ‚Allahın kulu’ itiraz edemezdi. Onlar Allahın kulu ise; biz Abdullah’ın temsilcileriydik. Ve ilkez yazıyorum.

O zamanki -Öcalan tarafından bana söylenen yeni MK üyeleri şunlardı-
Selahattin ÇELİK.
Yaşar ORGAN
Resul ALTUNOK
Ben ve ZY etti mi 5 kişi. İşte bu Öcalan’ın Lübnan/Beyrut’tan atadığı yeni PKK/MK’sı. Eskisi ne oluyordu? O’na da yanıt var.
Onun huzuruna gidecekler!..
Şu anda düşünüyorum da, acaba bu bir cezalandırma mıydı? Yoksa bir korumaya alma mıydı? Çünkü Öcalan hiç kimseye haber vermeden, Kesire’yi yanına alarak, Ethem AKÇAN’la Suriye’ye geçiyor. Ve vardığım sonuçlarda şu netleşti. Öcalan ilkkez Suriye Muhabaratıyla görüşmesini Akçan’ın tercumanlığıyla yaptı. Suriye topraklarına varır varmaz, Muhabarat emirine girdi. Bunun için de ilerde

Cemil Esad’ın Ellerini Öpenleri tek tek sayacağım.
İlkbaşta da İmralı mukimi Abdullah Öcalan.
Duran Kalkan, Cemil Bayık, A. Haydar Kalkan, Mustafa Karasu ve daha kimler yok ki?... Peki Cemil Esad’ın eli neden öpülüyor acaba…

Neyse konumuz el, etek öpme değil. Bunda ne var? ‚İnsan büyüğünün elini öpmez mi?
Niye Leyla Zana, Fatma Öcalan’ın elini hergün öpüyor da dudağı mı aşındı?
Ruju mu bozuldu?
Geçelim sıradaki ele öpecek hazır olsun.
El öpen oldukça, el uzatan daima olur.

Benim merak ettiğim asıl bu değil. Başta ben olmak üzere neden Öcalan bizi MK gibi bir göreve getirdi? Ben bunu anlayamadım gitti. Ve benden sonra gelenlerin, adı sayılanların hepsi Öcalan tarafından öldürüldü.

Yaşar Organ ile Resul Altunok hikayesi bile tam bir ibretlik roman.
Biz öldürülmeyen ama öldürülmekten beter edilenlere gelelim mi? Yani Selahattin Çelik, Mahsum Korkmaz’lara yani. Benim asıl anlatım güergahım bu iki insan.

ÇELİK Merkezci (Apocu) Korkmaz (Muhalif ve Savaşan Komutan)

Sanırım Selahattin Çelik o zamanlar bizim Avanak Avnilik dönemimizin bilincindeydi. Mahsum daha erken Öcalan’ı çözdü ve anladı. Bu nedenle Korkmaz:’Ben Şam’da oturup, beni yönetecek adam tanımam. Öcalan da senin gibi gelip bu dağlarda savaşsın o zaman onu dinlerim. Yoksa ben bildiğimi okurum Selim Hoca!..’ diyormuş Selahattin Çelik’e.

İki arkadaş, aynı beldenin aynı tozlu sokakların çocuğu. Biri askeri komutan, diğeri siyasi komiser..
Yani Çelik ve Korkmaz. Hem kavgalı hem de ölümüne birbirine sadık ve vefalı.

Ama bu Öcalan için ölüm demektir.
Ne demek ‚ya dağlara gelir ya konuşmaz!.. Ben burdayım ama dağlar da benden sorulur’ havasındadır Öcalan. Yoksa Suriye’deki Esat Efendiler efelenir. Ya Abdullah bu ne iş… Kim bu Eğit? Sen necisin, diyecekleri muhakkak.

BİR DEVİN ALÇAKÇA KATLEDİLİŞİ

Günlerden bir gün ve bir gece…
Dağlar sessiz ve dağlar tenha…

Komutan Egit ve grubu gece karanlığında yol alır. Bir silah patlar. Bir sinek vızlıtısı kadar da ses vermez. Grup yerine ulaşır ama Efsane Komutan Egîd yok. Bu gruptraki herkes ertesi gün TC Devleti radyo ve ajanslarından öğrenir Komutanları Egîd’in ölümünü . Ben o zaman Ceyhan Ceazevindeydim. Adımlar Dergisinde bir fotosu vardı arkadaşım Komutan Egîd’in cesadi bir (Mahalan Kasaban) çöplüğündeydi. Bir köpek kolunu ağzıyla kapıp götürüyordu.
Kahrolmuş ve şu satırı manşet diye atmıştım.

Köpeklerimiz ve Öpmeye kıyamadıklarımız

Evet, artık Egîd yoktu..Yoktu ama Öcalan onun adına bir Askeri Akademi açmış, heykelini dikmişti. Peki o günlerde Selim Hoca neler düşünmüştü? Neler hissetmişti?
Gerçi Selim Hoca’nın o günkü duygularını ve yüreğinden geçenleri bilmiyoruz ama Ağrı dağını taşımak kitabında Egîd şöyle anlatır:

‚Türk ordusu kokuyu almıştı. Pusu üzerine pusu kurdu. Belki binlerce asker ve seçme birliklerini Gabar’a yığdı. Agit yanındaki arkadaşlarıyla pusuya rastladı. Birinci pusuyu aştı. Derken ikincsi geldi. Agit vurulmuştu. Ölü fotoğrafları gazetelerde çıktı. Cansız yüzü bile heybetliydi.

O gün, siirt başta olmak üzere bölgedeki Türk ordu birlikleri belki de hayatlarının en fazla kurşununu havaya sıkmış ve ‚zaferlerini’ kutlamışlardı. Pusu muydu, iç ihanet miydi!....’

Burda, yani Komutan Egîd’in vurulmasındaki -gerek o zaman- gerek sonra ve gerek bugüne bakalım.

Çelik: İç soruşturma başlattı. Ve birinden şüphelendi. Sorguya aldı. Öcalan duydu. ‚Derhal buraya gönder o alçağı’ dedi. Çelik yolladı. Emre uydu. Ve zanlı gerilla anında infaz edildi. Üstüne ‚hain ve Egîd katili’ yaftası vuruldu. Böylece bilinen ve sürekli uygulanan Stalin-Kirov yöntemini bikez daha işletti Öcalan.
Ancak Çelik’in beynine kuşku tohumu girdi. Pek de bunu yutmadı. Öcalan’a hafif tertip mesafe aldı. Yine yoluna devam etti. Bu yola devamda Çalik’in yolu; Egîd’in yoluna çıktı. Çelik tuttu Öcalan’a açık rapor yazdı.

‚Ben ülkemde Stalinler değil, Ho She Minh görmek isterim!..’

dedi. Dedi ve artık o da merkeze -hafif tertip’ değil tam cephe aldı. Öcalan ne vurdu ne öldürebildi bildi ama ölümden beter etti Selim Hoca (Selahattin Çelik)’i. O’nu Lolan Hıyar Pratiğiyle damgaladı. Elini kana bulaştırdı. Değerleriyle oynadı. Avrupaya sürdü. En sıradan ayak işlerinde çalıştırdı. Ve hala da Öcalanla hafit tertip vuruşmalı durumunu koruyor.

Onu da Egîd’i da çok ama çok seviyor, değer veriyorum.
Egîd bir mızrak gibi gitti. Artık Efe Selahattin’den eser yok.
Bu gün onunla telefondan sonra, çocuklar gibi ağladım.
Ne o hissetti ne bir bir başkası. Bizim  gözyaşıyla yıkanmış arkadaşlıklarımız var. Bunu kimse yok edemez. Ağlıyoruz, çocuklaşıyoruz zaman zaman… Bunu da yapmasak insanlığımızı yitireceğiz. Çünkü biz bu halkı, bu davayı sevdik, bu tarifsiz arkadaşlık ile var olduk.
*
Peki hayatı boyunce, içten gülmeyen ve ağlamayan Öcalan’a ne demeli ?
Onu kutlayıp kutsayalım mı ?

Alın size bu görüşmeden önce söylediklerinden bir başka herze…

‚Bir Şoreş vardı.Bir delikanlı.Bizde ilk eylemi yapan adam.1977’lerde kendi eliyle yaptığı eylemde 300 BİN TL getirmişti. Bize o parayı teslim eden gençti. Onun da bir kızla ilişkisi vardı.’Ben ülkeye gitmem’ dedi. Dayattı, kendini yere attı. Bir sürü hastalık numarası yaptı.En son, sanırım şehit Agit sınıra geliyor bu, ‚Ben ölsem de sınırın içine adım atmam’ diyor. Orada Agit arkadaş onu tarıyor ve çok iyi bir karar.’ Devrimin Dili ve Eylemi, Sy. 151-185.

Ki Şoreş; Suphi Karakuş; bizim 1979 ilk Filistin Eğitim kamp devre arkadaşımız ve geleceğin Giap adaylarındandı.

Öcalan, 10 BİN lira Kayapınar köylülerinden almış olduğu rüşveti kabul etti. Özür diledi. O zamanlar Diyarbakır Tapu Kadstro’da memur çünkü.
1977’lerde Şoreş tek başına soygun yapıp, 300 Bin lirayı (Parti) adına Öcalan’a veriyor.

Öcalan tam bir adam harcama makinası fabrikası kurmuştu. Önca  Egîd’i yanına alıyor, Şoreş’i vurduruyor. Sonra da bir başka adamına da Egîd’i öldürtüyor. Yani karşı olabilecekleri ve karşı çıkanları vur, ya hain ya şehit ilan et yöntemi bir değil binlerce kez uygulanmış bir şey.

Şimdi de tam zokayı yemiş ve bu Ankara/tuzluçayır/PKK’sının sırları bir bir ortaya çıkmışken; o, en hayasızca değerlerimize saldırıyor.
Yanlız bunlar mı?

Peki 1979’larda biz daha Batman Belediye Başkanımız Edip Solmaz’ın katlinin dosyasını açarsak ne der o ve onun sahipleri? Hani diyorum, madem bu Ergenekon davası açıldı o zaman biz de Egenekon’la beraber bunun Öcalan eksenini ve onun Ankara/Tuzluçayır PKK’sının Dava Dosyası’nı açalım.

Bu aşamada hiç kimse susma hakkını kullanmasın. Ya konuşacağız ya da külliyen susup, adileşme çarşafına bürüneceğiz.

Gün artık; her bu saflarda kadro olarak bulunmuş insanın konuşma günüdür.
Benim gündemim hayli dolu.
Selim Çürükkaya ve Şükrü Gülmüş’ün bir tek bireysel sorunu değil bu. Dün Osman Öcalan devreye girdi. Buna Gülmüşler ve Öcalanlar olarak yanıt verdik. Ve Küçük Bilader Osman kuyruğunu altın çekip oturdu. Çürükkayalar ve Öcalanlar kapışmasında… Yani Selim Ve Abdullah şahsında Kürdi ve Kemalistlerin kavgası var.

Biz Egîd’in ansına bağlıyız. Onun yaşayan yüreğiyiz.
Öcalan’a karşı, Selim’in yanındayız. 
Açık tarafız. Ve her şeyiyle Çürükkayaları savunmaya hazırız.

Bizim tavırmız açık ve net.
Çağrımız her Kurdi ve Kürdistanî kadroyadır.
Ya bu konuda konuşacaksınız ya da tamamiyle susacaksınız.
Susmak suça ortak olmaktır.
Değerlerden uzaklaşmaktır.

29 Temmuz 08

Foto Montaj: Brusk Xort. Egid (Mahsum Korkmaz) ve Şoreş (Suphi Karakuş)

 

Yorumlar (4 gönderildi):

Nemirdani .. 29 Jul, 2008 11:25:02
avatar
Ax xocê ax !
Disê te agir bi ciger ü kezêbê me rê berda!
Disê te gelek mirow giriyandin ü mirove xweyi kêd ü barê giran bir anin ü her veha acêbe kü apo-ci ya bi serê me kürdan da ani ji bo zarokê meji bibê tecrübekik mezin!
Icar bi tirki....
Ma bu kadarinida apocular konu$$aydi $imdi pkk nin resmi dili türkce olmazdi-Kürdce olurdu?...

Xocê bu yazilari okurken ilk ba$ta sizlere kiziyoruz!!


Apo apartmanlarda nikahlar kilarken sizler garibim batmanlarda gercü$lerde kiziltepe vede mardin yöresinde haril haril farkinda olmadan apo hükümdarligini kuruyordunuz?!!

Birinizde yanli$likla bir cekirdegi onun 4 kolon tutacak göbegine denk getiremediniz!!
Tabiki sizlerin hakli neden vede beklentileriniz vardi! buna inaniyorum....

evet ben bundan dolayi sizlere kiziyorum.

$imdi xocê!!

Sizlerin bu cirkefleri anlatmaniz aslinda kürtler acidan cok olumludur hernekadar ba$larda bazilarimiz ben de dahil e xocêdir delidir ha demi$ olsakta aslinda o zamanlar deli olan bizlerdik!!

Ama $imdi kavganin selimle ile abdullah arasi kavga deyildir!!

Kürtlükle-türkcü vede kürt emek hirsizlarindan kendi emeginizi(kürd) geri alma kavgasi olarak bakiyorum $ahsen!!

Aslinda bu cigeri yanan tabaka bir alternatif ariyor!! yani sizlerdede mileti bir olu$um icerinde kanalize edecek güc ve akil vardir!! önemli olan sizlerin bu güc farkinda olmanizdir!!

Ma malneket siz apo gibi birinin arkasina bu kadar kitleyi bagladinizda! bu politik olmu$ vede tecrübe sahibi kitleyi bir olu$um altinda toparliyamiyormusunuz?

Bu gün kürtlerin kulagi özgür kürdistani duymak istiyor!

Bu gün kürtler ölsede onurlu bir ölüm istiyor!

Bu gün kürtler apo gibi emek hirsizin a$agilanmasindan kurtulmak istiyor!

Bu gün kürtlerin istedigi herkesin inanci ona ama kürdistan amaciyla oturup kalkmak istiyor!

Bu kürtler kürt birligini savunanlari görmek istiyor!!

Bu kürtler apo gibi birinin her görü$mesinde kürd degerlerine hakaretine dur diyecek bir siyasi olu$um istiyor!!

Bu gün apoculuktan uzak binlerce okumu$ insan var dünyanin her yerinde! onlari bir örgütte toparlayip kürdistani ruhla büyük bir potansiyal olabilir!!

sizlerle ben kendi adima konu$uyorum varim!
Bu apo emek hirsizi vede türkhayranindan kurtulmamiz gerek !

Gerilalari kil zehir vede sayinin oyundan kurturmak her kürdün görevidir!!

Dü$manla sava$ ama kürd onurunu kurtarmak icin sava$ !!

Kürd cikarlarini korumak icin Gerila ile dü$mana kar$i sava$ !!

Kürtlerin birligi icin gerila orda olmali vede kürtleri korumak icin olmalidir !!

Aponun killi icin o fidanlarimizi kulanan apo-ci guruhlardan kürtler temizlenmelidir!!

Her$ehit vede her gazi vede her esir vede gerila kürdistan evladidir sonuna kadar degerlerimize sahip cikalim !!

Ama bu degerler tek kutsal olan kürdistan icindir !!!

Ne amara icindir nede aponun sayini icindir!!

Sizler apoya kürd önderligini verdiniz!!
o ergenekonun ayakciligiyla degi$tirdi!!
yani kürdlerin tacini ihbarcilikla degi$tirmedimi?

Apo-ci ye kar$i durmak kürdistana saygidir!!

saygilar

Nemirdani
Suphi .. 30 Jul, 2008 10:47:50
avatar
Xoce,
Yasar Organ hakkinda kisaca bir iki noktaya aciklik getirmek istiyorum.Rahmetli Yasar Lolan merkez kampinin Kuzey Batisinda, Zagros daginin yamacinda bulunan,simdi isimlerini hatirlayamadigim 3-4 kisi ile orada kaliyorlardi.Olaydan bir gun once,aksama dogru Fuat (A.H.Kaytan) kampa gidiyor ve orada yatiyor.Sanirim Sehmus 'te vardir.Sabah bize Yasarin kactigi haberi geldi.Kar, henuz yeni yeni eriyordu.Mantar zamaniydi.Bize anlatilan Suydu:Yasar,Fuat onlara mantar ve cevrede toplayacagi otlardan sabah iyi bir yemek yederecegine soz vermisti.Yasarin kendisi son-sabah- nobetcisi,nobetten sonra gidip ot toplayacak ve onlara yemek yiderecekti.Bu konusulmustu. O zaman gercekte yiyecek sikintisi vardi.Ot diye can atiyorduk.Haberi duydugumuzda hepimiz sasirmistik.Bunu soyleyen birisi nasil bunu yapar, kacar.
Yasar cok degerli saygiliydi.Bu konuda bir ornekti,inanmamistik.Neyse araya 3-4 ay girdi.O kampa ben gittim.Dersimli bir arkadasla birlikte.Sonbahardi, Gocerler yavas yavas evlerine donuyorlardi.Yerimiz yuksek oldugu icin hep yanimizdan geciyorlardi. Yani basimizda 10-15 dakika arayla KDP ve IKP kamplari vardi.Onlar -gocerler- kayalik derede akan suyun icinde bir cesedin oldugunu goruyor.KDP ye haber veriyorlar.Onlarda "Bizimkilerine"gelip soyluyorlar. Olay yerine gittigimizde kayaliklar arasinda kafatasi ustu dusmus Yasar arkasin cesediyle karsilastik.Uzerindeki silah filan alinmisti.Ama Ceset oldugu gibi- bas kismi yuz haric- su icerisinde duruyordu.Soguk su muhafaza etmisti. Arkadsin cansiz bedenine elle dokunacak kadar yaklastim.Sonra oradan alip yakinimizda bulunan eski bir koy mezarligina gomduk.Saygi durusunda bulundugumuzu da cok iyi hatirliyorum.En son su yargiya vardik.Mevsim ilk bahar.Kar yeni eriyor.Sabahin ilk saatleri.Suyun icindeki kayaliklar islak ve kaygan.Ayakababi lastik .Kayadan, kayaya atlayip derenin obur tarafina gecemeye calisirken ,2-4 metre yukseklikteki kayaliktan ayagi kaymis, kafatasi ustu dusuyor ve hayatini kaybediyor.
Hep saglikli kalman dilegiyle
Şükrü Gülmüş .. 30 Jul, 2008 02:49:43
avatar
Sevgili Suphi Kardeşim,
Bu hikayeyi biliyorum. Ve buna benzer binlerce hikaye dinledim.

Bu resmi bir hikayedir.

Sana bir soru: Neden bu Ankara Grubundan birinin ayağı kaymıyor da hep bizim kayıyor?

Örnek mi?
A. Haydar Kaytan...
Mustafa Karasu...
Duran Kalkan...

Hele de Karasu tam bir mevta. Ya adam şutıkını bağlamasını bilmiyor.

Sana ilerde onun şerpeze komutan hikayelerini yazacam.

Yaşar düşmedi, ayağı kaymadı.
Ayağı kaydırıldı ve katledildi.

Daha sen o Mustafa Kemal Hikayesindesin.
Bildiğin eski hikayeleri Kemalatin Tuğcu'nun yanındakiler koy emi?

Selam ve sevgiyle.
Xoce
bekes ruha .. 04 Sep, 2008 06:37:46
avatar
Yorumumunuz anlaşılmadığından dolayı yayımlanmadı. Mümkünse yenilermisiniz? Yorumlar Edi.

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin