Anasayfa | Nasname Edebîyat | Şükrü Gülmüş | Kaçaklar ve Alçaklar

Kaçaklar ve Alçaklar

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image Kacmak bir kahramanliktir!...

Kaçak adamın görevi; ebabil kuşu gibi dört dönmektir./ Ondan, bundan, şundan... Hatta gölgesinden bile kuşkulanmaktır./ Bizim kaçak; Avrupa kazan, ben kepçe oynamaya devam etti.




"O bir alçaktır!..
Alçakların da bu Dünya’da yaşamaya hakkı yoktur.
Sen bir kahraman olacaksın!..
Çünkü alçağı sen vuracaksın!.."

Bu O’nun ve partisinin emriydi.

Kahraman adayımız emri dinledi.
Kimden bahsedildiğini biliyordu.
O’nu da, vurulacak olanı da iyi tanıyordu.
O’ndan Tanrı’dan korkar gibi korkuyordu.
Emirlerine riaayet etmeyen düzinelerin akibetini gayet iyi biliyordu.

Vurulacak olanı da tanıyordu.
Seviyor ve saygı duyuyordu.
Lakin bunların hiç biri; alınan emrin yerine getirilmemesi için yeterli gelmiyordu.
Düşündü.
Taşındı.
Literatürün çokça kullanılan ‘empati’ sözcüğünü hatırladı.
O benim yerimde olsaydı ne yapardı?
Bir yanıt alamadı.
Kendine yöneldi.
Hayır!..
Bunu düşünmeye hakkım yok. Şu anda karar anı bende.Öne sürülen benim.
Sorun benim ne yapıp yapmayacağımdır.

Bugün benim sınav günüm.
O’nu, O’nun istemi için, ‘yüce partimin selameti için, ‘vuracak mıyım, vurmayacak mıyım?’
Silah ve karar önüme konmuş.
Onu vurmam isteniyor.
Ne yapabilirim?
Onu vurmalıyım.
Neden?
Çünkü o bir alçaktır!..
Alçaklarınsa bu dünyada yaşamaya hakkı yok.

Başka ne yapabilirim?
Silahı ona değil, kendime doğrultabilirim.
Gerçekten bunu yapabilecek miyim?
Hayır!..
O zaman geriye ne kalıyor?
Ne o, ne bu?
Kaçmak!...

Kaçmak...
Kurtulmak...
O’ndan ve ölecek olandan...
Ama nasıl? Bir sarkaç gibi sallandı boyununun üstünde.
Önemli olan kaçmaya karar verebilmektir.
Ne demişler?
‘En kötü karar; kararsızlıktan iyidir’
Birinci karar: onu vurmak, O’nun ve partisinin gönlünü hoş etmek...Bu sorunun en basit çözümü. Bu bugüne kadar yapılanların aynısı.
İkincisi; O’nun emrine uymamak, gösterdiğini değil de, benim kendimi vurmam... Bu çok zor. Pek yapan olmadı. Bence böyle bir ‘kahramanlık’ı yapacak güçte değilim. O zaman geriye kalan kendi tercihimdir.
Kaçacağım.
Emre uymayacağım.
Bu kuralı bozacağım.
İzimi kaybettireceğim.
Yüreğimin sesini dinleyeceğim.


Kararını verdi ve firara kalkıştı.
Anından haberi oldu O’nun ve partisinin.
Dünya’nın her yerine haber salındı.
‘Bir alçak daha kaçtı!..
Alçakların, alçakça kaçan kaçakların hepsinin vurulması gerekir!..’

X

Kaçaktı.
‘Alçak’tı.
Bulunduğu yerde, anında vurulacaktı.
Emir kesindi.
Herkes içinden kurtuluşu yok, diyordu.

Kaçak; kendini dağlar, kaçak kendini çöllere vurmadı.
Ülkesinin dağları artık özgürlük mahkumlarının meskeni değildi.
Gerilla kılıklı, binlerce O’nun adamları vardı.
Ova ise; kışlaydı.
Karakoldu.
Ve her tarafta ‘karakol teşkilatı’nın adamları doluydu.
Çöllerse, Leyla ve Mecnun hikayesinde vardı.
Ülkesinde çöl yoktu.

Kaçak kahramanımız; kendini Avrupa’nın bir ucuna atmayı becerdi.
"Emperyalizm-kapitalizm" ve nice zamandır "burjuva hastalığı"nın olduğu yerler; onlara, binlere kucak açmıştı.
Ne hikmetse, kimse de sosyalist ve komünist idealleri olan ülkelerin hiç birine gitmeyi düşünmemişti.

Kaçak; barınacak bir yer buldu.
Ne iş bulduysa çalıştı.
İsmini değiştirdi.
Tipini değiştirdi.
En sonunda ise; anasının kahır hamurunu yoğurdu.
Pizzacı dükkanında hem çalıştı hem sinirini hamura döktü ve hem karnını doyurdu.
İşleri iyi gitti.
En sonunda çalıştığı dükkana talip oldu.
Ustası uzun zamandır bu işi yapıyordu.
Karnını doyurmuş ve yükünü almıştı.
Bu kapitalist-emperyalist ülkede, ev/araba ve küçük de bir servet sahibi olmuştu.
Hatta memleketinde değil, Türkiye’de, denize sıfır noktasında bir daire de almıştı.
Tatillere gidiyordu. Yiyip-içip eğleniyordu.
Dükkanı bizim ‘alçak kaçak’a sattı.
Kaçak yanına en sadık iki akrabasını aldı.
Hem çalışacaklar hem de gelen gidene göz/kulak olacaklar.

X

Günlerden bir gündü.
Bir adam geldi kaçak’ın Pizzacı dükkanına.
Pizza söyledi.
Yedi.
Parasını ödedi.
Hatta bahşiş bile bıraktı.

Bir hafta sonra bir daha geldi.
Aynı yere oturdu.
Aynı siparişi verdi.
Parasını ödedi.
Çekti gitti.

Üçüncü defa da geldiğinde; bizim kaçak pirelendi.
Korktu.
‘Tamam’ dedi. ‘Bu iş buraya kadar...Beni buldular. Bu gelen adam infazcı...’
Kaçak korktu.
Dükkanı satışa çıkardı.
Normal bir fiyat istedi.
Komisyoncu eliyle dükkanı sattı.
Yükte hafif, pahada ağır ne varsa; yüklendi.
‘Pırrr..’ etti.
Başka bir şehir ve başka ülkelerde, yeniden yaşama yollarını denedi.

Kaçak adamın görevi; ebabil kuşu gibi dört dönmektir.
Ondan, bundan, şundan... Hatta gölgesinden bile kuşkulanmaktır.
Bizim kaçak "Avrupa kazan, ben kepçe" oynamaya devam etti.
En sonunda aynı ülkenin bir ters istikametinde, ona göre kuş konmaz, kervan geçmez bir yerde; yine çalışmaya başladı. Artık Kaçak’ın mesleği vardı. Kendisi Türkiye’de bir kaç üni okumuş, diplomaları işlevsiz ve elinde yoktu. Olsa da kendisi esrar ve eroinden beterdi. İllegalmensch.. İllegal adamdı. Adı bile örgütteki gibi sahteydi.
Diplomaları olsa ne yazar?

İş buldu.
Tekrar işini kurdu.
Evlendi.
Çocuğu oldu.
Babalığı tattı.
Hayata daha çok bağlandı.
Kılı artık kırk değil, kırkbin kere yarmaya, hesaplarını daha da sağlamalı yapmaya başladı.


Günlerden bir gündü.
Arabasına atladı.
Bir gözlük taktı.
Kılık kıyafet değiştirdi.
Tebdili kiyafet anlayacağınız...
Eski dükkanına gitti.
Garson geldi.
Gelen garsonu tanıdı.
-Siz burda mı çalışıyorsunuz?
-Evet.
-Ne zamandan beri.
-Bir kaç yıl oldu. Burayı satın aldım. Burası benim.
-Öyle mi?
-Evet.

Siparişini verdi.
Sigara paketini çıkardı.
Bir sigara yaktı.
Gözlüklerini indirdi.
Efkarlandı.
O ara adam elinde tepsiyle geldi.
Karşısına oturdu.
-Sizi sanki bir yerlerden tanıyorum ama....
-Ben de sizi...
Dükkkan sahibi;
-Siz Ziver arkadaş değilmisiniz?
Kaçak:
-Siz de Besim...

Tokalaştılar.
Öpüştüler.
Kaç zaman sessiz sessiz...
Sadece gözlerin diliyle konuştular.
Gözyaşlarını pervasızca döktüler.
Utanıp sıkılmadılar.
Gözyaşları bulgur bulgur, yanaklarından süzüldü.
Bıyık aralarından süzüldü.
Küçük birer gözyaşı göleti oluştu.
Gölet taştı.
Yanak oyuklarında, dil gözyaşıyla buluştu.

Sigaralarını, barış çubuklarını yaktılar.
Başladılar hikayelerini anlatmaya.

Kaçak:
-Ya bende seni görevli sandım. "Tamam" dedim, beni buldular. Artık buraya kadar" dedim. Ama son bir şans deyip, alel-acele komisyoncu vasıtasıyla burayı satıp tekrar kaçtım. Aklıma takıldı. Bir gidip bakayım eski yerime, dedim. Ve geldim seni buldum.

Dükkanı alan. Yani ikinci kaçan:
-Senden sonra ben de kaçtım. Kendimi buralara atmayı becerdim. Bir gün burdan geçiyordum. Bilirsin ya Kürd ya Türk’ündür buralar...
Seni gördüm. Belki beni tanırsın, belki biraz yardımcı olursun, diye düşündüm. Ama bir tesadüf eseri buranın satılacağını duydum. Bende almaya karar verdim. Şöyle düşündüm: benden daha çok aranan bir eski yoldaşıma yar olmuşsa bana hayda hayda yar olur burası, dedim. Gün ola harman ola hesabı. Sonra seni kaybettim.

Kaçak konuşmadı.
Bira kadehini kaldırdı.
Hadi yeni yaşam şerefine, diyelim. ‘Aramıza hoş geldin alçak ve kaçak heval!..’

28 Haizran 08

Yorumlar (0 gönderildi):

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin