Gelenler/Gidenler
Sevmeyen ve hasudlara kötü bir haberimzi var. Üzügünüz gelenler var. Necmi Arksoy arkadaşımız; köşeli/fotolu yerini alıyor. Halis Açar; torbasını açacak, Elif Orhan, elif elif ve aheste ahsete sevdanın/kavganın küreklerine asılacak. Ona alkış tutan bir yürek ikizi de terkisinde; Sinem Diren!...
Dün akşam iki arkadaşla söyleşiyordum.
Biri İsveç’den, diğeri İsviçre’den.
Ya oldum olası şaşırdım bu ilkeleri. Birine Stockholm, diğerine de Bern dememliyim.
Aynı şey Avustura ile Avusturulya için de geçerli. Birine de Kanguru vatanı/dünyanın damı diyerek ayırıyorum. Yoksa hep şaşırıyorum.
Ben ise Almanya’da kalıyorum.
Eğer ben bunu, bundan bir on yıl önce birisine söyleseydim; kesin bana ‘bu bizim Xoca keçileri kaçırdı’ derdi. Bugün söylüyorum. Kimse de bana ‘keçilerden/tahtamın eksikliğinden’ bahsettiğ falan yok. Bu çok normal karşılanıyor. Hatta bu neki, ayrı ayrı ülkelerden ayrı ayrı kişilerle paltak/maltaklarda yüzelerce insan sesli görüşüyor, konuşuyor ve tartışıyor.
Onlara dedim ki; ‘Ya gelin bana bir iyilik yapın. Bu Nasname’yi siz götürün. Ben de biraz izin kullanayım’ dedim. Bana, ikisi de ‘bu mümkün değil. Ne sen yazmadan edebilirsin ne de biz bu iş sensiz olur. Sen oldukça bu Nasname öyle de gidecek. Senden sonra belki duruma bakarız’ dediler.
Gerçekten bir tatil yapmak istiyorum, sürekli yazmak istemiyorum artık.
Ancak arkadaşlarımın kaygılarına da katılıyorum. Sahi ben yazmadan edebilir miyim?
Belki. Kendim yazar, kendim okur ve biriktiririm.
İkinci ihtimal; bazı uzun erimli çalışmalara başlarım. Zaten de elimin altında çok çalışmam var. Bitürlü –günlük işlerden- onlara zaman ayıramıyor ve konsantre olamıyorum.
Yazamak benim için bir ibadet.
Yazmak benim için bir bisiklet pedalına vuruş...
Yazamak bende bir direnme biçimidir.
Bu nedenle ben ibadetsiz,
Ben pedala aslımaksızın,
Ben mücadele etmeden duramam.
Bu benim bir karekteristik özelliğim. İsterseniz bazıları buna ‘Ona/buna/şuna çatma’ desin. Umrumda değil. Gücü olan varsa, yamukluğumu buluyorsa onlar da bana çatsın. Eskiden Kürd ‘Şer çêtire ji bêkariyê’ derdi. Ben Sokrates gibi tersliklere iğnemi batırmadan duramam. Bu da bir duruş, bir tavır alıştır.
Bir ara Çetin Altan’ın annesi ona; ‘Oğlum Çetin, çatmadığın bir kaç kişi bırak. Yarın öbürgün bari onlar tabutunu taşır’ demiş. Çetin Ağabey annesine ne demiş bilmiyorum. Ama bana anam sorsaydı: ‘Aman anne, onlar da olmaz olsun. Ben kelebek gibi yaşayıp, fil gibi öleceğim. Kimse zahmet edip cenazemi taşımasın’ derdim.
Gerçekten ben yaşarken övgüyü de sövgüyü de meşru görürüm.
Öldükten sonra ister ‘aziz biriydi’ deyip heykelimi de yapasalar beni ırgalamaz. Öğretmenlik yaptığım köyde yaşılca ve herkese çatan biri varmış. Ölmek üzeredir. Herkes son görevini görüp onu ziyarete gider. Bizim hınzır köylü;
‘Ey köylüler beni dinleyin!..
Aha ben gidiyorum. Hepinizin anasını....avradını.....’
Köylüler çok bozulmuş.
Ona ‘Ayıp ayıp insan böyle gider ayak bunu der mi?’ demiş. Köylü; ‘Nasılsa benim arkamdan diyeceksiniz. Bari ben sizden dürüst olduğumu göstereyim. Gitmeden yüzünüze söylüyorum. Siz arkamdan ne derseinzi deyin’ demiş.
Demiş ve gözlerini rahat rahat kapatmış.
Mekanı cennet olsun. Harbi adammış.
Ben yaşadıkça yazacağım. Ve bu Nasname’de olacağım.
Umarım benden daha iyi bir arkadaş çıkar ve yerimi alır.
Bu İnternet ve Nasname ile on yılla girdim. 1970’lerden beri yazıyorum.
Elim kalem tuttukçada yazacağım.Ben hancıyım. Gelen yolcu. Bir ara düşündüm de, Gelen ve Gidenlerin bir çetelesini çıkarsam; nasıl bir manzara ortaya çıkar, diye. Sonra kalsın, dedim.
Nasname bir han, ben hancı ve yazanlar yolcudur.
Gelen gelir. Yazar ve hiç bir gerekçe de belirtmeden gidebilir.
Metin Timoçin; Nasname ile başladı, Nasname ile noktaladı. Harun Varlık kardeşimi, Abdullah Güneş’in köşelerini arkadaşlara danışarak aldım. Abdullah arkadaşımız bir yazdı, pir yazdı. Sonra baktım ki başka yerlerde de göründü. Ben ‘niye yazmıyorsun?’ demem. Ama okuyucu da hep aynı yazıyı görme işkencesine tabi tutmaya hakkım yok. Harun Varlık’ın yoğun işlerini biliyorum. Ekmek aslanın ağzında değil, tam midesine inmiş. Metocan kendi gitti. İki kişinin de ben köşelerine son verdim. O arkadaşlarımızın da yazıları gelirse yine aynı şekilde girecek. Ama köşesiz.
Bazıları bu gidişe sevinebilir.
O da normal. ‘Bakın bakın Xoca’nın Nasname’sinde yaprak dökümü var.’ El ovuşturup, bazı arkadaşları almak isteyebilirler. O da normal. Lakin Xoca ve Nasname ‘Biz bize kaldık. Hele bakali’ dediği çok oldu.
Sevmeyen ve hasudlara kötü bir haberimzi var.
Üzügünüz gelenler var.
Necmi Arksoy arkadaşımız; köşeli/fotolu yerini alıyor. Halis Açar; torbasını açacak, Elif Orhan, elif elif ve aheste ahsete sevdanın/kavganın küreklerine asılacak. Ona alkış tutan bir yürek ikizi de terkisinde; Sinem Diren!...
Reşîd Rûken ve Loryam; zaten Nasname’mizin oyasını şiirleriyle süslüyorlar.
Direnin dostlarım, arkadaşlarım gönüldaşlarım direnin.
Bugün dünden çok direnmeye ihtiyacımız var.
Dün düşman bir, bugün ikileşti, dörtleşti. Dertlerimiz depreşti.
Nasname salt benim değil, direnme cesareti gösterecek herkesindir.
Biz yazıdan öte, ruh kardeşleriyiz. Önce insan, sonra sonra insan... Ama biraz da Kürdî ve Kürdistanî yanımız tutarsa; bu kadar da hoş görün.
Kadı kızımıyız ki kusursuz olalım.
Ne Qadi ne ne Cadı... İnsanoğlu ve de kızıyız.
Selam ve devamla.
25 Haziran 08



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz