Anasayfa | Nasname Edebîyat | Necmi Aksoy | Bir avuç susuzluk!..

Bir avuç susuzluk!..

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image ne gam !..

Bir avuç susuzluk.. Birkaç parça süslenmiş bakış… Vitrinlerin cam arkasından teşhir edilen cansız bedenlerindeki bakışlar sanırken özü; dört köşeye sıkıştırılmış ışıklı bir gece yarısı seremonisinin hemen ardından “eylemsizlik” halinin karşısına çıkmasıyla özün yokluğunu, her gün eriyerek anlaması…

Arandığı zaman bulunamıyor…

Nerede olduğu ve kimler tarafından yaşamdan edildiği bilinmiyor. Yaşasaydı, böyle bir sona mahkum edileceğini bilir miydi, tahmin edilemiyor…

Geriye kalan yalnızca içi boşaltılmış bir vazo ve hangi gecenin sabahına bırakıldığı çözümlenemeyen, bir ihanet sayfasından damlamış şüphelerin, kaburga kemikleri arasına sessizlikle sıkıştırılmış ölüm repliği...


Korkmuyor…

Ney sesine yangın bakışların çalkalandığı sokakların yalnız sesini; aslında kendine benzetmekten ne kadar çekindiğini bilse de; korkmuyor…

Bu ıssızlığı bulutların ve bu yağmura kardeş anlamların, kalbinde bıraktığı kalıcı hasarları düşündükçe çıldıracak gibi olsa da; yangın yerini hep en son terk eden olmaktan korkmuyor..

Alevler önce mürekkep damlalarından başlayacak ve sonra dikenli toprağın renkli gençliğinde son bulacak…

Belki de bazı şeylerin çizilmesi için çok da fazla zaman gerekmediğini bilecek kadar yorgun…gamlı…


Hiç bu kadar kolay olmuş muydu vazgeçişi yaşamdan?


Böylesine kırılgan, hassas yüreğinin ansızın ellerinden kayıp ondan çok uzak bir şehirde can verebileceği gerçeği, bu kadar kolay olmuş muydu?


Sonra tırnaklarına değen teninin suyu azaldı; gök gürültüsü sarmışken kuyunun sessiz ve durgun suyunu.

Bir yudum susuzluk..

Birkaç parça giydirilmiş, süslü bir “ben”lik…

Tırnak içine sığdırılmasının böylesine ağır bir sebebiyet olabilme ihtimalinin bile rüya kervanından geçmediği, zaman aşımına uğrayan sevdanın puantiyelli belirginliği…


Bir avuç susuzluk..

Birkaç parça süslenmiş bakış…

Vitrinlerin cam arkasından teşhir edilen cansız bedenlerindeki bakışlar sanırken özü; dört köşeye sıkıştırılmış ışıklı bir gece yarısı seremonisinin hemen ardından “eylemsizlik” halinin karşısına çıkmasıyla özün yokluğunu, her gün eriyerek anlaması…

Yok olduğu zaman yeri kestirilemiyor… Çığlıkların nereden geldiği tahmin edilemiyor… Soğuk mermerlerin yerde kare kare parçalandığı bahçeye de artık gitmediğine göre; geriye kalan yalnızca, sayfaları toparlayarak üstü kapatılmaya çalışılmış; ancak gözdeki fotoğrafının asla silinemeyeceği unutulan sahnenin, perde arkası…


Oysa sevdanın hemen yanı başında bulunabileceği düşünülemiyor…

Derin … derin … soluyor(!)…


Bu gecenin bitiminde filizlenecek bir elvedanın, istemsiz sözcükleri dizilir adamın boğazına :

Sahnenin ortasına doğru yürür ve elini yavaşça havaya kaldırır.

Kadın, şaşkın bir ifadeyle az sonra olacakları biliyormuşçasına adamın yüzüne bakar.

Uzun bir bekleyiş olur…

Ellerini indirir, hemen yanındaki masanın sandalyesini kendine doğru çekip oturur.

Adam basamakları nasıl çıkacağını çok iyi bilmektedir oysa…

Kadın sorar:

“ Neden beni sildin yaşam(ın)dan?”

Hala sessiz… Oysa söylenmesi gereken cümlesi hazırdadır…

Adam, masanın üzerindeki büyük siyah vazonun içine elini uzatır ve içinden çıkardığı kağıt parçalarını kadına doğru uzatır. Kadın, masanın hemen karşı tarafından adama doğru yaklaşarak hepsini avuçlarının içine alır.

Burası, sahnenin karşılıklı anlatımlarının en çok olduğu yerlerinden birisidir… Uzun uzun şarkıların dinlenildiği, mektupların açıldığı, kimi zaman tuhaf şeylerin geçtiği, göz yaşlarının bazen sessiz sedasız; bazen de yüz görümlüğü olarak takıldığı, sayıklamaları bol olan bir yeri…


Az önceki şaşkınlığından eser kalmamıştır kadında. Yalnızca, yaşanmış her şey için ince ve keskin bir sızı duyar yüreğinin içinde. Her bir kağıda usul usul bakar ve içlerinden yalnızca birisini parmaklarının ucuyla tutup diğerlerini, içinden çıkan rüzgara teslim edip yere doğru bırakır.. Kağıttaki mürekkep çoktan kurumuştur.


Kağıtta yazılan cümleyi sadece titreyen bir sessizlikle okur;ölüm,son repliği söyler:

“…ve ben ne zaman, kiminle sevişsem, hala seni aldatıyorum!"(*)

 

(*) Yilmaz erdogan..

10.07.2008

Yorumlar (0 gönderildi):

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin