SEVGİNİN GÜCÜ
Sevgiyi saf doğasıyla anlamak gerekir; her yönüyle kavramak, irdelemek gerekir. Şimdiye kadarki zaman gösteriyor ki sadece Anne sevgisi kutsal, insanlığın evrensel değerlerine eşdeğerdir. Oysa sevgi tüm canlıların vazgeçilmez doğal bir davranımIdır; yeter ki sevgi doğal haliyle saf ve menfaatsiz olsun.
Sevgi muhteşem bir yüceliktir, onu saf temiz doğasıyla yaşatmak, sevgiyle donanmak, sevgiden beslenmek gerekiyor. kaynağı tamamen evrensel olan değerlerden yararlanarak sevgiyi beslemek gerekir.
Sevgi insanlar arasında sağlıklı bir bağ oluşmasını sağlar. Bu bağ sayesinde insanlar karşılıklı iyi ilişkiler kurarak, dayanışma içinde sağlıklı gelişebilirler. Sevginin oluşabilmesi için ilk önce aileye büyük bir görev düşüyor. Aile, çocuğa daha küçükken sevgiyi aşılamalıdır; bu sevgi insancıl bir Eğitim-Öğretim felsefesiyle bütünleşerek pekiştirilmelidir.
Aileler çocuklarını sevgiyle, saygıyla yetiştirdiği zaman toplumda daha çok barış ve huzur hâkim. Herkesin birbirinin haklarına saygı göstermesi hak gaspını önler. Böylece daha çok barış, huzur ve refah içinde yaşayan bir toplum meydana gelir. Bu da insanların birbiriyle uyum içinde yaşaması için imkân sağlar. Böylece toplum daha çok gelişerek ilerler ve aynı zamanda diğer toplumlara da örnek olur.
Sevginin ve saygının hakim olduğu toplumlar daha uzun ömürlü olurlar ve kolay kolay kargaşanın içine düşmezler, düşseler dahi kolay ve çok zarar görmeden üstesinden gelirler. Şayet toplumda sevgi ve saygı kayboluyorsa o zaman o toplum iflah olmaz çöker ve eninde sonunda yıkılır. Bunun olmaması için her zaman başkalarına karşı empati kurmak, acılarına, sevinçlerine ortak olmak gerekiyor.
Canlıların birliğini sağlayan sevgidir, yaşama pozitif bakan, düşmanlığı ortadan kaldıran sevgi, sadece ırkdaşımdır, din kardeşimdir, akrabamdır diye değil tüm insanları, yaşayan her canlıyı kapsamalıdır. Ancak böyle davranmakla insan olduğumuzu söyleyebiliriz.
Mevlana’ nın ünlü vecizesi “ Yaratılanı yaradandan ötürü sevmektir.” Bu engin felsefesiyle anlatılmak istenen, tüm canlıları sevmenin, dini, ırkı, cinsiyeti ne olursa olsun koşulsuz kabul etmenin, huzurlu ve mutlu bir dünya için zorunlu olduğudur.
Her insan kendine has farklı ve özeldir yeter ki bakmayı bilelim. Söyleyin en son ne zaman kendinize dalıp eleştirdiniz ya da ne zaman başkalarına iyi davrandınız, bu sabah kaç kişiye günaydın, kaç kişiye merhaba dediniz, kaç kişinin ayıbını aradınız? Kaç defa yardıma ihtiyacı olan insana yardım ettiniz? Ya da kaç defa haksızlığa karşı durdunuz, karşındaki insan için ne kadar adalet istediniz yoksa sadece kendinizi mi düşündünüz, söyleyin tüm bu soruları kendinize sorarak vicdanınızın nerde olduğunu bulun ve daima pusulanız vicdanınız olsun. Ancak o zaman huzur içinde yaşayabilirsiniz.
Sevginin huzurun hâkim olduğu toplumlarda insanlık daha çok gelişir, farklılığın yarattığı zenginliğin güzelliği yayıldıkça, insanlık daha çok ilerler. Bu nedenle sevginin ve hoşgörünün önemini kavrayarak yaşam felsefemize dönüştürmemiz gerekiyor.
SEVGİNİN, HÖŞGÖRÜNÜN ,BARIŞIN, KARDEŞLİĞİN VE ADALETİN HAKİM OLDUĞU BİR DÜNYA DİLEĞİYLE….



Yorumlar (1 gönderildi):
Yorum yaz