Anasayfa | Nasname Edebîyat | Elif Orhan | Burnuna Kan Kokusu Gelmisti!

Burnuna Kan Kokusu Gelmisti!

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image Çave Jina Kurd

Oğlunun arkadaşı anlatıyordu. “Bu yerden yatan yoz bayanı devlet hayır göndermedi. Ancak geldiği ortamımıza ayak uyduramadı. Yoz ilişki geliştirdi. Bir arkadaşımızı düşürmeye kalktığı için bizde onu yargılayıp hak ettiği cezayı verdik.” Yine anlamadığını belirten şüpheli gözlerle boş boş baktı. Oğlunun arkadaşı yine onu ikna edeceği şekilde anlatıyordu. Yine anlam veremedi. Sordu. “Yenimi gelmiş bu kız” deyince Oğlunun arkadaşı, “Hayır,11 yıldır burada, parti içindeydi. ..“ Ancak… Gerisini duymadı, duymak istemedi, kulakları uğuldadı.

 

 

 

yarı yıkık taş duvar ve ağaçlarla ev şekli verildiği yayla, yani Dersim’lilerin “Ware’ dedikleri derme çatma yapının yanında geçerken dönüp bir aralar buraların ne kadar canlı olduğunu hatırladı. Eskiden bahar ayı başlayınca tüm köy halkı gibi, oda alır davarlarını ve çocuklarını bu Ware Siske’ye gelirdi. Bu yaylalar çok büyük ve düz bir alan üzerine kurulmuştu.

Sonbaharın ortasına kadar burada kalıyordular. Havalar soğuyunca ve köyde ekinler kalkınca yine köylerine geri dönerdiler. Ware de toplanan Katık daha lezzetli ve bereketli olurdu. Ware’nin bir tarafı Gazasiski ve çevresindeki yamaçlar da açılan buğday tarlaları, diğer karşı tarafını da Hesar’ın güneş ışığı yere bırakmayan asırlık ormanlarıyla kaplıydı. Köylerine dönmeden önce Hesar ormanlarından kisin özelikle keçilere vermek için yaprak kesilirdi. Üst üste istif edilen yapraklar kurutmaya bırakılırdı. Ya kışın ya da kardan önce kuruyup sarı rengini alan yapraklar köye çeşitli şekilde götürülürdü.
Çok yorgundu.

Bu geldiği kaçıncı köy yada kom’du. Kendisi de artik sayısını bilmiyordu.  gece- gündüz yola çıkar çevreyi, ormanlık taşlık alanlara bakardı. Ufacık bir duman gördüğünde uçar gibi gidiyordu. Bugün de Gazasiske tarafındaki Hesar ormanlarının arka tarafındaki köye gelmişti.

Haber almıştı ki buraya bu akşam geleceklermiş.
Yüzüne bakıldığından kaç yaşında olduğu anlaşılmazdı. Kendiside gerçi kendi yaşını tam olarak bilmez di ya. Annesi ya da yakınlarına göre ağaçlar ilk çiçek açtığı bir bahar ayında  doğmuştu. Hem ne yapacaktı ki kaç yaşında olduğunu.

Çoğu Dersim’li kadınlar gibi oda daha çocukluğunu yaşamadan ergenlik döneminde evlenmişti. Derken arka aryaya tam 11 doğum yapmıştı. Düşükleri de olmuştu. Hele ilk çocukları öldüğünde nasıl korkmuştu, artık çocukları kalmaz diye.

Bunun için az Qewere Düzgün’e ve karşıda görünen Gazasiske’nin yolunu tutmamıştı. Ya yakındaki ziyaretlere yakarması, ya yani başındaki köyün içindeki Kale sipi çeşmesine her cuma günü yaktığı mumları, İşte sonunda Xizir u Qewere Düzgün yüzünü güldürmüştü. Çocukları yaşamıştı.
İlk üç çocuğu oğlandı. Biri doğarken ikisi de doğuma yakın karnında ölmüştü. Gözlerinden yaş kalmayana kadar ağlamıştı. Bir kurban alıp kaynanasıyla Qewere düzgünün yolunu tutmuş, orada çocuklarının yasayacağını rüyasında görünce yüreği iyice ferahlamıştı. Dokuz ay sonra bir kızı olmuştu.
Şükür Düzgüne yavrusu sağlıklıydı. Yine de fırsat buldukça niyazını alıp en yakınındaki ziyarete yavrusunu alıp giderdi.
Bir sene sonra aha işte bu dağlara "terörist" olan gecesi gündüzünü karıştıran, onu yollara düşüren oğlu doğmuştu. Ölür diye yine çok korkmuştu. Bebeği ölmesin diye doğarken sol kulağının ufak bir parçası kesilip ekmek içinde ona yedirmiştiler. Yeterki yavrusu yaşasın, neler yemez ve yapmaz diki?

Eve gelen Pir ve Reyberlere kâğıt yaptırmıştı. İpe baktırmış, gülbeğe durmuştu. Bebeğine reyberlerin bağladığı ipleri hep çocuğunun yastığına, daha sonra da üstüne astı, Ne zamanki çocuk artık üzerinde istemeyince de evde sakladı.

Şimdi gece gündüz arkasına köy köy ,komları dolaştığı bu "terörist" oğlu ölmesin diye yaşayan kızı gibi,,onu kız gibi giydirmek yani töreyi göre ölümü yanıltmak için, yedi yaşına kadar buna fistan giydirmiş, kulağının tekini delip küpe takmış ve yine yedi yaşına kadar saçlarını kesmemişti.
Dönüp tekrar yüzünü önce güneşe sonra da tam olarak görünmese de Qewere Düzgün’ün bulunduğu yöne çevirip çocukları için dua etmeye başladı.
Sonra yakınındaki bir taşın üzerine tüm yorgunluğuyla çöktü.

Daldı, hayal ya da düş olarak çocukluğuna gitti. Hemen çocukları aklına gelince kendi çocukluğundan sıyrılıp çocuklarına geldi. Çok terleyen yüzünü ve alnını Dersim yöresine özgü bol çiçekli güllü yerlere kadar uzanan büzgülü fistanın üzerine bağladığı yine çok renkli peştamalı ile sildi. Tekrar gözü gençliğine gitti.
Dersim kadınına özgü uzun boylu sarışın ve renkli gözlüydü. Hep Dersim insani esmer olarak bilinse de değildi işte. Topuklarına kadar inen sarı saçları, Munzur’un renginin benzeri yemyeşil gözleri vardı. Onun için ismini “Keje“ vermiştiler.

Gençliğinde Üç etek dedikleri üç yada iki renkten oluşan elbisesinin üzerine ince örülmüş ve gerçekten de estetik görünen Keji bağlardı.. Başına Fes dedikleri kofu seklinde kiremit renkli, bunun üzerine, arkası beline kadar uzun, önü de kahkül’den başlayarak boyuna kadar düzenli kesilmiş ve uçlarına buncuk ya da pullarla süslü Gulik takardı.

Ayrıca Fesin yüze bakan kesimin üzerine gümüş renkli paralar takılırdı. Üç ayrı renkten oluşan vale birbirine dolanarak başına yerleştirilen fesin üzerine bağlardı.

Onun üzerine de gençlik döneminde etrafı boncuklu tülbenti daha sonra oğlu dağlara gidince renkli boncuklu tülbendi ve guligi çıkardı. Ancak fes dediği kofuyi kafasından hiç indirmedi. Kofunun üzerine yine üç renkten oluşan valelerini birbirine dolanarak bağlar ve üzerine de siyah desenli pusu denilen bir buçuk metre uzunluk ve yaklaşık aynı genişlikteki örtüyü örterdi.
Yine kendini düşünmekten sıyrılıp çocuklarını düşündü. Hep kendi çocukluğuna ya da gençliğine ya da çektiği acılara gözü takılırsa bir yerde çocukları aklına gelir ve sanki suç işlemiş gibi kendini bir köşede bırakır çocuklarına gelirdi düşüncesi.
Aha bu deli oğlu okula gidiyordu. Öğretmenlerine göre kafası çalışıyormuş. Okula giderse büyük adam olacaktı. Büyük okullara da gitti. Kim aklına yerleştirdiyse ülkeyi hem de dünyayı kurtaracağı tuttu. Hep söylerdi ona.
Cigeramin Seyit Rıza kurtaramadı ma sen mi kurtaracaksın“ derdi.
Nafile, akli bir karış havadaki deli oğlu onu dinlemedi. Kendini dağlara vurduğu gibi onu da peşinde sürüklemişti. Aha böyle Dersim’in issiz orman ve Ware’lerinde gezip oğlunu arıyordu. Hele ölmeden bir dünya gözü ile görsün, bağrına bassın.
Oğlu yaklaşık 20 yıl önce aniden ortadan kaybolmuştu. Uzun yıllar ondan haber alamadı. Sonra haberlerini almıştı.

Yine Qewere Düzgün’a ve Gazasiski’ye oğlu yaşasın diye dualar etmeye başlamıştı. Simdi de duymuştu ki yavrusu Dersime gelmiş. Hemde komutanmış.

Kendini tutamadı yüksek sesle,
He kumutan olmuş, anası kurban olsun, gelip bir yüzünü anasına göstermiyor da, bir de bu yaşta dağ taş ve köyleri gezip seni arıyorum, ah ölmeden cigerimi bir görsem, koklasam, aha şuracıkta artık Xızır canımı alsın, çok özledim cigeramın çok özledim seni. Gözümde, aha şuracığımda tütüyorsun, sen ciger acısını bilmesin ki, bilen ancak anlar.“
Birden silah sesleri Gazasiski tarafından geldi. Yaşlılıktan kamburlaşan belinin inadına çok hızlı ve çevik adımlarla Hasar ormanlarını geçerek, Ware siske’nin yanına doğru yöneldi. Güneş yıkık bir Ware’nin duvarına vurmuş, ışıltılıydı. Dönüp hızla duvara doğru yürüyüp üç defa öpüp alnını sürdü. Yüksek sesle oğlu için dua ederek yarı ağlamaklı bir sesle yine kendini hızla Gazasiske’ ye silah seslerin geldiği yöne vurdu.
Burnuna kan kokusu geliyordu.

Gözlerindeki yaşlara engel olamadı. Yavrusunun kokusunu, ağlamasını gülen gözleri aklına gelince de sesli ağlamaya ve dua etmeye başladı. Çocuğu ölmesin, Yüksek sesle sanki karşısında oğlu varmış gibi onunla konuştu.
Kurban olayım cigeramın sakın ölme. Sakin ölme yavrum. Ne olursun ölme yavrum“ diyordu.
Nihayet Gazasiski’ ye varmıştı.

Tepeye gelince hem soluk almak için hem de silah seslerinin nereden geldiğini araştıran gözlerle baktı. Evet yanılmamıştı. Gazasiski’nin aşağısındaki Komun yanında bazı sesler ve hareketlik göze çarpıyordu. Yamaçtan kendini aşağıya bıraktı. Bir yandan da hem dua etti oğluna hem de,
“Kurban olayım cigeramın sakın ölme“ diyordu.
Nihayet komun arka tarafındaki koruluk ve tarlanın kenarına geldi,

Evet yanılmıyordu. Kan kokusu geliyordu.

Dersim 38 katliamını yaşamıştı. Kan kokusunu tanımak oradan aklında kalmıştı. Yüreği acıdan korkudan öyle atıyordu ki sesini kulaklarında duyuyordu. Hareketli gölgelere sakin adımlarla yaklaştı. Bunları galiba tanıyordu. Oğlunun arkadaşları olmalı. Onlar gibi giyinmiştiler. Hele gözleri, yüzleri, evet bunlar oğlunun arkadaşları.

Yani Dersimi ve dünyayı kurtaran arkadaşları olmalı. İyi de bunların yanından kan kokusu geliyordu. Bunlar sakindiler Cevrede Türk askerleri-cemseler ya da tayyareler de yoktu.

Demek ki yanlış ses duymuştu. Yok, hayır silah sesleriydi. Hem de kaç tane ses. Hem hala kan kokusu burnuna geliyordu. Şaşkın şaşkın çevresini sorgulayan gözlerle baktı.
Birden iki üç metre ilerde onlar gibi üzerinde elbise olan uzun örüklü saçlı bir kızın kanlar içinde yerde yattığını gördü. Dehşetle, korkuyla haykırarak ona doğru atıldı.

Oğlunun arkadaşları onu engellemeye çalıştılar.
Anlamadı. Şaşırdı. Bu yerde yatan kız onların arkadaşı, neden bırakmıyorlar ki ona sarılsın?
Sorgulayan gözlerle onlara tekrar baktı, sessizce cevap bekledi, ancak çiğlik atmasına, ağıt yakmasına, ağlamasına engel olamadı.
Onu zorla yerde yatan örüklü kızın basından kaldırmaya çalıştılar. İçlerinden biri ona,
Ana yapma ona acıma, bu yerde yatan xaindir, ağlamana değmez, yoz biridir
Anlamadı şaşkınlıkla yine sorguladı.
Nasıl xain, Türk askerimi bu? Ya da ajan mı, devlet sizi vurmaya mı göndermiş"?
Onu alıp bir yere oturttular. Galiba içlerindeki en sorumlu olan belkide oğlu gibi buda komutan di. Yüzüne bakamadı. Baktıysa da göremedi. Hala yüzünden donan gözyaşlarıyla kan içinde yatan örüklü kıza bakıyordu.
Oğlunun arkadaşı anlatıyordu.
Bu yerden yatan yoz bayanı devlet hayır göndermedi. Ancak geldiği ortamımıza ayak uyduramadı. Yoz ilişki geliştirdi. Bir arkadaşımızı düşürmeye kalktığı için bizde onu yargılayıp hak ettiği cezayı verdik.
Yine anlamadığını belirten şüpheli gözlerle boş boş baktı.

Oğlunun arkadaşı yine onu ikna edeceği şekilde anlatıyordu. Yine anlam veremedi. Sordu.
Yenimi gelmiş bu kız” deyince
Oğlunun arkadaşı,
Hayır,11 yıldır burada, parti içindeydi. ..“ Ancak… Gerisini duymadı, duymak istemedi, kulakları uğuldadı.
Ja xizir ja Qewere Düzgün” bu çocuk ne diyordu böyle.

Nasıl birine yani bir çocuğa sevdalanmış. Yani gözleri ile bakmış.

Yani yüreği çarpmış. Bunun ismi de “yoz ilişki, xainlik, düşkünlükmüş”.

Bu nasıl anlayış ki sevgiyi yasak etmiş insanlara, bu nasıl düşünce ki iki genç birbirlerini sevmişler diye ismi “düşkünlük” olmuş, bu nasıl anlayış ki, iki kişi birbirlerini gözleri ile sevmişler, bakışmışlar, konuşmuşlar ki onlara ölüm reva görünmüş?

Bu nasıl insanlık bilmem ki bir kız ve bir oğlan birbirini sevmişler bunlara”xain-düşkün“ deniliyor  anlamadı. Anlamak istemedi. Hem iki kişinin sevdası yerde duruyorsa buda suç-yozluksa bunun faturası neden yalnız kadına çıkarılıyordu ki?

Bu anlayış mı dünyayı bilmem neyi kurtaracaktı?

Yok, böyle anlayış, böyle kurtarma ve buna göz yuman, bunu yapan ne oğlu nede oğluna götüren nede arkadaşı olamazdı.
 Sesini yükseltip ağıt söyleyerek ağlamaya yakınmaya başladı.

Belkide karşısında ki oğlunu tanıyordu. Onu, kokusunu özlediği yavrusuna ulaştıracaktı,

Belki de tam gözlerine bakamadığı bu oğluydu.

Hayır bakmayacaktı. Hayır tanımayacaktı. Bunu bu karşısındaki konuşan oğlu ya da oğluna ulaştıranı yada oğlunun arkadaşı, yada oğluydu.

Onun gözlerine bakmak istemedi. Tanımak da istemedi. Böyle zulüm olamazdı. Aklı karıştı. Kalktı. Onların onu engellemesine aldırmadan yerde kanlar içinde yatan örüklü kızın yanına gidip çömeldi. Başını alıp bağrına bastı.

Kanlı alnını öptü.

Yavrusu gibi, tüm anaların yavruları gibi kokuyordu…
Elif ORHAN
 

Yorumlar (13 gönderildi):

Metin Timocin .. 09 Aug, 2008 05:47:07
avatar
Sayin Orhan:
Bir roman cikarilacak olaylar dizisinden acela ile hic bir iz birakmayacak kisacik bir makale cikarmissin.

Bence biraz sakin olunuz. Kendinize zaman taniyiniz... Kesin yargilar icerecek deyimlerden cekininiz... Burada yazdiginiz politik bir makale degildir... Birakinizda son paragirafta soyledigin seyleri okuyucu cikarsin... Durgun Don Kiyisinda Hasat romanini bir daha okuyunuz, ve yukaridaki olaylar dizisini iki ciltlik roman seklinde bir daha yazmaya calisiniz... Ilk donem Kadincagizin cocukluk donemleri ikinci cilt ise oglunu arama telasi olabilir... Burada oglan ikinci plandadir... Oglunun ulke kurtarma konusu teferruattir...

Bir soyleminin ise dogrulukla alakasi yoktu:
"Hem ne yapacaktı ki kaç yaşında olduğunu. Çoğu Dersim’li kadınlar gibi oda daha çocukluğunu yaşamadan ergenlik döneminde evlenmişti". Bu deyim biraz fazla Apocular arasinda moda sekliyle soylenmis...

Bakin siz "Dersimli" siniz. Kimse sizi alip zorla evlendirmedi... Annen baban sizi okutmak icin saclarini supurge edeceklerini bile soylemislerdir...

Bugun Tunceli'li kizlarimiz muhendistir, doktordur, ogretmendir,... Uzman olan bu kadinlarimiz ovunc kaynagimizdirda... Cok sukur onlarin okumasini engelleyecek bir durumumuz da yoktur. Bir iki istisnadan yola cikarak vardiginiz sonuc, herseyden once geldiginiz topluma haksizliktir... Yanlis bir harekete katilarak verdiginiz hasari ayrilmanizdaki modalara uyarak surdurmeyiniz lutfen...

Lutfen bir toplumu hedef alacak genellemelerden kacininiz...

Selamlar...
şıvan .. 09 Aug, 2008 02:17:54
avatar
evet toplumumuzda acı ve düzeltilmesi olan bir gerçek var.şudur;kadına kıza yaşam hakkı erkekler kadar saglanmıyor
kız çoçuklarına malesef yeterli ilgi gösterilmiyor,okutulmuyor,düşünce ve fikirleri alınmıyor.bu yanlış.onlar bizi büyüttü, kültürümüzü yaşattı kahrımızı çekti.artık hayatta aktif olmaları lazım.biz erkeklerin bunu desteklemesi lazımbizim kadınlarımızın diger kadınlardan ne eksigi var.hatta fazlası var.onun için bu sese kulak verin onların fedakarlıklarını unutmayalım onların haklarını verelim
Halis Açar .. 09 Aug, 2008 04:45:38
avatar
Merhaba Elif .nefis bir yorum kutlarim.
Kürdlerin son otuz yillik mücadelesini bu kadar güzel ve edebi bir dille anlatabilmek önemli bir yetenek gerektirir ancak bu yetmez yasamak ve yasadigini bu kadar güzel ve yüreklice disa vurmak gerekir ve bu sende var.sömürgeci devlet ve onun payandasi olan diger "devlet"(PKK/APO) mengenesi arasinda kalan kürdlerin yasadigi dram öykünde o kadar netki.
öykünde sevgi nasil katledilir bunu o kadar güzel vermissinki kalemine saglik.
katilin ve katledilenin de aslinda karsilikli mazlum/mahsum oldugu bu kadar net anlatilamazdi.ve bu trajedi ne yazikki bir tek biz kürd lere mahsustur.
ne yazikki o güzel insanlarimizi katil ve kurban konumuna sokanlar hala kürd ün önderi olduklarini iddia ediyorlar.
kalemine ve yüregine saglik..
selam ve saygilar.
xember .. 09 Aug, 2008 05:47:59
avatar
Bence de bundan guzel bir romani ancak bu duygularla yogunlasan biri olarak sen yazarsin.
Tavsiyem:
sakin arabesklestirme hatta ve hatta ordaki en deger verdigin kahramanini bile elestirilerinle yerden yere vur.
cunku 11 yil savasan bir insan hala o dejenerasyona ugramis torelerin karanligiyla vuruluyorsa bunda kendisinin de payi olmali.
11 yil hic mi birseylerin farkina varmadi.
zaten toplumumuzu bu duygulara meylettiren anlayis da o degil mi?
Bu yuzdendir ki biz hep agitlar yakariz.
tavsiyem biraz da dengbejlere kulak verip onlarin anlattiklari oykuleri ozumseyerek yazmaya calis
Dengbejler insanlari aglatmak icin degil olaylari gercek yorumlariyla anlatirlar.
Mesele ne Filit ê qutoyu yererler ne Mam ê Utme'yi yererler ne de Xel ê Gindir'i... Onlar hepsini icinde bulunduklari ortam ,sart ve duygularla birlikte anlatirlar... Bu hikayede ne kahraman ne de suclu bulamazsin, herkes yetistigi ortamin kurbanidir.
Elestirilmesi gereken hepimizin bir turlu dogru durust karsi gelemedigimiz olumsuzluklara karsi eksik olan cesaretimizdir.
neyse bu kadar ukalalik simdilik yeter
saygilarimla...
Şükrü Gülmüş .. 10 Aug, 2008 03:00:11
avatar
Merhaba ELİF,
Her nedense 'sn. Orhan' demek içime sinmedi.
Çünkü hazzetmem resmiyetten.

Yazdıklarını okuyorum.
Düşünüyorum.
Ölçüp tartıyorum.
Çok iyi bir yolda olduğumuza inanıyorum.
Biz yaşadık. Yazdıklarımız tarihe havale ediyoruz ve ilerde edebiyat/sanat yapacaklara bir emanet sandığı gibi bırakmalıyız. Belki bizden sonra birileri bunları yazar.

Edebiyat sanat ile siyaset kimyası gereği uyuşmaz. Ve biz siyaset olarak, ruh olarak kirlendik. Yaşadıklarımız bu hastalığa bulaşmayanlar yazacak.

Buna adım kadar eminim.

Seni yüreğimin bir kanadı, Harun Tak'ı bir diğer kanadı olarak görüyorum.

Ve kimseye aldırmadan, yüreğinize kaleminiz bandıra bandıra yazın.
Önce yüreğinizi, sonra yaşamayanların yüreklerini kanatın.

Bize yürek kanatacak hikayeleri içerecek malzeme verin.

Yakuti değerdeki anılarını zevkle okuyorum.

Kalemine kuvvet, yüreğine sağlık.
Xoca
binews .. 10 Aug, 2008 03:56:14
avatar
Merhabalar Elif Hanim,
Acikcasi her yazinizi büyük bir sabirsizlikla bekliyorum. Bekliyorum diyorum cünkü ülkemin yaralarini, öyle bir duyguyla dile getiriyorsunuz hic bir romanda bu duygu ve gerceklige varilmaz.
Evet kadinlar ne yaziki heryerde en cabuk kulanilacak(arac)canlilardir.
yilarca biz kürt kadinlari ülkemizde sürü gelmis amansiz kirli savasin en büyük silahi olmusuz devletin elinde. Ama bu bir özgürlük savasi ve dünyanin heryerinde kadin piskolajik bir arac olarak taraflar arasinda kulanilmistir. Ama deheset olan kadinin Xezalinda dile getirdigi gibi Büyük umutlar icin, ülkelerin , kürdistanin özgürlügü iycin yola cikanlarin kadini bu denli amanisiz siddetin en kolay araci yapmasidir. Bu sabah xezal dusunurken sizin yazinizi okudum ve iste bu dedim...devrimcilerin devrimleri. Uluskurtulus mücadelesinde biz yer almislar susmak onaylamaktir...
yüreginize ve kaleminize saglik guzel insan.
ekrem .. 11 Aug, 2008 01:49:27
avatar
Kim anlattıysa tamamen bir seneryodur.Gerillada böyle bir ilişki ve sevgi için kimse cezalandırılmaz.Eğer böyle cazalar olsaydı gerilla bu düzeye gelemezdi.ne sıkıntılar içinde mücadele ettiklerini gerilla hayatını yaşayan lar yaşamayanlar ise kitapları okuyarak anlıyabilirler.Böyle olayları bir senaryo olarak anlatanlar,ancak ajanlar ve düşmanla iş birliği yapanlar olur.
Kenan .. 11 Aug, 2008 03:37:10
avatar
Iyi Cocuk Ekrem!!!!!!!!!!!
mahmut .. 11 Aug, 2008 04:40:50
avatar
sevgili elif,

emeginize saglik cok guzel anlatmissiniz
tesekkur ediyorum.
Kurdistanica .. 11 Aug, 2008 05:43:30
avatar
Kurdistanlılar kaleminle gurur duyuyor!

Mısrî'nin Sevdasına yasak koyanın Dünyada yeri olmaz!!!

PKK'nin askeri disiplini bahane ederek Sevdaya yasak koyması kadar aptalca bir durum sözkonusu olamaz!

...
(Kandilde internet varsa okumuşlardır)
Geçtiğimiz günlerde, Euro-pride yürüşünüde isveç ordusuna mensup homosexuel askerler resmi uniforma ile yürüyüş yaptılar!!!

Kurdistanlı gençlerin ülke sevgisi üzerinden rant sağlayan kerkenezlere sesleniyorum;

Kurdistanlıların dinlerini dillerini cinsiyetlerini ve bilumum değerlerini
politik malzeme yapmaktan vazgeçin!!!






Adı yasak bir çiçektir dağlarda
Arar yurdunu tarihsiz çağlarda
Bir ezgi başlatır dünyaya karşı
Susar türküsü dumanlı çığlarda

Mısrinin günü dolmaz
Sevdanın izni olmaz
Sevdaya yasak koyanın
Dünyada yeri olmaz

Mısri kızı derler dereler taşkını
Yollar yorgunu yokuşlar aşkını
Direnir düşmana satmaz aşkını
Zindanda düşmanı direnç şaşkını

Cudinin gözleri Cizreye bakar
Her kızın çığlığı bir gönül yakar
Her sevda başına bir ateş takar
Diclenin suları kendini yakar
Dersim .. 14 Aug, 2008 05:29:04
avatar
Tek kelimeyle ellerine saglik yüreklimunzurun asi kizi,hep var ol,iyiki varsin ve yaziyorsun
Agliyan gözler .. 14 Aug, 2008 06:12:52
avatar
demekki sevgili elif kadin her yerde yine ikinci ücüncü sinif oluyor tüm günahlar yine kadina yükleniyor gercek bu
keske gercekler farkil olsa
ellerine saglik saygilar güzel bacim
Hasan .. 22 Aug, 2008 03:06:19
avatar
Elif yaz. Ama aceleyle ama sakince, ama politik olsun ama edebi olsun sen yinede yaz.Yüreğin ve beyninle yaz. Yazmaya devam et. Seni tebrik ederim. İlhamın bol gönlün hoş olsun.Baki selam ve sevgilerimle

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin