Dicle Can : Bir Eylül Yaprağı
Ben yine bir Eylül dönemecindeyim sevgili! Bilirsin!Sadece defter dalına yazılmış şiirlerde ve bahçemden koparılmış bir kırmızı gülde kalır yıldönümleri.. Geçen son yılın izini taşır selden geriye kalanlar.. Çoğu zaman, dalından toprağa düşen bir Eylül yaprağının üzerindeki yağmur damlasının derinliğinde boğulurum..
Seni özlerken hep sessizlik düşerdi günceme.. Ve yenilmişliğin hüznü.. Seni öyle büyütürdüm ki içimde, sen bir gezegene bile sığmaz olurdun suskunluğun konuştuğu zaman demlerinde. Her zaman geceleri gelirdin, gözlerimden avuçlarıma akardın bu geceki gibi.. Seni yaşadıkça, gözyaşlarımla yıkardım kendimi.. Sensizlik kurşun olur vururdu beynimden, çaresizliğe batmış düşlerimi ulu orta sermekten kaçınmazken..
Bilir misin, tepeden tırnağa ülke aşkıyla sarmalanmış ve özdeşleştirilmiş sevgili!. Senin dokunuşlarından sonra sulara küserdim. Bakmaz olurdum sırt çevirdiğim güne. Ab-ı hayat suyundan yudumlarken mutluluğu yeniden doğardım.. Sen hayatın en bıkılan anlarına ve yalnızlığa bir misilleme olurdun.. Hayata katardın beni! Her duygu fırtınasını yaşasam da seni sevmelerimde!. Acı olurdun, sevinç olurdun.. Adına her ne dersen. Ama senden kalan bir tattır sonunda vazgeçemediğim..
Hayatın kaç dönemecinin yıldönümü olur Eylül ben de! Bilir misin sevgili! Zaman tünelinin raylarında ilerleyen trende düşünürken insan yüzlerini hatırlarım, yıkımların izini taşıyan. Yaklaşık otuz yıl önceydi, yaşadığımız coğrafyanın ve ülkemizin özgürlük şarkılarına inerken karabasanlar.. O günler çocukluğumuzun en güzel düşlerine vurulmuş bir darbeydi. Evlerde yapılan aramalarda uçuşurken tüm eşyalar, jandarma gölgesinde bekletilirdik duvar diplerinde.. Oyunlarımıza uzanırdı silahlar, saklambaçlarda.. Ve karneye bağlanmış karın tokluğunda, zeytini bile “paylaşmak” zorunda bırakılırdık “koruyucularımızla”.. Ve bizler yaşadıklarımızın tanıklığında büyüdük varoşlarda.. Sosyalizmin alfabesini ilk okuduğumuzda ülkemizin düşlerine de sevdalandık. Bağımsızlık arzusu sararken bedenimizi, soluklanışlarımız dağlardaydı.. Hani senin, beni ilk tanımayı istediğin yerde. 12 Eylül yıkımından umutlar doğurduğum ve büyüttüğüm o şehirde..
Ben yine bir Eylül dönemecindeyim sevgili! Bilirsin!Sadece defter dalına yazılmış şiirlerde ve bahçemden koparılmış bir kırmızı gülde kalır yıldönümleri.. Geçen son yılın izini taşır selden geriye kalanlar.. Çoğu zaman, dalından toprağa düşen bir Eylül yaprağının üzerindeki yağmur damlasının derinliğinde boğulurum.. Geçenin ben olduğumu bilirim sende, geride kalanlara karışırken..
Oysa kalan sen olursun bende!.. Sen!.. Ben kalanla yaşarken çetelesi tutulmaz olur uzaklığının!.. Dokunuşlarının hazzını hisseder ve umudun atını sürmeye devam ederim... Ülke ve sevgili yekvücut olurken..
16.09.2008



Yorumlar (2 gönderildi):
tek kelimeyle harika bir kalem
bu güzel yazıları paylaştığınız için teşekkür ederim
esenlikler dilerim
Sanatçıların üç tane gözü olduğuna inananlardanım. Çünkü O’nlar görünmeyeni görür, duyulmayanı duyar ve siz benliğinizde hiç fark etmeden O getirip ruh dünyanızın önüne , büyülü lambasını koyar.
Bir bakarısız , bu bir Şiir ? Yada bir Heykel ? Belki bir Roman ? Belki de resim ? Yada bir şarkı yaşadığı çağın ezgisini anımsatan.. Bilirim, nesillerin dansıdır sanatçının yaptığı, Tantra gibi raksa duran…
Dicle CAN ve HÜZÜN
Eylül’ü anlatırken dizelerinde ? Bir ayrılık hüznü düşer kalemine,buğulanır gözleri ,sis ve dumanın doruklarına çöktüğü dağlar misali ; birleştirir acısını, sevginin gücü ve O’nun tam karşıtı,düşmanı, sömürgeci CUNTA’nın zulmüyle..
Kırılır umutları masadan düşen bir kadeh gibi… Boş yolllara baka kalır,dudaklarında ince bir serzenişle gözleri ...
Sonbahar’a benzetir Eylül aşklarını,bir yanı dökülürken yaprak yaprak , diğer yanıyla ağıt yakar sitemli bir şekilde gelecek güzel günlerin hayalini kurarak..
Dicle CAN’da Hasret ve AŞK ?
Dicle CAN’ın kaleminde Hasret ? Dicle CAN’ın kaleminde hasret, beş parçaya bölünmüş, yakılmış,yıkılmış, parçalanmış, elinden çalınmış Kürdistan’a özlemdir, O hasretten bahsederken aynı zamanda aradığı memlekettir…
Dicle CAN’ın kaleminde aşk ? Taşkın akan Irmaklar gibi bendine sığmayan,kıyılarını hırsla döven nehirlerdir ama bunlar mutlaka ve mutlaka , tıpkı, Fırat ve Dicle’nin Basra körfezine dökülmeden önce sarmaş -dolaş olması misali birleşmelidir..
Ama bu kavuşma sadece sevgiliyle sınırlı değildir; Harmanlar elinde sevgiliyi; kılıktan kılığa sokar, kah soyar çırılçıplak,kah susatır ateşli bir tutkuya O’nları boğarak…
Bu ‘birleşen’ sadece ‘iki sevgilinin vücudu’ değil ? Kızıl gömleğini çıkartıp, beyaz gelinlik giyen Kürdistan’dır. O’nun kaleminde bedensel hazlar, ruhsal şekillenişiyle bir harmoniye dönüşür,sevgiliyi özgür ülkesiyle beraber düşler, ateşli bir şekilde kucaklar…
……………………
Dicle CAN, bir Simya büyücüsüne benziyor, eline aldığı her şeyi ‘altın’a çeviriyor. Sevgiyi ve Özgür ülkesini ? Öyle bir yoğuruyor , öyle bir iç -içe geçiriyor ki, okur hemen şunu fark ediyor;karşısında zengin bir yürek,usta bir kalem ve de dolu dolu bir Derya akıyor…Okura tek şey kalıyor, elindeki boş kaseyi bu Pınarın gözelerine uzatıp bir yudumda olsa oradan su alıp, sahiplenmek ve içebilmek…
Eline sağlık Dicle CAN,seni okuyoruz,seni beğeniyoruz, senden etkileniyoruz,bunu bilmeni istedim.
Başarı ? Ustaya başarı dilenmez,ancak; ‘bir diğer güzelliklerinizi bekliyoruz’,denir, Sevgi ve selam gönderilirken….
…………………..
Yazı Kuruluna; değerli dostlar, eğer biz okurlarınızın ricasını göz önüne alırsanız ? Sizden ricamız,Dicle CAN’ın yazılarının Site de daha uzun süre kalmasının yollarını açmanızdır. Böylesi güçlü kalemler, gittiği her yeri güzelleştirir. Okurları bu güzel insanlardan mahrum etmemeniz dileğiyle,(okur ricası bu)candan selamlar.
Halim KAR
(Oturan Adam)
18 Eylül 08
Yorum yaz