gûr ê manco haaat!..
Tek göz odada sekiz çocuk iki ana-baba tam on kişi kalıyoruz. Oda biraz büyükçe ama yine de yatarken sıkıntılar çekmiyor değiliz. “Ser û quno” dediğimiz yöntemi uygulayarak sığmaya çalışıyoruz. Biliyorum soracaksınız “Ser û quno” yöntemi nedir? diye. siz sormadan ben yanıtlayayım . İki kişiye bir yatak serilir, birinin ayağı diğerinin başına gelecek şekilde ters istikametlerde yatılmasıdır “Ser û quno”.
Tek göz odada sekiz çocuk iki ana-baba tam on kişi kalıyoruz. Oda biraz büyükçe ama yine de yatarken sıkıntılar çekmiyor değiliz. “Ser û quno” dediğimiz yöntemi uygulayarak sığmaya çalışıyoruz. Biliyorum soracaksınız “Ser û quno” yöntemi nedir? diye. siz sormadan ben yanıtlayayım . İki kişiye bir yatak serilir, birinin ayağı diğerinin başına gelecek şekilde ters istikametlerde yatılmasıdır “Ser û quno” .
Evimiz, Diyarbakır’ın Mardinkapı semtinde bulunması nedeniyle hem annemin ve hem de babamın yakınları olan köylülerinin uğrak merkezi haline gelmişti. Hastasını getirenler, hasta ziyareti için gelenler, alış veriş yapmak için şehre gelenler bazen haftalarca bizim evde kalırlardı. Hatta bazen adam yatalak hastasını bizim eve bırakır ve köyüne dönerdi aylarca da uğramazdı. Hiç unutmam yine tek göz odamız tıklım tıklım iğne atsan yere düşmezdi. Yani daha açık bir ifadeyle oturacak yer bulmakta güçlük çektiğimiz bir gece babam işten eve geldi ve kapıyı açıp içeri baktıktan sonra çekip gitti. Babam o gece otelde kalmıştı.
İşte böyle “misafir” akınlarından dolayı annemle babam doğru dürüst bir araya gelemiyorlardı. Nadiren misafirin olmadığı günlerde de sekiz çocuk içerisinde doyasıya yada renkli hale getirdikleri bir seks yaşamlarının olduğu söylenemezdi. Bir araya gelmek istediklerinde (daha sonra aklım el verdiğinde anladım) bizlere annemin daha akşamdan başlayarak anlattığı ürkütücü masallar devreye girerdi. Gûr ê Manco da bu masallardan biriydi. Masal anlatıldıktan sonra yataklarımız içerisinde bir müddet uyanık kalırdık. Annem bizim uyuyup uyumadığımızı anlamak için “Ezo tû hin şiyari ?” ben yada kardeşlerimden biri “Erê” dediğimizde “Razê lawê min razê gûr ê manco hat ! lehêf ê bikşine serê xwe!” dediğinde acayip korkar ve hemen yorganı başımıza çekip uyurduk. Ondan sonrası günah da sevap da onların boynuna ne yaptıklarını görmüyorduk.
Ama bazı sabahlar uyanırken sobanın üzerinde mis gibi kokan çorbayı gördüğümüzde buna bir anlam veremezdik. Meğer keyifli geçen gecenin sabah mükafatıymış bunu daha sonraki zamanlarda öğreniyoruz.
Yıllar sonra biz de çoluk çocuğa karıştık. Gerçi evimiz 3-4 odalı ama kışın tek odada soba kurulduğu için bütün çoluk çocuk bu odada beraber uyurduk. Bir şeyler yapmayı canımız istediğinde de aynen babadan kalma yöntemleri devreye koyuyorduk. Önce bir “Gûr ê Manco” hikayesi ve ardından lambaların söndürülüşü ve çocukların uyuyup uyumadıklarını kontrol etmek için de yataktan hafif doğrularak etrafı keşif işleri başlardı. Uyumayan çocuk varsa :
--- Uso (Yusuf) uyu oğlum ! yorganı başına çek Gûre Manco” gelir bak ona göre haaa !
Uso bizim kadar saf değil elbet hemen cevabı yapıştırıyor :
--- Gelsin be baba, alayı gelsin, sürüsü gelsin ne yazar ? Korkan namerttir, geleceği varsa göreceği de var.
Uyumayan öbür çocuk da :
--- Gelsin be baba cürümü kadar yer yakar, biz ne kurtlar gördük hepsi de çakal çıktı !!
Kendi kendime “Ulan yoksa bu puştlar benim ne yapacağımı bildikleri için mi böyle söylüyorlar” diye düşünüyorum. Ses çıkarmadan başımı yastığa götürüyorum. Öte tarafta olan daha büyük oğlum başlıyor konuşmaya :
--- Ya baba birde cezaevinde gördüğün işkencelerden falan bahsediyorsun, Gûrê Manco” Esat’ın askerlerinden daha kötü değildir mutlaka, o işkencelere dayanan adam gûrê manco ’dan mı korkacak,? evellah dağ gibi babamız yanımızda uyuyor niye korkalım ki ?
“Way şerefsiz way ! ne politika be ! duygularımı okşayıp devrimci ve anarşist yönlerimi kışkırtıyor” diyorum kendi kendime.
Velhasıl bu fırlamalar yüzünden sabaha kadar bi bok dağıtmadan uyuyorum. Bazen kışın sabah kalktığımızda çocuklar annelerine
---“Bir sabah da erken kalkıp çorba yapsan olmaz mı ? Hep aynı çay peynir zeytin bıktık valla !
Hemen devreye giriyorum:
--- Oğlum gece uyumuyorsunuz ki, yorganı başınıza çekip uyusaydınız Gûrê Manco’nun gece kapıya bırakacağı mercimekle sabah güzel bir çorba ziyafeti ile karşılaşırdınız dediğimde bizim Uso :
---Yox baba yox ne şamın şekeri, ne arabın yüzi… biz çaya peynire razıyız …
Siz siz olasınız bu babadan, dededen kalma kokuşmuş yöntemleri denemeyin sonra benim gibi kıçınız açıkta kalır. Bunlar zamane fırlamaları yutmuyor cigerim yutmuyor !
29 Mayıs 08



Yorumlar (2 gönderildi):
Kekê min Amed, Mûs, Erzirom, Erdêxan, Meledî cok yerin Türkcesi yani assimile edilmis Kürtlerin konusma tarzi faklidir. Bu konusmalar bizim utancimizdir. Düsman sana dilini ögretmis, iyi ögrenememissin, hem düsman sana gülüyor hem de kendi kendine gülüyorsun. Mesele budur ve özü utanctir.
Ha, Kuzey Kürtleri assimile edildiler, siyaseti Türkce yapan hareketlerinin eliyle ruhlari da Türklestirildi dersen dogrudur. Care nedir? Yazarken en ala dogru Türkce yazmak yada ne yapip edip ana dilde yazmak.
Türkiyede Lazlar böyle bitirildi. Lazlara dediler kendi haline gül, güldüler. Bir kursun Lazin beynine girmis aramis aramis bulamamis deyince Laz fikrasi Lazlar kadar gülen olmaz. Güle güle öyle hale geldiler ki Laz olmadigini kanitlamak icin develtin uyusturucu isinden tut, Ergenekon cinayet sebekelerine kadar görev aldilar. Yani kraldan daha kralci kesilip Türk oldular. Topal Osmanin hikayesi kimine göre topal ve escinsel olusu idiyse de, bence Laz fikralari yüzündendi.
Biz özneyiz kekê min. Kürt milleti öznedir bu cografyada. Gelen gecer gider bu sabittir. Yerlesik bir uygarliktir bizimkisi. At sirti göcebelik degildir.
Arnavutlarin ve Cerkezlerin bitirilisi ise tetikcilik yaptirmakla olmustur. Türkmen edebiyatinda bile söyle denir "Varsin a yörük celladim bir miyminti Arnavud yada öksüren Cerkez olsun". Kürt katliamlarina, Osmanlinin Balkanlardaki hadiselerine bakin.
Tabiki genellestirme yapmiyorum. Cok iyi Cerkez. Laz ve Arnavut insanlar vardir elbet. Bizimkisi bitirilislerini izah idi.
Yani nereye mi getiriyorum. Artik bu Amed yok bilmem Erdêxan, Îdir, Dîlok filan Türkcesini birakin. Kürtce yazin Kürtce. Yemin mi ictiniz Kürtce ögrenmemeye? Sizde Duran Kalkan gibi "Tek kelime Kürtce ögrenirsem bana lanet olsun" diye Ankara´da yemin mi ictiniz?
Sizi yani bu yazinin yazarini günahlarin kecisi yapmak niyetim degildi. Ama bir sekilde reaksiyonumu da yazmaliydim. Cünkü Özgür bireyler toplulugu felsefesi var buranin.
Yeter artik birakin bu agizlari. Kendi agzimizi konusturalim. Gülecek halimiz kaldi evet. Ama biz yazdiklariniza degil, Kürt aydinlarinin haline gülüyoruz. Siz ronakbîr, ronîda, ronîxwar, ronîkushtlara gülüyoruz. Bi yazinin yazarini tenzih ediyoruz elbet. Bahane oldu bu yazi.
Her kim ki Kürtce konusur, yazar, gelistirir, yine yazar onu saygiyla digerlerini de sevkatla aniyorum.
Yorum yaz