Ben bu düzeni devrimcilik olarak görmeyip beğenmeyenlerdenim. Bu nedenle övgüye değil, ölüm nişanına layık görüldüğüme şaşırmıyorum. Kanımca PKK yönetimi ile aramızdaki tartışmanın konusu da budur. Yanlış olduğunu fark ettikten sonra PKK diye bir "din" uğruna bile bile çalışmak çılgınlıktı ve ben bu çılgınlığı yapmak istemedim. PKK doğru bildiğim bir yanlış, ya da üstüne hiç bir kanıt olmadığı halde inandığım bir örgüttü. Bunu kavradıktan sonra kimse beni PKK'de tutamazdı...
Şimdi bu bildiride kendisini olumsuzlayan bir yan buldular mı, benden daha değerli birçok örgüt ve kişiye attıkları karayı bana da atacaklardır. Bana devrimci ahlak literatüründe kabul edilecek biçimde "reformist", "oportünist" ya da ne bileyim bir başka eleştiri yöneltmiş olsalardı inanır mısınız yine de PKK'nin şerrinden ucuz kurtulmuş olurdum......
Bu feodal, Kenan Evren ve Turgut Özal’ın yöredeki en büyük dayanağıdır. Şırnak'ta bu kişiye bağlı güçlü bir istihbarat ağı vardır. Bu istihbarat ağının elinden Şırnak halkının çekmediği kalmamıştır. Alikan Tatar'a bağlı istihbarat birimleri PKK'nin de birimleri haline gelmiştir. Bu şahıs hem HRK üyesi ve hem de PKK'nin cephe temsilcisidir. Abbas [Duran Kalkan] zaman zaman Alikan ağanın baş konuğu olur ve Abdullah Öcalan’ın mektuplarını iletir.
...
Nasname Röportaj/Aygan: Bir söz vardır; ''Şeytan ayrıntıda gizlidir'' diye. Atilla Kıyat ne söylüyor? ''Faili meçhul cinayetler Devlet politikasıydı, üsteğmen veya yüzbaşı kendi kafasından bu icraatları gerçekleştirmemiş'' diyor. Bunu doğru söylüyor. Benim yıllardır söylediklerimi tekrarlıyor. Fakat işin içinde başka bir ''Çapanoğlu'' yatıyor......
Nasname/Röportaj: Aygan: Bakın, ben PKK ile başlayan ve JİTEM ile devam eden trajik serüvenimi her fırsatta kamuoyu ile paylaştım. ..Ancak, PKK’nin ilk yıllarında farklı güç odakları ile kurduğu maddi işbirliği/bağlılık ilişkileri geliştikçe siyasi ve eylemsel işbirliğini de zorunlu kıldı. Düne kadar birbirlerine düşmanmış gibi topluma yutturulan MHP-CHP-DİSK-PKK-BDP ve Ergenekon benzeri yüzlerce paravan yapılanmalar mevcut hükümetin kısmi değişim ve demokratikleşme hamlelerine karşı ortak tavır alabilecekleri kimin aklına gelirdi? Bu alt-üst oluşun bir maddi dayanağı olmalıdır. Öyle değil mi?...
Kamplarda HRK'nin kuruluşu üzerine bildiri okunur okunmaz Abdulkadir (Cemil) Halil İbrahim arkadaşlar bulundukları yerlerden alınarak Abbas [Duran Kalkan] ve Fuat [Ali Haydar Kaytan] tarafından kurşuna dizilmişlerdir. Böylece ayrılanlara karşı giriştikleri katliamları örtbas etmek ve yukarıdaki kararların hayata geçirmek için 15 Ağustos terör eylemlerini geliştirdiler. Adına da "Yaz Taarruzu" dediler....
O sırada Selim Hoca (Selahattin Çelik) Pervari-Çatak arasındaki bölgeye gelmişti. Bizi de buraya çağırınca, Selim’in yanına gittik. Birçok kalabalık grup burada toplanmıştı. Arazi fazla bitki örtüsüne sahip olmasa da halk örgütten yanaydı. Burada yapılan toplantıda Selim Hoca bize hitaben; "gittiğiniz alanlardaki karayollarından İsveç TIR’larının geçişine müsaade etmeyeceksiniz. TIR’ları yakıp, şoförlerini öldüreceksiniz. Çünkü İsveç devleti PKK’ye karşı ulusal hainleri, milliyetçi reformistleri destekliyor......
Komşu Türkiye ile ilişkilerimizi etkilemeyecek, gizli ve dikkatli bir şekilde Türk işçi Partisinin elemanlarıyla ilişki köprülerinin kurulması direktifini veren 9.9.1990 tarih ve 8000 sayılı yazımı doğrultusunda, müdürlüğümüz adı geçen partinin elemanları, sınır boylarında ve topraklarımıza sızmaya çalışan yıkıcı casus zümrelerle [Güney Kürdistanlı güçler] ilişkileri hakkında hemen harekete geçip aşağıdaki bilgileri elde etmiştir;...
Abbas (Duran Kalkan) ve yardımcıları; Cemil Bayık, Ali Haydar Kaytan, Selahattin Çelik, Halil Ataç ve Haydar Altun (Kara Ömer) istedikleri itirafı Davut’un ağzından alamayınca O’nu, 1985 yılında öldürerek hücresinin yan tarafındaki tuvalet çukuruna gömdüler. Öldürüldüğünü gözümüzle görememiştik, fakat her şey buna tanıklık ediyordu.
Davut’un (Resul Altınok) tutuklu bulunduğu hücrenin yan tarafındaki küçük odada ise Mardinli Ayten tutukluydu. Yüzü ve fiziği güzel olan genç bir bayandı.
...
Kongreye yakın bir süre merkezin bazı üyeleri de dâhil geçmişte çeşitli birimlerde görev almış kadroların önemli bir kesimi ayak oyunlarıyla Güney Kürdistan'a gönderilirler. Suriye ve Lübnan’da olup ta Kongreye delege olarak gelebilecekler ise adeta delikten deliğe sokularak saklanırlar. İran’da bulunan Mehmet Karasungur ile her türlü haberleşme bağlantıları kesilir. Abdullah Kumral ve Selahattin'i katlettikten sonra muhalefeti eden kadrolar üzerindeki baskı ve tehditler kongre yaklaştıkça daha da yoğunlaştırılır.
...
Bir gün; Resul Altınok’u hücreden çıkarıp önceden kazılmış bir çukurun kenarına oturttular. Kara Ömer kafasına tabancayı dayayıp "hain ve ajan olduğunu kabul et, etmezsen son sözünü söyle seni geberteceğim" diye tehdit etti. Buna rağmen Davut; "ben ne hainim ne de ajan, Yasasın Demokratik PKK! Yaşasın Kürdistan!" diye slogan attı. Kara Ömer, Cemil Bayık ve Halit hoca bu tavır karşısında sinirlenip Davut’a tekme tokat giriştiler ve tekrar hücreye attılar…...
Türk işçi Partisinin (Karger)[PKK] iki kadrosuyla ilişki kuruldu. Bunlardan takma adı Botan [Nizamettin Taş] olan kişi Türk vatandaşı olup topraklarımız içindeki Keşan'a yakın kampın ve Mardin bölgesinden Türkiye, İran, Irak sınır üçgeni bölgesini kapsayan Türk topraklarındaki eylemlerden sorumlu kişidir. İkincisi, takma adı Emin olan Suriye vatandaşı olup adı geçen Botan'ın yardımcısıdır.
Bizimle işbirliği yapmaya hazır olduklarını bildirdiler.
...
Birinci Körfez savaşı sırasında, Peşmerge’ler tarafından Irak İstihbarat Merkezlerinde ele geçirilen belgeler; PKK-Saddam işbirliğini somutlaştırmaktadır. Bu belgeleri halkımızla paylaşarak, hem PKK’nin misyonunu, hem geçmişte yaşanan ve bazı kesimlerce “Kardeş Kavgası” denilen çatışmaların nedenlerine ışık tutma, hem de bugün hala devam eden Güney düşmanlığının gerçek sebeplerinin anlaşılmasına yardımcı olmaktır. ...
KUK'la girilen çatışmada her iki taraftan 100-110 civarında yurtsever katledilmiştir. PKK'nin örgütsel yapısı daha da dağılmış, Mardin’deki sempatizan kitle PKK’ye karşı tavır almıştı. Bunun üzerine kitlenin ayrılmasını engellemek vs Türk’lerin [Ahmet Türk’ün Ailesi] desteğini alabilmek için Zülfü Türk, [Bu tertibin baş aktörü; Urfa’da işlediği yüz kızartıcı suçtan dolayı kaçmak zorunda kalan ve Türk Ailesine sığınan Xelef İzoli’dir] KUK'un bir otomobiline karşı kurulan pusuda arkadan vurulur ve "KUK katletti" diye propagandası yapılır......
JK: İran’ın Irak Kürdistan’ına saldırısı, Kürdlere karşı geleneksel anlaşmalardan kaynaklanıyor. Herkes kendi Kürdünü ezer, başkasının Kürdünü ezmeye de yardım eder. İran asla Kürdlerin özgürlüğünü istemez, nerede olursa olsun. Irak Kürdistan’ının gelişmesini istemez. Türkiye ve İran oraya saldırmak için bahane yarattılar. Bu bahane PKK ve PJAK´tır. Bir gün PKK ya da PJAK "Artık Irak’tan çıkacağız" derlerse, 24 saat içinde bitirirler. Diyemezler, zira o şansları da yoktur. Tepeleri tutulmuştur bu partilerin....
Toplantı esnasında binanın güvenliğiyle ben ve Kara Ömer görevlendirilmiştik. Sıra ile kapıda silahlı nöbet tutuyorduk. Bu yüzden içerde konuşulanları bazen duyuyorduk. Toplantıya ara verildiğinde ise liderler dışarı çıkıp yürüyüş yapıyor veya ikişer-üçer kişilik kulisler oluşturuyorlardı. Ara sıra Teslim Töre Apo’ya, "ne yapıyorsun Kürd ağası?" diyerek takılıyordu. Apo’da......
3.Kongre sürecinde yeterince üzerine gidecek zaman, olanak ve malzeme bulamadığı, ya da planını adım adım uygulama tutumunun bir sonucu olarak üzerine gitmeyi ertelediği önde gelen, hareketi yönetecek düzeydeki kadroların büyük çoğunluğunu bu dönemde pratiğe adım bile atmalarına olanak tanımadan, tamamen kendi uydurması sudan gerekçelerle veya bizzat kendisinin verdiği kararlar ve başlattığı uygulamalara dayanarak orta yolcu, tasfiyeci, düşkün yada ajan olarak ilan etti... ...
Liderimiz Abdullah Öcalan'ın evi ile benim kaldığım evin arasında bir iki sokak vardı. Arasıra bizim kaldığımız eve gelir sonra giderdi. Bazen de sabahları, beni ve Hüseyin Sariçiçek`i (Orhan) yanına koruma olarak alıp, uzun bir yürüyüş turuna çıkardı. Bir gün bu yürüyüş esnasında bana; askerlik ve askeri istihbarat hakkında bazı sorular sormuştu, daha doğrusu, kendisi bir şeyler söylüyor ben de sadece onaylıyordum. Hâlbuki askerden firar etmeme rağmen o güne kadar askeri istihbarat hakkında bir bilgim olmamıştı. A.Öcalan’ın bu gibi konuları o zamanlar niçin kurcaladığını yıllar sonra da anlamış değilim....
MK toplantısında KUK'la [Kürdistan Ulusal Kurtuluşçuları] girilen silahlı çatışmanın durdurulması, barış girişimlerinin yoğunlaştırılması için karar alınır. Yurtdışına iletilen bu karara yanıt olarak Abdullah, "Mardin bölge komitesini KUK imha etti, intikam alınmalıdır, çatışmaları sürdürün" der…...
sömürgecilik binlerce yıllık tarihimizi, kültürümüzü ülkeye halk olarak tüm birikimlerinizi ve varlığımızı değirmende öğütürcesine un-ufak edip tozumuzu havaya uçurmaya çalışıyor, bizi tarihe gömmek istiyorsa; bu unsur [Abdullah Öcalan]da halkımız ve onun devrimcilerinin kendisine duyduğu inancı ve verdiği yetkileri kötüye kullanarak aynı şeyi PKK şahsında KUKH'ne ve mücadelesine yapmaya çalışıyor. Sorunu bu düzeyde ele almak ve tutumları buna göre belirlemek zorunludur....
Sivas’a gönderilen aileler içerisinde Bucak’lar da dikkati çekiyordu. 27 Mayıs darbesinden sonra, Bucak Aşireti’ndeki post kavgası “Develete ihanet” suçlamasına dönüşmüştü. İhsan Bucak, Hasan Oral ile Faik Bucak’ı asker makamlara ihbar ederken, şunları söylemişti: “ Diş Tabibi Hasan Oral ve Avukat Faik Bucak, Anazu köyünde halkı silahlandırıyorlar. 10.000 kişilik silahlı bir grup oluşturuyorlar. Bir Kürt hükümeti kurmak, bu arada Adnan Menderes’i Yassıada’dan kurtarmak istiyorlar....
Bucak'a karşı silahlı eylem konur ama başarısızdır. Eylem hem zamanlama, hem de taktik açıdan ben, [Baki Karer] Cuma, [Cemil Bayık] Davut [Resul Altınok] ve Hayri [Hayri Durmuş] tarafından eleştirilir. Ama iş işten geçmiştir. Bucak tüm gücüyle Hilvan köylerine saldırarak tam bir terör estirir. Kadro ve sempatizanlar zorunlu savunmaya geçer. Fakat birbiri ardına yakalanırlar. Halk panik içindedir ve PKK’ye destek vermez. Sempatizan kitlede bile Hilvan ve Siverek'i terk edişler başlar......
BDP; dayandığı tabanın düşüncelerini, beklentilerini yansıtmış olsaydı ve kendi iradesiyle hareket edebilseydi, kuşkusuz farklı bir tutum benimserdi. BDP içinde bazı insanların (yönlendirilme ve direktif olmasaydı) Anayasa değişikliklerinde ”evet” oyu kullanması kaçınılmazdı. Bu nedenle de oylamalara katılmayarak fire vermenin önüne geçildi. ...
Parti ve UKH’miz üzerinde son yıllarda bir silindir gibi geçirdiği tasfiyeci-hain pratiği ve girişimlerinden sonra, işlerinin çok yolunda gittiğine inandığı bu nedenle de açık işbirlikçiliğe soyunduğu bir sırada, onu suçüstü yakalamıştık. Kendine “Parti Önderliği” sıfatını yakıştıran zat, Haziran ayında Türk Sömürgeci basına verdiği röportajlarda en uyuşmuş beyinleri uyaracak, en kör gözleri bile açacak kadar pervasız bir tasfiyecilik ve ihanet örneği sergiliyordu. ...
Ciddi bir fuhuş olgusu var İran’da. Neredeyse iki evden birinde fuhuş yapılır olmuş. İnsanların ahlaksızlığından değil, ağır yoksulluktan. Bakın, Şah zamanında fuhuş evleri belliydi ve herkes bilirdi.
Ama şimdi girdiğin bir evde ne ile karşılaşacağını bilemiyorsun. Kadınlar çocuklarına günlük yiyecek yedirmek için fuhuş yapmak zorunda kalıyorlar. Fuhuş İran’ın ciddi bir realitesidir.
...
Apocuların sizden çok sizleri sömüren, ezen ve katleden devletlerin istihbarat örgütleriyle ilişkileri vardır. (devrimciler kapitalist ülkelerle ilişki kurabilir ama istihbaratlarıyla değil) “Halk Savaşı” adına halka karşı bir savaş veriyorlar. Bilinen nedenlerden dolayı örgüt dağılıyor. Ayrılan arkadaşlarını “ajan” ilan edip öldürüyorlar. Apocu şeflerin “ajan” ilan etmedikleri herhangi bir parti veya örgüt kalmamıştır. Sosyalist ülke komünist partileri dâhil “emperyalizmin uşakları” ilan edilmişlerdir. Cigerxwîn gibi bir şair, Şıvan gibi bir ozan dahi “hain” ilan edilmişlerdir...
1978-79 yılları arasında Nizip`te bir tane dahi faşist militan bırakmadık. Peş peşe silahlı suikastlarla onları saf dışı bıraktık veya oradan kaçırttık. Eylemleri gündüz ve şehir ortasında gerçekleştiriyorduk. Hiç kimse aleyhimize şahitlik yapmaya veya ihbar etmeye cesaret edemiyordu. Polisler şehir içi devriye görevi esnasında bizi görseler bile görmemezlikten geliyorlardı. Apoculuk korkusu onları da sindirmişti....
18-Celal: (Vartolu) Lolan’da tutuklandı. Kaçan Süleyman’ın (Baki Karer) gardiyanı olduğundan işkenceye yatırıldı. Diyarbakır Zindanlarında uygulanan işkence yöntemlerinin tümü bu arkadaşa uygulandı. Tırnakları kesildi, iğne batırıldı, ayakları patlatıldı...İdam kararını infaz etmek için Davut’un bulunduğu cezaevine götürülerek yolda kayıp oldu. İşkenceyi yapan Fuat’tı:[Ali Haydar Kaytan]....
Cuma kendisine verilen yetkiyi kullanarak Kesire'yi Mazlum'un yanından ayırarak başka bir yere yerleşmesini sağlar. Ve hemen arkasından da soruşturma açar. Bölgede ve yazı kurulunda sorumlu kadrolar Kesire'nin şaibeli biri olduğunu söyleyince Cuma[Cemil Bayık] soruşturmayı daha da derinleştirir. Kesire’nin yazı kurulundan habersiz Antep milyonerlerinden birinin (H.Neyir'in)) kendisine kiraladığı bir apartman dairesinde zaman zaman yattığını, Antep Tümen komutanıyla metres hayatı ......
O zamanlar Siirt öğrenci Yurdunda Apocu arkadaşlarımız kalıyorlardı. Tüm öğrenci yurtları sağ ve sol görüşlü öğrenciler arasında bölüşülmüştü.
Siirt öğrenci yurdundaki arkadaşlar bizi misafir ettiler. Sonra, ikimizi ODTÜ’de okuyan Abdullah Öcalan’ın yanına götürdüler......
ÖLDÜRÜLENLER:
Davut [Resul Altınok] bunları haykırdıkça Onlar işkencenin dozunu artırıyorlardı. itiraf etmeliyim ki; Ben, yaklaşık üç yıl sömürgeci Türk Devletinin Zindanlarında kaldım, ama böylesi işkence ve metotlara tanık olmadım. (Tabi ki böyle direneni de) Davut, daha önce yaklaşık olarak doksan kilo idi. Ama Onu gördüğümde tanıyamadım, bir deri-kemik kalmış kırk zor gelirdi. Zübükzade Fuat [Ali Haydar Kaytan], tüm istikrarsızlığını, ağır bunalımını ve vaftiz olması için tüm iğrençliği ile bu işkencelerin başgardiyanlığını yapıyordu.
...
Öldürülmesi şaibeli olan ve PKK tarafından sembolleştirilen Haki Karer'in kardeşi ve PKK kurucu kadrolarından Baki Karer'in 01 Aralık 1985 tarihinde Kamuoyu ile paylaştığı PKK'nin kuruluş dönemi ve sonrasını anlatmakla beraber tarihe tanıklık eden bu belgeyi bilgi ve takdirlerinize sunuyoruz. ...
Adam kazanma metodu şudur: Kişinin toprakla aile ile toplum ve Devlet ile tüm ilişkilerinin kökten koparılması bunun için tüm yolların, yöntemlerin mubah sayılması. Bu metot Apocu’lara yüz kişi “kazandırmışsa” düşmana da binlercesini yakalatma yolunu açmıştır. Yüzlercesinin işkenceden geçmesine, elinin üzerin de kişinin idam yemesine ve binlercesinin teslim olup, çete olmayı kabul etmek zorunda kalmasına yol açmıştır. Bölgede inanarak, gönüllü olarak katılmış veya Apocu’larca kazanılmış tek bir insan yoktur. ...
Haki Karer arkadaşın vurulduğunu orada Kurtuluş örgütünün liderlerinden olan Ali Demir’den duymuştuk. Bu habere çok üzülmüştüm. Bir-iki hafta sonra yanımıza Antep'ten, Numan Uçar ve Rıza Altun (Şirket) geldiler. Haki’yi katlettiğini iddia ettikleri Alaattin’i arıyorlardı. Bir baklava kutusu içerisinde 14’lü bir tabanca da getirmişlerdi. Alaattin`i vuracaklardı. Tüm araştırmalarımıza rağmen, şahsı bulamayınca tekrar Antep’e döndüler....
Musa Anter`in kızı Rahşan Yorozlu’da, Hürriyet gazetesinden "tetikçi gazeteci" Ersin Kalkan`la birlik olup, benim iyi niyetimi suiistimal edenlerdendir. Karşılaşmamız esnasında saygıda kusur işlemediğim halde, babasını öldürdüğüme dair bir kelime dahi söylememe rağmen beni Musa Anter`in katili ilan ettiler. Olayın planlayıcıları belli, olayda kimin ne rol aldığını en ince ayrıntısına kadar açıklamış, tetikçinin halen nerede ve ne yaptığını deşifre etmiş olmama rağmen, birileri ısrarla hâlâ beni "Musa Anter`in katili" olarak göstermek için özel bir çaba gösteriyorlar......
Hâlbuki 1993’lerden sonra daha işin başında iken JİTEM’den ayrılmak istediğimi Abdullah Öcalan’ın ailesinden insanların aracılığıyla kendisine iletmiştim. Ancak “Serok”tan aldığım “emir” “olduğu yerde kalsın ve işine devam etsin daha sonra düşünürüz” oldu! JİTEM’de kalmamı isteyen Öcalan’ın bunda bir günahı yok mu? Neden kimse bu durumu sorgulamayı akıl etmedi? Abdullah Öcalan neden o kadar çok seçenek varken, sadece orada kalsın dedi?...
Kayıp Yakınlarının umudu Aygan ve Nasname oldu ve olmaya devam ediyor.
Yakın bir zamanda bizleri arayan ve bizzat konuştuğumuz Mehmet Özdemir'in kardeşi Ali Mert, her türden umudun kestikten sonra bize (Nasname Kayıplar Bölümü)'ne ve Aygan'a umut bağladı.
...
Kayıplar Dosya'mıza Kalender Şahin de kardeşi Aydın Şahin'le ilgili bilgi yolladı. Biz Aydın'ı da, Kalender'i de iyi tanırız. Kalender; kardeşi ve onunla beraber Kayıp ettirilen arkadaşlarını yıllardır arıyor. İlk gün bize geldi. Biz Kayıp edenlerin adresini verdik. Ve ona dosdoğru söyledik. Artık Kalender'i de Aydın'ı da tanımayan yok. Ama Kaybedenler 'Sağır Sultan'ı oynamaya devam ediyor. Biz usul gereği sayın Kalender'e de yer vereceğiz. Ve sayfasını da Nasname'mize alacağız. Selam ve başarı dileklerimizle /Nasnamenews/Kayıplar Bölümü...
Kayıplar Dosyası çalışmamız başladı. Mahsum (M. Emin UNAY)'la başladık. Özdemir kardeşlerle 2 ve 3 diye devam edeceğiz. Kayıplarınıza sahip çıkın. Kayıbımız Ayıbımızdır. Onlara bari bu kadarcık iyiliğimiz olsun. Selam ve saygıyla. Nasnamenews/Kayıplar Bölümü...
Kod Adı : Küçük Serhat veya Ferhat Dersim
Doğum Yeri / Tarihi : Pertek - Tozkoparan (eski adı Tanz) - 1972
Kayıbını Arayan : Zeycan Özdemir (Annesi)
1996 yılında Avrupa üzerinden katıldı. 1998 Mayıs'ında Pervari'de şehit olduğu söyleniyor. Yine aileye verilen bilgiler doğrultusunda gidildiğinde, orda olmadığı söyleniyor. 2001 tarihinde alınan başka bir bilgiye göre sağ olduğu söylendi. Halen akibeti bilinmiyor.
...
Biz, ülkemizde isimleri Türkçeleştirilen yerlerin yeniden gerçek adlarına kavuşmasını istiyoruz. Bu konuda çalışması veya projeleri olan her kurumla da dayanışma içinde olacağımızı bildiriyoruz. Bu konuda bilgi ve önerileri olan herkesin bizimle ilişkiye geçmesini ve bilgilerini bu dosyamıza aktarmasını temenni ediyoruz. ...
Bu KAYIPLAR DOSYASI'nı açacağımız zaman bir çok kesimin uykularının kaçacağını tahmin ediyorduk. Ancak 'Biz nereye vuruyoruz, nerden ses geliyor?' bunu anlamıyoruz. Nihayetinde biz de etten/kemikten ve sinirden mütteşekil insanlarız. Bazı kel alaka okuyucuya da cevap verdik. Bir defa; Ferhat TEPE yazacağımız yerde Metin yazmıştık. Bu birinci özrümüz. İkincisi de -hemen sinir atına binip- bazı gereksiz okuyucu ve gereksiz konular yanıt verdik. Bu da ikinci özrümüz. Ve bu konuda daha dikkatli olacağız. Evet, Mahsum (Mehmet Emin UNAY) Mahsum Kızıltepe ile devam edeceğiz. Ve özel bölüm açılınca hepsini bir arada da vereceğiz. Selam ve saygı ile /Nasnamenews/Kayıplar Bölümü...
Taraf Gazetesinin "Dolar Milyoneri İki General" haberi üzerine; hafızaları tazelemek adına biz de Nasname arşivinden bir "HOLDİNG" haberini güncelleştirmede yarar gördük. Taraf'ın "Dolar Milyoneri İki General" haberi, aynı zamanda bize12 Eylül Darbecilerinden TAHSİN ŞAHİNKAYA'yı anımsattı! Manisalı bir Berberin oğlu olan Tahsin Şahinkaya, dünyanın en zengin ondört Generali arasındadır. Bunu bilen veya bu zatın nice olduğu, ne yaptığını bilen var mı sahi?...