Bir "Faili Meçhul" Hikayesi...
Mutafa Karasu'nun pravakasyonuyla, 30 Ağustos 1977 tarihinden itibaren firari durumuna düşmüşüm. Sadece ben değil, Mustafa Keser, Osman Kocaoğlu ve Bekçinin oğlu Fethi......de firari. Firari olmamız, ''devrimci faaliyet'' yürütmemize engel teşkil etmiyor. Nizip, Antep, Birecik ve Urfa'da faşistlere kan kusturuyoruz.
![]()
16. BÖLÜM:
Bir "Faili Meçhul" Hikayesi
1979'un son aylarıydı.
12 Eylül Faşist Askeri Cunta’nın işbaşı yapabilmesi için; Kenan Evren için “şartların olgunlaşmaya” başladığı bir dönemdi.
Yeni evliyim, yarı profesyonel devrimciyim ve aynı zamanda da Nizip Askeri Alan sorumlusuyum.
Mutafa Karasu'nun pravakasyonuyla, 30 Ağustos 1977 tarihinden itibaren firari durumuna düşmüşüm.
Sadece ben değil, Mustafa Keser, Osman Kocaoğlu ve Bekçinin oğlu Fethi......de firari.
Firari olmamız, ''devrimci faaliyet'' yürütmemize engel teşkil etmiyor. Nizip, Antep, Birecik ve Urfa'da faşistlere kan kusturuyoruz.
Bir kaçan, bir de uçan elimizden kurtulabiliyordu...
Bizi pravakasyonvari eylemlere zorlayan, fakat kendisi bir şey yapmayan Mustafa Karasu'nun yerine, Terzi Ali (Ali Ömürcan) gelmişti.
Kolluk Kuvvetleri bizi; “adam öldürmeye tam teşebbüs''ten arıyor, fakat biz ortalıkta cirit atıyorduk.
Yaklaşan tehlikeden haberimiz yok tabii ki.
Fakat ''liderimiz'' gaipten haberi almış olmalı ki; tez elden kendini Hafız Esad'ın kucağına atmanın planlarını yapıyor ve bunu da başarıyor.
Durum fırtına öncesi sessizliğe benziyordu. Fakat yoğun devrimci çalışma ortamında biz bunu idrak edememiştik.
Şehir merkezinde ve çevre köylerde açıktan silah taşıyorduk. Devriye gezen polis ve bekçiler bizi görmemezlikten geliyorlardı.
Kendimize aşırı bir güven hissine kapılmıştık.
Hal vaziyet böyle iken, bir gün uzaktan akrabamız olan Mehmet Ali Arı amca beni evine çağırdı.
M.Ali amcanın, CHP ilçe yönetimiyle arası çok iyiydi. Kısa bir hoşbeşten sonra, M.Ali amca bana; ''yeğenim seni severim. Üstelik akrabayız da. Yeni evlisin. Sana bir zarar gelmesini istemem. Oğlum Ahmet'i Almanya'ya gönderdim. Seni de göndereyim. Git buralardan'' diye teklifte bulundu.
Serde devrimcilik var ya, teklifi tereddütsüz reddettim. ''Sağ ol amca. Fakat arkadaşlarımdan habersiz bir yere gidemem'' dedim.
M.Ali amca çok ısrar etti. Fakat kabul etmedim.
Bu görüşmeden kısa bir süre sonra yakalandım ve cezaevini boyladım.
M.Ali amcanın oğlu Ahmet gerçekten “kurtulmuş” muydu?
Ahmet Almanya'ya gitmesine gitmişti de, ama kurtulamamıştı...
O'nun da yüreğinde devrim ve vatan aşkı ateşi yandığından dolayı tekrar örgütle irtibatlaşmıştı.
Şubat 1980’de başlayan cezaevi faslım 1981'in sonbaharında ''paus'' verdi.
Ardından zoraki askerlik görevine gidiş ve 17 Mayıs 1982’de Güney Kıbrıs'a firar...
Dalyan boylu Ahmet'le tekrar karşılaşmak Lübnan Trablussam eğitim kampında nasip oldu. Eğitim devresi sonucunda Ahmet başarılı bir gerilla adayı teğmen olarak Filistinlilerden ödül olarak bir tabanca da almıştı. Dört buçuk aylık siyasi ve askeri eğitimi tamamladıktan sonra, ben Şam'a çağrıldım. Ahmet ise Helve kampında kaldı.
Bir daha birbirimizi görmek kısmet olmadı.
On yıllık devrimci emeğime bir ''çizik'' çektiğim 1985 yılında, Siirt Sıkıyönetim Sorgulama Amirliğinde iken Ahmet'in acı öyküsünü Kadri Kaplan adındaki bir gençten dinledim.
Kadri Kaplan da bizler gibi vatanını sömürgecilerden kurtarmak amacıyla dağa çıkmıştı. Daha çok gençti. Örgütteki anti-demokratik uygulamalar; O'nun da canına tak etmiş, çareyi örgütten kaçmakta ve düşmana sığınmakta bulmuştu.
Kadri'nin anlattıkları kanımı dondurmuştu.
Ahmet' i tanıyordu ve acı sonuna tanık olmuştu:
''Ahmet'i belden yukarısı çıplak bir halde karşımıza çıkardılar. Grup sorumlusu; “arkadaşlar, bu unsur bir ajandır. Faaliyetlerimiz ve liderliğin konumu hakkında T.C.ye bilgi vermiştir. Bu unsurun cezalandırılması lazımdır” diye açıklama yaptıktan sonra; Ahmet'i tek sıra halindeki gerillaların önünden yürüttüler. Orada, tek sıra halinde duran herkes Ahmet'in yüzüne tükürdü. Elimize tutuşturulan yaş ağaç çubuğu ile hepimiz O'na vurduk. Ahmet; çıplak vücuduna vurulan çubuk darbeleriyle acı çekiyordu. “Arkadaşlar ben ajan değilim, tek suçum tekrar Almanya'ya gitmek istememdir” diye bağırıyordu.
Ahmet'in bağırıp çağırması fayda etmedi tabi... İşkence faslından sonra, grup sorulumuz gruptan üç kişi seçti. Üç kişi bir kazma, bir kürek ve Ahmet'i alarak tepenin arkasına gittiler. Bu üç kişi geri döndüklerinde artık Ahmet yoktu. Gelenlerin kaleşinkof silahlarının süngüsünden kan damlıyordu. O zaman anladım ki; Ahmet' i kurşunlayarak değil, süngüleyerek öldürmüşlerdi'' dedi.
Kadri'nin anlattıkları karşısında kendi durumumu unutup, çok üzülmüştüm. Cezaevinde iken Ahmet'in ailesiyle irtibata geçtim ve duyduklarımı aktardım. Bu; kolay olmadı tabi. Fakat ailesi Ahmet' in akıbetini öğrenmeliydi. Ahmet'in kardeşleri inandı, fakat babası halen inanmış değil. M.Ali amca halen dalyan boylu oğlunun yolunu gözlüyor.... Çünkü O, oğlunu Almanya'ya göndermekle kurtardığını sanıyordu. Ne bilsin ki; T.C.’den kurtulan, APO'dan kurtulamıyor!?.
M.Ali Amca yaşıyorsa, halen Ahmet’inin yolunu bekliyordur. Allah benzer durumları yaşayanlara sabır versin…
NOT: Anlattığım bu olay; Nizip'te ikamet eden Arı ''Mala Rem İrci” Ailesinden Ahmet ARI'nın gerçek hikâyesidir.
Devam edecek…



Yorumlar (23 gönderildi):
Nasname'deki "Dosya Haber" bölümünde hepsi mevcuttur ve oradan istediğiniz bölüme kolaylıkla erişebilirsiniz.
Nasname
Bu türden yazılar yazmanız sizin insani sorumluluğunuz olmakla birlikte, Kuzey Kürdlerinin gerekli tepkiyi göstereceğine inanmıyorum.
Faili meçhul cinayetler ve yargılamalara karşı bir tepki geliştirmeyen birey ve kurumların vicdanına seslenmek nafiledir.
Sizin birey olarak sorumlu davrandığınıza inanıyorum.
selamlar
pkk ve devletin aygana saldırılarını anlıyorum ama, eski bir nasnamecinin aygana saldırmasını anlayamıyorum. a.kadir ayganı nasnameye getiren ve açıklamalarını nasnamede yayınlayan kişi kendisine ait web sitesinde bu günkü yazısıyla nasname ve aygana saldırmaktadır.
aygan a moralın bozulmasın, doğru ve hak bildiğin yolda devam et; zalimlerin zalimliklerini haykırmaya devam et!
Ben O'na sadece acıyorum. gerçekten acıyorum...Günübrlik O'nun en yakınından rapor alıyorum. Son halleri hiç de iç acıcı değil.''Zeytinyağı gibi'' üste çıkmaya çalışıyor.
APO nun bana ''kaygan'' demesinden zevk alan birisine sözüm yoktur. Nevzat dolandırmışsa, kendisi Nevzat'tan daha önce beni hayal kırıklığına uğratmış ve dolandırmıştır.
Almanya'daki Türk konsolosluğuyla muhabbeti'ni kamuoyuna aciklayinca küplere bindi. 360 derece dönüş yapıp bu konuda rekor kırdı.
Hakkımdaki söylemlerini değiştirdi.''Düşmüş''e vurmak bize yakışmaz. Zaten Allah vurmuş..
selam ve saygılarımla.
Bir haksızlık gördüğünüzde müdahale etmezseniz;
Önce hakkınızı, arkasından da şerefinizi kaybedersiniz.... HZ.ALİ
siz hz.ali ye ait bir sözü kullananrak kendi jitem icinde yaptiklarinizi aklamaya calsiyorsunuz. Peki PKK icinde haksizliklar yasandi. madem "iyi bir Kürtsünüz" neden baska size yakin bir Kürt Örgütünün icinde yer almadinizda Gidip size (Kürt Halkina) Haksizligin daniskasini yapan Ölüm Grubunun icinde yer aldniz?
Kendi gercekliginizle yüzlesin.
c. talabani ve grubu bizimkilere ates aciyor ve mehmet karasungur öluyor. mehmet ve adiyamanli ölmuyor.celan talabani alim geri gönderiyor dediler. merkez komitesi uyesi mehmet karasungur öluyor ama siz niye ölmediniz,ve fedailik yapmadiniz diye töhmet altina konuldular.
apocular ikisini yok etti ama nasil? mehmet karasungurun hanimi kavga eti apocularla o da ne oldu bilinmiyor..fakat c. talabani bu olayi hic kabul etmedi.
sevgi ve sagilarimla
Yorum yaz