Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: PKK Kast Örgütüne Dönüştürülmüştür... PKK Kast Örgütüne Dönüştürülmüştür... ================================================================================ Nasname - : on 08 Sep, 2010 06:35:00 Diktatörler; kendi saltanatlarını kurmak ve sürdürmek için akıllı insanlara gereksinim duyarlar. Çünkü akıllı insanlar vasıtasıyla kitleleri etkileyebileceklerinin, inandırabileceklerinin farkındalar.Her diktatörlük; “yanlışı doğru, haksızlığı haklı ve kötüyü iyi” göstererek varlık kazanır. Bu nedenle de akıllı insanlardan tedirgin olurlar. Çünkü yaşanan/yaşatılan yanılsamayı ilk fark edecek olan akıllı insanlardır. Hem akıllı insanlara ihtiyaç duyan, hem de onlardan tedirgin olan diktatörler; akıllıları kişiliksizleştirerek/duyarsızlaştırarak ve sindirip boyun eğdirerek amaçlarına ulaşmaya çalışırlar… Her akıllının cesur ve kişilikli olmadığını bilen diktatörler; hem akıllı, hem de kişilikli insanları baş düşman ilan edip öncelikle onlardan kurtulmaya çalışırlar… PKK tarihine bakıldığında akıllı ve kişilikli insanların nasıl yok edildiğini görürüz. İlk vurulan kadrolar en akıllıları olmasalar da, akıl ve kişilik birlikte değerlendirildiğinde, ilk sıralarda yer aldıkları rahatlıkla görülebilir. Semir (Çetin Güngör), daha 1984’te kaleme aldığı bildiride, hem akıllı hem de kişilikli olduğunu gösteren bir insandı. Öldürüleceğini bile bile Öcalan ve yarattığı tarikata başkaldıran Semir, 1985’te kadın ve çocuklarında içinde olduğu yüzlerce Kürd insanının ortasında İsveç’in başkenti Stockholm’da bir PKK tetikçisi tarafından katledildi. PKK içindeki ilk ciddi muhalefetin öncülüğünü yapan Semir; PKK’de bugün yaşanan çirkinliği, kişiliksizleşmeyi, farklılıklara tahammülsüzlüğü ve yarattığı tahribatı daha 1984 yılında öngörebilmişti. Semir’in yazdıkları dikkatle okunduğunda, PKK ve Öcalan’ı ayakta tutanların kimler olduğuna dair ipuçlarını bulmak ta mümkün olacaktır. Bunlar ya akılsız olanlar, ya da akıllı ama kişiliksiz/korkak olanlardır… Özgür bir gelecek; hem akıllı, hem de kişilikli insanlarla olanaklı olur ancak; PKK’yi ayakta tutanlarla değil… Özgür Bireyler Topluluğu olarak; kürdistan'da hafıza kaybına izin vermemek adına, Semir'in öldürülmesine neden olan ve 18 Mart 1984 tarihinde kamuoyu ile paylaşmış olduğu PKK'ye ilişkin düşüncelerini siz Nasname okurlarına tekrar sunuyoruz... NASNAME ----------------------------------------------------------------------- II. Bölüm PKK kast örgütüne dönüştürülmüştür. PKK yönetimi, kendi çıkarına denk düşen her türlü şeye devrimcilik çıkarına ters düşen şeye de karşı-devrimcilik adını vermektedir. Kendisine karşı içinden ve dışından oluşan duyarsızlık ve mezar sessizliğine övgüler düzerken, yapılabilecek herhangi bir eleştiriye ise sadece "ölüm nişanı"nı layık görmektedir. Bugün birçok örgüt PKK'nin mevcut tutumundan ve gelecekte alacağı biçimden endişe duymaktadır. Ayrıca, PKK'de kadrolar çoğunlukla gözle görülmeyen ama kimi zaman da görülebilen bir baskı altındadır. Bu kadrolar açısından örgüt içinde ellerinde kendi kişiliklerinden başka hiç bir şey kalmamıştır. Hatta yığınla insan ellerinde son olarak kalan kişiliklerini de kaybetmiştir. Çünkü PKK'de dogmatik otoriteye koşulsuz bağımlılık kadroları düşünmekten alıkoymuş ve kişilik bu noktada varlığını koruyamaz duruma dönüşmüştür. Orgüt üyelerinin gerektiğinde kendi akıllarına danışma koşulu ortadan kaldırıldığı için sorunlara karşı duyarsızlaşmış, öz benliklerini kaybetmiş ve yolunu şaşırmış insan tipleri meydana çıkmıştır. Bu duruma dönüştürülen kişiler ister istemez gözü kapalı olarak başka dayanaklar aramakta ve neticede PKK yönetiminin kuyruğuna takılmak zorunda kalmaktadır. PKK’ye egemen olan kadro tipi budur. PKK yönetimi en çok bu stilde yetişmiş kadroları beğenir. Ben bu düzeni devrimcilik olarak görmeyip beğenmeyenlerdenim. Bu nedenle övgüye değil, ölüm nişanına layık görüldüğüme şaşırmıyorum. Kanımca PKK yönetimi ile aramızdaki tartışmanın konusu da budur. Yanlış olduğunu fark ettikten sonra PKK diye bir "din" uğruna bile bile çalışmak çılgınlıktı ve ben bu çılgınlığı yapmak istemedim. PKK doğru bildiğim bir yanlış, ya da üstüne hiç bir kanıt olmadığı halde inandığım bir örgüttü. Bunu kavradıktan sonra kimse beni PKK'de tutamazdı. Bilindiği gibi devrimciler geniş anlamda toplumun gelişim yasalarını dar anlamda siyasal mücadelenin geişirim yasalarını bilmek ve bununla kaynaşmak zorundadır. Kendisine devrimciyim diyebilen tüm kişi ve kuruluşlar diğer birçok şeyin yanında bir de en çok bu bilimi tanımak zorundadırlar. Demokrasi ve sosyalizmi kitlelere mal etmenin biricik yolu, toplumun gelişim yasalarının kavranması temelinde doğru ve sağlıklı örgütlenmeyi yaşama savaşımından geçer. Kürdistan’da aydın olmanın verdiği bilinç ve sorumlulukla ve kavrayabildiğim kadarı ile o günün koşullarında doğruluğuna inandığım PKK'nin saflarında çalışmaya başladım. Simdi yıl I984. Partiye ve mücadeleye yaklaşımdaki anlayış farklılıkları nedeniyle bir arada yürümenin koşulları ortadan kalktığı için özgür irademle PKK'den ayrılmak zorunda kaldım. İşte kamuoyunda duyulabildiği kadarıyla bilinen gelişmeler bu noktadan itibaren ortaya çıkmıştır. Geçmişinde örgüt içi tartışma ve gerekiyorsa ayrılabilme geleneği bulunmayan PKK, şanına yaraşır tutum ve davranışlara bu sorunda da girmekte gecikmedi. Dedikoduyu, yalanı, demagojiyi ve sahtekârlığı ayyuka çıkardı. Bu saldırılarından istediği sunucu alamayınca da daha da uç noktalara giderek Serxwebun Gazetesinde son mesajını verdi; "Semir yaşamamalıdır". PKK'nin geçmişteki geleneklerini anımsatan bir davranışa girmesi belki fazla yadırganmayabilir. "Ne var bunda, her zaman yaptığını yapıyor" denilebilir. Lakin son olarak ortaya çıkan sorunun geçmiştekilerden oldukça farkla yönleri vardır. PKK yönetimi dürüstlükle hiç bağdaşmayan gerekçelerini gösterip açık tavrını belirttikten sonra, mevcut sorunun bir diğer tarafı olarak kısa açıklamada bulunmak ve bu açıklamanın ışığında PKK gerçeğini ya da daha doğru ifade etmek gerekirse, PKK'nin karanlıkta kalmış yönlerini aydınlığa kavuşturmak istiyorum. Mümkün olabildiğince daha ayrıntılı belirlemeleri değişik toplantılarda açıklamayı şimdilik yararlı buluyorum. Çünkü PKK'nin bilindiği sanılan ve hiç bilinmeyip karanlıkta kalan taraflarını gün yüzüne çıkarmak aslında geniş bir konudur. Bunu anlatabilmek uzun yazıları zorunlu kılmakta ve dolayısıyla bu bildirinin kapsamını aşmaktadır. Bu nedenle bu bildiri PKK'nin tam bir yorumu olarak görülmemelidir. PKK'nin tanınmasında sadece önbilgi sunmayı amaçlamaktadır. Özetle,ortaya çıkan pratik bir olay vesilesi ile acil olarak PKK'nın tutumunu teşhir etmek için gerekli gördüğüm bazı perspektifleri vermek gayesiyle bu bildiriyi yazmayı yararlı gördüm. Devrimcilerin mücadele yaşamları boyunca karşılaştığı olaylar daima ilgi çekici olmuştur. Görevleri toplumların gelişim yasalarını incelemek ve bu temelde öngörülen değişikliği sağlamak doğrultusunda çalışmak olduğundan; devrimciler sürekli gerçek hayatın ve olayların içinde yaşarlar. Ama bu devrimciler gurubu, toplumsal olaylara eğer PKK'li olarak bakmış iseler, sanıyorum onların gördükleri ve yaşadıkları daha da ilgi çekicidir. Çünkü her devrimci hayata ve olayları bakar, lakin PKK'li bir başka türlü bakar. Hastalıklı kafalarla normal kafaların toplumsal sorunlara yaklaşımları elbette ki birbirinden farklı olacaktır. PKK denilince çok kişinin aklına belki çeşitli tanımlamalar gelebilir. Ama PKK'nin yapı taşlarını koyanlardan biri olarak benim aklıma gelen ilk şey ise, başlangıçta devrimci niyetlerle bir araya gelen ama yetersiz önderlik yüzünden dogmatikleşerek amacından uzaklaşan ve ilk biçimini kaybedip giderek kastlaşan "dogmatik örgüt” anlayışıdır. Birçok devrimciye yönetiminde hastalıklı kafaların bulunduğu dengesiz bir örgüt göstermek istediğimde aklıma gelen tek isim vardır: PKK. PKK, 1970-80 siyasal kuşağında Kürdistan'da ortaya çıkan ama bu kuşağın olumluluklarından az yararlandığı için yozlaşan ve giderek tehlikeli olmaya başlayan bir örgüttür. Kürdistan tarihinde yığınla işlenmiş hataları kendisine örnek alan, sonradan çıkan "boynuzun kulağı geçtiği" misali gericiliğini kanıtlayan PKK'nin şimdiki durumu, eğer dikkat edilmez ve toplumsal mücadelenin yasaları iyi izlenmezse başlangıçtaki niyetleri nasıl olursa olsun bir örgütün zamanla nasıl yozlaşıp dogmatık ve anti demokratikleşeceğine dair örnek olan bir ibret vesikasıdır. Uzun yıllar devam eden yol arkadaşlığımız sırasında yığınla gelişmeyi, değişmeyi ve sorunlar ile çözüm biçimlerini PKK ile birlikte İzledim ve yasadım. Dayatan sorunları PKK'eyle birlikte çözmeye çalıştım. Bu ortak yaşam 1975-84 dönemi arasında sürdü. Bu dönem PKK'nin ortaya çıkışı ve örgütlenişi olduğundan en önemli yıllarıdır. Ulusal kurtuluşçu niyetlerle ortaya çıkan bu örgüt sosyalist olabilecek midir, yoksa olamayacak mıdır? İşte bunun savaşımını verenlerden biri de PKK'yi sosyalist örgüt statüsüne kavuşturmak isteyenlerden Olduğum için bendim. Yıllarca feodal gericilik içinde yaşandığından dolayı demokrasinin ve sosyalizmin faziletlerini en çok bilenler hep genç yurtsever devrimciler olmuştur. Bu anlamda doğal olarak PKK içindeki, sosyalist dönüşümü sağlamak isteyenlerden yana tavır aldım. PKK'de var olan bir anlayışı özlü olarak anlatmak isterken belki yeterli olmayabilirim. Bu birçok şeyi bilemediğimden ya da unutmuş olabileceğimden de kaynaklanabilir. Bütün bu eksikliklerine rağmen yine de PKK nedir tartışmasına değişik yorum getirdiği ölçüde bu bildiri yararlı görülebilir. Devrimcilerin PKK'yi daha iyi tanımayı becerdikleri ölçüde bana katılacaklarından endişem olmayacaktır. Artık şimdi PKK'deki sorunun özüne inebiliriz…… 3.Bölüm: PKK Kaynıyor... Devam Edecek...