Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: Sahibinin Dilinden PKK (1. Bölüm) Sahibinin Dilinden PKK (1. Bölüm) ================================================================================ Nasname - : on 26 Aug, 2010 02:03:00 Diktatörler; kendi saltanatlarını kurmak ve sürdürmek için akıllı insanlara gereksinim duyarlar. Çünkü akıllı insanlar vasıtasıyla kitleleri etkileyebileceklerinin, inandırabileceklerinin farkındalar.Her diktatörlük; “yanlışı doğru, haksızlığı haklı ve kötüyü iyi” göstererek varlık kazanır. Bu nedenle de akıllı insanlardan tedirgin olurlar. Çünkü yaşanan/yaşatılan yanılsamayı ilk fark edecek olan akıllı insanlardır. Hem akıllı insanlara ihtiyaç duyan, hem de onlardan tedirgin olan diktatörler; akıllıları kişiliksizleştirerek/duyarsızlaştırarak ve sindirip boyun eğdirerek amaçlarına ulaşmaya çalışırlar… Her akıllının cesur ve kişilikli olmadığını bilen diktatörler; hem akıllı, hem de kişilikli insanları baş düşman ilan edip öncelikle onlardan kurtulmaya çalışırlar… PKK tarihine bakıldığında akıllı ve kişilikli insanların nasıl yok edildiğini görürüz. İlk vurulan kadrolar en akıllıları olmasalar da, akıl ve kişilik birlikte değerlendirildiğinde, ilk sıralarda yer aldıkları rahatlıkla görülebilir. Semir (Çetin Güngör), daha 1984’te kaleme aldığı bildiride, hem akıllı hem de kişilikli olduğunu gösteren bir insandı. Öldürüleceğini bile bile Öcalan ve yarattığı tarikata başkaldıran Semir, 1985’te kadın ve çocuklarında içinde olduğu yüzlerce Kürd insanının ortasında İsveç’in başkenti Stockholm’da bir PKK tetikçisi tarafından katledildi. PKK içindeki ilk ciddi muhalefetin öncülüğünü yapan Semir; PKK’de bugün yaşanan çirkinliği, kişiliksizleşmeyi, farklılıklara tahammülsüzlüğü ve yarattığı tahribatı daha 1984 yılında öngörebilmişti. Semir’in yazdıkları dikkatle okunduğunda, PKK ve Öcalan’ı ayakta tutanların kimler olduğuna dair ipuçlarını bulmak ta mümkün olacaktır. Bunlar ya akılsız olanlar, ya da akıllı ama kişiliksiz/korkak olanlardır… Özgür bir gelecek; hem akıllı, hem de kişilikli insanlarla olanaklı olur ancak; PKK’yi ayakta tutanlarla değil… Özgür Bireyler Topluluğu olarak; kürdistan'da hafıza kaybına izin vermemek adına, Semir'in öldürülmesine neden olan ve 18 Mart 1984 tarihinde kamuoyu ile paylaşmış olduğu PKK'ye ilişkin düşüncelerini siz Nasname okurlarına tekrar sunuyoruz... NASNAME ----------------------------------------------------------------------- Devrimci Kamuoyuna 1920-1970 ile 1970-I980 arasında iki değişik evreden geçen toplam 60 yıl, Türkiye ve Kürdistan halkının ulusal bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm savaşımı yolunda kendisine devrimci kişilik kazandırma çabalarıyla dolu sıkıntılı yılları kapsamaktadır. Günümüz koşullarının var olan siyasal guruplaşmaları yaşanmış ve geçmişte kalmış bu iki evrenin çeşitli anlayış ve uygulamaları konusunda genel olarak farklı iki açıdan bakan mantığa sahiptirler. Bazı guruplaşmalar geçmişin anlayış ve uygulamalarını kritik edip doğru bulmazken diğer bazı guruplaşmalar da bütünüyle sahip çıkıp övgüye layık görmektedir. Ancak bu durum henüz sağlıklı bir çözüme ulaştırılmış olmadığından, hala tartışmaya değer sorun olarak devrimci kamuoyunun gündeminde durmaktadır. Devrimci savaşımın önümüzdeki süreçte alacağı biçimin üzerinde, bugün yapılması istenen ve yapılmakta olan tartışmaların sonucu çok ciddi etkide bulunacaktır. Kendi özgün koşulları içinde geçmişe yönelik sorumluluk duygusu hisseden ve halk adına yola çıktığını ifade eden tüm kişi ve kuruluşların bu anlamda tartışmalara katılmasında büyük yararlar vardır. Belki de yaşadığımızdan ve sonuçları üzerinde direkt sorumlu olmamızdan olsa gerek, ikinci evre olarak adlandırılan 1970-80 yılları arasındaki devrimci mücadelenin ortaya çıkardığı iyi ya da kötü birikim konusu üzerinde kanımızca daha bir özenle durulmalıdır. Çünkü bu evrenin başlarında ortaya çıkan ve siyasal çalışmaları yürüten devrimci önderlerin bayrağı altında değişik süreçlere girerek mücadele edenlerin -80'de yenilmelerine rağmen- gerçek bir Marksist partiyi ve sosyalizmi isteyen halklara değerli savaşım mirası devrettikleri yadsınamaz. Beraberinde taşıdığı bütün olumsuzlukların yanı sıra bu dönem; Marksist teorinin bilimsel tarzda kavranmaya çalışılması, düşün yaşamına ilişkin dogmatik kalıpların kırılması arzusu, devrimci parti arayışlarına getirilen yeni yöntemler, 70'lerden bu yana Türk ve Kürt halkının özlemini çektiği yönetimin ipuçlarını bize vermektedir. Çok çeşitli savaşım ve deneyim sürecinden geçen 60 yıllık İdeolojik, siyasal ve örgütsel ortamı ne devrimciler ne de Kürt ve Türk halkı kolay kolay unutacaktır. Lakin sorun sadece bu değildir. Sadece geçmişe historiker/tarihçi bakış açısı ile eğilmek değildir. Soruna yaklaşım bunun da ötesinde bir şeyler ifade etmektedir. Marksizm’in evrenselliğinin kavranması ışığında; başta devrimciler olmak üzere halklara demokrasi ve siyaset kültürü vermek, bütün bunların teorik donanımlarını oluşturmak ve kitlesel güce yaslanmayı inandırmaktır. Halkların algılama düzeyine ve sağduyusu temeline bağlı kalarak yenilenmiş, demokrasi ve sosyalizm kavgasını omuzlayan kıvama gelmiş devrimci bir yapıyı yaratma aşamasına ulaşmaktır. Bu anlamda; eldeki bilimsel verilerin ışığında geçmişin tartışılması bir taraftan halkı ve devrimcileri yeterince tanıtmasını sağlarken, öte taraftan ge¬leceğin savaşımının nasıl verileceğini ortaya çıkaracaktır. İşte bu yazıyı hazırlarken yukarıda bahsettiğim bu gerekçeye yaslandım. Kamuoyunda sürdürülen tartışmaları bir tarafından yakalayarak çeşitlendirmek ve özel olarak ta böylesi bir tartışmanın ekseni içinde son aylarda PKK'de meydana gelen sorunlar hakkında devrimci kamuoyuna önbilgiler vermek istiyorum. Evet, bu yazı PKK üzerinedir. Sol yelpazede "virjinya vebası" gibi giderek yaygınlık kazanan bağnazlığın, gelecekte halklarımıza karşı daha tehlikeli boyutlara ulaşmaması için "köşede" kalmış bu düşünceler belki bir parça uyarıcı olabilir diye düşündüm. Bunun gerçekleşmesinde bir adım olur umudu ile bu bildiriyi kaleme aldım. PKK'nin şahsında gelişme sürecine giren mevcut tehlikeye işaret ederken bilgim ve iradem dışında bazı yanlışlıklara düşmüşsem eğer, bunun bildiriden beklediğim yarara bağışlanmasını diliyorum. Ayrıca bu anlamda her türlü eleştiriye ve tartışmaya da açığım. PKK'yi çok iyi tanıyorum. O hayatı bütün ayrıntılarına değin yaşadım. Bu örgüt uçak mazotu gibidir, çabucak ateş alır. Şimdi bu bildiride kendisini olumsuzlayan bir yan buldular mı, benden daha değerli birçok örgüt ve kişiye attıkları karayı bana da atacaklardır. Bana devrimci ahlak literatüründe kabul edilecek biçimde "reformist", "oportünist" ya da ne bileyim bir başka eleştiri yöneltmiş olsalardı inanır mısınız yine de PKK'nin şerrinden ucuz kurtulmuş olurdum.[PKK tarafından öldürüleceğini biliyor gibi...] Bir zamanlar bütün bir Türkiyeli ve Kürdistanlı guruplar ile kendilerinden ayrılmış olan kişilere çaldıkları karalar eğer hatırlanacak olursa şimdi benim için söylenecek olanları (ve de söylenenleri) tahmin etmek hiçte zor olmasa gerek. Sanıyorum ki PKK gelecekte de birçoklarına aynı karayı çalmaya devam edecektir. Bu anlamda ben, benden önceleri PKK tarafından karalanmış birçok guruptan ne daha iyi ne de daha kötü bir devrimciyim. Kendim için böylesi bir övgüm veya yergim yok. Aydın olmanın bilincine vardığım günden beri devrimciyim. Marksizm’e, ülke devrimine ve bütün bunların prensiplerine elimden geldiğince boyun eğmekteyim. Benim devrimcilik anlayışım ve inancım budur. Bu nedenle PKK'nin şimdiye dek söylediği daha da söyleyebileceği sözleri ciddiye almam mümkün değildir. Benim için hiçbir siyasi ve hukuki kıymeti yoktur ve beş metelik etmeyecektir. Beni PKK'nin hakkımda söyledikleri değil sorumluluk duyduğum konuların devrimci kamuoyuna iletilmesi ilgilendirmektedir. II. Bölüm: PKK kast örgütüne dönüştürülmüştür: Devam Edecek...