Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: Sahibinin Dilinden PKK (8. Bölüm) Sahibinin Dilinden PKK (8. Bölüm) ================================================================================ Nasname - : on 24 Aug, 2010 12:13:00 Her nedense üç yıldan buyana tutuklu bulundurarak sürekli işkenceye tabi tuttukları Davut’un [Resul Altınok] akıbeti hakkında ise herhangi bir açıklamada bulunma cesaretini gösterememektedirler. Çünkü gerçekleştirdikleri her ölüm olayı kendilerini biraz daha bitirmektedir. “Yaz ve güz Tearuzları”yla birlikte ayrılan birçok devrimci-yurtsever de yine tutuklanarak hapishanelere atıldı. Tutuklulara yapıla işkenceler Türk burjuvazisinin işkencelerine taş çıkartacak cinstendi: Bunlar;... Sekizinci Bölüm: 1-Loş, rutubetli ve penceresiz hapishanelerde tutma, günde iki sefer tuvalete çıkış hariç havalandırmaya çıkarmama, 2-Bazen günlerce yemek, su, sigara vermeme, tüm temizlik araçlarından ve banyodan yoksun bırakma, 3-Tırnak çekme, vücudun muhtelif yerlerini jiletle doğrama, kaya yatırarak dikenli değneklerle çıplak vücuda rastgele vurma, 4-El ve ayaklardan tavana asarak saatlerce bekletme, 5-Yırtık ve paralanmış giysiler içinde bırakma, kitap, radyo, gazete, kağıt, kalem vermeme, 6-İdam edileceksin diyerek geceleri ıssız ormana götürme, kulak arkasından kurşun sıkma, bazen ayaklardan yaralama, 7-Ağza alınmayacak küfürler savurarak devrimcinin onuruyla oynama, 8-Kış mevsiminde çırılçıplak soğuk suda bekletme vb. biçimindedir. Bu tür işkenceleri yapmalarındaki amaç; tutukluları birlikte hareket ettikleri veya ilişkide bulundukları arkadaşlarını itirafa zorlamak, pişmanlık getirtmek, "PKK'den ayrılanların imhası gerekir" yönlü yazılar yazdırma ve Apo'nun "Ulusal Önder" olduğunu zorla kabul ettirmektir. Şu anda ellerinde tutuklu bulundurdukları devrimci ve yurtseverler; Ali Ömürcan (Cemal) MK üyesi, Suphi (Şoreş), Hüseyin Engizek, Süleyman Şimşek, Bahar, Aysel, Zeki, Beşir ve Bacı. Halka ve sıyası hareketlere karşı tutum: 1985’in Şubat ayının sonundan itibaren "Bahar Taarruzu"’nu ilan ettiler. Bu taarruzun amacına ulaşabilmesi için ellerinde kalan sınırlı sayıda kadro ve sempatizanlara okunan İş Talimatı şöyledir; 1-Halktan erzak ve para toplayın. Vermek istemeyenlerden ceza olarak daha fazlasını alın, 2-Her köyde bir adam vurun, şiddet temelinde gelişmeliyiz, 3-Ailelerin evlerine silahlı olarak gündüzleri girin, aileler ya PKK’den ya da düşmandan yana tavır takınmak zorundalar, ara yol bırakmayın, 4-Peşmerge toplayın, gelmek istemeyenleri zorla getirin. Direnenleri öldürün, gelmeyenler ajan-provokatördür, 5-Sosyal-şoven ve burjuva milliyetçi hareketlerden faaliyet yürütenleri görürseniz bize danışmadan vurun. Bu konuda tam yetkiye sahipsiniz. Bu güçlere yaşam hakkı yoktur... Bu talimatın gereklerini yerine getirmek istemeyenler ya tutuklamışlar, ya da öldürülmüşlerdir. Fırsat bulanlarda kamplardan veya gönderildikleri yerlerden ayrılmışlardır. Bu talimatın ardından halk üzerinde uyguladıkları baskı ve terörü artık zirveye ulaştırdılar. PKK'nin amaçlarını geçmiş deney ve tecrübelerden çok iyi kavrayan yöre halkı (Hakkari, Siirt, Bitlis) hiç bir tehdide aldırış etmeden en ufak destek vermemiştir. Halka karşı illegal yaşam sürdürmek zorunda kalan PKK, bu yörelerde aşiret reisleri ve feodal beylerle tek tek gö-rüşerek halka karşı bir cephe oluşturma çabası içerisine girmiştir. Feodal beylerin ve aşiret reislerinin istemleri doğrultusunda halk üzerinde estirdikleri teröre rağmen, sonuçta dayanmak istedikleri bu güçlerin çoğunun desteğini alamadılar. Çoğu diyoruz; çünkü tümüyle başarısız olmadılar. Şırnak'ta Alikan Tatar, Uludere'de Cemil ve Çukurca'ya birkaç saatlik uzaklıkta, G.Kürdistan'ın bir köyünde oturan Ahmet Miroz desteğini aldılar. Bunlar sadık birer PKK'li oldular. İçlerinde en önemlisi Şırnak'ta Süleymanlar diye bilinen aşiretin reisi ve aynı zamanda yörede en fazla toprağa sahip bir feodal olan Alikan Tatar'dır. Bu feodal, Kenan Evren ve Turgut Özal’ın yöredeki en büyük dayanağıdır. Şırnak'ta bu kişiye bağlı güçlü bir istihbarat ağı vardır. Bu istihbarat ağının elinden Şırnak halkının çekmediği kalmamıştır. Alikan Tatar'a bağlı istihbarat birimleri PKK'nin de birimleri haline gelmiştir. Bu şahıs hem HRK üyesi ve hem de PKK'nin cephe temsilcisidir. Abbas [Duran Kalkan] zaman zaman Alikan ağanın baş konuğu olur ve Abdullah Öcalan’ın mektuplarını iletir. Böylesine "güçlü" desteklere sahip PKK "Bahar Tearuzu’na 1985'in Nisan ayında yeni bir aşama kazandırır. KUK-SE'den dört sempatizanı, İKP'den de bir Peşmerge’yi katleder. Öncelikle bu olayı gazeteleri Serxwebun'da yalan ve çarpıtmalarla verdiklerini belirtelim. Olayın aslı şudur; 2 Nisan günü K.Kürdistan'dan gelip İKP’nin Keşan biriminden bir peşmergeyi yanlarına rehber alan dört KUK-SE sempatizanı kamptan 45 dakika uzaklaştıktan sonra, ıslanan giysilerini kurutmak için ateş yaktıkları bir anda, PKK-MK üyeleri Selim [Selahattin Çelik] ve Ebubekir [Halil Ataç] yönetiminde 14 kişilik silahlı gurup tarafından tutuklanırlar. Bu 5 kişi gözleri ve elleri arkadan bağlanarak taşlık bir araziye götürülürler. Burada silahlı gurup geri gönderilir, Selim ve Ebubekir tutukluların yanında kalır. KUK-SE önderlerinden birinin yerini söyletmek için tutuklulara bir gün, bir gece boyu işkenceler yapılır. Fakat hiçbirini konuşturamazlar. Nisanın üçünü dördüne bağlayan gece bu beş kişi Selim ve Ebubekir tarafından önce kurşuna dizilir, sonra cesetler baltayla ufak parçalara bölünür ve çuvallara konularak kaybedilir. Nisanın dokuzunda bu komplo ortaya çıkar… Devam Edecek...