Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: A.Aygan: JİTEM; MHP'yi Kürdistan'a Taşıdı! A.Aygan: JİTEM; MHP'yi Kürdistan'a Taşıdı! ================================================================================ Nasname - : on 19 Aug, 2010 06:06:00 Tarih bilinci, geçmiş, gelecek ve bugün arasındaki etkileşimin bilincinde olmakla oluşur… Bu günü anlamak için, geçmişte olup-bitenler ve bu olup-bitenlerin bu güne yansıttıkları/aktardıkları bilinmek zorundadır. Bu gün sahip olduğumuz yeni bilgilerin ışığında geçmişe yolculuk yapma ve bize dayatılan/benimsetilen “yanlış tarihi” yeniden ve doğru bir şekilde kurma olanağına sahibiz. Geçmişten günümüze nasıl ve neden gelindiği bilgisine sahip olduğumuzda, geleceğin nasıl olacağını öngörme olanağına da sahip oluruz. Çünkü toplumsal/tarihsel olaylar belli yasalara göre işler. Bu yasaların bilincinde olmakla sadece geçmiş ve bu günü değil, geleceği de öngörme olanaklı olur. Geleceği öngörme olanaklı olduğunda ise, olmasını istemediğimiz olaylara müdahale etme, yani tarihsel gelişime uygun olmayan yanlışları ayıklayarak tarihe/geleceğimize etki etme şansına sahip oluruz… A.Kadir Aygan’ın, zamanında gerekli etkiyi göstermeyen açıklamaları, bugün başka birileri tarafından dillendirilirken insanları şaşırtıyor(!) ve olağanüstü bir ilgi görüyor. Ortaya çıkan ve kimi çevreleri şaşırtan olayların daha sağlıklı anlaşılması ve aynı zamanda tarih bilincinin oluşması için, sık sık Aygan ile röportajlar yapıyoruz. Özgür Bireyler Topluluğu olarak amacımız, hafızaların silinmesine izin vermemek, egemenler istediği zaman değil, ezilenler fark eder etmez doğruları dillendirmek ve bugüne gelinceye kadar nelerin yaşanmış olduğu hakkında bilgileri tekrarlayarak hafızaları canlı tutmaktır. Egemenlerin geçmişi unutturma kararlılığına karşı biz de geçmişi unutturmama noktasında kararlıyız. Geçmiş ve bugün arasındaki ilişkiyi sağlıklı kavradığımızda, gelecekte bu tür çirkin ilişkilerin yaşanmaması için katkı sunabiliriz ancak. Bu sorumluluğumuz gereği son olayları Aygan ile konuştuk ve bu röportajı okuyucularımızla paylaşmak istedik… NASNAME ……………………………………………………………………………………………………………………………................... Nasname: Abdulkadir, senin de bir elemanı olduğun JİTEM Terör Örgütü’ne ilişkin açıklamaların, mahkeme tutanaklarına geçmiş olmasına rağmen, Türk Aydın’ları tarafından genellikle görmezlikten gelindi. Ancak, Emekli Koramiral Attilla Kıyat’ın “Faili Meçhuller bir devlet politikasıydı” açıklaması, birçok gazeteci, yazar ve aydının ilgi odağı oldu. Sanki Attilla Kıyat yeni bir şey söylemiş gibi sarıldılar... Neden? Aygan: Özel Harp Dairesi’nin bir projesi olarak kurulmuş olan JİTEM teşkilatının yapısını, somut delilleriyle gözler önüne sergilemeğe çalışıp, hakkında, sayısını benim de unuttuğum, bir sürü açıklamalar yaptım. Resmi Maaş Bordrosu’nu deşifre ettim. JİTEM tarafından infaz edilen ve toprakaltı edilen insanlarımızın kemiklerine ulaşılmasını sağladım. Fakat bazı sözüm ona Aydın ve Sivil Toplum Kuruluşları, devlet yetkilileri ve Yargı, hep “Üç Maymun”u oynadılar. Nasname: JİTEM/PKK’ye ilişkin açıklamalarını neden görmezlikten gelindi? Aygan: Benim açıklamalarımı görmezlikten gelip, Emekli bir Koramiral’in açıklamalarına sarılanlar korkaktırlar. Bunlar hem devletten, hem de PKK’den korkuyorlar. Çünkü Aygan'ın açıklamalarını ciddiye alıp harekete geçselerdi, belki de başlarına bela almış olurlardı. Çünkü egemen güçlere göre Aygan ''eski bir terörist'' ve ''hain'' idi. Fakat Atilla Kıyat -emekli de olsa- bir ''Türk subayıdır''. Bu durumda; tabii ki bir TSK subayının sözleriyle harekete geçmek onların açısından daha avantajlıydı, risksizdi. Bu Türk Aydın(!) tipinin genel karakteridir. Nasname: Fakat ordunun en üst kademelerinin de karıştığı gizli darbe planlarının açığa çıkarılması sürecinde, bu eleştirdiğiniz gazeteci/yazarlardan bazıları, Genelkurmayla, şimdiye kadar hiç yaşanılmamış bir restleşmeye girdiler... Aygan: Evet haklısınız. Fakat sözünü ettiğiniz planların deşifre edildiği ortamla, Sıkıyönetim’lerin, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin, Olağanüstü Hal Bölge Valileri’nin ve meçhul tetikçilerin dehşet saldığı ortamı birbirine karıştırmamak gerekir. O dehşet yıllarında, yani, devletin, “Kürd diye bir halk ve Kürdçe diye bir dilin olmadığı”nı topluma zorla kabul ettirmeye çalıştığı dönemlerde, bu sapık zorbalığa karşı, Sosyolog İsmail Beşikçi dışında ses çıkaran bir aydın ismini verebilir misiniz? Nasname: Maalesef bu sorunuza cevabımız hayır olacak… Ama Türk Aydını/Türk Solu’nun Kürd Sorunu konusundaki sessizliği, sizce sadece korkudan mı kaynaklanıyordu? Aygan: Hayır. Sadece bu değil. Kemalist sistem, Özgür Birey’in, özgür düşüncenin ve dolayısıyla da gerçek manada aydın kişilerin ortaya çıkmasını mümkün kılacak zemini harap etmiş, düşünmeyi ipoteği altına almıştır. Türkiye’de gerçek manada bir solun yaratılamamış olması, adına sol denilen muammanın, özünde Kemalist Sol olduğu, statükocu olduğu şimdi daha iyi anlaşılmadı mı? Nasname: Öyle… Aygan: Türkiye tarihinde statükoya baş kaldıran İsmail Beşikçi Hoca gibi tek tük aydınlar da, ya cezaevlerinde çürütüldüler, ya da sessiz sedasız yok edildiler. Nasname: Beşikçi Hoca dışında buna birkaç örnek gösterebilir misiniz? Aygan: Maalesef fazla somut örnek gösteremem. Belki benim bilemediğim, adını duymadığım bu tür aydın olmuştur. Ancak ben şu an hatırlayamıyorum. Ayrıca, Dr. Hikmet Kıvılcımlı olayı/muamması buna bir örnek olabilir diye düşünüyorum... Kıvılcımlı’nın Kürd Sorunu’na ilişkin raporu yıllarca TKP (Türkiye Komünist Partisi) tarafından hasıraltı edildiğini ve bu raporun O’nun partiden atılmasına neden olduğu şimdi biliniyor. Nasname: Konuyu biraz dağıttık herhalde. JİTEM, Faili Meçhul ve Attilla Kıyat’a dönelim. Kıyat’ın şimdi bunu gündeme getirmesini nasıl değerlendiriyorsun? Aygan: Bir söz vardır; ''Şeytan ayrıntıda gizlidir'' diye. Atilla Kıyat ne söylüyor? ''Faili meçhul cinayetler Devlet politikasıydı, üsteğmen veya yüzbaşı kendi kafasından bu icraatları gerçekleştirmemiş'' diyor. Bunu doğru söylüyor. Benim yıllardır söylediklerimi tekrarlıyor. Fakat işin içinde başka bir ''Çapanoğlu'' yatıyor. Kıyat bunları söylerken acaba aynı zamanda JİTEM ve Ergenekon Davaları’ndan sanık olan rütbelileri masum, suçsuz gibi göstermeye çalışmıyor mu? Bu konuda dikkatli olmak zorundayız. Kıyat Ergenekon sanıklarını/tutuklularını aklamak için bu açıklamayı yaptı demiyorum, ama açıklamalarının birilerini koruyup kollamak amacını taşıyıp taşımadığı ciddi bir sorudur! Ancak şu kesindir; ister ''Güneydoğu'' diyelim, isterse ''Kuzey Kürdistan'' diyelim; buraya gönderilen rütbeli askerler ve mülki-idari amirler özeldirler, seçkindirler, seçilmiştirler. Nasname: Peki, Kürdistan’da görev yapacak olanların kimler tarafından belirlendiği hakkında bir bilgin var mı? Aygan: Kürdistan’a tayin edilenlere uygulanacak olan politikayı ve uygulamayı Genelkurmay ve zamanın Hükümeti ortaklaşa belirler. Her ne kadar Asker belirleyici olsa da, sivillerin de onayı alınır. Bölgede görev yapan subayların üst rütbelisinden tutun teğmenine, hatta giderek uzman çavuşlarına kadar hepsi ırkçı, vesayetçi fikir ve ideolojilerle yoğrularak görevlendirilmiştir. %80’ni Özel Kurslar görmüş, Özel Harp Dairesi’nin çemberinden geçmiş ve geçmişi Ülkü Ocakları-MHP’lı olanlardır. Sadece birkaç örnek vereyim: Ahmet Cem Ersever, Hasan Kondakçı, Abdulkerim Kırca, Zahit Engin.. Bunlardan sadece birkaçıdır. Bunlar; gençlik yıllarını MHP ve ÜLKÜ OCAKLARI'nda geçirmiş, ideolojik olarak hazır olduktan sonra da, Özel Harp Dairesi’nin özel kurslarından başarıyla geçip, subay olmuşlardır. Nasname: 12 Eylul’den sonra, Kürdistan’da, MHP’nin il ve İlçe örgütlerinin açılması bunların katkısıyla mı olmuştur? Aygan: Hayır katkı değil, bunlar belirleyici faktör, devindirici güç olmuşlardır bence. Nasname: Anlatımından, Türkiye’yi Özel Harp Dairesinin yönettiği izlenimini ediniyor insan. Öyle midir? Aygan: Bundan hiç kuşku duymuyorum. AKP Hükümetini kısmi bunun dışında tutmak koşuluyla, gelmiş geçmiş tüm Hükümetler Özel Harp Dairesi’nin birer kuklası olmaktan öteye gidememişlerdir.''Yiğidi öldür fakat hakkını inkâr etme'' diye bir atasözü vardır. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde AK Parti döneminde bir ilk'e imza atılmıştır. Özel Harp Dairesi'nin karanlık mahzenlerine savcılar girebilmiştir. Gelmiş geçmiş hangi hükümet döneminde buna cesaret edilebildi söyler misiniz? Geçmişte, asker ''hüt'' dediğinde S.Demirel gibileri şapkasını bile almadan kaçardı… Nasname: Sözünü kesiyoruz, kusura bakma. Hükümetlerden söz ettin de... Demirel/Çiller/Güreş dönemi geldi aklımıza. Yani aydınların, demokratların, yurtseverlerin, gazetecilerin ve işadamlarının koyun gibi katledildiği; binlerce faili meçhul cinayetlerin işlendiği dönem... Çiller’in Genelkurmay Başkanı ve diğer güvenlik sorumlularıyla haşir neşir olduğu, ve bunların, devlet adamlığından çok, mafyavari bir çeteleşmeyi hissettirdikleri dönem... AKP hükümeti hiç oralara uzanmıyor, neden? Aygan: Münnecim değilim fakat gaipten aldığım habere göre ''onlara da sıra gelecek''. Bahsettiğiniz isimlerin dayandığı güç odakları, güvendikleri dağlar birer birer yıkılıyor. Ortalıkta mafyavari örgütlenmelerin kaldığını sanmıyorum. Yani; toplumda siyasi ve sosyal dengeleri etkileyebilecek, ortalığa korku salabilecek bir mafyavari örgütlenmenin varlığından eser kalmadı. Hâlbuki geçmişte ülkeyi Özel Harp Dairesi, MGK, Mafya ve devlet beslemesi çeteler yönetiyordu. Sivil hükümetler birer formalite idi. İçerideki halka ve dışarıya karşı ''bakın biz demokrasi ile yönetiyoruz'' demenin kılıfıydılar. İç temizliğe, geçmişin kirlerinin temizlenmesine ağacın kök damarlarından başlandı. Kök damarlarından sonra sıra gövdeye gelecek. Köksüz kalan, yani; hayat damarları koparılan bir ağacın yıkılması kolaydır. Zaten, mevcut hükümetin samimiyeti ve gücü burada sınanmış olacaktır. Eğer; temizlik işi sadece birkaç general ve albay ile bunların sivil bağlantılarıyla geçiştirmeye çalışırlarsa, bu hükümetin ve demokrasi cephesinin intiharı olur. Nasname: Evet. Yine kaldığımız yere dönelim. Özel Harp Dairesi ve JİTEM’den bahsediyordun. Aygan: Şunu diyecektim: Ben, yıllardır, JİTEM'in Kürdlere karşı Devlet (Genelkurmay) tarafından kurulmuş, devletin siyasi figüranları tarafından onaylanmış ve desteklenmiş, Özel Bir Savaş Örgütü olduğunu haykırıyorum. Fakat sesimi duyan, dikkate alan olmadı. Resmi maaş bordromu yayınlattım. Bu bordrolarda apaçık; JİTEM diye yazılmıştır. Bunlara karşı bugüne kadar devletin siyasi veya askeri kanadından herhangi bir itiraz gelmedi. Nasname: Biz Nasname olarak dikkate alıp yayınladık ve hiçbir Güç Odağı’nın tehditlerine de baş eğmedik, geri adım atmadık. Aygan: Bunu söylerken elbette Nasname’yi kastetmiyorum. Siz de olmasaydınız, sesimi nasıl duyurabilirdim, şu an kestiremiyorum. Bundan dolayı da sizin yeriniz ayrıdır… Şunu da özellikle vurgulamak istiyorum: JİTEM-Ergenekon ve derin PKK‘nin işlediği suçları açıkladığım zaman, sadece ve sadece, vicdanımın sesine kulak verdim. Halkın ve mağdurların çıkarını düşündüm. Hiçbir maddi menfaat, şan ve şöhret peşinde olmadım. Ailemle geleceğimi garantiye almışken, köşeme çekilip, rahatıma bakabilirdim. Ama bunu yapmadım, tam tersine, kendimi riske attım. Çıkarlarına dokunduğum ve kirli çamaşırlarını ortaya çıkardığım devlet tarafından, iki kez iade edilmem istendi. PKK’de açıklamalarımın etkisini aşağılara çekmek amacıyla halkıma karşı suç işlemiş bir katil ve cellât olarak lanse edildim ve bu konuda başarılı da oldular. PKK’nin bana karşı uyguladığı sinsi politika yüzünden benden sonra bir kişi dahi JİTEM’den ayrılmadı. Bana karşı doğru bir tutum sergilenseydi inanıyorum/biliyorm ki, onlarca kişi JİTEM’den ayrılır ve tüm pislikler ortaya serilirdi. Ama PKK bunu bilerek sabote etti. İşte halkımız bunu anlamıyor, ben de ona yanıyorum… Nasname: Açıklamaların teşekkürler Abdulkadir ve gerekli gördüğümüz zaman tekrar sana döneriz. Aygan: Nasname’ye minnettarım ve sizler için her zaman hazırım…