Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: Abdullah Öcalan: Mazlum Doğan Kendi Hatasıyla Yakalandı Ve Öldü... Abdullah Öcalan: Mazlum Doğan Kendi Hatasıyla Yakalandı Ve Öldü... ================================================================================ Nasname - : on 03 Jul, 2010 02:07:00 ...Bizans saray oyunlarını aratmayacak böylesi hareket tarzının da katkısıyla örgüt içi sorunlar daha da kızışınca, bu sefer kadro ve sempatizanların dikkatlerini başka noktalara çekmek için provokasyonlarına yeni bir düzey kazandırdılar. Bunları da şu şekilde sıralayabiliriz; Altıncı Bölüm: a)Abdullah kalan Şam'da ASALA ile görüşerek batı Avrupa da ortak eylemler geliştirme kararı alır. Daha sonra B.Avrupa’ya gönderdiği talimatta siyasal faaliyetlerin bir tarafa bırakılarak silahlı eylemler geliştirmeye yönelik hazırlıklar içine girilmesini söyler. ASALA ile ortak eylemler geliştirme kararına gösterdiği gerekçe ise, Avrupa'da PKK'nin isminin duyulmasını sağlama, Batı Avrupa devletlerini Kürdistan Sorunu karşısında dize getirme ve bu alanın "sosyal-şovenler ve burjuva milliyetçilerince” kullanılmasını engelleme. Avrupa'da geliştireceği teröre en büyük destek gücü olarak ta Suriye ile kurduğu ilişkiye güvenir. Cemil Esat'la yaptığı görüşmeden sonra Emin Devle istihbarat örgütüyle ilişki kurmuş ve her türlü destek vaadini almış, böylece Şam’da bulunan yabancılar arasında Emin Devle’nin en önemli ajanı haline gelmiştir. Emin Devle'den ilk etapta bir ajan kimliği ve bir de diplomat pası almıştır. Ayrıca Suriyeli örgütler ve yine görüşmede bulunduğu diğer tüm örgütler hakkında Emin Devle’ye bilgiler vermeye başlamıştır. Bu istihbarat örgütünden iki kişi her hafta sonu Abdullah'ın evine gelerek rapor alır, Abdullah’ta her ay sonunda istihbarat örgütü binasının bodrum katına girerek rapor verir. b)Avrupa'da geliştirmek istediği terörist eylemler örgüt içinde ciddi engellerle karşılaşıp reddedilince, bu kez dikkatler başka bir noktaya çekilmek istendi. İşte tamda bu aşamada cezaevleri gündemleştirildi. Cezaevlerinde özellikle direnen kadrolar hakkında, kendilerinden çıktığını hissettirmeyecek şekilde katledildiklerine dair yalan haberler yaygınlaştırmada epeyce başarılı oldular. Bu tür haberler genellikle Hayri, Mazlum, Kemal ve halen yaşayan kadrolar hakkında yaygınlaştırıldı. Bu tür haberlerin yayıldığı dönemlerde adeta iç sorunlar unutuluyor ve tüm dikkatler özellikle Diyarbakır Cezaevine çevriliyordu. Nihayet tutuklu merkez kadrolar şehit düşünce tam bir rahatlığa kavuştular. Ardından şehit ticaretçiliğini zirveye ulaştırdılar. Ama öte yandan da Mazlum Doğan'ın ailesi ve genel olarak şehitler hakkında el altından anti-propagandalar geliştirmeye, "yakalananlar ve ölenler kendi hatalarıyla yakalandı ve öldüler, PKK'nin hiçbir sorumluluğu yoktur" demeye başladılar. c)Şimdi de, içte PKK'ya muhalif olanları başka biçimlerde yansıtmak için Abdullah Öcalan'ın düzenlediği senaryolardan birine daha gelelim: Hani şu iddia ettiği suikast senaryosunu: Hemen belirtelim ki bugün bu "eylemi” devrimci, yurtsever hareketlere mal etmektedirler. "Elimizde belgeler var, istenildiğinde yayınlarız" diyorlar. Davet ediyoruz, ellerinde olduğunu iddia ettikleri belgeleri hemen yayınlasınlar. Yayınlasınlar ki sahtekârlıklarını daha açık birde o zaman görelim. Bahsedilen suikast iddiasının içyüzü şudur; Abdullah Öcalan kamplarda önceden "içimizde KGB tarafından satın alınanlar var. Bunlar Demokratik Cephe ile işbirliği halindeler. KGB, Demokratik Cephe ve içteki hainler aracılığıyla yaşamıma son verebilir, buna dair ciddi bilgiler edindik" yönlü propagandalar geliştirir. Kongrenin yapılmasına yakın bir tarihte de hazırladığı senaryoyu sahneye koyar. Mehmet Sait (Ethem Akçam) ile Merkezin bir evinden diğer bir eve giderken, M.Sait "Ben önce, sen de bir iki dakika sonra arkamdan elinde tabancayla eve gireceğiz. Evdekilere merdivenin başında iki kişi bize suikast yapmak istedi, fakat biz daha atik davranarak silahı çekerek kurtulduk diyeceğiz" der. M.Sait nedenini sorunca "Kongre yapılacak, içteki hainleri paklamak ve Demokratik Cephe’nin gerçek yüzünü sergilemek için bu gerekli. Zor bir dönemden geçiyoruz, PKK'nin yaşaması için bunu yapmalıyız” biçiminde açıklar. M.Sait şaşkınca onaylar. Kararlaştırılan şekilde her ikisi de nefes nefese eve girerler. Evde bulunanlara Abdullah anlatır, M.Sait'te doğrular. Hemen arkasından içte muhalefete ve Demokratik Cephe'ye karşı yoğun bir anti-propagandaya geçilir. Demokratik Cephe hakkında yapılan anti-propagandaları şu şekilde özetleyebiliriz; a)Demokratik Cephe komplocu bir örgüttür, b)Yaser Arafat tarafından sol gelişmeyi önlemek için kurulmuştur, d)Revizyonist, reformisttir. d)Bizi bölmeyi çok istedi ama başaramadı. Korkutarak, tehdit ederek çizgimizi değiştirtmek istedi. Bunu da başaramayınca parti önderliğini yani Abdullah Öcalan’ı imhaya yöneldi. e)PKK'yi birkaç defa İsrail imha ettirmek istedi ve bunlara benzer akla gelebilecek daha birçok aşağılık propagandalar yapılır. Demokratik Cephe’ye karşı tavırda sadece anti-propagandalarla yetinilmez. 1982'den 1985’in ortalarına kadar Demokratik Cephenin ………’deki Kamplarında silah, mermi, INT vs. askeri mühimmatları çalmışlardır. Depolara girdikleri kişilere yakalanmaları ihtimalini göz önüne alarak silah zoruyla “profesyonel hırsız” olduklarına dair kâğıt imzalatmışladır. Silahları depolardan çıkaran Kişiler hemen sonra huduttan içeri atılarak Güney Kürdistan'a gönderilirler. Bu dönemde hareketler hakkında içe yönelik anti-propagandalarda sadece Demokratik Cepheyle yetinilmemiş, Türkiye ve Kürdistan'daki devrimci, yurtsever tüm parti ve örgütler hakkında en aşağılık anti propagandalar günlük uğraşlarının merkezi haline gelmiştir. Öyle ki FKBDC içinde birlikte yer aldığı parti ve örgütleri dahi hedeflemişlerdir. İleri sürdükleri iddialarda şunlardı; "Devrimci Yol ajanların eline geçmiştir”, "TKEP ekmek partisidir, yok olmak üzere", "TEP yolu tutmuş, sekreteri ölürse dağılır”, “SVP birkaç kişidir, peşimizde sürükleriz”, "Acilciler Hataycıdır, bize zararı dokunmaz". Kuzey Kürdistan’daki parti ve örgütler ise bilindiği gibi tümden “ajan-provokatör” ilan edilmiş, hatta bazılarının önderleri hakkında ölüm kararları dahi almışlardır. Daha çokta TKSP'nin sekreteri Kemal Burkay'ı katletme girişiminde bulunmuşlardır. Devam edelim: Kendilerini güçlü göstermek için başvurdukları bir diğer yöntemde şu idi; Devrimci, yurtsever hareketlerden çoğunun merkezinde ajanların yer aldığını iddia ediyorlardı. "TKP'nin iç merkezi tümden, TSiP'in merkezinden iki, TiP merkezinden bir, Dev-Sol merkezinden bir; PARTiZAN’ın merkezinden birkaç tane ajan çıktı”, “Tek ayakta kalan güç PKK'dir. Herkese haddini bildirebiliriz”. Parti ve örgütlere yönelik bu tür anti propaganda ve nitelendirmeler çok sinsi bir tarzda adım adım tek merkezden belli bir plan ve program dâhilinde yürütülmüş. Örgüt içi gelişmelere paralel olarak bunlara daha da hızlılık kazandırılmıştır. Bunun esas nedeni de ne yapıp yapıp parçalanmayı ve dağılmayı engelleyerek, parti ve örgütler hakkında almış oldukları kararları bir an evvel uygulamaya koymaktır. Kongre ve sonrası gelişmeler ve Güney Kürdistan’da durum: Kongreye yakın bir süre merkezin bazı üyeleri de dâhil geçmişte çeşitli birimlerde görev almış kadroların önemli bir kesimi ayak oyunlarıyla Güney Kürdistan'a gönderilirler. Suriye ve Lübnan’da olup ta Kongreye delege olarak gelebilecekler ise adeta delikten deliğe sokularak saklanırlar. İran’da bulunan Mehmet Karasungur ile her türlü haberleşme bağlantıları kesilir. Abdullah Kumral ve Selahattin'i katlettikten sonra muhalefeti eden kadrolar üzerindeki baskı ve tehditler kongre yaklaştıkça daha da yoğunlaştırılır. Kongre Abdullah Öcalan’ın daha çok akrabalarından oluşturduğu üç ayrı silahlı gurubun tehdidi altında yapılmaya başlanır. Buna rağmen kendi yanlıları arasında çözülmeler ve saf değiştirmeler başlar. Program ve tüzük üzerinde hiçbir çözüme varılamaz. Pprogram ve tüzük komisyonlarının başında yer alan Semir yoldaştı. [Semir: yani; Çetin Güngör İsveç’in başkenti Stockholm’da bir PKK tetikçisi tarafından katledildi] … Devam edecek…