Cemil Bayık O'na İşkençe Ettikçe, O; Yaşasın Kürdistan Diyordu...
Bir gün; Resul Altınok’u hücreden çıkarıp önceden kazılmış bir çukurun kenarına oturttular. Kara Ömer kafasına tabancayı dayayıp "hain ve ajan olduğunu kabul et, etmezsen son sözünü söyle seni geberteceğim" diye tehdit etti. Buna rağmen Davut; "ben ne hainim ne de ajan, Yasasın Demokratik PKK! Yaşasın Kürdistan!" diye slogan attı. Kara Ömer, Cemil Bayık ve Halit hoca bu tavır karşısında sinirlenip Davut’a tekme tokat giriştiler ve tekrar hücreye attılar…

Sekizinci Bölüm:
...Çevreme bakıyorum, daha dün örgüte katılanlar, çocuk yaştakilerin omzunda demir dipçikli kaleşnikof var ben ise, sopa ile dolaştırılıyorum. Hiçbir düşmanın olmasa bile o asi dağlarda, kurt ve ayılara karşı silahlı olmak şarttı. Bu durumdan rahatsızlık duyduğumu, durumu Şam’daki örgüt liderimize rapor etmek istediğimi Ethem Akcan arkadaşa söyledim. Fakat Ethem arkadaş bana; sakın böyle bir girişimde bulunma, senin aleyhine olur, biraz daha sabret. Bunu bana söyledin ama başkalarına sakın söyleme diye nasihatte bulundu. Ethem hem Suruçlu hemşerimdi, hem de Suriye`ye geldiğim zaman ilk karşılaştığım insandı. Ona çok güveniyordum. Saf ve dürüst bir arkadaştı. Bu dostça, kardeşçe nasihat üzerine bir daha kimseye bu konuyu açmadım.
Bir gün Cuma [Cemil Bayık] ile ben bir kamptan diğerine giderken, Cuma bana; A.Öcalan arkadaştan bir mektup aldığını, bu mektupta bana selam yolladığını ve benden büyük devrimcilik beklediğini yazmış olduğunu iletti. O anda elimde olmayarak gözlerim doldu. Ben dağ başlarında, Abbas [Duran Kalkan] tarafından silahsız dolaştırılırken, liderimiz benden "büyük devrimcilik " bekliyordu!?.. Silahsız ve atıl durumda bekletilen bir "devrimci"?...Aradan epey zaman geçmesine rağmen, sadece teorik eğitim çalışmalarına katılmak, kampın günlük işleriyle uğraşmak moralmen beni yıpratıyordu. Bir gün [Halil Ataç] Ebubekir ve Cuma arkadaşa pratik alanda bir görev istediğimi erzak taşıma veya başka bir iş de olabilir dedim. Onlar da Abbas ile görüşüp bu isteğimi kabul ettiler.
Ben ve Küçük İbo (Ramazan Toptaş) katır ve at sırtında uzak köylerden, İran’dan erzak ve diğer ihtiyaçları taşıyıp kampa getirmekle görevlendirildik. Bu göreve atanınca bana bir G-1 silahı verdiler. Yine de çok sevinmiştim. Çünkü silahsız bir gerilla düşünemiyordum. Küçük İbo ile her türlü olumsuz hava şartlarında dahi dağ ve vadileri aşarak arkadaşlarımıza erzak ve malzeme taşıdık. Bazen gece olduğunda kampa uzak bir mesafede atımız yorulup gidemeyince, hayvanın sırtındaki yükü bir kayanın dibine indirip, yaktığımız ateşin başında gecelediğimiz günler dahi oldu. Açlığımızı gidermek için yükümüzdeki un ve şekerden az bir miktar çıkarıp suyla hamur haline getirdikten sonra ateşin kenarındaki sıcak taşlara yapıştırıp ekmek yapıyorduk. İkimiz de silahlı olduğumuz için yolumuza çıkabilecek tehlikeler umurumuzda değildi. Erzak taşımaya gitmediğimiz günler ise ben ve Yaser arkadaş çevredeki vadilere gidip ceviz, üzüm ve armut gibi meyveleri toplayıp onları at ve katır sırtında kampa getiriyorduk. Bazen de ağaç kovuklarına ve kaya aralarına yuvalanıp bal yapan arıların balını çıkarıp arkadaşlarımıza getiriyorduk. Tabi ki bunların çok cüzi bir kısmı savaşçı arkadaşlara dağıtılıyordu. Büyük bölümü yönetimdeki sorumlu arkadaşlara veriliyordu.
Kış mevsimi bastırıp Hakurk Vadisi ve çevresindeki dağlar karla kaplanınca, gidip geldiğimiz patika yollar da kapandı. Az olan erzakımızı idareli kullanmalıydık. Zaten, çay içerken kırtlama yöntemiyle içiyorduk. Ekmeği kendimiz saç üzerinde pişiriyorduk. Ekmeğin ebadı, bir simit veya kahke kadardı.
Şam`da bize Apo tarafından emanet edilip Abbas’a gönderilen paralar yerinde ve zamanında harcanmamıştı. Müthiş yiyecek sıkıntısı çekiyorduk. Açlığımızı bazen dağda kendiliğinden yetişen ot ve ağaç ürünleriyle gideriyorduk. Yediğimiz sert taş armutları ve aluçlar yüzünden birçoğumuz kabız olmuştuk. Çevredeki derelerde kurbağa ve kaplumbağa bırakmamıştık. Elimize geçenleri kesip odun ateşinde pişirip yiyorduk. Kampa dev gibi gelen bazı arkadaşların gıdasızlıktan beti benzi solmuş ve Afrikalılara benzemişlerdi. 1983 de verilen KDP yardımı da kesilmişti. Kış ortasında erzakımız iyice azalınca, çevredeki meşe ağaçlarından topladığımız acı palamutları kaynattık. Kampta Çermikli bir arkadaşımız vardı. Parti saflarına katılmadan önce, fırıncılık yapıyormuş. Abdülselam (Hasan Hüseyin) adındaki bu arkadaş, kaynattığımız palamutları ezerek biraz unla karıştırıp hamur haline getirip sonra ekmek yapıyordu. Bu, palamut ve buğday unu karışımından yapılan ekmekleri yerken ağzımızda acı bir tad oluşuyordu. Ara sıra ekmeğin içinden ufak kurtçuklar da çıkıyordu. Her şeye rağmen açlıktan ölmemek için yemek zorundaydık. KDP yardımı kesilince, aylarca et yüzüne hasret kalmıştık.
Bir gün, cezaevi olarak kullanılan kampta gözetim altında tutulan Resul Altınok ve Mardinli Ayten gardiyanlığını yaparken, Basın-Yayın kampından bir arkadaş elinde et poşetiyle geldi. Aylar sonra et yiyeceğimiz için sevinmiştik. Fakat bu et başka etti. Atlarımızdan birisi, ayağı kayıp uçurumdan düşünce, Komando Ayşe isimli bayan arkadaşımız eline bıçakları alıp atı kesmişti. Ölen atın eti bize veriliyordu. Ateşte haşlayarak ve çorbasını yaparak yedik. Daha önce Lübnan’da gerilla eğitimi esnasında, Filistinli komutanlar bize köpek ciğeri yedirmişlerdi. At eti köpek etinden daha iyiydi nasıl olsa.
Hakurkta, her tarafta keklik öterken, Abbas bize keklik avını yasaklamıştı.
1984 İlkbaharında, mide ve barsak sancılarımın artması sonucu dayanamaz hale gelmiştim. Beni tedavi için İran’ın Tebriz şehrine gönderdiler. Burada Mehmet Sevgat (Bedran) arkadaşımız kalıyordu. Hastanede ameliyat sırası alabilmemiz için uzun bir süre beklememiz gerekiyormuş. Yirmi gün kadar Tebriz’de Bedran’ın yanında kaldım. O esnada bazen birlikte şehrin çıkışındaki karayoluna gidip, Türkiye’den İran’a yük getiren kamyon şoförlerine bildiri veriyor ve partiye destek için yardım topluyorduk. Bu faaliyet esnasında bir gün yol kenarında park eden bir kamyonun plakası dikkatimi çekti. Kamyonun plakası 63, yani Urfa’ya aitti. Şoför sırtı bize dönük olarak kamyonun tekeriyle uğraşmakla meşguldü. Selam verince şoför selamımızı alıp ayağa kalktı. Nereli olduğunu sorduk. Urfa’nın Halfeti ilçesinden ve kayınbabamın köyü olan Aram köyündendi. Kimlerden olduğunu sordum. Neticede baktım adam benim bacanağımın kardeşi çıktı. Daha önce kendisiyle karşılaşmamıştık, ancak gıyabımda beni tanıyormuş. Tanışma faslından sonra memleketteki durumu ve ailem hakkında sordum. Ailemin benim ölü veya sağ olduğumu bilmediğini, kızımın iki yaşına bastığını vs. söyleyince hepimiz bir an için duygulandık. Sonra, yanımdaki Bedran arkadaştan izin isteyip aileme sağ olduğumu bilmeleri için birkaç satır yazdım ve bir küçük fotoğrafımla birlikte bacanağımın kardeşine verdim. Vedalaşıp bildiri dağıtma ve yardım toplama işimize devam ettik. Hastane işim olmayınca tekrar Lolan kampına döndüm.
Lolan Kampındaki görevlerime kaldığım yerden devam ettim. Bazen Küçük İbo ile bazen Yaser arkadaşla ve bazen de tek başıma erzak taşıma, kurye ve kılavuzluk görevini yerine getiriyordum. Kamplarımız; Lolan mıntıkasından, batıya doğru, Haftanin’e kadar olan bir uzun mesafeye kurulmuştu. Bu kamplar arasında gidip tekrar dönmek bazen bir haftalık zaman alıyordu. Lolan kampından veya Deşta Beraza daki kamptan Miroz kampına giderken, mecburen Türkiye Irak hududunun kesiştiği Hacıbey çayından geçiyorduk. Yani resmi Türkiye haritasındaki topraklardan geçiyorduk. Geçiş noktamıza en yakın karakol 3-4 km. yakınımızdaydı. Gündüzleri çıplak gözle karakol ve Rubarok jandarma hudut taburunu görebiliyorduk. Sınırdan geçerken aşırı dikkat gösteriyorduk. Fakat hiçbir gün geliş geçişlerimize karşı herhangi bir asker müdahalesi olmadı.
Lolan’da Tutuklamalar, İşkence ve İÇ İNFAZLAR
Lolan’da kuzey Kürdistan’a giriş için bekleyen savaşçıların yanı sıra, birkaç tane de tutuklumuz vardı. Bunlar; partinin önder kadrolarından veya savaşçılardan dı. Merkezi düzeydeki tutuklularımız; Mehmet Resul Altınok (Davut) ve Baki Karer (Süleyman) idiler. Her birisini ayrı ayrı kamplardaki hücrelerde tutuyorlardı. Davut`a sorgulama esnasında istenilen itirafı yaptırmak için Kara Ömer, Halit Hoca, Cemil Bayık ve Ali Haydar Kaytan tarafından çok hakaret ve işkence yapıldı. Bu arkadaşımız Lolan’a getirilir getirilmez saçları sıfıra vurularak Abbas ve Cemil Bayık tarafından tecrit hücresine alındılar ve hakarete maruz bırakıldılar. Resul Altınok aylarca süren tutukluluğu esnasında,"itiraf"a zorlanmasına rağmen taviz vermedi ve PKK`de demokratik işleyişin bulunmadığını, lider diktatöryasının hüküm sürdüğünü beyan etmekten geri durmadı. Defalarca geceleri, buz gibi akan dere suyuna batırılıp çıkarıldı. Ayaklarından baş aşağıya, çırılçıplak olarak kampın tavan direklerine asıldı, hayâlarına ve vücuduna yaş ağaç çubuklarıyla vuruldu. Buna karşı Davut; "yapmayın, bu yaptığınız şey devrimciliğe ve insanlığa sığmaz!" diye işkencecilerine haykırdı.
Bir gün; Resul Altınok’u hücreden çıkarıp önceden kazılmış bir çukurun kenarına oturttular. Kara Ömer kafasına tabancayı dayayıp "hain ve ajan olduğunu kabul et, etmezsen son sözünü söyle seni geberteceğim" diye tehdit etti. Buna rağmen Davut; "ben ne hainim ne de ajan, Yasasın Demokratik PKK! Yaşasın Kürdistan!" diye slogan attı. Kara Ömer, Cemil Bayık ve Halit hoca bu tavır karşısında sinirlenip Davut’a tekme tokat giriştiler ve tekrar hücreye attılar…
Devam edecek…



Yorumlar (19 gönderildi):
Saygilar
Jiyan
Editörden: Sevgili Jîyan; Dosya Haber olarak yayınladığımız tüm haberlere, Nasname'deki "Dosya Haber" bölümümüzden ulaşabilirsiniz.
Buz-daginin tepesi kadar urkutucuyse 100'de 90-nida suyun icindedir. guzukmez.
Sevgi saygilarimla
Sayin Aygan´in "PKK icine sizmis bir ajan" olmadigini anlamak icin kitabin tumunu okumaya gerek yok. Yukardaki satirlar kendisinin "inanan bir Kurt" oldugunu gosteriyor. Tabii ki eger dogruysa, cunku herkesin malumu, savas ve kaos ortaminda "kimin eli kimin cebinde, belli olmadigi" icin, herseyin dogrusunu bilemiyoruz. Fakat sahsen gordugum, belki Sayin Aygan HERSEYI soylemiyor ama soylediklerini en azindan kendi dogrusu olarak kabul etmek gerekiyor.
ne yazık ki; sürüklendiğim mecraya bakıyorum ve sadece gözyaşlarımı içime akıtıyorum...uğruna herşeyimi feda ettiğim halk ve lider,bugün meydanda olan değildi...Yoldaşlar da şimdiki gibi değildi...Ben de buna yanarım...
"Ben dağ başlarında, Abbas [Duran Kalkan] tarafından silahsız dolaştırılırken, liderimiz benden "büyük devrimcilik " bekliyordu!?..
Bu yazi ile Aygan durus bir sekilde davaya basladigini gostermektedir. Ama diyorum keske Aygan dusmana siginmamis olsaydi. Buyuk ihtimal ile yasmamis olurdu ve bugun bu sahitligi yapamamis olacakti fakat genede diyorum keske dusmana siginmamis olsaydi.
Apoculugun Kurdleri nasil dusmana yem ettiginin delilidir Aygan
Biliyorum yazdiklarima kizacaksiniz ama ben sizin hala kurd halkinin vampiri olan apo ile baglantilarinizin oldugundan kusku duyuyorum o adami sende iyi tanirsin bende sen onun yaninda kac yil kaldin bilmem ama ben onun yaninda 4 yil kaldim 88-93 yillarinin ortalarina kadar cok sey var yazmiyorsunuz ya da bence emir verilen yere kadar olani yaziyorsunuz nasil ortaya cikmaniz bile kusku vericidir.
Ne tuhaf degilmi yillarca susan bir jitemci ne hikmetse bir apoletin kendi eliyle koydugu gibi sizi buluyor ve nasnamede size ve ona verilen emire kadar olan bazi aciklamalar yaparak sizi kahramanlastiriyor.
yurtsever okuyuculara göz aldatmaca bir yaygaralik yapilsada unutmayinki o partinin islevini samdaki evine kadar girmeyen kimse bilemez akademi bir baska dunyaydi ama samdaki ev bir baska dunya.
Gönul isterdiki herseyin aciklanmasi ama bu zamanda kimse kimseye guvenemiyor guvendiklerimiz bizi masetlerine alip kendi popularitelerini kurmak istiyorlar bizim adimizi kulanarak kendilerini kahraman ilan etmek hangi insanliga ve devrimci mantiga sigar?... Keske o Şam evinde kalanlar guvenebilecegimiz bir dost eli bulabilseydik.
Sizde, bir kuşkuculuk hastalığı ve hafıza kaybı olduğundan endişe ediyorum. Sayın Nasname okurları bilirler ki; yeri geldiğinde Selahattin Çelik'in de kirli icraatlarını yazmışımdır. Eski yazı arşivine bakmanız ve ''Haftanin Vadisinde beş Kürd yurtseverinin katledilmesi'' adlı makaleyi okumanız yeterlidir.
Ayrıca; Çapraz Ateş adlı kitabımda ve birçok makalemde; mücadele saflarına katılışımdan, yurtdışına çıkışıma kadar her şeyi yazmışımdır. Siz takip etmemişseniz veya amacınız üzüm yemek değil de, bağcıyı dövmek ise ben ne yapayım? Ne ben ne de Nasname; biz vicdanımızın ve halkımızın sesinden başka hiçbir yerden emir almıyoruz. Bazıları gibi; onun bunun talimatıyla hayatımıza yön vermiyoruz...
Peki; madem ki siz 4 yıl Apo'nun yanında kaldınız!? Buyurun bir günlük anınızı kamuoyu ile paylaşın bakalım...
Apo aleyhine bir makale yazınız bakalım. Buna cesaretiniz var mı?
İnsanlıktan ve devrimcilikten bahsediyorsunuz. Nedir bunun kıstası söyler misiniz? Siz bunun gereklerini yerine getiriyor musunuz ki Aygan'a kuşku ile bakılması gerektiğinden bahsediyorsunuz.
Sizde güven bunalımı var. Her şeyden önce bunun tedavi edilmesi gerekir.
Ayrıca; yıllarca sustuğumu da nereden çıkarıyorsunuz? Yurt dışına çıkıp yeni bir hayata başlamışken, geride kalan her şeyi sumen altı edebilme şansım varken, kendimi ve ailemi riske attım, kameraların ve gazetecilerin karşısına geçtim. İki kezdir Türk yargısı benim iademi istiyor. Eğer kendimi gizleyip, ağzıma bir fermuar vursaydım, Türkiye benim iademi ister miydi sizce?...
Biraz dürüst ve vicdanlı olunuz..
Yonetimde Celal Hoca, Selahattin Celik de vardi. Cemil Bayik bahara dogru geldi. Bahsettigin yiyecek sikintisi bizi yaklasik 60 km guneye gondermek isteyen KDP nin oyunu yuzundendi. Hasan huseyin dogru ekmek yapardi ama bizim firinimiz vardi. Biz palamutlari KDP nin oyununa protesto olsun diye topladik. Yani korkunc bir zorluk cekmedik. At eti, ayi eti, kaplumbaga eti, yilan eti, hatta alt tarafta Dersim grubunun hazirlandigi yerde birde su samuru yakalanip yendigi dogru ama bunlarin ekseriyeti acliktan degilde gerilla tarzi beslenme olsun diye kadro ve savascilar tarafindan yapilirdi. Ornegin Fikret'in kayadan dusup oldugu kamptaki bahcemizde bir iri yilan yakalanmisti. Pisirildi, dagitildi. Bana verilen bir parcayi igrene igrene yerken emin olun yilan eti yedigimi kanitlamak icin yemistim. Herkes guzel, muhtesem derken ben kusmamak icin kendimi zor tutuyordum.
Bizim gurup mayis 84 te Zap'a gecti. Duran ile Agit de oradaydi. Geride kalanlarin neler yaptigini sonradan bizde ogrendik. Olan korkunc seyler tarihimizin igrencliklerini hepimiz biliyoruz.
Sonradan bende koptum orgutten. Orgut benide sucladi. Hatta olum kararimi verdi. Yasanan butun pisliklere ragmen ben halkimizin ve onun evlatlarinin agir bedeller odeyerek verilen bu mucadeleye dusman olmadim. Dusman olmadigimi kanitladim. Bu vesile ile hakkimda yapilan suclamanin dogru olmadigi da aciga cikti. Yeniden goreve cagrildim. Hem banim yasadiklarim hemde diger yasananlar yuzunden uzun zamandir tum iliskilerimi kestim. Karsilasmalarimizda bana dost yuzle bakiliyor.
Aygan'in anlattiklarinin benim zamanimla ilgili olanlarin cogu dogru degil. Abartili. Elbette dogru olanlari var. Kara Omeri iyi tanidigim icin onun hakkinda ne soylese inanirim. Resul'a yapilanlari ayrintili bende duydum.
Demek istedigim su. Ne olur lutfen. Yazdiklarinizi ve yorumlarinizi okuyunca yeminli dusmanlarmissiniz gibi geliyor bana.
Yukaridaki haberlere, yazilara bakinca garip oluyorum. Hergun onlarca genc topraga duserken, serhildanlar yasanirken, devlet yetkilileri tepeden itibaren kudururken ben sahsen Ocalan'in canini kurtarmak icinde dense, yapilan yorumlari garipsiyorum.
Umarim yazimi kirpmadan verirler.
Kadir Dayi
Bir kac aciklama yaptiniz diye size tapacak halim yok. Aciklamalarinizda bazilari dogru bazilari abartili. Birde beni suclarken bende size sunu diyorum elinizi vijdaniniza koyun. Siz imranlidaki diktatöre su veya bu sekil akrabasiniz elbette size birsey yapmaz. Aciklamak istediklerimi zamaninda nasnameye yazdim ama nasnamenin yönetim baskani ve onun muridi olan halis acar benim yazmam istedikleri aciklamamlari halk icin degil kendi populireteleriniz yayginlastirmak icin ugras verdiler kabul etmeyince bana apocu murdidi dediler.
Size bir soru "Neden birden bire ortaya ciktiniz" Nasnameden öncede ve sonrada kurd yayin siteleri vardi. Yanlis anlamyin beni sizde biliyorsunuzki o örgutten kopup gelmek ve yasamak kolay degil hergun ayrilan onlarca insana saldiriliyorken siz ve sizi bulan adama neden kimse dokunmuyor??? Bu size biraz garip degilmi???
Selim curukkayay saldiri yapildi, hasan atmacaya saldirildi, selahatin celike saldirildi, dara botana saldirildi, av. huseyin yildirima saldirildi,elif orhana saldirildi, sedat penabere saldirildi, bunlarda o örgutten koptular bizim gibi ve sizin gibi nasil oluyorda siz ve sizi bulanin tirnagina dokunulmuyor, bunlar hakkinda ölum fermani bile cikarilmisken??? Garip degilmi bu sayin aygan, ben demiyorum herseyiniz yalan dolan acikladiginiz bircok konuda haklisiniz ama corbaya kasik atmissiniz bu kasiginizda bir bit yemi var. Gec cevab verdigim icinde kusura bakmayin. Sinirlerinizede hakim olun. Böyle sinirlenmekle ne sizin elinize nede bizim elimize birsey gecmez. Siz ve sizi bulup kendine reklam yapan sahisin taslarini ust uste koymaya calisiyorum taslar saglam yerinde durmuyor sizde beni biraz anlayin.Kalin saglicakla
Yorumlarinizdan "PKK icinde hapis-iskence sistemi yokmus" gibi bir sonuc cikabilir, yanlistir. "Dusman varken..." diye soze baslamak da dogru dfegil: cunku Kurtler en iyisine layiktirlar. Bildikleriniz varsa, kendinize uygun sekil ve zamanda siz de yayinlamalisiniz. Apocular tarafindan "kabullenmeye" sevinmek, onlarin toplum polisi rolunu guclendiriyor.
Sayin Aygan´in Belengaz´a verdigi cevabi yetersiz buluyorum. Aygan´in yerinde olsaydim, mahcuplugu unutmazdim. Sayin Aygan´in basına verdiği yazılı/görsel açıklamalarında da anlaşıldığı gibi, (Musa Anter cinayetinin Apocular tarafindan onun uzerine atilmasindan sikayetci olmasi) gerceklerin ortaya cikmasini istemeyen kesimler mevcut - bunu herkes biliyor. O yuzden, bu sorunlari yasamis birisi olarak, Aygan´in Belengaz´a, saldirircasina, "Peki; madem ki siz 4 yıl Apo'nun yanında kaldınız!? Buyurun bir günlük anınızı kamuoyu ile paylaşın BAKALIM...
Apo aleyhine bir makale yazınız BAKALIM. Buna cesaretiniz var mı?" diye sormasi, biraz dusundurucu. Halbuki acik ki Belengaz dialog istiyor. Bilgi sahibi oldugunu da iddia etmesi, ona da kamuoyunu aydinlatma gorevi veriyor. Ama kendisinin de dedigi gibi, guvenli bir sekilde - karanliklari aydinlatacak, karanliga kara olmayacak bir sekilde.
Yorum yaz