Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: Sahibinin Dilinden PKK: (5. Bölüm) Sahibinin Dilinden PKK: (5. Bölüm) ================================================================================ Nasname - : on 17 Jun, 2010 02:31:00 Bu MK toplantısında KUK'la [Kürdistan Ulusal Kurtuluşçuları] girilen silahlı çatışmanın durdurulması, barış girişimlerinin yoğunlaştırılması için karar alınır. Yurtdışına iletilen bu karara yanıt olarak Abdullah, "Mardin bölge komitesini KUK imha etti, intikam alınmalıdır, çatışmaları sürdürün" der… Ama Semir'in (Çetin Güngör) Ankara'dan yaptığı girişimler ve Kurtuluşlun arabuluculuğu sonucu çatışmalar kesilir. PKK, KUK ve Kurtuluş ortak bildiri dağıtır. Bildiri yurtdışına ulaştığında Abdullah hemen reddeder ve Semir’i disipline gemlemezlikle, KUK kuyrukçuluğu yapmakla suçlar. Lübnan'da kadrolardan tepkileri gidermek, sözüm ona barış girişimlerinde bulunmak için Şam'a giden Abdullah işte bu tür kararlar verir. KUK'la girilen çatışmada her iki taraftan 100-110 civarında yurt¬sever katledilmiştir. PKK'nin örgütsel yapısı daha da dağılmış, Mardin’deki sempatizan kitle PKK’ye karşı tavır almıştı. Bunun üzerine kitlenin ayrılmasını engellemek vs Türk’lerin[Ahmet Türk’ün Ailesi] desteğini alabilmek için Zülfü Türk, [Bu tertibin baş aktörü; Urfa’da işlediği yüz kızartıcı suçtan dolayı kaçmak zorunda kalan ve Türk Ailesine sığınan Xelef İzoli’dir] KUK'un bir otomobiline karşı kurulan pusuda arkadan vurulur ve "KUK katletti" diye propagandası yapılır. Yine 1980'nin başında KUK'la çatışmalara katılmak istemediğini söyleyen ve eleştiriler getiren yurtsever bir genç bir evde öldürülerek Nusaybin mezarlığına atılır. Ve tahmin edileceği gibi bu olayda KUK'a yüklenir. KUK'a karşı yürütülen silahlı çatışma sönmeye başladığı bir anda 1980’nin yazında Bingöl, Dersim, Ağrı, Siirt ve Kars'a gerilla mücadelesini başlatmaları için birkaç gurup gönderilir. Ama guruplar faaliyet yürütemezler. Bu guruplardan birinin sorumlusu olan Delil Doğan Ekim 198O'de jandarmayla giriştiği çatışmada şehit düşer. Ve hemen arkasından Abdullah şürekâsıyla birlikte anti-propagandaya başlar; "Delil devrimci amaçlar uğruna ölen birisi değildi, nişanlısı için ölmüştür" diyerek. Sonuçta gönderilen guruplar ya imha olur, ya yakalanır, ya da tekrar yurtdışına çıkarlar. 1980'nin Ocak ayında ülkede kalmış tüm kadro ve aktif sempatizanların hiç ara verilmeksizin yurtdışına çekilmesi kararlaştırılmıştı. Ama Konferansa kadar bu çekilme işlemi çeşitli bahanelerle sürüncemede bırakıldı. Hududu geçiş zorlukları öne sürülerek hazırlanmış birçok gurup huduttan tekrar geldikleri yerlere gönderilmiştir. Bu kargaşa içinde Pazarcık'ta Mehmet Kılıç, Adıyaman'da Gazi ….. gizlice öldürülmüşlerdir. Bu öldürme olaylarına kadrolardan tepki geldiği için yer yer sahip çıkılmamış, yer yer de sessiz kalınmıştır. 1.KONFERANS İşte böylesi bir anda konferans yapıldı. Konferansta dört bölge temsil edilmiştir. Katılanlardan diğerleri sempatizanlardı. Konferans öncesi MK toplantısı yapılamadı. Ama MK üyeleri arasında üçer dörder kişilik guruplar halinde yapılan tartışmalarda "Kürdistan Devriminin Yolu- Manifesto” broşürünün aynı isim altında değiştirilmesi yönünde getirilen önerilere Abdullah sert ve tehditvari karşı çıkarak “Manifestonun reddi PKK'nin feshidir, mümkün değildir" diyerek karşı koymuştur. Fakat değiştirilmesi yönünde ısrarlı davranılınca "bu broşür bir dönemin belgesidir, ancak Kongre tartışabilir, reddedebilir, bunu Kongreye bırakalım” diyerek az da olsa geri adım atmıştır. PKK’nin geçmişi ile ilgili eleştirileri hiç kabul etmemesine karşın Politik Rapor’a geçmişle ilgili bazı eleştirilerin yerleştirilmesine sonuçta razı oldu. Ama Politik Rapor'u okuyanlar bilir ki birer paragraflar halinde verilen sözüm ona özeleştirilerde dahi sonuçta kıvırtma vardır. Yani PKK'nin yaptığı çirkeflikler, devrimci, yurtsever parti ve örgütlere yüklemektedir. Ayrıca sosyalist sisteme, SSCB'ye ilişkin Manifesto (KDY) da yer alan görüşleri yadsıyacak biçimde Politik Rapor'da ve Konferans sonuç bildirisinde bazı düşüncelere yer verildi. Konferanstan önce olduğu gibi, sonrasında da MK toplanamadı. Herhangi bir alt birimin inşasına gidilemedi. İşte göklere çıkarılan konferansın ol hikâyesi de böyledir. Ama buna rağmen muhalif olan birçok arkadaş az da olsa geçmişe iğne batırılması karşısında gelecekten ümitkar olabildiler. Daha sonra anlaşılacaktır ki; Abdullah ve şürekâsının bazı ideolojik-teorik konularda tavizkar oluşu, parti içi sorunlara sabredişi kendilerince saptadıkları bir geçiş dönemini aşmak için başvurdukları bir taktiktir. KONFERANS VE KONGRE ARASI; İÇE VE DIŞA YÖNELİK PROVOKASYONLAR: Abdullah Öcalan ve şürekâsı 1981’in Temmuz’undan sonra içe ve dışa yönelik provokasyonlarına hız verdiler. Parti içi tartışmaları engellemek için bireyleri tek tek PKK'ye bağlı kılma (aynen böyle diyorlardı, ne anlama geliyorsa) iddiası altında geliştirdikleri provokatörce taktiklerle kadro ve sempatizanları birbirine düşürdüler. Kadro ve sempatizanlardan birbirinden habersiz birbirleri aleyhinde yazılar alma ve daha sonra bunları yine taraflara karşı kullanma en fazla baş¬vurdukları yöntemlerden biriydi. Görüşme, düşüncelerini alma adına odalarına çağırdıkları bir kadro veya sempatizana diğer biri aleyhinde "ajan olma, ihtimali var, elimize bazı belgeler geçirdik. Dikkatli olun, takip edin ve bizi sürekli bilgilendiren vb." biçiminde konuşurlar. Hemen arkasından bu şekilde aleyhinde konuşulan Kadro çağrılarak bu kez de bir önceki kadro hakkında "onun ülke içindeki faaliyetlerinden şüpheleniyoruz, rahatsız, küçük burjuva ve gereksiz. Hakkında deliler topluyoruz. Şimdilik idare ediyoruz vb." derler. Ayrıca eğitim ve herhangi bir görev için yola çıkarılacak guruplarda yine bunlar ve bunlara benzer taktikleri daha incelikle, daha bir sabırla uyguladılar. Gurupların sorumlularına yardımcıları, yardımcılarına sorumluları, gurup üyelerine de sorumluları ve yardımcıları aleyhinde yukarıda belirttiğimiz türden konuşmalar yaparlar. Ve daha sonra da sıra gurupların üyelerine gelir. Bu tür yöntemleri çok çeşitli olduğundan sıralamakla bitiremeyiz. En çirkef, en aşağılık örgütlenmelerde dahi kullanılması olanaklı olmayan yöntemler PKK'de kullanılmıştır. Böylece kadro ve sempatizanlar arasında güven denilen olguyu kaldırarak "Parti Birliği”ni korumayı amaçladılar. Öyle eften-püften parti birliğini değil, "Proletarya Partisinin Birliği”ni korumaya çalıştılar. Özellikle kamplarda devrimci ideolojik-teorik eğitim adına yapınlar ise daha bir ilginçtir. Yöntem; olayları, sorunları çok yönlü araştırma ve kavrama olanağından yoksun kılma, beyinleri dumura uğratma ve son tahlilde düşünmekten alıkoymadır. Eğitim sistemi "silah, ölüm, kan; hain, ajan-provokatör" bunlar ve bunlara benzer kelimeler üzerine inşa edilmiştir. Burjuva tarih mantığıyla Kürdistan tarihinden girilir, yukarıdaki kelimelerden oluşan cümlelerle genişletilir, "sosyal-şoven ve burjuva milliyetçi" dedikleri güçlere kin kusma andıyla sonuçlanır. Eğitim adına yapılan her bir toplantı, yani aşamalı bir nevi zikirdir. Kamplarda parti disiplini adına 3-4 kişinin yan yana gelmesi, bayanlarla erkeklerin bir arada oturup konuşması yasak. 'Marksist-Leninist klasikler yasak, roman, dergi, gazete okumak, radyo ve müzik dinlemek, eğer şehirdeyseler televizyon seyretmek veya sinemaya gitmek yasak. Bu yasaklar furyasına kamuflaj da hazır; bunlar boşa zaman geçirmeymiş, burjuva yaşam tarzıymış. Hele hele sol parti ve örgütlerin kitap, gazete ve bildirilerini okumak suçların en büyüğüdür. Özellikle bayanlar üzerinde devrimci ahlak adına her türlü gerici yöntem uygulanmıştır. Kampın veya evin bir odasında gün boyu dışarı çıkmamacasına içerde kalmak zorunda bırakılmışlar, kampların ve evlerin tüm temizlik ve mutfak işlerinden sorumlu kılınmışlardır. Almak istedikleri her türlü ihtiyaçlarını liste halinde Abdullah'a ve Abbas'a sunmaları “örgütsel kural" haline getirilmiştir. Listelere yazılanlar çok çok acil olsa da "küçük burjuva ihtiyaçlardır" yaftasıyla çoğunluğu alınmaz. Kamplarda herkes ayda bir vermek zorunda olduğu raporda günlük yaşantısı biryana artık klasikleşmiş olan tarihe yer verme başta olmak üzere, dünya, Ortadoğu, Kürdistan ve "PKK'nin İlerlemeleri" hakkındaki görüşlerini belirtir. Bu konularda gazete ve kitaplarda sergilenen görüşlerin dışına çıkmak yasaktır. Çünkü PKK geçmişi, bugünü ve geleceği “tahlil" etmiştir. Ayrıca bu raporlarda herkes bir ilke olarak birlikte kaldığı arkadaşlarının eleştirisine ve kendi özeleştirisine yer verir. Eğer raporun sonunda bunlara değinilmemişse o rapor kabul edilmez ve o kişi de suç işlemiş sayıldığından derhal kara listeye alınır. Arkadaşlarını eleştirme ve özeleştiride bulunma öyle basitçe de geçiştirilmemeli, yani buyrulan biçimiyle "sınıf temel”ine inilmeli, bir diğer deyişle "küçük burjuva", zayıf, gereksiz denmelidir. Merkez ise bu raporlara cevap verme gereksinimi duymaz. Zaten hiçbir kadro buna Şahit olmamıştır. Birde kısa aralıklarla kişilere veya guruplara araştırmaları ve yazıya geçirmeleri için bazı konular dağıtılır. Yönetim bunun nedenini de şöyle izah eder; "hiç kimse boş durmamalı, kimseye partiyi eleştirme fırsatı verilmemeli” Daha sonra Abdullah ve yamakları kendilerine sadık bildikleri toplulukta bu rapor ve yazılardan paragraflar ve cümleler okuyarak dalga geçip bol bol gülerler. Günlük en önemli eğlencelerinden biride budur. Ama bunlar yapılırken şu da unutulmaz; belirlenen çerçevenin dışında biri görüş getirmişse ismi tasfiyeciler listesine geçilir. Ama öte yandan da raporların ve yazıların sahipleri şehit olduklarında hiç tereddütsüz "kahraman, önder" ilân edilirler. Bunlarda yeterli görülmeyip parti adına yayınlanan her bir kitaptan 40-50 soruyu kapsayan listeler hazırlanarak cevaplandırılması için kadro ve sempatizanlara dağıtılır. Bu sorulara verilecek yanıtların merkezin isteği doğrultusunda olması şarttır. Zaten vermek zorunda oldukları yanıtlar soruların içindedir. Ayrıca her 2-3 ayda bir kadro ve sempatizanlardan sayfalar dolusu özgeçmişler alınır. Tabi bunlar yapılırken geçmiş tümü ile inkâr edilmeli PKK’ye geldikten sonra Kürtlüğün fark edildiği söylenmelidir. Kadro ve sempatizanları bunaltma, birbirine düşman etme yöntemler sadece bunlarla sınırlı değildir. En fazla kullandıkları yöntemlerden bir diğeri de bölgeler arası çelişkiler yaratmaktır: Diyarbakır'ı Dersim’e, Antep'i Urfa'ya, Maraş'ı Antep’e ve hemen hemen tüm bölgeleri birbirine düşman etmeye çalıştılar. Diyarbakırlılara “Dersimliler haindir, Kemalist’tir”, Dersimlilere "Diyarbakırlılar ilkeldir, koftur, burjuva milliyet kişiliğinden etkilenmişlerdir”, “Antepliler Kürt değildir, Türk’türler”, "Maraşlılar küçük burjuvadır, kaypaktır", “Mardinliler ovalıdır, uysaldır”, vb. Bizans saray oyunlarını aratmayacak böylesi hareket tarzının da katkısıyla örgüt içi sorunlar daha da kızışınca, bu sefer de kadro ve sempatizanların dikkatlerini başka noktalara çekmek için provokasyonlarına yeni bir düzey kazandırdılar. Bunları da şu şekilde sıralayabiliriz;… Devam edecek…