Anasayfa | Dosya Haber | Kesire, Abdullah'ı İçin Ne Demişti? (3.Bölüm)

Kesire, Abdullah'ı İçin Ne Demişti? (3.Bölüm)

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image

3.Kongre sürecinde yeterince üzerine gidecek zaman, olanak ve malzeme bulamadığı, ya da planını adım adım uygulama tutumunun bir sonucu olarak üzerine gitmeyi ertelediği önde gelen, hareketi yönetecek düzeydeki kadroların büyük çoğunluğunu bu dönemde pratiğe adım bile atmalarına olanak tanımadan, tamamen kendi uydurması sudan gerekçelerle veya bizzat kendisinin verdiği kararlar ve başlattığı uygulamalara dayanarak orta yolcu, tasfiyeci, düşkün yada ajan olarak ilan etti...




Kürdistan’da hafıza kaybına izin vermeyeceğiz...

Tarih bilinci geçmişe dair güçlü bir hafızayı gerektiriyor. Bu nedenle, tarih bilincinden yoksun bırakılan halkların gerçek anlamda özgürleşemeyeceğini çok iyi bilen Sömürgeci güçler, Kürdistan halkını hafızasız bırakmak için bu güne kadar her türlü yalana-yönteme başvurdu. Sömürgeciler yetersiz kaldıklarında ise, aynı işlevi görecek olan ve büyütüp besledikleri taşeron örgütlerini devreye soktular…

PKK de Sömürgecilerin kesintisiz uyguladığı “geçmişi unutturma” yöntemini Kürdistan’da uygulayarak hafızasız bir toplum yaratmaya çalıştı. Piyasaya sürüldüğü ilk günden itibaren toplumsal dinamikleri tahrip etmek ve yurtsever potansiyeli devlete peşkeş çekmek için, devlet tarafından  kendisine yükletilen misyonun tüm gereklerini yerine getirdi.

Özgür Bireyler Topluluğu olarak, hafızaları geri getirmek ve tarih bilincinin gelişmesine katkı sağlamak için çok önemli orjinal  ve "sahibinin dilinden"  olan belgeleri halkımızla paylaşmaya devam edeceğiz.

Amacımız; hem dün yaşananları unutturmamak, hem de Öcalan ile suç ortaklığı yapıp konuşmayanların “ipler koptuktan sonra” piyasada “deşifre uzmanı” kesilerek halkı yeniden kandırmalarına izin vermemektir.

Dolayısıyla, PKK-DB ( Partiyi Korumak ve Direnişi Yükseltmek için Devrimci Birlik) adına 1 Ekim 1988 tarihinde Kesire Öcalan ve Av. Hüseyin Yıldırım tarafından yapılan kamuoyu açıklamasını siz Nasname okuyucuları ile paylaşıyoruz.

Nasname

---------------------------------------------------------------------------------------------------

Üçüncü Bölüm:

Biz her şeyden önce ve temel olarak Parti Çizgisinin 3.Kongrede inkâr ve tasfiye edilmeye, yerine dayatılan Kongre çizgisi ile Parti ve hareketimizin teslimiyet ihanet yoluna sokulmaya çalışıldığını ve bununda bizzat Partinin "resmi önderliği" olarak geçinen A.Öcalan tarafından yapıldığını söylüyoruz. 3.Kongreden sonra geçen iki yıllık sürede yaşanan gelişmeler ifade ettiğimiz bu belirlemeleri bir iddia olmaktan çıkarmış, hızla sonuçlandırılmaya çalışılan çok yıkıcı ve tasfiyeci bir girişim olduğunu kanıtlarıyla ortaya koymuştur.


Bu Gelişmelerin 1986 yılından önce bu denli belirginlik gösterememesinin yanı sıra, yeterince açığa çıkarılıp tavır alınamamasının da nedenleri ayrıca ayrıntılarıyla ele alınıp değerlendirilmek zorundadır. Ancak burada ana hatlarıyla da olsa buna değinmek gerekmektedir.


Günümüzde vardığı boyutlarıyla bir arada ele alındığında tüm gelişmeler, Partimiz ve hareketimize dayatılan bu tasfiyeci ihanetin daha başından beri planlanmış süreçlere ve gelişmelere göre adım adım dayatılan çok sinsi ve aynı zaman da çok sistemli ve kararlı bir girişim olduğunu ortaya koymaktadır. Kendisini, Kürdistan Devrimcilerinin Marksizm’e-Leninizm’e ve Kürdistan devrimine duyduğu büyük inancın ardına gizleyen; onların bilinç ve birikimlerini devrimci eylem ruhunu ve büyük fedakar çalışmalarını, planlarının kapsamını genişletmek ve tüm Kürdistan'a yaymak için kullanan; önder kadroların devrimci bildiği tarafından benimsenerek ortaya konan devrimin perspektifleri, Kürdistan halkının özlem ve taleplerini ve Kürdistan Devrimcilerinin inanç, öngörü, tespit ve beklentilerini sözle savunan fakat O’nun pratiğini gerektirdiği biçimde örgütleyip yönetmeye yanaşmayan; kendi rolünü ideolojik ve siyasal önderlikle sınırlayıp pratiğin yükünü kadroların sırtına yıkan; ama hemen bununla yan yana Genel sekreterlik sıfatıyla elinde tuttuğu örgütsel önderlik silahını, devrimci pratiğe müdahale için en akıl almaz alanlara ve ayrıntılara kadar kullanıp, örgütsel faaliyet inisiyatif ve eylem olanaklarını tümden ortadan kaldıran; MK’si başta olmak üzere sorumlu yönetim organları ve örgüt birimlerinin oluşturulmasını sürekli engelleyerek, en bayağı bir "şeflik" sistemini, fiili olarak adım adım yerleştiren ve 1986'ya gelindiğinde bunu önemli oranda sağlamış olan bu girişim, bu aşamada elde ettiği sonuçlara bakarak ve önündeki engelleri önemli oranda ortadan kaldırıp, etkisini kırdığına inanarak kendisini açığa vurmuş ve geri kalan yapı üzerinde de bunu hızla uygulayarak planını, kendisi için en uygun bulduğu bir aşamada sonuçlandırmaya çalışmıştır.


Bu aşama, Kürdistan ulusal ve toplumsal kurtuluş devriminin, onun önder kadro ve savaşçılarının ve tüm taraftar kitlemizin canı-kanı ve muazzam fedakârlıkları pahasına yarattığı değerler zemininde dev gibi gelişmeler kaydederek TC ve gerisindeki emperyalizmi şaşkına çevirdiği; kendisini uluslararası arenaya yansıtarak dünya ilerici-devrimci kamuoyunun saygınlık ve desteğini kazanmaya başladığını, Kürdistan halkının, bu zeminde yaratılan devrimci önderlik etrafında hızla kenetlenmeye yöneldiği, kısaca ülkemizin tam anlamıyla Vietnamlaşmaya başladığı bir aşamadır.  Siyasal gelişmeler bakımından varılan gelişmeler bunlardır. Ama bunu yaratmak için ödenen bedel çok ağır olmuştur. 


1980’lerde örgütsel-pratik keşmekeş içinde hazırlıksız ve şaşkın biçimde kendi kaderiyle baş başa bırakılan hareketimizin, bu durumundan düşman alabildiğine yararlanıp üzerine ezici darbelerle yürümüş, önder kadro ve savaşçılarıyla aktif kitlesinin önemli bölümünü ya katletmiş ya da zindanlara doldurmuştur. 15 Ağustos Atılımının yaratıldığı ve geliştirildiği 1983/1986 yıllarında çok önemli kazanımlar ortaya çıkarılmış, ama bu dönem, gelişen devrimle birlikte büyüyen ve çözüm isteyen sorunlar yanında, hareketin en nitelikli ve yetkin kadrolarının bir bölümünün yine bizzat bu tasfiyeci önderliğin örgütlenme ve mücadeleyi sürekli köstekleyen, üstünkörü, çelişkili yönetim, karar ve uygulamalarının bir sonucu olarak yitirilmesini de beraberinde getirmiştir.

İleri düzeyde yetkin kadrolar için tamamen bir tuzak olarak planlandığı daha sonra açıkça anlaşılan ve pratiğin olumsuz yükünü onların omuzlarına yıkmak için bir araç olarak kullanılan "Pratik Önderlik", "Pratik Merkez" ile "ideolojik-politik önderlik" ayrımı ilk kez bu dönemde özenle ortaya konmuştur. Hareketin bu dönemden başlayarak gelişimi ve tarihi hep bu temelde değerlendirilip biçimlendirilmeye çalışılmıştır.


1986'da "resmi tasfiyeciliğin" dayatıldığı aşamaya gelindiğinde harekete ve mücadeleye sahip çıkma durumundaki, onu örgütleyip yönetme yeteneğine sahip belli bir kadro kitlesi, büyük bir pratiğin sorunlarıyla baş başa bırakılıp, adım adım en ağır suçlamalar altında yıpratılmaya, bunaltılmaya ve provoke edilmeye çalışılmaktaydı. Onların sahip çıkamaz hale getirildiği emeklerinin, akıttıkları kan ve alın terlerinin ürünü olan değerler ve başarılar ise, tasfiyeci şefçe el konulup kendisine mal edilmekteydi. Söz konusu gerekçeleri hiçbir zaman düşünmemiş ve hesaplamamış; hangi düzeyde bulunursa bulunsun ortak bir özellik olarak kendisini hep devrimin bir sıra neferi olarak görüp önderlik sorumluluğunu ve hareketin genelini kapsayan görevlerini ihmal etmiş kadroların içine düştüğü şaşkınlık ve hazırlıksızlıktan yararlanan bu tasfiyeci unsur[Abdullah Öcalan], ortamın amaçlarına elverişli hale geldiğine inanarak, 1986 yılı başından itibaren çok pervasız bir pratik sergilemeye baladı. Onun çok sinsice, bilinçlice ve planlıca kadroları sürüklediği bu ortam ve ruh hali, ona son saldırıyı başlatması için durumun elverişli hale geldiğini gösteriyor ve güç veriyordu.


1986 resmi tasfiyecilik girişimi işte böylesi bir zamanda harekete dayatılmıştır. Gerçeği bu boyutlarda düşünmeyen, göremeyen ve değerlendiremeyen kadroların içinde bulunduğu yetmezliklerden yararlanarak, onları kendi pratiklerinin muhasebesine gömüp bunaltarak, daha fazlasını görme, anlama, hesaplama ve sormalarına olanak vermeyen bu hain unsur[Abdullah Öcalan], girişimini açıklamadan önce görünürdeki MK üyelerinin tümünü ya tutuklayarak ya da soruşturmaya alarak ölüm tehdidi altında tutmuş; ileri gelen kadro kesiminin tümünü aynı yöntemlerle fiziki ya da siyasi imhaya uğratmış; yine onların şahsında hareketin tüm kitlesi üzerinde tam bir pasifikasyon ve tarafsızlaştırma uygulamasına girişmiştir. İşte tüm bunlardan sonra, devrimci pratiğimizin çoğu bizzat kendi müdahale, talimat ve uygulamalarının ürünü olan hiç bir olumsuzluk ve yetersizliğine sahip çıkmayan, kendi bireysel faaliyet raporunu ve özeleştirisini vermeye yanaşmayan bu hain; bir dizi açıklamalarda bulanarak Parti Çizgisi yerine "yaşasın 3.Kongre Çizgisi" "Kongre Çizgisine Ulaşmak İçin İleri" şiarları atmaya başlamıştır. İçinde bulunulan ortamda ileri düzeydeki bilinçli ve tecrübeli kadrolar yaşadıkları durumdan ötürü gidişatın olumsuzluğunu ve tehlikelerini sezdikleri, gördükleri halde; yeni kadrolar ise bilinç düzeyleri ve tecrübelerindeki yetersizliklerinden ötürü ne olup bittiğini tam anlayamadıkları için tasfiyeci önderliğin amaçlarına uygun karar ve uygulamalarını resmileştirip, gündeme sokması önlenememiştir.


O ortamda yeterince görülüp anlaşılamayan veya önlenemeyen tasfiyeci yönelimin genel niteliği ve hedefleri 3.Kongrenin hemen ardından biçimlendirilen pratik karar ve uygulamalarla kendini hızla dışa vurmuştur.


Bu arada şu gerçeğe de dikkat çekmek istiyoruz. Bu unsur; pratiğine karşı çıkan her yönelimi bastırmak için kullandığı "Süleymancılık/Semircilik" suçlamasını bize de yamamaya çalışmıştır. Biz bunu sinsi bir çarpıtma ve alçakça bir karalama olarak görüyor ve ret ediyoruz. Aksine kendisi tüm yönelimlerinde bu girişimden alabildiğine yararlanmıştır.

Bu tasfiyeci ancak, 1996'da o zamana kadar faaliyetin başında fiilen yürümüş, adına MK. üyesi denmesine rağmen hiçbir zaman kendileriyle kolektif bir biçimde çalışmadığı, her birini bir büro memuru ve fonksiyoner olarak yönettiği kadroları ağır suçlamalar ve çoğu uydurma iddialarla tasfiye ettikten sonra, 3.Kongrede şekillenmesine bizzat ön ayak olduğu ve resmen seçimleri de gerçekleşmiş olan yeni MK'ni de Kongreden hemen sonra aynı, yöntemlerle hızla tasfiyeye yöneldi ve bunu bir yıl gibi bir sürede önemli oranda tamamladı. 3.Kongre sürecinde yeterince üzerine gidecek zaman, olanak ve malzeme bulamadığı, ya da planını adım adım uygulama tutumunun bir sonucu olarak üzerine gitmeyi ertelediği önde gelen, hareketi yönetecek düzeydeki kadroların büyük çoğunluğunu bu dönemde pratiğe adım bile atmalarına olanak tanımadan, tamamen kendi uydurması sudan gerekçelerle veya bizzat kendisinin verdiği kararlar ve başlattığı uygulamalara dayanarak orta yolcu, tasfiyeci, düşkün yada ajan olarak ilan etti. Bunların bir kısmını komplocu yöntemlerle katletti, bir kısmını da aylar süren tutuklama ve sürgünlerde bitirmeye çalıştı. Bütün bunların aynen bu tarzda gerçekleşmiş olduğu, kendi konuşmaları, talimat ve kararlarıyla belgelidir. Biz önümüzdeki süreçte, en uygun biçimler altında onun tüm bu uygulamalarının kendi belgelerine ve somut kanıtlara dayanan bir tablosu ve bilançosunu da partimizin, kitlemizin ve devrimci demokratik kamuoyunun önüne sereceğiz…

Bu gelişmeler tasfiyeci önderliğin dayatmalarıyla sokulduğu bir süreçte Örgütsel-pratik yaşamımızın tanık olduğu somut güncel gerçeklerdir. Tasfiyeci Önderlik bunun nedenini de kanıtını da Türk sömürgeci basınına verdiği röportajdaki ifadeleriyle açık bir biçimde ortaya koymuştur. M.A. Birand'ın "Neden bir yıl önce değil de şimdi konuştunuz?" sorusuna, açıkça örgüt içi engellemeler-den bahsederek "Yapıyı buna hazırlaması gerektiği, tüm tedbirleri almış olduğu için yönelimlerinin artık fazla bir sorun yaratmayacağı" türünden karşılıklar vermiştir...

 

Devam edecek...

Yorumlar (1 gönderildi):

Muzaffer Saglam .. 09 Jun, 2010 12:38:33
avatar
Eger Kurdistan tarihine birazcik'da olsa genelde yani her dort parcasin'da verilmis olan ozgurluk mucadelesine bakacak olursaniz, diye bilirim'ki dusman; Kurdistan'in her dort parcasinda'ki gelismis olan ulusal ozgurluk mucadeleleri ve hareketleri icerisine kendi ozel adamlarini mutlaka bu ulusal ozgurluk hareketleri icerisine yerlestirmistir ve boylecene'de Kurdistanin ozgurlugu icin verilen o onursal ulusal mucadeleyi'de boylecene zaman zamanda ulusal hareketi kendi oz amacin'dan da bazen saptirarak baska bir yone cekmeyi basarmistir. Tabiki ben bura'da su konuya ozen gostererek buna deginmekte yarar buluyorum. Yani demek istedigim; diye bilirim'ki Kurdistan'in guney parcasin'da ki ulusal mucadelenin icine somurgeci guc her ne kadar bunu bazen gerceklestirmiste olsa, fakat gereken basariya ulasamamistir, iste bunun sonusun'da da boylecene guney Kurdistan Kurdistan'in kahraman pesmergeleri'nin vermis oldugu onursal ulusal savas sonucunda ozgurlugune kavusmus oldu. Bu varolan gercegi artik hic kimse inkar edemez, bu varolan bir gercektir, bunun boyle olduguna'da diye bilirim'ki hem butun dunya inanmaktadir ve hemde Kurdistan'da ki halkimizin genelide bunun boyle olduguna inanmaktadir.
Iste burada sozkonusu olan kuzey Kurdistanla ilgili oldugu icin bu konuya deginmekte yarar vardir kanisindayim.
Eger biz simdi kuzey Kurdistanda'ki ulusal mucadele'nin PKK donemiyle baslamis oldugu donemine birazcik'da olsa bakacak olursak PKK'nin olusumu, yapilanmasi, orgutlenmesi, mucadele anlayisi tamamen o gecmisli yilar'dan baslamak uzere bugune kadar nerde ise diye bilirim'ki hemen-hemen hepsi kuzey Kurdistan'da o donemde gelismekte olan ulusdal hareketi esasin'dan, amacin'dan saptirmakti, gelisen ulusal mucadeleyi'de tahrip etmekti. Iste derin-devlet bunuda PKK'nin icine ozel olarak yerlestirmis oldugu ozel adamlari araciligiyla bunu gerceklestirmis oldu. Simdi PKK'nin kurulusun'dan bugune kadar Kurd halki'nin onursal ozgurluk mucadelesi icin yillarca bu hareketin saflarin'da olupta varolan gercekleri anlatan isimleri sayilmayacak kadar yiginca ilerici, yurtsever Kurd insanlari vardir. Kanimca bunlarin kimler oldugunun ve bunlarin isimini'de teker-teker'de kanimca hicde yazmaga, soylemege gerek yoktur. Zaten bunlar bilinen gerceklerdir, bunun icin eger bizim degisik Kurd sitelerine bakacak olursaniz bu varolan butun gercekleri daha yakin'dan da gore bilirsiniz. Zaten bu gercekleri anlatanlarin hemen-hemen hepside diye bilirim'ki kendi halki'nin ozgurluk mucadelesi icin yillarca bu mucadele saflarin'da yer almislardir ve de bu onursal mucadele icinde mucadele etmislerdir. Iste zaman-zaman degisik zamanlar'da PKK'nin degisik saflarin'da yeralmis olanlar o gecmisli yillar'da varolan butun gercekleri hem kamuoyuna ve hemde halkina anlatmaga calismaktadirlar.
Simdi varolan bu gercekleri bizim degisik Kurd sitelerin'den hem Turkce diliyle ve hemde bizim Kurdce'nin degisik lehceleriylen'de varolan bu gercekleri ogrene bilirsiniz.
Burada ben burada bununla ilgili olarak su konuya deginmekte yarar goruyorum.
Iste yukarida bahsetmis oldugum bizim Kurd sitelerinden bir tanesi'de avesta dir. Benim bu site ile kendi oz Kurdce dilim kurmanci lehcesiyle cok iyi iliskilerim vardir, zaman-zaman yorumlarimi buraya yaziyorum. Eger Kurdce'nin kurmanci lehcesini okuyup anlayip ve de yorumluya bilirseniz bununla ilgili avesta'nin iki degerli yazari'nin bir zamanlar'da PKK saflarin'da uzun bir sure kalmis olan Osman Ocaln ile yapmis olduklari cok onemli ve acik bir roportaji vardir. Eger bunu okursaniz inanin'ki daha once basta nasname olmak uzere bizim degisik Kurd sitelerinde PKK hakkin'da yapilmis olan butun gercekleri Osman Ocalan cok iyi anlatmaktadir. Ozellikle'de PKK'nin icinde ergenekon'un ne kadar guclu oldugunu ve PKK'yi nasil yonlendirdigini'de cok detayli bir sekilde anlatmaktadir. Iste bura'da basta Qandil olmak uzere PKK'nin guclu oldugu ve de degisik faaliyetler'de ki durumunu cok carpici bir sekilde aciklamaktadir. Iste buradabasta Qandildekilerin bir kismi'nin tamamen dogrudan-dogruya ergenekona bagli oldugunu soylemektedir. Bunun basini'da Mustafa Karasu'nun cektigini anlatmaktadir. Tabiki onu devamlan'da diger baskalari'da varda o bunun icin isim vermiyopr, fakat Mustafa Karasu'nunh o bolgeye nasil getirildigini ve Diyarbakir zindanin'da oncelikle nasil ozel olarak erken tahliye edildigine'de deginmektedir. Tabki eger bu konuda zamanla yillarca PKK saflarin'da kalmis olan degerli insanlar, okurlar, yorumcular'da eger bu konuda aciklamalarda bulunurlarsa kanimca cok yararli olur. Gerci nasname zaman-zaman bu konuya detayli bir sekilde deginmektedir. Iste burada artik PKK'nin gelmisi-gecmisi hakkin'da boylecene yine bazi onemli aciklamalarla gercege ulasmis oluyorsunuz.
Avesta sitesine soyle ulasa bilirsiniz; www.avestakurd.net
Ayni zaman'da da hem nasname ve hemde bizim degisik baska Kurd sitelerine'de soyelecene'de ulasa bilirsiniz.
Oncelikle; www.nefel.com, daha sonra buranin en sonundaki link kismina basarsiniz iste o zaman hem nasnameye ve hemde bizim daha degisik Kurd sitelerine ulasmis olursunuz.

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu: