Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: Aygan: Öcalan'a Korumalık Yaptım! Aygan: Öcalan'a Korumalık Yaptım! ================================================================================ Nasname - : on 31 May, 2010 04:06:00 ÇAPRAZ ATEŞ 6. Bölüm 1982 deki İsrail-Lübnan savaşı dolayısıyla Lübnan-Filistin sahasını terk etmek zorunda kalan birçok PKK militanı Avrupa’nın değişik ülkelerine gitmek zorunda kalmıştı. Bu militanlardan, Ali Ömürcan’ın kardeşi Salman Ömürcan (Kasım, Kürdo Salman) da Yunanistan'a geldi. Beraberinde getirdiği örgütsel dokümanları, yeni yayınları bize seminer şeklinde okuyup anlattı. Böylece, son gelişmelerden haberdar olmuştuk. Kendisi Yunanistan’a sorumlu tayin edilmişti. Fakat diğer örgütlerle görüşmelere ve basın toplantılarına beni temsilci olarak gönderiyordu. Kendisi daima perde gerisinden gelişmeleri yönlendiriyordu. Bu arada bir gün PKK’nın Avrupa sorumlularından Çetin Güngör (Semir) yanındaki bir şahısla Lavrion`a gelip bizimle görüştü. Siyah bir Mercedes marka araba ile gelmişlerdi. Çetin Güngör'ü ilk ve son kez o zaman görmüştüm. Lavrion mülteci kampında kaldığım sürede, siyasi iltica başvurum, Yunanistan makamlarınca iki aylık bir süre de kabul edilmişti. Pasaport müracaatımı yapınca, bu isteğim de kabul edilip tarafıma, dört Avrupa ülkesine vizesiz gitme hakkı olan bir pasaport verilmişti. Ailemle bağım kopmuştu. Sadece bir kez; Almanya’da firarda bulunan arkadaşım O.Kocaoğlu vasıtasıyla aileme mektup ve fotoğraf gönderip sağ olduğumu bildirmiştim. Ailem benim akıbetimden habersizdi. Eşimden sitem dolu bir mektup aldım. Haziran ayında bir kızımızın dünyaya geldiğini, adını benim vasiyet ettiğim gibi, Leyla Kasım isminden dolayı, Leyla koyduklarını vs. yazmışlardı. Bir daha doğduğum topraklara eş, dost ve aileme kavuşup kavuşamayacağımı bilemiyordum. Yeni doğan ilk çocuğumuz olan Leyla kızımı görüp göremeyeceğimi bilmiyordum. Mevcut siyasi ve hukuki durumumu, memleketin başında bulunan Kenan Evren Askeri Faşist cuntasını hatırladıkça, bir daha memleketimi ve sevdiklerimi görmeyi imkânsız bir şey olarak düşünüyordum. Kamp tarafından karşılanmasına rağmen, sigara, elbise, ayakkabı ve günlük bazı diğer masraflar için paraya ihtiyacımız vardı. Bazen limandaki gemilerde yük boşaltma-yükleme işi bulunca, ucuz bir ücretle gidip çalışıyorduk. Boya-badana işinden anladığım için, Lavrion kasabasında iş aradım. İlk başta; Çocuk yasta Türkiye`den, Tarsus civarından 1924'de gerçekleşen; değiş-tokuş esnasında Yunanistan`a getirilen yaşlı bir Yunanlının evini boyadım. Bu yaşlı adam halen Türkçe kelimeler biliyordu. Ve Tarsus`tan Yunanistan`a gemilerle getiriliş hikâyesini anlatıyordu. Bu ihtiyarların hiç çocuğu yoktu. Bunların evini boyayınca, komşuları da evlerini bana boyatmak üzere sıraya girdiler. Hem çevredeki diğer, Yunanlı boyacılardan daha ucuza, hem de daha iyi boyuyordum. O esnada aynı sokakta bulunan dört evi boyamıştım. İyi para kazanmıştım. Fakat bu parayı sadece kendi ihtiyaçlarım için kullanamazdım. Çünkü Örgüte tabiiydik. Daha sonra çalışarak kazanmış olduğum bu parayla, Salman Ömürcan ve Kemal Yıldırım adlı arkadaşları Fransa’ya yolladık. Ben ve Muşlu Mehmet adındaki arkadaşım da Abdullah Öcalan’ın isteği üzerine uçakla Suriye’nin başkenti Şam’a gittik. Yunanistan’da kaldığım sürede; katıldığım en büyük Cunta karşıtı eylem; 12 Eylül Askeri darbesinin ikinci yıldönümünde, Atina’da gerçekleştirdiğimiz yürüyüş idi. Bu protesto yürüyüşüne; orada bulunan Türkiyeli ve Kürdistanlı siyasi örgüt taraftarlarının yanı sıra, bazı Yunanlı sol hareket mensupları da dâhil olmuşlardı. Biz Türkiye’nin Atina başkonsolosluğunun bulunduğu caddede yürüyüş yaparken, Türkiye’nin Atina Askeri ataşesi Baha Tüzün Albay ve başka bir yarbay sivil kıyafetlerle, hepimizi gizlice kameraya alıyorlardı. Bunu fark eden Yunanlı solcular durumu bize bildirdiler. Yürüyüşteki öfkeli kalabalık, bu şahısların üzerine hücum edip linç girişiminde bulundu. Yürüyüş tertip komitesinde ben de görevliydim. Linç girişimini engellemek için ben ve diğer görevliler caba sarf ettik fakat nafile. Türk ataşesini yere yatırmış ve herkes eline ne geçirirse onunla rastgele vuruyorlardı. O sırada kalabalığı adeta yararcasına iri yarı bir adam gelip yerde baygın vaziyette yatan Baha Tüzün albayı kucaklayıp hızla oradan uzaklaştı. Sonra arabayla hastaneye kaldırıldığını ve koma halinde olduğunu basından öğrenmiştik. 13 Eylül 1982 günü Atina Üniversitesinin toplantı salonunda bir basın toplantısı düzenledik. Toplantıya; PKK’yi temsilen ben, Dev-Yol örgütünden Adıyamanlı Şehmus ve TKP-ML örgütünden de bir temsilci katılmıştı. Basın toplantısına hepimiz sadece gözlerimiz görünecek şekilde, yüzümüz maskeli olarak katılmıştık. Salonda Türk gazeteciler de vardı. Gazetecilerin bir sorusu da; Türk askeri ataşesini niçin linç girişiminde bulunduğumuza dairdi. Biz; bu kişilerin bizi yurtdışında mülteci iken dahi rahat bırakmadıklarını, yürüyüşe katılanların fotoğrafla tespitini yapıp Türkiye`de ailelerimize baskı uygulayacaklarından endişe ettiğimizden dolayı bu tepkiyi verdiğimizi açıkladık. Bir gün sonra Türkiye de yayınlanan Hürriyet gazetesi başta olmak üzere, birçok gazete; "Erkekseniz yüzünüzü açın" şeklinde manşet attılar. Gazeteci Uğur Mumcu bile, yazdığı makalede bizim için; "Çerkez Ethem artıkları" tabirini kullanıyordu. Türk basınının, özellikle Hürriyet Gazetesi’nin bu tavrıyla kimin safında olduğunu gösteriyordu. Kenan Evren Cuntasını alkışlıyorlardı. 1982 yılının sonbahar mevsimi başında, Salman Ömürcan ve Kemal Yıldırım adlı arkadaşımızı Fransa’ya yolcu ettik. Biletlerini boyacılıktan kazandığım parayla almıştık. Bir süre sonra ben ve Muşlu Mehmet arkadaşım, örgüt liderimizin isteği üzerine, Atina’dan Şam`a uçakla gittik. Şam havaalanında bir süre bekledikten sonra, Tercüman Veli ve Tercüman Sait (Ethem Akcan) gelip bizi hava alanından alıp, Meze semtindeki örgüt evine götürdüler. Ben bu evde kaldım. Fakat yanımda gelen Mehmet’i başka bir mahallede bulunan bir örgüt evine götürdüler. Bir iki gün sonra liderimiz Abdullah Öcalan kaldığım eve gelerek hoş geldin etti ve memleketteki ailesini ve akrabaları sordu. Kardeşi Mehmet Öcalan’ın devamlı olarak askerler tarafından gözaltına alınıp işkenceye tabii tutulduğunu söyledim. Bu haber karşısında kahkahalarla güldü. "Tabii ya O da görsün biraz" dedi. Bu davranış ve sözleri beklemediğimden olacak ki, şaşırdım. Liderimiz Abdullah Öcalan'ın evi ile benim kaldığım evin arasında bir iki sokak vardı. Arasıra bizim kaldığımız eve gelir sonra giderdi. Bazen de sabahları, beni ve Hüseyin Sariçiçek`i (Orhan) yanına koruma olarak alıp, uzun bir yürüyüş turuna çıkardı. Bir gün bu yürüyüş esnasında bana; askerlik ve askeri istihbarat hakkında bazı sorular sormuştu, daha doğrusu, kendisi bir şeyler söylüyor ben de sadece onaylıyordum. Hâlbuki askerden firar etmeme rağmen o güne kadar askeri istihbarat hakkında bir bilgim olmamıştı. A.Öcalan’ın bu gibi konuları o zamanlar niçin kurcaladığını yıllar sonra da anlamış değilim. Ara sıra, liderimizle birlikte kırmızı Mercedes’e biner mahalle arasındaki toprak sahada futbol oynardık. İçimizden hiç kimse Öcalan’a karşı rakip takımda oynamak istemiyordu. Kendisi topu ayağına aldığı zaman hiç birimiz ayağından topu kurtarmaya cesaret edemiyorduk. Meze’deki örgüt evinde, Cemil Bayık, Kesire Öcalan, Ethem Akcan, Elif adında bir bayan arkadaş ve Hüseyin Sariçiçek (Orhan) kalıyorduk. Ara sıra; TKEP-Emeğin Birliği örgütünün lideri, Haydar kod-Teslim Töre’de genç hanımını alıp bize misafirliğe gelirdi. Abdullah Öcalan’ın kaldığı evde ise, bazen Hüseyin Sariçiçek, Kesire, Saadet, Azime ve birkaç bayan arkadaş kalıyorlardı. Uzun Ahmet (Ahmet Aktaş) ise liderimizin özel şoförü olduğu için o da ara sıra bu evde kalıyordu. Tarihini tam olarak hatırlamıyorum bir gün, liderimiz A.Öcalan, Halil Ataç (Ebubekir), Cemil Bayık (Cuma), Haydar Altun (Kara Ömer) ve ben arabayla Şam’ın 10-15 km kuzeydoğusunda bulunan bir Filistin Eğitim kampına götürüldük. Buradaki büyük bir boş binaya yerleştirildik. Bizlerden başka; Türkiyeli Devrimci örgüt liderlerinden, TKP`den Mihri Belli, Dev-Yol’dan Taner Akçam, TKEP`ten Teslim Töre ve SVP, Kurtuluş vb. örgütlerden de lider ve temsilciler oradaydı."Faşizme Karşı Birleşik Direniş Cephesi"nin toplantısı için orada bulunuyorduk… Devam Edecek…