Anasayfa | Dosya Haber | Devlet Merkezli PKK-HIZBULLAH Terörü Meclis’te Tartışıldı (3)

Devlet Merkezli PKK-HIZBULLAH Terörü Meclis’te Tartışıldı (3)

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image

12 Eylül Darbecileri, PKK eliyle de darbeyi hazırlayan olayları organize ettikleri halde, darbeciler hakkında hazırlanan iddianamede Kürd Bölgesindeki gelişmelerden bahsedilmemesi de dikkat çekici bir olaydır...










Sayın İbrahim Güçlü, 'Meclis İnsan Hakları Komisyonu’nun “terörden dolayı yaşam haklarının ihlalini araştıran” alt komisyonda düşüncelerini paylaştı. Meclis çatısı altında yer alan ve devletçi basınında görülen Kürd "aydın" ve politikacılarının ezik, yaranmacı ve devletin işgalci/sömürgeci zihniyetine dokunmama hassasiyetinin(!) aksine Güçlü, Kürdi, Kürdistani, onurlu ve kararlı bir duruş sergileyerek alışılagelmiş "ezik Kürd duruşuna" karşın, olması gereken tutumun ne olduğunu açıkça gösterdi. Yıllardır "Kürdler adına" politika yaptığını iddia eden milletvekillerinin bütün meclis konuşmaları toplansa, Sayın Güçlü'nün verdiği Kürdistani mesaj kadar doyurucu bir içeriğe sahip değildir.

Özgür Bireyler Topluluğu olarak Sayın İbrahim Güçlü'yü kararlı ve Kürdistani duruşundan dolayı kutlarken, bu duruşun tüm Kürd politik aktörlerince örnek alınmasını bekliyoruz. Sayın Güçlü'nün düşüncelerini içeren yazıyı, bölümler halinde okuyucularımızla paylaşacağız.
 
Haber/Yorum
------------------------------------
 
PKK’NIN İÇ MUHALEFETİNİ VE KÜRD LİDERLERİ YOKETME STRATEJİSİ… 
 
PKK, daha parti olmadan önce, kendi dışındaki Kürd Örgütlerini düşman görme stratejisinden dolayı, ortadan kaldırmayı hedef haline getirdi. Bunun için de, bütün Kürd örgütlerine pervasız saldırılar içine girdi. Kürd örgütlerini yok etmek için de, liderlerinden işe başlamanın daha etkin ve başarı sağlayacağını saptayarak hareket etti. Bu strateji devletin izleyip de beceremeyeceği ve güçler dengesi itibariyle kolaylıkla başvuramayacağı bir stratejiydi. Bu stratejinin, kendisine Kürd yurtseveri diyen bir gücün daha rahat yapması, devlet için daha ekonomik ve risksiz bir olaydı.

PKK, kendi içinde hiçbir muhalefete izin vermedi. PKK’nın kendi içindeki muhalefeti yok etmesi için yaptıklarını saptamak için, Selim Çürükkaya başta olmak üzere PKK’dan ayrılan PKK kurucusu, yöneticisi, üyelerinin anlattıklarına ve yazdıklarına bakmak yeterlidir. Bunların sayısı binlerle ifade edilmektedir.

PKK bu strateji gereği, bütün Kürd örgütlerine eşi zamanlı olarak saldırdı. Öncelikle saldırdığı Kürd örgütlerinden biri KAWA oldu. Kawa’nın liderlerinden Ferit Uzun’u 22 Kasım 1978 yılında Siverek’te silahlı bir suikast sonucu katletti. Bu eylemini gizledi. Çünkü Ferit Uzun, hem 12 Mart’ta DDKO’dan dolayı yargılanan ve ceza alan, hapishanedeki direnmesinden dolayı yurtsever hareket üzerinde etkisi olan, halk içindeki çalışmalarından dolayı sevilen Kürd liderlerinden biriydi. Hem de bir örgüte ve Birodirêj aşiretine tabiydi. Ferit Uzun’un bu konumu, halk güçleri arasında, aşiretler, Kawa ile Bucaklar arasında çatışma yaratmaya elverişli bir konumdu. Bu nedenle de Ferit Uzun’un Bucaklar tarafından katledildiğini ileri sürdü. 

Daha sonra, PKK’den ayrılanlar ve 12 Mart sorgulamalarından itiraf eden PKK’liler, Ferit Uzun’un PKK tarafından öldürüldüğünü ve bunun Kürd liderlerini öldürme stratejisinin bir parçası olduğunu açıkladılar.

Kawa örgütünde Ferit Uzun dışında başka yurtseverleri de katlettiler.

PKK, Kawa ile birlikte Özgürlük Yolu, DDKD, Rizgarî, Beş Parçacılar, KUK ve Têkoşîn’e karşı saldırı düzenledi.

Özgürlük Yolu ve DDKD’den yurtseverleri katletti. Rizgarî’de yaralamalar oldu. Beş Parçacılar denilen Kürd yurtsever Grubu tümden yok etti. KUK ve Têkoşîn'e karşı tam anlamıyla bir savaş açtı. Têkoşîn geniş bir kitleye sahip olmadığı için, PKK’nin saldırısı sonucu savaşın boyutları fazla genişlemedi. Ama Têkoşîn Örgütü PKK’nın saldırısı sonucu çok değerli yöneticilerini ve üyelerini kaybettiler. KUK’la olan savaş, her iki grubun kitle tabanının geniş olmasından dolayı sınırları ve çapı geniş olan tam bir savaş oldu. Bu savaşta, yüzlerce sıradan Kürd ve Kurt yurtseveri katledildi.

PKK, Kürd örgütlerine karşı savaşırken, Kürd yurtseverlerini katlederken, Türk sosyalist muhalefetine karşı olan görevini de ihmal etmiyordu. PKK, Türk sosyalistlerinin Kürdistan’da örgütlenme hakkına sahip olmadığı stratejisini ileri sürerek, Türk sosyalist örgütlerinin yöneticilerini ve üyelerini de katletti.

PKK’nın bu yaptığını, devlet bu rahatlıkla, ekonomik ve risksiz yapabilir miydi?
 
PKK’nın bu yaptıklarıyla, devletin politikalarının ve stratejisinin bir bütünlük içinde olduğunu ileri sürmek objektif bir olay değil midir?

HİLVAN, SİVEREK, BATMAN, NUSAYBİN’DEKİ İÇ SAVAŞ: DEVLETİN ZAMANSIZ BİR AYAKLANMA YARATMA PLÂNININ DEVAMI…
 
Devletin, Kürd ulusal hareketini bastırma ve halk güçlerini dağıtma/tasfiye etmek için izlediği stratejilerden biri, zamansız ve hazırlanmadan önce provokasyonla hareketi ortaya çıkarmadır. 

1974 yılından sonra Kürd ulusal hareketinin sağlıklı gelişimi, farklı mücadele biçimleriyle ulusal hareketin geliştirilmeye çalışılması, silahlı mücadelenin öne alınmaması, devletin kolaylıkla provoke edemeyeceği ve zamansız başkaldırıyı yaratamayacağı ve bu nedenle de müdahale edemeyeceği bir durum söz konusu idi. 

PKK, devletin yapmak isteyip de sağlıklı gelişmeden dolayı yapmadığını yaptı. Bir grup olarak ortaya çıktığı günden itibaren, bütün mücadele biçimlerini ret ederek, silahlı mücadeleyi tek mücadele biçimi olarak benimsedi. Bu stratejisi gereği de, kendisine göre alanlar bulmaya çalıştı. Hilvan ve Siverek dar ve devletin de istediği bir iç savaş alanları olarak seçildiler.

Hilvan’da bir aşirete dayanarak (Tüysüzler), başka bir aşirete (Süleymanlara) savaş açtı. Devletin ve sistemin Kürdistan’da yarattığı çelişkileri ve çatışmaları derinleştirdi. Halk güçleri arasında çatışma ve düşmanlık yaratarak, devletin kendi planlarını daha rahat uygulama alanı bulmasına önayak oldu. Hilvan’da yüzlerce Kürd insanı katledildi. Bu alanda, PKK dışındaki Kürd yurtseverleri tasfiye edildi.

Siverek, Kürd yurtsever Hareketi ve Sol Muhalefet açısından 1960’tan sonra önemli yerlerden biriydi. TİP, Siverek’ten bir milletvekili çıkaracak kadar güçlüydü. DDKO ve KDP taraftarlarının yoğun olduğu bir alandı. 12 Mart’taki kitlesel tutuklama ve yargılamalara rağmen, sindirilemeyen bir yerdi. 1974’ten sonra Kürdistan’da yurtsever hareketin kitlesel bir karakter kazandığı, on binlerce insanla devletin sömürgeci, ekonomik, sosyal baskılarını protesto eden bir alan; DKDK, Rizgarî-Ala Rıizgarî ve Kawa’nın, TİKKO’nun örgütlü olduğu; DDKD’nın büyük bir gücünün olduğu Kürdistan ilçelerinden biriydi. 

Siverek aynı zamanda aydını ve okumuşu çok olan bir ilçeydi. Siverek Kürdistan hareketi için lider yetiştirmiş bir alandı. Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi Başkanı Faik Bucak, Siverek’in Bucak Aşiretine tabi bir avukattı. M. Remzi Bucak’ta Siverek’in tanınmış, parlamentoda Kürd sorununu savunmuş, zorunlu olarak ABD’ye gidip yerleşmiş ve ABD’de olduğu zaman İnönü’ye Kürd sorununun eyalet ve federasyon sistemi içinde çözümlenmesi için mektup yazan bir Kürd aydınıydı. Ferit Uzun ve Necmettin Büyükkaya da katledilen Siverekli iki liderdir.

PKK, Siverek’te, devletin, halk güçlerini ve Kürd Yurtsever Hareketini dağıtma stratejisine, Mehmet Bucak’ı teslim almak ve öldürmek provakasyon eylemiyle ön ayak oldu. Mehmet Bucak’a saldırıldığı günden itibaren, Kürd Yurtsever güçlerine karşı saldırılar düzenlendi. O provakasyonda sonra, PKK örgütlü olmadığı halde, Siverek açısından çaplı denilecek bir savaşı örgütledi. Kim olduğu belirsiz kişiler PKK tarafından Siverek’e getirilerek, çatışmalar, halk güçlerini ve Kürd yurtsever hareketini tasfiye savaşı sürdürüldü. Aşiretler bu çatışmada, çıkarlarına göre konumlandılar. Kırwar ve İzol Aşireti PKK’nın yanında yer aldı. 

Hilvan’da ve Siverek’te bu çatışmalar ve iç savaş sonucu büyük bir göç başladı. Siverek’in nüfusu çatışmalar başladığı zaman 60.000 idi, 12 Eylül 1980de çatışmaların ve iç savaşın garip bir biçimde son bulduğu koşullarda, 29.000’e düştü.

Devlet, Siverek’te bir taşla birkaç kuş vurdu. Bir yanda gizli düşman gördüğü aşiret güç odaklarını dağıttı, onlar arasında düşmanlığı derinleştirdi; onları yeniden teslim aldı. Bucaklar aşiretinin Sedat Bucak kesiminin tümüyle devlet yanında olması, devletin bu başarılı ve PKK eliyle sürdürülen politikasının bir ürünüdür. Diğer yandan da Kürd yurtsever hareketini tasfiye etti.

DDKO yargılamaları sırasında hazırlanan, daha önce ve sonra hazırlanan devlet raporlarında da, devlet işbirliği içinde olan aşiretlerin, ağaların, beylerin, şeyhlerin güvenilir müttefik olmadığı, onların da devlet düşmanı olarak nitelendirildiği bilinmektedir.

Halka ve Kürd Yurtsever Güçlerine karşı savaş yürüten PKK, 12 Eylül askeri darbesinden sonra ise, devlete karşı bir savaş açmadı. Savaşa hazır olan PKK, savaşmayı tabu haline getiren PKK, Kürdleri öldürmede pervasız olan PKK, Devlete karşı savaşmayı düşünmedi, alanları terk etti. Oysa PKK açısında doğal olanı, eğer iç savaşı ve alanlarda çatışmaları geliştirme amaç ise, Kürdistan’ın bağımsızlığı ve özgürlüğü ise, doğal olanı 12 Eylül’de Askeri Darbeye ve Sömürgeci Faşist diktatörlüğe karşı da savaşma kararı alması gerekirdi. Bu kararı almadı.

PKK’nın bu tutumu ve 12 Eylül’den sonra alanları boşatması, Devletin politikalarına altlık olması, devletin politikalarını sürdürdüğünün ifadesi bakımından üzerinde durulması gereken önemli bir konu olduğunun altını çiziyorum.

Ayrıca, PKK’nın iç savaş yarattığı alanlarda, derin devletin seyirci kaldığını, askerin bu kırsal alanlarda duruma gereğince müdahale etmediğini Demirel ve Urfalı Bakanı Mustafa Kılıç’ın açıklamaları da var. Bu da duruma farklı bir anlam yüklemektedir. 

PKK silahlı mücadele dışındaki bütün mücadele biçimlerini, bütün legal örgütlenme ve çalışma biçimlerini ret etmekle Devletin kurmak istediği tuzağa ön ayak oldu… PKK, grup olarak ortaya çıktığı andan itibaren, silahlı mücadele dışındaki tüm mücadele biçimlerine karşı çıktı. Bu karşı çıkışını, düşüncesini ifade etme kapsamının dışına taşıyarak, fiziki çatışma konusu yaptı.

Kürd ulusal hareketinin ve örgütlerinin, demokratik düzeyde kitlesel dernekleşmelerine, diğer tüm legal örgütlenme biçimlerine karşı çıktı, bu dernekleşmeleri, tüm legal örgütlenmeleri; legal olarak dergi ve dergi yayınlarını; yayınevlerini kurmayı, meslek örgütlerinde çalışmayı ve bu örgütlerin yönetimine gelmeyi; devlette memurluğunu, devletle işbirliği olarak ilan etti.

Bu anlayışı gereği de, derneklerde ve legal tüm çalışma alanlarında tahribatlar yaptı. Legal çalışma alanlarında ve dernek toplantılarında provokasyonlar ve çatışmalar yarattı. Bu provokasyon ve çatışma eylemleriyle, devlet güçlerinin müdahalesine yol açtı.

PKK’nın bu bakış açısı, ideolojik bir sol maceracılık ve sol çocukluk hastalığı içinde mütalaa edilen bir olay gibi de görülse de, onun ötesine geçen, devletin Kürd yurtsever güçlerini tek mücadele alanına sıkıştırma, o mücadele alanının da silahlı mücadele olması, bununla Kürdleri ve Kürd yurtsever hareketini kolaylıkla şiddetle, katliamlarla bastırma olanağını elde etmesi siyasetiyle bir örtüşme göstermektedir.

12 Eylül’den önce ve 1984 yılından sonra, PKK silahlı eylemlerinin sonuçları, öldürülen on binlerce Kürd, boşaltılan binlerce köy, Batı’ya göç eden milyonlarca Kürd, ileri sürdüğüm düşünceler ve tezler açısından önemli parametreler oluşturma durumundadır. 

PKK 12 EYLÜL’ÜN HAZIRLANMASINDA ÖNEMLİ BİR AKTÖR OLDU. AMA NE YAZIK Kİ 12 EYLÜL İDDİANEMESİNDE DEVLET DESTEKLİ PKK ELİYLE KÜRDDİSTAN’DA İŞLEYEN TOPLU ÖLÜMLERİN OLMAMASI DİKKAT ÇEKİCİ…
 
Devlet desteğiyle PKK’nın sürdürdüğü silahlı çatışma ve iç savaş stratejisi, 12 Eylül askeri Diktatörlüğün hazırlanmasında tek neden olmazsa da, bir neden oldu.

12 Eylül 1980 Darbesi’nden önce PKK’nın Kürdistan’da Kürd Örgütleriyle ve halk güçleriyle yarattığı çatışma, onlara karşı sürdürdüğü iç savaş, büyük bir can güvenliği sorunu ortaya çıkarmıştı. Kürd aileleri çocuklarının yaşamından her dakika ve her saniye için endişe duyar durumdaydılar.

12 Eylül’de asker açıkça yönetime müdahale edip yönetimi ele aldığı zaman, bu çatışmaların son bulması, halkı, istemeyerek de olsa 12 Eylül Askeri Darbesini destekler duruma getirdi ve halkı sevindirdi.

Kürd halkının kendi cellâtlarının açık yönetime el koymasında memnuniyet duyması olağan bir şey olabilir mi? Bu memnuniyet, PKK’nın yarattığı çaresizliğin bir ürünüydü. Bu memnuniyet, PKK’nın, devletin sürdüremediği politikaları, yapamadığını yaptığından dolayı ortaya çıktı. Halk iki kötü arasından, bir “iyi kötüyü” tercih etti.

Bu sonucun kendisi de, PKK’nın değerlendirilmesi açısından hayati bir parametre sunar durumdadır.

12 Eylül Darbecileri, PKK eliyle de darbeyi hazırlayan olayları organize ettikleri halde, darbeciler hakkında hazırlanan iddianamede Kürd Bölgesindeki gelişmelerden bahsedilmemesi de dikkat çekici bir olaydır.

KÜRDİSTAN’IN DİĞER PARÇALARINDA KÜRD ÖRGÜTLERİNE DÜŞMANLIK…
 
PKK, Kürdistan’ın diğer parçalarına açıldıktan, İran, Suriye, Irak devletleriyle işbirliği ve müttefik olduktan sonra da, Kuzey Kürdistan’da yaptıklarının aynısını Kürdistan’ın diğer parçalarında yaptı.

Kürdistan’ın diğer parçalarında da bütün Kürd örgütlerini düşman ilan etti, onlarla çatıştı ve savaştı. Kürdistan’ın diğer parçalarında kendi örgütlerini kurarak ve İran, Suriye ve Irak devletleriyle de uzlaşarak ve anlaşarak, Kürd örgütlerine karşı egemenlik ve hegemonya talebinde bulundu. Bugün de bu müdahale ve hegemonya taleplerinden vazgeçmiş değildir.

Güney Kürdistan’da PKK’nın Irak Komünist Partisi’nin üyelerini öldürmesi, KUK-SE’nin militanlarını katletmesi ilk gelişmeler oldu. Ondan sonra PKK, Irak KDP ve KYB ile kanlı ve trajedik çatışmalara girdi. Köyleri ve köprüleri bombaladı. Halen bu yaralar sarılmış değildir. 

Günümüzde de PKK, Güney Kürdistan’ın en büyük baş belası konumundadır. Buna ilişkin yığınla söylenecek şey var. Bugüne kadar ben de dâhil bir çok Kürd örgütü, aydını ve siyasetçisi yığınla şey yazdı. Bu konuyla ilgili tüm gerçekler, gün gibi ortadadır.

PKK, Güney Kürdistan’da kurduğu Kürdistan Demokratik Çözüm Partisi ile hegemonya savaşı siyasi olarak da sürdürmektedir. Güney Kürdistan’da halkı örgütlenme çabalarını legal ve illegal bir biçimde devam etmektedir.

PKK, yine bu aşamada bile Doğu ve Batı Kürdistan’da Kürd ulusal hareketinin gerçek dinamiklerine dayalı gelişmemesi, ulusal hareketin ve örgütlerinin tasfiye edilmesi için, kukla örgütler oluşturmuş durumdadır. Doğu Kürdistan’da PAJK, Batı Kürdistan’da Demokratik Çözüm Partisi bunun en somut göstergeleridir. 
 
Sonuç olarak, PKK, Kürd Halk ve Yurtsever Güçlerine karşı düşman bir örgütlenme olarak kuruldu. Devletin kendi eliyle gerçekleştirmek istediği, ama yapamadığı katletme ve Kürd yurtsever güçlerini yok etme eylemlerini, Kürd liderlerini ve siyasi kadrolarını yok etmeyi PKK eliyle yaptı.
 
PKK’NIN İNFAZLARINA BAZI ÖRNEKLER…


Devam Edecek…

Yorumlar (3 gönderildi):

Hamid Kizil .. 27 Jan, 2012 12:32:30
avatar
PKK YENILGIYI YASIYOR:
PKK yenilgiye dogru hizla ilerliyor.PKK kurmaylari simdi yenilgiyi tartisiyorlar.Sizce PKK niye yenildi. Bence okurlarinizla bunu tartismalisiniz. Selamlar...
mahmud .. 28 Jan, 2012 05:58:55
avatar
bence pkk de hizbullahta öz eleştiri yaparak kürd halkından üzür dilemeli ve artık kürdistan dışında bir gündemleri olmamalı
veli_can .. 28 Jan, 2012 09:44:40
avatar
merka ediyorum bu nasname kime hizmet ediyor butun kürtler hayın sadce nasname durst siz ne p.k.k gibi ne hizbullah gibi olamasınız burda oturup yazmak cok kolaydır buyur gelın kürdistan meydanlarına gelin işkence goren davası ugruna goren insanlar gibi sizde gelın sizide gorelım

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu: