Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: Ahlaksızlığa Hayır Dediler; "Kontra" Oldular! Ahlaksızlığa Hayır Dediler; "Kontra" Oldular! ================================================================================ Nasname - : on 24 Jan, 2012 02:01:00 16 Ocak 2012 Tarihinde, “PKK/KCK Yalan Söylüyor” başlıklı bir haber yayınladık. Bu haberi yapmamızın nedeni, Batı Kürdistan’da meydana gelen ve dört kişinin ölümüyle sonuçlanan olayın PKK tarafından çarpıtılmasıydı. Söz konusu olayda PKK, yurtsever olarak bilinen (ki bu aile uzun süre PKK’li olarak biliniyordu ve politik olmayan bazı çelişkiler üzerine ilişkileri bozulmuştu) Bedro ailesinden üç genci katletmiş ve babalarını da ağır yaralamıştı. Bedro ailesinin evine baskın yapan kişi Mahmut Muhammed (Xebat Derik) PKK’nin üst düzey bir komutanıydı ve olayda yaralanmış, daha sonra da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetmişti. PKK, Xebat Derik’i “kahraman” ilan ederken, Bedro ailesini de “kontra” olarak mahkûm etmeye ve çirkin eylem(ler)ine meşruiyet kazandırmaya çalıştı. Bu olayın önemi, şimdiye kadar katledilen binlerce Kürdistanlının benzer şekilde haksız bir ithamla karalanmasıdır. Biliyoruz ki binlerce insan, haraç vermediği, eleştirdiği veya sırf PKK kölesi olmak istemediği için katledilerek “hain”, “ajan” damgası yedi bu güne kadar. PKK’nin, Bedro ailesi ile olan ve politik olmayan çelişkisini gizlemek için “kontra” suçlamasına başvurması, bu olayda gerçek çelişkinin ortaya konulmasıyla birlikte PKK’nin çirkin yüzünün somut olarak belgelenmesi anlamına geliyor. Bu olayın aydınlanmasıyla birlikte bundan önce işlenen binlerce cinayetin nedenleri hakkında da herkesin “acaba” demeye ve PKK’yi sorgulamaya başlayacağını; bu sorgulamayla birlikte PKK’nin gerçek niteliğinin daha net görüleceğini düşünüyoruz. Bu olayın aydınlanması, PKK’nin yalanlarını ortaya çıkarmakla kalmayacak, PKK’nin katlettiği binlerce “hain”, “ajan”, “kontra” damgalı Kürdistanlının bu sıfatları hak etmediklerini ve farklı nedenlerle katledildiklerini de göstereceğinden, bu olayın üstüne gitmeyi insani ve Kürdistani bir sorumluluk olarak gördük/görüyoruz. BAAS Rejimi'nin hizmetkârlığını yapan PKK, sıkışan Esad’ı kurtarmak için birçok savaşçısını bu alana kaydırdı. Bir dönem bozulan (BAAS-PKK) ilişkiler yeniden kurulmakla kalmadı, PKK’nin Kürdler üzerinde her türlü baskıyı yapmasının da yasal zemini hazırlanmış oldu. Esad’a hizmet etmeyen her Kürd PKK’nin hedefidir; Suriye’de ve Batı Kürdistan’da. Mişel Temo’nun katledilmesi de ‘Esad karşıtlığı ve PKK’nin Esad karşıtlarına karşı üstlendiği lanetli misyon’ çerçevesinde gerçekleşti. PKK’nin, Bedro ailesini hedef almasının nedenleri çok eskilere dayanıyor. Bu çelişkinin 1991’e dayandığını “PKK/KCK Yalan Söylüyor" başlıklı yazımızda belirtmiştik. Bedro ailesinin “imha” edilmesi kararı yaklaşık yirmi yıl önce bizzat Öcalan tarafından alınmıştı. Aileyi (yakın zamana kadar) karşısına almayı göze alamayan PKK, bugün Esad Rejimi'nin verdiği sınırsız destekten aldığı cesaretle yirmi yıl önceki kararı hayata geçirmiştir. Dönem dönem Öcalan’ın ahlaki zafiyetlerine dikkat çekmemize karşın, bu zafiyetin yarattığı tahribatların boyutlarına ve yaşanan ahlaksızlıkların ayrıntılarına girme gereği duymadık. Ancak Bedro ailesine yönelik saldırıyla ilgili olarak PKK’nin “kontra” suçlaması ve bazı yayın organlarında çıkan (malk-mülk gibi) farklı gerekçeler, bize, olayın özünü açıklama sorumluluğu yükledi. Bedro ailesine yönelik saldırının nedenlerinin geçmişe (1991) dayandığını belirtmiştik. O dönemde ilişkilerin bozulmasındaki başlıca etken Öcalan’ın ahlaki zafiyetinin neden olduğu olaylar dizisidir. Kürd politik çevrelerinin çok iyi bildiği (Genel olarak Öcalan’ın ahlaksızlığı, özel olarak ta Bedro ailesiyle yaşanan olaydaki ahlaksızlık) bu olay, Bedro ailesinden bir bayanın PKK’ye katılması ve Öcalan’ın Şam’daki evinde (Hareminde) bir müddet kalmasıyla başlayan bir olaydır. Abdullah Bedro’nun kızı olan Kurdê Abdullah (Medya), Öcalan’ın ahlaksız talebine hayır dediği için aforoz edildi ve yargılanarak ölüme mahkûm edildi. Medya gibi birçok onurlu gerilla bu ahlaksızlığa direndiği için “hain”, “ajan” veya benzer bir suçlamayla katledildi bu güne kadar. Ancak Medya’nın ailesi, kaderine razı olan ailelerin aksine kızına sahip çıkarak, "olası bir infaz durumunda PKK’den hesap soracaklarını ve hedeflerinin de bizzat Öcalan olacağını" kararlı bir şekilde ortaya koydular. Bedro ailesinin bu kararlı duruşu infazın gerçekleşmesine izin vermedi ve kızları serbest bırakıldı. Bu olay Öcalan’ın teşhir edilmesini sağladı ve prestij kaybına neden oldu. Bu nedenle Öcalan, 1991’de "bu aile imha olmalıdır" talimatını vermişti. Güçlü bir çevreye sahip olan Bedro ailesine o zaman diş geçiremeyen PKK, Esad Rejimi'nden aldığı sonsuz destekle bugünün uygun olduğunu düşünerek harekete geçti ve 1991’de alınan “imha” kararını gerçekleştirdi. Bu olay, politika ile ilgili olan ve Suriye’den/Batı Kürdistan’dan haberdar olan herkesin malumudur. Ayrıca bu olay çok önceleri bazı yazarlar, araştırmacılar tarafından da yazıldı. Konuya dair ayrıntılı açıklamayı yapan kaynaklardan biri de “Derin Sol” kitabıdır. Hakkı Öznur tarafından 2004 tarihinde yazılan kitapta, Bedro ailesi ve kızlarının yaşadıkları olay ayrıntısıyla anlatılıyor: “Medya Suriye'nin Kamışlı kentinde oturur. Lise öğretmenidir. Gerçek adı Kürdi[Kurdê] Abdullah olup bölgenin ileri gelen aşiret reislerinden ABDULLAH BEDRO'nun kızıdır. 1986 yılında PKK örgütüne katılır. Bir süre Şam'da kaldıktan sonra Lübnan'daki Levi Kampı'na gönderilir. Burada siyasi ve askeri eğitimden geçirildikten sonra tekrar Apo tarafından 1987 yılında Şam'a çağrılır. Çeşitli yöntemlerle kandırılmaya çalışılır. Apo; "İstediğimi kabul etmen durumunda seni tüm Suriye Kürdistan’ındaki faaliyetlere sorumlu olarak atayacağım" der ve kendisini sevdiğini söyler. Medya'nın göstereceği tepkiyi ve o andaki atmosferi yumuşatmak için sosyalist ahlaktan dem vurarak kadın ve erkek arasındaki cinsel ilişkiler üzerinde konuşmaya başlar; "Dolayısıyla bu sosyalist ahlakın parti edebiyatına yerleştirilebilmesi için doğal olarak meseleyi kavrayan benim ve senin gibi insanlarla başlayıp adım adım ilerlemek gerekir" der. Medya'dan; "Ben buraya şerefim ve namusum için geldim. Halkımın namusunu korumak ve ona bekçilik yapmak için bu mücadeleyi veriyorum. Dolayısıyla hiçbir vaad karşılığında senin gibi namussuz, halkın namusuna göz diken ırz düşmanlarıyla namus ve şerefimi pazarlık konusu yapmayacağım" cevabını alır. Bu cevap üzerine saldırganlaşan Apo, Medya'ya tecavüz etmeye çalışır. Kadın bağırınca Apo tecavüzden vaz geçer ve onu Helvi Kampı'na gönderir. Mahsum Korkmaz Akademisi isimli kampa gelen Medya, grup grup dolaşarak olayı arkadaşlarına anlatır. Meseleyi duyan Apo, Medya'nın tutuklanmasını emreder. Ailevi durumu ve özel konumundan dolayı Apo, Medya'yı öldürtmeyi göze alamaz. Uzun soruşturmalardan sora kendisinden özeleştiri istenir. Medya, kimseye verilecek özeleştirisi olmadığını söyler. Bu biçimde uzun süre devam eden sorun, pazarlığa dönüşür. "Eğer meseleyi kapatıp kimseyle konuşmazsan ve söylenenleri yalanlarsan seni serbest bırakırım" denir ve Medya serbest bırakılarak Türkiye'ye gitmesi istenir. Kadın, Türkiye'ye gitmez ve Suriye'de kalarak gördüğü herkese Apo'nun ahlaksızlıklarını anlatır. Olay Suriye'de tam bir skandala dönüşür. 1991 kışında yakalanarak tekrar Mahsum Korkmaz Akademisi'ne getirilir. Devrim Mahkemesi'nce ölümle cezalandırılır. Medya'nın ailesi aşiret olarak toplanır ve infazın yapılması durumunda aşiretin PKK'ye karşı savaşacağını ve kızın intikamını da mutlaka Apo'yu vurarak alacaklarını söylerler. Apo çaresizlik içinde ölüm kararını iptal eder ve Medya'yı serbest bırakır. Medya, ailesinin yanına gelir ve ekip kurarak Apo ve PKK'nin teşhirini kapsayan bir faaliyet geliştirir. Bu olayın faturası Apo'ya ağır patlar ve Apo bunları susturmak için ailece imha kararı alır. Ancak bu imhayı bugüne kadar becerebilmiş değildir.” (Kaynak: Derin Sol 2.cilt, sahife; 1716-1717) Öcalan’ın sayısız ahlaksızlıklarından birinin neden olduğu ve dört insanın ölümüyle sonuçlanan olaya ”politik” bir görüntü veren PKK, utanmadan, sıkılmadan bir aileyi “kontra” ilan edebilmektedir. Bu ve benzer yüzlerce olay göz önüne alındığında, PKK tarafından sıkça kullanılan “hain” ve “kahraman” sıfatlarının adilce ve özüne uygun kullanılmadığını, tek kriterlerinin kendi pisliklerine boyun eğen ve eğmeyenler olduğunu bir kez daha gösteriyor. Bu nedenle, “hain”, ajan” gibi suçlamalardan korkmadan, Öcalan ve onun ahlaksızlığının bekçiliğini, borazanlığını yapanları teşhir etmek her namuslu Kürdün/Kürdistanlının görevi olmalıdır. Bu konuda bize "düzey", "seviye" dersi vermeye kalkışanlar/kalkışacak olanlar, ahlaksızlığa politik bir kılıf bularak her türlü ahlaksızlığı Kürdlere reva gören Öcalan'ı ve onun ahlaksızlık bekçilerini meşrulaştırdıklarını unutmamalıdırlar. Yaşamın her alanında olduğu gibi politik alanda da ahlaklı olmak, ahlaksızlığa hayır demekten geçiyor... Haber/Yorum