Elif Orhan
Elif Orhan : Xezal..
Birden bana seslendiğini duydum.
-“Heval …. Saçımi bağlar mısın?
Hemen yanına gelip ıslak saçlarını taradım. şevkatle, sevgiyle, incitmemeye çalışarak, tıpkı ninemin benim saçlarımı taradığı gibi saçlarını tarayıp bağladım. Bana yönelen bakışlara aldırmadım. Akşam koğuş toplantısında gözdeler ve yapay radikalciler beni topa tuttular; hiç umursamadım.
Elif Orhan : Babam...
“Ben buradayım, sen merak etme, yanlız değilsin, senin yanındayız“ demek istiyordun. Hücredeki arkadaşların dediğine göre aniden canlanmıştım, güzel, sahip çıkılan, şefkatli bir duyguydu, gururlanmıştım ve gözlerim dolmuştu. Sağol baba. Sağol. Seni düşünürken koltugunun altında ekmekle eve doğru gelişini, ya da kücükken bize şeker getirmeni hatırlıyorum. ...Elif Orhan : Dr Baran
„Seni gökyüzüne yollayan kendin olmadın ve biliyoruz ki, toprağa karışan bedeninden gözlerinle bakarken Dersim’e, yüreğinden dökülen cümlelerin en derin anlamında, seni unutmadık, unutturmak isteyenlere inat, mezarını ise DERSİM yaptık.“ ...Elif Orhan: Kardelen Çiçekleri!.
Bizim kavgamız eski ancak bir türlü kabuk bağlamıyan, ufacık dokunuşla kanıyan yaradır. Munzurların başında eksik olmıyan „mıj u duman“ gibidir. Ben de düstüm çocuksu hayallerimin peşine. Munzurlar da deli rüzgarların eşliğinden kaybettiğim sevdamı arıyorum. ...Elif Orhan : Zozan`ın Nişan Yüzükleri !
...Koğuşa geldiğimizde çantası ranzasının üzerinde duruyordu. Bir arkadaş hüzün ile çantasını açtı, bir kaç resim ve " Nişan yüzüklerinin " olduğu çanta da bir kaç parçada elbise vardı. Yönetime teslim edildi. Halbuki nişan yüzüğünü yanında hiç ayırmayacağını hep tekrarlardı. ...Elif Orhan : "ajan"(!)
Mahkeme de yargılanan ve ajanlık ile suçlanan kişiyi yargılamaya devam ettiler; önce onun konuştuğu Kurmancinin; Türkçenin ve ağır Kemalizmin etkisiyle Türkçeleşmiş oldugunu dayattılar. Kürtçe bilmediğini, bunun için de gayret göstermediğini , Kürtlükten uzaklaştığını belirtiler.... ...Elif Orhan : Unutmak istiyorum!
Günler sonrası bir görevden dönerken, onun bir grupla birlikte bulunduğumuz noktadan ayrıldığını gördüm. Elleri bağlıydı. Meraklı genc bir bayan arkadaş “nereye götürülüyor “ diye sorması üzerine, orada bulunan birlik komutanı, alayla gülerek “merkeze götürüldüğünü” söyledi. Akşam içtima sonrasında onun infaz edildiğini açıkladılar...Elif Orhan ; Munzur Munzur !..
“İnsanın en değerli şeyi kendi canı ve geleceğidir. Buraya gelen tüm arkadaşlar da bunu gelerek ispatlamıslar. Gerek günlük yaşam da, ve gerekse de savaş içinde bazı çatışmaların, kişilik sorunlarının olması doğaldır. Ben kendimi şerbet edip arkadaşlarıma içirirsem, onlara da örnek ve yardımcı olurum. Ortada hep bir doğru olur. Ancak, herkesin bu doğruya kendine göre bir yaklaşımı var. Bunun ismi de herkesin bir doğrusu vardır anlamı çıkıyor.Yani benim doğrum herkesin doğrusu olmayabilir"...Elif Orhan : Yüreğimizdesin !...
Diyelim ki Dersim,Munzurlar / Diyelim ki Xizir, koruyan, kanat geren / Diyelim ki günes, ay, yildizlar / Diyelim ki toprak,su, hava / Yaratan, yaratilan./ Diyelimki ana ve çocuk / Yasam ve ölüm / Diyelim ki sen / Sen bunlarin hep toplami oldun yüregim./ ...Burnuna Kan Kokusu Gelmisti!
Oğlunun arkadaşı anlatıyordu. “Bu yerden yatan yoz bayanı devlet hayır göndermedi. Ancak geldiği ortamımıza ayak uyduramadı. Yoz ilişki geliştirdi. Bir arkadaşımızı düşürmeye kalktığı için bizde onu yargılayıp hak ettiği cezayı verdik.” Yine anlamadığını belirten şüpheli gözlerle boş boş baktı. Oğlunun arkadaşı yine onu ikna edeceği şekilde anlatıyordu. Yine anlam veremedi. Sordu. “Yenimi gelmiş bu kız” deyince Oğlunun arkadaşı, “Hayır,11 yıldır burada, parti içindeydi. ..“ Ancak… Gerisini duymadı, duymak istemedi, kulakları uğuldadı. ...Kızıl Güller Açmış!
Yani bu, Apo’nun yapıya enjekte ettiği bir söylemdi. Hepimizin bilinç altına işlemişti, otomatige bağlanmış gibi çelişkiye düstügümüz ya da doğru bulmadığımız, ikileme düsünce arkasına sığındığımız ‚gerçeklik’ buydu. Onun hakim olduğu alanda kimin haddine olurdu ki eksiklerin stratejik önderlikten kaynaklandığını söylemek! Her şey iste mücadele için, „Özgür Kürdistan’i hele bir kuralim. Ve zaten önderlik her şeyi çözerdi. Bizim yerimize de düsünen biriydi. Oyle ya cok yoğun, bir de biz aymaz halimizle kendisinin sorunu olmuşuz! “ Yani hep aynı şöylemlerdi. Haklı olan oydu.Ve bu seruven boyle yasanacakti... Değişmez kural ve ilke buydu! Kabullenmiştik....Içimizdeki Çocuk !...
Gülmek hele içten, ta yürekten gülmek, kaygısızca kahkaha atmak ne güzeldir. Hele çocuk gülüşlerine hiç dayanamam, çocuk kahkahalarını isittiğimde gözlerim her defasından Dersimdeki köyümüzün harmanlığına gidiyor. Harmanlık evimizin arka tarafinda kalıyordu. Sanki bizim oyun alanımızdi, hiç oyuncağımız olmadı ve biz doğal, taşlarla, sopalardan edindiğimiz oyuncaklarla oynadık. ...Umut yolculuğu!..
“Üç arkadaşım şehit olmuştu, onların anısına çıktım ve tamamiyle intikamdi. Hevalim , dağlarda 15 yıl kaldim. İki kez yaralandım, hala aldığım yaraların ağrısını, zorluğunu yaşıyorum, ancak gördügün gibi sakat değilim. Benimkisi umut yolcuğuydu, lütfen böyle yaz.“ derken acı acı gülümsedi. Sonra iki eski yoldaş olarak sohbet ettik...İhanetin Kendisi Korkaktır !...
"Sen korkma cîgeramin ihanetin kendisi korkaktır. Yüreksizdir. Ödlektir. İhanet temizlikten, mertlikten, yiğitlikten, inançlı yüreklerden korkar. Kendisi yüreksizdir. İhanetin görünüşü korkunçtur, ibreti alemliktir, mostradır. İnsan değildir. Ancak insan kılığına girmiş insanlığın yüzkarasıdır. İhanetin cinsiyeti yok. İhanet çamurdur, lekedir.“...Herkes Eşit Olacakmış!...
...Derken, kendilerine „devrimci“ diyen bir grupla ilişkileri gelişti. O na neler anlatmıyordular ki? Herkes eşit olacakmış. Kimse kimseyi artık ezmiyecek, hele kız çocukları-öksüzler bile bu yeni düsüncede eşit olacaklarmış. Bu düsünceyi çok sevdi. Kendilerine „ Kürdistanlı Devrimcileri“ denilen grupla daha da samimi oldu. Kendisi Türk ve o güne kadar Kürdler hakkında fazla bir şey bilmiyordu, ta ki bu yatılı okula gelene kadar , „Kürd“ denilen sözcüğüde duymamıştı. ...Köprüleri Atmak!...
...Yürek ağrısı ve yaralarla orta yerde kalıyoruz. Burada gidilen yolda daha fazla batağa batmamak için, ihanetin oyuncağı olmamak için, uğruna bedeller ödediğimiz hayallerimize ters düşmemek için, yüreğimizin sesine kulaklarımızı tıkıyoruz, tıpkı ölüm sehpaşına çikanlar gibi, boynumuza ilmiği geçirip ayağımızın altındaki sehpaya tekmeyi vuruyoruz....Güneşi Emzirirdi Gözleriyle...
Merhaba Bir Dosta , bir Yoldaşa çağrımdır.. Sevgili Elif Orhan iznin olmadan bir yazını köşeme aldım.. "Günesi Emzirirdi gözlerin",şehit bir gerillaya , dünya güzeli bir kardeşe yazılmış bu içten satırları Nasname okurları ile paylaş istedim.. ve yine Nasname okurları ve tabii ailesi adına sana içten bir çağrımdır bu aynı zamanda..ben ve nasname okurları senin o güzel kaleminden damıttığın içten satırları sitemizde okumak isteriz..hadi al eline kalemi ve Merhaba de..bizde Serçavan diyelim..saygilar.. Necmi Aksoy....Hakkında
Öncekiler
