Cemil Demircan
Cemil Demircan: STOP!!! Sayın Ahmet Altan!
Gün geldi Apo’yu Mandela’ya benzettiniz. Gün geldi PKK’yi ETÖ’ye ilişkilendirip, karanlık güçlerin kışkırtmalarından söz ettiniz. Bu çıkarsamalarınızı da hep, PKK’den hareketle Kürd siyatiyle özdeşleştirdiniz. Aynı kulvarda savaşım veren Ali Bayramoğlu, Cengiz Çandar, Oral Çalışlar, Hasan Cemal, Gülay Göktürk, Dilek Yaraş, Ergun Babahan, Mahmut Övür, Ahmet Taşgetiren vb… meslektaşlarınız, Kürd siyasetine, ne sizin at-gözlüğünüzle baktılar, ne de, sizin her dokundurmada yaptığınız gibi, akıl hocalığına ...
C. Demircan: PKK ile bir kan davası mı?
Şu çok açıktır ki, halkımızın çıkarına olan siyasetlerin, taşıdığı isim ve etiketlerden çok, içerikleri önemlidir. Kuşkusuz, söylemde bulunanın gidişatı ve samimiyeti de bir o kadar belirleyici özelliktedir. Ancak, özne’nin durumundan hareketle, gündemleştirilen bir doğruya da, ‘hayır! Bu yanlıştır’ diyemez insan. Öcalan ve PKK’ye olan allerji, bu siyasi çizgiye ve örgütlerine oldum olası egemen olan tabucu, komplocu, tasfiyeci ve şiddete tapan maceracı mantıkla, İmralı döneminin getiridği Kemalizm tutkunluğu saplantıdandır. Yoksa bu, ne bir gangster savaşı ne de aşiretsel bir kan davasıdır... ...Cemil Demircan: Tabular yıkılmalıdır
Ülkemizde en örgütlü güç olan PKK/DTP, Türkiye’deki politik sürecin bu ovulasyon döneminde, Kürd halkının ulusal demokratik haklarını programlaştırıp madde madde hükumetle tartışacağına ve bunların çözümü için rasyonel projeler üreteceğine, tüm iradesini İmrali’ye havale etmiş ve varolan enerjisini de Apo’nun ya kaşıntılarıına ya da solunum sorunlarına indekslemiştir. Kürd halkının temel sorunları yerine, Öcalan'ın odasının büyüklüğünü stratejik bir hedef olarak saptamıştır....Nasname, kollektif bir çalışmanın ürünüdür.
Ama ne yazık, sizin de şahit olduğunuz gibi, platformumuzun düşünsel bazda en belirgin faktörü olan Berzan Boti arkadaşımız, ”ahlak, vicdan, doğruluk gibi değerler konusunda hiçbir ortak noktamız olmadığına inandığım Sayın Şükrü Gülmüş ile aynı platformda artık yer almayacağım” diyerek, bizden ayrılma kararı almıştır. Kişi olarak kararına sonsuz saygı duyuyorum. (...) Örgütsel, düşünsel ve siyasal bir topluluk olmadığımızdan dolayı da, ayrılma kararını doğru bulmuyorum. ...Onur Öymen yanlış birşey söylemedi ki.
Diyelim ki Onur Öymen özür diledi ve istifa etti. Yerine Kılıçdaroğlu mu gelecek? Öymen'i en çok alkışlayanlardan biri de Kılıçdaroğlu değil miydi? Ya da diyelim ki, yılların "sol"cusu Kamer Genç CHP'ye geçip, Öymen'in yerine geçti. Ne değişecek? Daha dün, "Dersim olaylarında Atatürk'ün günahı yok. Atatürk'ü kendi günahına set yapmasın. Atatürk'ün arkasına sığınmasın" demedi mi? O da kemalist değil mi?Oysa aynı gün Taha Akyol: "Kemalizm halka dayanan bir rejim değildi. Demokrasi değildi. Rejimin halka değil silaha dayandığını Kemalist Yakup Kadri de, Falih Rıfkı da söyledi" açıklamasını yapmıştı. Demek istediğim, sorun, Ali'nin yerine Veli'nin alınması değil, düşünce sisteminin, yani bu ırkçı ideolojinin devlete olan egemenliğine son verilmesidir. ...NasnameNEWS/Haber Yorum: Kürd halkı provoke ediliyor!
Bir yandan "AKParti'yi bitirme" ve "Kafes" gibi belgelerle komploları ve katliam planları açığa çıkarılan cuntacıların, sadece sıradan askerlerin değil, generallerin ve kuvvet komutanlarının da mahkemelere çıkarıldığı, tutuklandığı; öte yandan da açılımın tartışıldığı meclis oturumunda, CHP'li Onur Öymen'in Dersim katliamını çağrıştıran sözleri üzerine, Atatürk'ü de içine alan ve cumhuriyetin kanlı uygulamalarını sorgulayan ve Alevi kardeşlerimizi derinden etkileyip, onların CHP'ye tavır almalarını ve yeni alternatif arayışına başlamalarını sağlayan bu sıcak tartışmalı dönemde, Abdullah Öcalan'ın taşındığı cezaevi odasının küçüklüğü ve havalandırmasının gerekçe yapılarak, molotoflu eylemlere başlanılması, hiç te tesadüfi değildir....Nasname Türkçe Yayın Editöründen: DTP bu kafayla iflah olmaz!
Abdullah Öcalan'ın sağlık koşulları ve taşındığı yeni odasının eskisinden 17 santimetrekare daha küçük olması bahane edilerek, DTP'nin, çoğunluğunu çocuk ve "körpe" gençlerin oluşturduğu "protestocu" grupları sokaklara dökmesi düşündürücüdür. Kürdistan'ın her tarafında, Kürdlere, ne Türkiye ve ne de dünya kamuoyunda hiçbir yarar sağlamayan, bir kargaşa fitillenmiştir. Bu eylemlerinin Kürdlerin meşru olan ulusal demokratik haklarının dayatılmasına değil de, kişi kültüne bağlanması ve sokak şiddeti kullanılarak hedefe ulaşmak istenilmesi, Kürd ulusal hareketinin "vahşi" bir sıfat almasını sağlar ancak....Bay "Sosyalist"
Ben de, en az, sizin halkınızı sevdiğiniz kadar, halkımı seviyorum sayın "sosyalist" baylar. Hatta benim sevgim daha katıksız ve daha büyük. Çünkü siz, halkınızdan çok, postallıları ve darbecileri seviyorsunuz. Ama ben, kendisine dili, adı, müziği, tarihi ve tüm meşru hakları yasak edilmiş olan halkımı, bu mazlum ve ezilmiş haliyle sevdim. Siz sevginize karşı para, iş, ve yüksk mevkilerle taltif ediliyorsunuz; ben se, bu sevgim için, 1971 darbecileriniz tarafından zindanlara atılıp, işkenceler gördüm. Uğruna canımı vermeğe hazır olduğum halkım ve ülkemi terketmek zorunda kaldım 1980 darbecileriniz yüzünden. Körpecik gençlerse dağlara çıktı... Ne bir terör eylemine katılmış ve ne şidettin çözüm olduğuna inanmıştım. Silahım sözüm, inacım ve sevgimdi. Söz, inanç ve sevgi bile yasaklanmıştı paşalarınız tarafından. ...Bayramoğlu : Farklı Kürdler de var : Örneğin Nasname'den Cemil Demircan!..
Nasname adlı internet sitesinde Cemil Demircan imzalı ve 31 Ağustos tarihli önemli bir yazı yayınlandı. Şöyle diyordu: "Hükümet, adı ne olursa olsun, Kürt sorununun tartışılması ve bazı konularda çözüm bulunması için bir adım atmıştır. Kanın durdurulması, dilin üzerindeki yaptırımların ve kültürel etkinliklerin önünde duran engellerin, tamamen kaldırılmazsa da en azından hafifletilmesi yönünde bir yarar sağlıyorsa bu adım, biz Kürtler tarafından desteklenmesinin ne sakıncası var? ...Apocular, Kurd Sorunundaki İlerlemeye Kürtaj Yaptırmasın!
Bu dayatmacı devlet ideolojisi, değişik etnik köken ve değişik dini inançları olan insanların bu ülkede varlıkları inkar edilerek, kitlesel kıyımlara uğramasına, göç ettirilmesine, tutuklanmasına, işkence edilmesine ve öldürülmesine neden olmuştur. Yalnız bu da değil, sözü edilen "Türkiye Cumhuriyeti'nin bekası"kendi öz Türk ulusundan olan bireylerini de dönem dönem insani haklarından mahrum bırakmıştır. Ulus-devlet, uniter-devlet, tek millet, tek bayrak ve tek vatan kavramları, dillere pelesenk ettirilmiş, her değerin üstünde, en üst değer olarak hazmettirilmiştir. ...Piskopos Rêban El-qes: Ben Kurdistan'lıyım!
Mesud Barzani: "Bana göre, parlamentomuzdaki farklılıklar, yani aramızda ayrı görüşlerin, değişik düşüncelerin ve birden fazla dinin var olması, halkımızın daha da güçlenmesine kaynaklık etmektedir." Abdullah Öcalan: "Barzani ve Talabani hala İngilizlerin oyununa geliyor. 1920'lerde oynanan oyun yine oynanmak isteniyor. Biz oyunu bozmalıyız.... . Herkes savunma alanlarında biraraya gelmeli, bu şekilde demokratik bir Irak ve demokratik bir Ortadoğu için çalışmalı." ...C. Demircan: Asıp Öldürmek mi, Sevip Kucaklamak mı?
Türkiye'nin gündemi "Kürd açılımı"yla çalkalanıyor. Düne kadar, güneydeki Kürdlere "aşiret reisleri""hainler""naylon devlet" ve "Sözde Kürdistan bölge hükümeti" belirlemeleriyle yaklaşıp, "kırmızı çizgilerimiz" zar-zurtuyla tehdit savuranlar, bugün, iki cepheye ayrılmış ve bu söylemlerde ısrar eden taraf, kanın durdurulması için kendince birşeyler yapmağa çalışan tarafı da karşısına alarak, aynı nakarata devam ediyor: Hainler!...C. Demircan: Kürdistan'da Panik Yaratmayan Deprem
Yola çıkmadan birgün önce, Vildan Tanrıkulu arkadaşım telefon edip, duygularımı sorduydu. "Herhangi sıradan bir yolculuğa çıkar gibi gayet sakinim, öyle bir heyecan, coşku ya da duygu kabarması yok bende nedense" diye yanıtladıydım. Beni epey rahatsız etti bu tür yanıtlama sonradan. Neden herkes ülkemizin bu özgür parçasına giderken, duygu patlamalarına kapılıyor da, ben aynı şeyi yaşıyamıyorum? Benim ulusal duygularım o denli mi zayıf? Bir ilk olan bu yolculuğumun arifesinde, neden o denli sakin ve vurdumduymaz gibiyim? Ne oluyor bana?...Direnişlerin Yarattığı Lider: Mesut Barzani
Mesut Barzani'yi ne Uzak-Doğu'daki, ne Afrikadaki ve ne de Latin Amerika'daki herhangi bir ulusal kurtuluş liderine benzetmek istemiyorum. Niye ille de başkalarıyla kıyaslama yaparak, kendi özdeğerlerimize değer vermeğe çalışalım ki. O, Kürdistan'ın özgün, çetin koşullarının çocuğu olarak doğmuş ve bu cehennemi koşulların yarattığı bir lider olmuştur. İşte o kadar! ...Türk Basını'nın Riyakarlığı
Ben bunu, akşamki endişelerimde haklı olduğumu kanıtlayan bir delil havasıyla, O'na tercüme ederken, beni çok sakin bir şekilde dinleyen Berzan arkadaşım, sözümün bitmesiyle birlikte, yüzünde ışıldayan bir gülümsemeyle "İşte zaten ben bu adımı, bu ve buna benzer çarpıtmaların, kin tohumlarının ve nefretlerin son bulmasına ve halklarımız arasında gerçek kardeşliğin sağlanmasına katkısı olsun diye attım Cemil arkadaş!" dedi. Onun bu derya yüreğine gerçekten imrendim....Cemil Demircan: Sayın Talabani Sınırını Aşmıyor Mu?
Hem ülkemizin Güney parçasındaki Kürd yönetimin başkanı Sayın Mesud Barzani'nin dile getirmekten usanmadığı ve hem de halkımızın uğruna yıllardır kan döktüğü, bu doğal hakkın, Sayın Talabani tarafından ve aynı söyleşide "Ayrıca, Türkiye'de Türklerle Kürdler'in arasındaki ilişkiler öylesine iç içe girmiş durumda ki ayıramasınız. Bakın; İstanbul'a İzmir Antakya'ya. Kürdler her yerde. Belki İstanbul en büyük Kürd şehri... (gülerek) Bu ülkeyi nasıl böleceksiniz? Bu imkânsızdır." şeklinde komize edilmesi, gerçekten esef vericidir. O da biliyor ki, İstanbul'daki Kürdlerin oranı ne olursa olsun, o, yine bir Türk şehridir. Musul ve Bağdat'taki Kürd nüfusu çok daha mı azdı sanki? ..."Bu Apocu Bir Mantıktır"!
Eski bir PKK militanı şu korkunç itirafta bulunuyor: "Eskiden ben bu soruları sormazdım, canımın geleceğimin hiç bir değeri yoktu. Elimde keleş, manga komutanımın bize ilettiği eylem kararları ve şeklini uygulamak için, hiç sorgulamadan, önderliğin emri der, gözü kapalı zıplardım. Çok infaza tanık oldum çok! O zamanlar, o infazları hak ediyorlar diye karşılıyordum, hatta ben de birinin kafasına sıktım şarjörümdeki kurşunu... Suçu önderliği tartışmaktı. Önderliği kim tartışabilirdi ki? Unutamıyorum, kahretsin unutamıyorum. Şimdi iki çocuğum var, birinin adını Bager koydum, O kafasına kurşunu sıktığım yoldaşımın adıydı Bager, Amed'liydi." ...Kemalizm; Kürdün Sırtındaki Hançer
Bu idelojiyi, yani Atatürkçülüğü, bilimsel olup evrensel değerler taşıyan sosyalizm, liberalizm ve feminizm gibi kavramların payesine çıkarıp, pırıltılı hale getirmeğe çalışmak ve ona medhiyeler dizmek, sadece ve sadece bir komikliktir. Çünkü herşeyden önce evrensel ideolojiler ne zaman ve ne de mekan tanırlar. Barındırdıkları önerme ve fikirler bir ulusa özgü olup sadece o ulusun bireylerini değil de, herkesi, her toplumu ve her dönemi ilgilendirirler. Benim de komik bir duruma düşmemem için, bu komiklikten kastımın, Atatürkü ve Atatürkçülüğü övme rolüne, özellikle kürd siyasilerle yurtseverlerin soyunmalarıdır. Yoksa.... ...A.Öcalan'ı tanrılaştırmak!...
Kemalizmi öven, kürt isyanlarını yeren, Güney Kurdistan'daki oluşuma karşı çıkan bir ses, kürd halkının yararını çağrıştırmayan bir sestir. Kurdî bir ses değildir. Bizim bu politik çizgiyi eleştirme veya redetmemizin, ülkemiz için yaşamlarını feda eden dağdaki gerillalar ve şehid düşen insanlarımızla herhangi bir ilintisi yoktur. Gençliklerini yaşamayıp, canlarını bu halk ve bu ülke için feda eden bu insanlarımızın, yurtseverlillerinden hiçbirimizin zerre kadar kuşkusu yoktur. ...Cemil Demircan: Ulusal Çıkarlara Konsantre Olmak
Eloğlu devlet olduğu halde tırmanan olaylara karşı söyleyeceklerini sık eleyip dokurken, Nasname'mizin hemen şıp deyip , "Hiç Bir neden Bu Vahşeti Haklı Gösteremez" diye başlık atması ve giderek de " İsrail'in -Hamas'ı bitirmek- gerekçesiyle hava, kara ve denizden ölüm kustuğu" gibi, hem taraf olan ve hem de "Slahaddini Eyyubî'nin torunları" olarak acaba kime hizmet ediyoruz sorusunu çağrıştıracak bir haberi yayınlaması, beni çok düşündürdü. ...Hakkında
