Anasayfa | Yazarlar | Tolga Eren | Tolga'nin Özgeçmişi Yerine

Tolga'nin Özgeçmişi Yerine

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font

 İlk yazılarımda belirtmiştim. Benim babam ve dedem emekli subaydır. Ben bu camiayı çok iyi tanırım. Bu yüzden söyleyeceklerim önemlidir. Nasname PKK’nın iç yüzünü ifşa ederken çok önemli bir görevi yerine getirmektedir. Ben de TSK’nın iç yüzünü ifşa etmeyi bir görev addediyorum. Çünkü yaklaşık 25 yılım bu insanların arasında geçti. Askeri lojmanlarda yaşadım, orduevlerinde takıldım, tatillerimi askeri kamplarda geçirdim, askeri hastanelerde tedavi oldum, ortamlarında bulundum. Herkes eteğindeki taşları dökmeli, gerçekleri olduğu gibi anlatmalı, toplumu bilgilendirmelidir çünkü bu anti-demokratik, askeri vesayet altındaki baskı ve zorbalık düzeni, hem etnik hem dinsel savaş ve çatışma ortamı yaratmakta, bütün kurumları ve halk kademeleriyle bu ülkenin kaderini ipotek altına almakta, özgürlükleri ve insan haklarını saçma sapan bir komedi düzeyinde kıstlayarak, insanları inim inim inletmekte ve giderek ülkeyi bir delililiğe ve cinnet haline götürmektedir.

Anlayamadığım bir şey vardır. Bu paşaların defalarca halk iradesini hiçe sayarak darbe yapıp, milyonları işgence tezgahından geçirmeleri bilinmesine, ne kadar halkın değerlerine uzak uygulamalarda bulundukları örneğin her sıradan Türk vatandaşının ve bu ülke için ölen askerlerin anası bacısı olabilecek türbanlı insanları orduevlerine bile almadıkları, namaz kılan subayları ordudan attıkları bilinmesine rağmen, nasıl oluyor da şu anda bir “mehmetçik aşağı mehmetçik yukarı”, bir şehit edebiyatı, peygamber ocağı edebiyatı yapılabilmektedir? Başbakan Çanakkale şiirleri okumaktadır? Orduda namaz kılan subaylara ne gözle bakıldığı ve orduda barındırılmadığı malumdur. Yakınen biliyorum. 28 Şubat sürecinde dini hassasiyetleri olan, irticayla uzaktan yakından ilgisi olmayan, hem de çok aydın ve vicdanlı subaylar ki bunlar babamın arkadaşlarıydı, ordudan atılmışlardır. Belirtmem gerekir ki babam ve onun gibiler bu kişilerin atılmasına memnun olmuş, zamanında muhabbetlerinin bol olduğu bu meslektaşlarını ne arayıp ne sormuş, ne de destek vermiş yardımcı olmuşlardır. Babamın Çevik Bir Paşayı nasıl hayranlıkla anlattığını bugün dün gibi iyi hatırlıyorum.

Doğuda İslami hassasiyeleri yüksek olan Kürtlere şirin gözükmek için subayların camilerde boy göstermeleri gösterişten başka bir şey değildir. Peki ama namaz kılan subayların hoş karşılanmaması nasıl açıklanabilir ki? Ben İslamcı falan değilim, asla İslami bir yönetim tarzını da savunmuyorum ama olaya tarafsız gözle baktığımda bu bana çok garip geliyor. Burası müslümanların yüzde 99 oranında yoğun olduğu bir ülke değil midir? Çanakkale Savaşları, Kurtuluş Savaşı nasıl kazanılmıştır? Bu savaşlar hakkındaki kişisel görüşlerimi bir kenara koyarak soruyorum. Oradaki askerler cephede vuruşmadan önce namaz kılmamış mıdır, “öteki tarafa abdestsiz gitmeyelim” diye son kez abdest almamışlar mıdır? Peki Türk askerine niye Mehmetçik denmektedir? Mehmet Muhammed’in Türkçesi değil midir? Bu ocağa Muhammed’in ocağı demektedir bu halk. İslam Sancağını yüzyıllar boyunca taşıdığından değil midir bu? Ben tabii ki olaya böyle bakmıyorum, fetih edebiyatına oldum olası karşıyım, dinin savaşlara alet edilmesine tümden karşıyım. Ama bu ülkenin büyük çelişkisini dile getirmek istiyorum. Hadi dini yaymak için değil de hakkaniyeti ve adaleti yaymak için savaşan bir ordu olarak bakalım eğer Türk insanını anlamaya çalışırsak ki böyle de olmadığını anlatmaya çalışıyorum.

Bunlar Türk halkının samimi inançlarıdır, katılır veya katılmazsınız, herkesin bir inancı vardır. Ben bu inancın sömürülmesi ve belli amaçlara alet edilmesi noktasındayım. Dini sömüren bir tek bazı partiler değil yani. Şu anda da işlerine geldiği için “mehmetçik şehitlik mertebesinde” “şehitlik şerbetini içiyor”, “onlar ölümsüz oldular” edebiyatı gırla gitmektedir, camilerde hutbeler okutulmaktadır. Öncelikle şehitlik İslam dininde Allah inancı ve Hakk uğruna savaşırken ölenlere verilen bir ünvandır bildiğim kadarıyla. Dikkatle sorulması gereken TSK Allah ve Hakk inancı için mi çarpışmaktadır? Hayır bu bir kardeş kavgasıdır. Karşıdakiler de müslümandır. Eğer vatan için çarpışana şehit deniyorsa, karşı taraftakiler de şehittir. Onlara böcek gibi davranabilirsiniz ama şehittir sizin kriterinizle konuşuyorum. Hadi TSK adalet ve hak için çarpışıyor olsun. Burada hakkı yenen kimdir? Seksen yıldır türlü eza, cefa, katliam, haksızlık, işkence, göç, asimilasyona uğrayan kimdir? Bu isyan sebepsiz yere sırf hainlik güdüsüyle mi çıkmıştır genel halk kitlelerinin inandığı ya da inandırıldığı üzre? Türlü yanlış uygulamalara, kendi içinde ve kendi halkına yaptığı haksızlıklara, adaletsizliklere rağmen Hakk için çarpışıyor görünen en azından TSK’dan daha haklı konumda görünen aslında PKK değil midir? Burada PKK üst kademelerinin veya derin PKK’nın derin devletle kirli ilişkilerini ve büyük hıyanetini görmezden gelerek konuşuyorum. Çünkü ben alt kademelerde kendi vatanı ve özgürlüğü için çarpıştığına inanan samimi gerillalardan bahsediyorum, yanlış anlaşılmasın.

Türk halkının inancına atfen söylüyorum TSK asla peygamber ocağı değildir, olmamıştır. Yüksek kademedeki subaylar asla müslüman olmadıkları gibi din düşmanı bile sayılabilirler. Bunların masonik, sabetayik bağlantıları olduğu aşikardır. Bu mevkilere aksi takdirde gelmek mümkün olmamaktadır. Nitekim dedem neden bir türlü paşa yapılmadığını 30 yıl boyunca kendine sorup kahrından ölmüştür. En son Doğu Silahçıoğlu Paşanın açıklamalarından İslami bakış açısını görmüşsünüzdür. Doğu Paşa marjinal bir örnek değildir. Orduda üst düzeyde böyle binlercesini bulabilirsiniz. Ben dedemim şahsen Nihal Atsız’dan hayranlıkla bahsettiğini duymuşumdur. Bu ırkçı, Türkçü eğilime şaşırmamak gerekir çünkü bunlar yıllarca süren bir eğitim sistemi ve beyin yıkamanın ürünleridir.10. yıl ve Harbiye marşlarına dikkat ederseniz bu marştaki ırkçı şoven dizeleri hemen farkedersiniz. “Türküz bütün başlardan üstün olan başlarız, Tarihten önce vardık, tarihten sonra varız”

“Yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız (soyuyuz), Tufanları gösteren, tarihlerin yadıyız (hatırasıyız),  Göklerden gelen bir ses sana ne diyor, dinle” (hangi sesmiş o düpedüz Allah’a iftira).

İstiklal marşını ümmetçi ve İslamcı bir çizgide gördüklerine göre bu iki marştan birini yeni istiklal marşı yapmaları çok yerinde olacaktır bence. Bu insanlar bu marşları büyük bir şevkle, gözyaşları içinde söylemektedirler. Nihal Atsız’a dönersek Nihal Atsız’ın ırkçı, kafatasçı bir Turancı olduğunu belirtmeye gerek yoktur. Onun belirgin özelliği İslam düşmanı olması ve bu “Arap dininin” Türkleri geri bıraktığını iddia etmesidir. Birçok subay da bunlarla hemfikirdir. Ama sorarsanız müslümanız derler. Bu yüzden subay camiası aslında MHP’ye biraz soğuk bakarlar, çünkü MHP’yi biraz İslamcı ve Osmanlıcı bulurlar. Her ne kadar son 22 Temmuz seçiminde MHP’ye bel bağlamışlarsa da, sonuçta MHP kendi mayasına göre hareket etmiş ve türban konusunda tavrını belirtmiştir. Bu aslında subaylar için bir sürpriz olmamalıydı. Çünkü eşyanın tabiatı böyledir. Aslında bu emekli subaylara lazım olan bir Atsızcı partidir!

Hergün haberlerde görüyoruz Avrupa’da Türklere yönelik ırkçı saldırılar arttı diye. Bu güruh “yine Türkleri yakıyorlar diye hayıflanırlar”. Hayır efendim orada Türkleri yakmıyorlar. Yani Türkleri yakıyorlar da eğer onlar Türkse siz değilsiniz. Siz Türkseniz onlar değil. Çünkü onlar burada aşağıladığınız, hor gördüğünüz, ailelerinde başörtülü hanımlar olan Anadolu aileleridir. Orada da dokuyu bozdukları için, insanların göz zevkine hitap etmedikleri için yakılıyorlar. Aslında sizinle yakanların motivasyonları aynıdır. Yani siz oradaki ırkçı Nazilere daha yakınsınız.

Bunlar gerektiğinde Cengiz Han, Atilla gibi barbarları över, onları örnek alır, gerektiğinde Osmanlı’yı göklere çıkarır sonra da Atatürk milliyetçiliğinden dem vururlar. Gerektiğinde Türkleri aşağılar Avrupalıları överler, gerektiğinde de tam bir Avrupa düşmanı oluverirler. Demokrasiyi savunduklarından dem vurur ülkeyi faşizmle idare ederler. Tam bir çelişkiler yumağıdırlar. Neye inandıklarını kendileri de bilmezler. Zaten ne oldukları da belli değildir. Makro düzeyde Türkiye’nin doğu ve batı arasında kalmışlığının büyük çelişkisi mikro ölçekte onlarda son derece şiddetli bir biçime vücud bulur. Atatürk’ü peygamber derecesinde görürler. Uzman çavuş sınavlarında şöyle bir sorunun sorluduğunu bizzat uzman çavuş arkadaşlar anlatmıştı ben onların yalancısıyım. Soru şu: “Denizin ortasında bir sandalda olsan ve Hz Muhammed ve Atatürk’ü boğuluyorken görsen hangisini kurtarırsın?” Bu soruya Hz. Muhammed olarak cevap verenler Uzman Çavuş yapılmamaktadır. Bakış açısı şöyle olmalıdır; Atatürk’ü kurtarırım çünkü Hz Muhammed’i Allah kurtarır. Şehir efsanesi mi bilemem.

Kendi hayatımdan bir örnek daha vermek gerekirse örneğin bir cumhuriyet kadını olan Anneannnem ülkenin askeri yönetimle yönetilmesini savunmaktadır ve demokrasiye karşıdır. “Demokrasi bize fazladır” der. Dedesi paşa olan bir arkadaşım Koçgiri isyanında dedsinin Kürtleri nasıl ezdiğini zevkli zevkli anlatır. Katliamları, adam asmaları haklı görürler, “Atatürk iyi yapmış, öyle olması gerekiyordu” derler.

İddia ediyorum ki her asker 12 Eylül’e sevinmiş ve kendisini dünyalar kadar mutlu hissetmişir. Her asker 12 Eylül’ü iç geçirerek yad eder ve o günlerin geri gelmesini hayal eder, ne mutlu günlerdir onlar. Eminim bunu en çok rüyalarında gören de Büyükanıt’tır. O zamanlar bir asker çocuğu olarak kendimi imtiyazlı ve üst sınıftan hissettiğimi söyleyebiliim. Ailem de dahil bu insanlar 27 Mayıs’ı göbek atarak kutlamış ve 3 devlet adamının asılması onlara bir haz duygusu vermiştir. Dedem 27 Mayıs’ta aktif olarak görev almıştır, babam da 12 Eylül’de. Sivilleri devamlı aşağılarlar, kendilerini üstün ve imtiyazlı sınıf olarak görürler. Çünkü gücü elinde tutan ve silaha sahip olanlar kendileridir. Otoritelerine karşı çıkanı en ağır biçimde cezalandırmak ona haddini bildirmek isterler. Kendilerini Türkiye’nin en bozulmamış kurumu sanırlar. Halbuki yolsuzluklar, rüşvet, üçkağıt gırladır. Ülkenin en güzel yerlerine tesislerini kurmuş burada sudan ucuz yiyip içip yatmaktadırlar. Dokunulmazdırlar. Emekli olduklarında yüklü bir meblağ emekli ikramiyesi ve maaş alırlar, hiçbir çalışan böyle bir ikramiye almaz. Savunma sanaayine harcanan paralarla ise Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bin kere kalkınabilirdi. Yani bu ülkenin kamburudurlar. Oyak vesaire gibi şirketlerle makarnadan konserveye bir sürü şey üreterek ticarete de el atmışlardır ve daha bir sürü şey. Bu kadar aleyhte konuşmama rağmen dedemi rahmetle anıyorum çünkü o melek gibi bir adamdı, nur içinde yatsın, o sadece kandırılmıştı ve çok sadık ve görevine bağlı dürüst bir insandı. Ama bu kadar oluyor işte.

Unutmadan ırkçı, faşist, Kürt düşmanı; “Kürtlerden alışveriş yapmayın” diyebilen “Türk Solu” dergisinin Orduevi kütüphanelerinin her köşe başında mevcut olduğunu buradan ifşa ediyorum.

Bu Türkçülük furyasının zihinlerde nasıl yer ettiğinin, bu tek taraflı zihniyetin nasıl oluştuğunun, diğer halkların nasıl köle konumuna indirgendiklerinin ana kaynağının kim olduğunu Atatürk’ün Adana’da yaptığı konuşmasından bir pasaj vermek suretiyle ufak da olsa bir örnek sunmak istiyorum, biraz konunun dışına çıkacağım ama önemlidir.  “Eskiden Adana’mıza hakim olan diğer unsurlar, şunlar, bunlar, Ermeniler sanat ocaklarımızı işgal etmişler ve bu memleketin sahibi gibi bir durum almışlardır. Şüphesiz haksızlık ve küstahlığın bundan fazlası olamaz. Ermenilerin bu verimli ülkede hiçbir hakkı yoktur. Memleketimiz sizindir, Türklerindir. Bu memleket tarihte Türk’tü, o halde Türk’tür ve sonsuza dek Türk olarak yaşayacaktır.”

Buradan Atatürk’ün ne kadar hakkaniyetli(!) bir insan olduğuna dikkat çekmek istiyorum. Ben en milliyetçi kişilerle yaptığım tartışmalarda “bu ülkede Ermeninin Rumun hiç mi hakkı yoktur”diye sorduğumda onlar bile “elbette vardır”diye cevap vermişlerdir. Binlerce yıldır bu topraklarda yaşayan Ermenilerden, yerleşik hayatlarından dolayı belki de 3000 yıldır aynı köyde oturanı vardır. Belki de demirci olan bir Ermeninin babası da dedesi dedesinin dedesi de bir demirciydi ve geleneği devam ettiriyorlardı. Atasının binlerce yıllık mirası olan zanaatını geliştiriyordu. Ustaydılar. Zaanaatkardılar. Türklerin ihtiyacı olduğu ve zaanaat olarak ellerinden bişey gelmediği bir dönemde yardıma koştular onlara öğrettiler sonra da Atatürk’e göre sanat ocaklarımızı işgal etmiş oldular. Atatürk bir yalancıdır. Atatürk’ten feyz alan diğer kadroların söylediklerine bir bakalım. İsmet Paşa: "Bu ülkede sadece Türk ulusu etnik ve ırksal haklar talep etme hakkına sahiptir. Başka hiç kimsenin böyle bir hakkı yoktur" (Milliyet, 31 Ağustos 1930) Adalet Bakanı Mahmut Esat (Bozkurt): "Biz Türkiye denen dünyanın en hür ülkesinde yaşıyoruz. Mebusunuz inançlarından samimiyetle bahsetmek için buradan daha müsait bir ortam bulamazdı. Onun için hislerimi saklamayacağım. Türk bu ülkenin yegâne efendisi, yegâne sahibidir. Saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette tek hakları vardır; hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı. Dost ve düşman, hatta dağlar bu hakikati böyle bilsinler!"(Milliyet, 19 Eylül 1930) Artık bu faşist zihniyetin nereden geldiğini çok iyi biliyoruz. Fazla dallandırmadan devam etmek istiyorum.

TSK’nın Amerika ve İsrail’le stratejik ortaklığı hepimizce malumdur. TSK İsraille gizli, açık birçok anlaşmaya imza atmıştır. İsrail’i tanıyan ilk ülkedir. İsrail’in müslüman dünyasına neler çektirdiği de malumdur. Ben bu subayların dedem de dahil İsrail hayranlıklarını her fırsatta dile getirdiklerine şahidim. İsrail’e özenmekte, onun işbitirici ve acımasız operasyonlarını gıptayla anlatmakta ve İsrail gibi olmamız gerektiğini belirtmektedirler. Yalnız şunu belirtmeden geçemeyeceğim. Ben İsrail ordusunda göğsüne kadar sakalı bulunan dinci albaylar görmüşümdür, bu da olayın komik boyutu. İsrail’in ve İsrail lobisinin Dünya’da Türkiye’ye en çok destek veren odaklar olması da garip ve dikkat çekicidir. Bu samimi ilişki nereden kaynaklanmaktadır? Buna da çok kereler değinmişizdir. Yaşar Büyükanıt Paşa’nın dedesinin Yahudi Nili örgütünün bir ajanı olarak 1.Dünya Savaşında faaliyet gösterdiği ve mezarının İsrail’de bulunduğu, kabrin devlet mezarlığında bulunduğu, devlet tarafından düzelttirildiği, Büyükanıt’ın İsrail’e davet edildiği, mezarı ziyaret ettiği bir zamanlar basını oldukça meşgul etmişti, Büyükanıt’ın ikna edici olmayan yalanlamalarına dair Tempo’da GenelKurmay tarafından özellikle dikte ettirilmiş yazı dizileri çıkmıştı. Veya Çevik Bir’in Amerika’da bir Yahudi lobisi tarafından en büyük Yahudi nişanıyla ödüllendirildiği konularını sadece zihninizde birkaç kıvılcım çaktırmak için başlıklar halinde geçiyorum.

Şimdi 20. yüzyılın başında Sabetayist ve Yahudi dönmesi İttihat ve Terakki ve Jöntürk kadrolarının nasıl İmparatorluğun kaderinde etkili olduklarına ve bu ırkçı Turancı yapılanmanın ideoloğunun Ziya Gökalp olduğuna, Atatürk’ün Ziya Gökalp’ten nasıl etkilendiğine daha sonra bu kadroların nasıl cumhuriyet kadrolarına dönüştüğüne ve kilit noktalara getirildiğine, Atatürk’ün Yahudi bir gazeteciye Yahudi kökeninden bahsettiğine daha önceki bir yazımda değinmiştim.(Bu oyunu bozalım başlıklı yazı)  Bunlar, TSK’nın ve bu ülkenin bu garip durumunu biraz olsun açıklamaya yeter mi bilmiyorum. Ama Amerika, İsrail, CIA, Mossad, Yahudi lobisi, Masonlar, dünya finans çevrelerinin Türkiye’de darbeler de dahil ne gibi işlere imza attıklarını ve Türkiyede nasıl istedikleri gibi at oynattıklarını ve orduyu bu pis işlerine nasıl alet ettiklerine ilişkin binlerce kitap, makale bulabilirsiniz.

12 Eylül’ü solun önünü kesmek için Amerika’nın nasıl planladığını, 1 Mayıs Taksim katliamında CIA ajanlarının Marmara Oteline yerleştirilmesini, Kahranmaraş katliamına ordunun 3 gün sonra müdahale ettiğini hepimiz hatırlıyoruz. Ordu yine darbe yapmak için zemin oluşmasını beklemiş ve darbe yapılmıştır. CIA ajanlarının Başkan Carter’a “bizim çocuklar başardı” demesi çok ürkütücüdür. Yoksa ordu nasıl onca sıkıyönetime rağmen yıllarca bulamadığı bütün örgüt üyelerini birkaç günde eliyle koymuş gibi bulmuştur ve ülkeye bir anda sükünet gelmiştir? Zaten yıllarca sıkıyönetim vardı ve ordu için her türlü yetki ve ortam mevcuttu. Mersin limanından dağıtılan silahlar nasıl hem sağ hem sol örgütlerin elinde bulunmaktaydı? Bu silahları kim dağıtıyordu? Mit ve onun bilgisinde kurulan örgütlere ne demeli? Devletin zaten herşeyden bilgisi vardı. Daha fazla ayrıntıya girmek istemiyorum, çünkü bu konular kitap olur. Bu olaylar ve kurgular günümüzde de aynen işlemekte ve darbe için zemin hazırlatılmaya çalışılmakta olduğunu hepimiz şu günlerde görmekteyiz. Karanlık eller hala iş başında. CIA’nin işkence el kitapçığının Diyarbakır ve diğer askeri cezaevlerinde nasıl uygulatıldığını ve PKK’nın patlamasında bir dönüm noktası olduğu defalarca yazılıp çizildi. Milyonlarca kişi işkence tezgahından geçirildi ve halen geçirilmekte. Bu işkencelerin 12 Eylülde kaldığını sananlar yanılmaktadır. Askeri cezaevlerinde işkenceler aynı şiddette devam etmektedir. Bunu da çok iyi biliyorum. Bu işkencelerin dışında Türk insanına askeriyede reva görülen aşağılama, hakaret, dayak olaylarını bu halk nasıl unutuyor onu da bir türlü anlamıyorum. Türk halkı unutkandır. Ama kafasına vurula vurula böyle oldu.

Şu anda bu planın en büyük aktörü Büyükanıt Paşadır. Kendisi NATO içinde 30 yıl istihbarat subayı olarak görev almış ve bu işleri çok iyi bilmektedir, ilişkileri vardır. Kendisinin şu anda Amerika’ya kafa tutuyor gibi gözükmesi kimseyi yanıltmamaldır. Bu danışıklı dövüştür. Türkiye’nin Amerika’dan icazet almadan Kuzey Irak’a girmesi mümkün değildir. Son zamanlarda askeri düzeyde yaşanan karşılıklı geliş-gidişler buna kanıttır. Bunun karşısında ne gibi bedeller ödeneceğini ileriki günlerde göreceğiz. Ama halkın çocukları ölmeye devam etmektedir ve edecektir. Irkçılık ve ayrımcılık artmaktadır ve bi iç savaş ortamı yavaş yavaş hazırlanmaktadır. Ergenekon’un şifreleri de bu yönde.

Gördüğümüz gibi bu ordu asla halkın ordusu olmamıştır. TSK, halka rağmen, halkın davul zurnayla yolladığı askerle, halka karşı her zaman bir baskı unsuru olmuş, halkın iradesine ve ülkenin kaderine ipotek koymuş, darbelerle ülkeyi karanlığa sokmuş, milyonlarca insanı işkence ve katliamla elden geçirmiştir ve askerlik kurumu vasıtasıyla hala halkı tornadan geçiren ve beynini yıkayan bir suç örgütüdür. Kürt sorununu bir kangrene çeviren ve yıllar içinde yüzbinlerce canın kaybedilmesinin, milyonlarcasının hayatının sönmesinin ve hala gelen cesetlerin müsebbibi TSK ve cumhuriyetin askeri kurucu kadrolarıdır. Ülkenin bir türlü zincirlerini kıramamasının, demokratikleşememesinin sebebi ülkeyi militarist oligarşiye mahkum eden ve ülkenin önüne takoz koyan TSK’dır.

Şimdi soruyorum siz olsanız çocuğunuzu bu faşist kurumun faşist sorumlularının emrine verir misiniz? Asla! Türk ordusu halkın ordusu mudur sizce, bir peygamber ocağı mıdır, hakkaniyet mekanizması mıdır? Yoksa demokratik yöntemlerle ve diyalogla çözülebilecek sorunları çıkmaza götürerek bu ülkenin gencecik insanlarını dini ve halkın değerlerini kullanarak kendi militarist oligarşilerini sürdürmek amacıyla kurban eden, onların cenazelerinde timsah gözyaşları döken ikiyüzlü bir suç örgütü müdür?  Bu sorulara cevap verin. Bu ülkenin aklı başında annelerini oğullarını askere göndermemeye çağırıyorum ve sizi açıkça askerlikten soğutuyorum, hem de Perihan Mağden’den daha şiddetli bir biçimde. Bu ülkenin gençlerinin kanlarınının kimin pis oyunları için döküldüğünü, bu kanla kimin parasına para katıldığını sormanın zamanı gelmedi mi sizce? Artık bu ülkede neler oluyor diye sormanın zamanı gelmedi mi sizce?

1 Mart 08

 

 

Yorumlar (2 gönderildi):

Boran Eruhlu .. 28 Mar, 2008 02:34:06
avatar
Ne mutlu senin gibi Türk'e!

Sizin gibi onurlu Türk kardeşlerimizin varolmasından, Kürd ve Türk'lükten, Sağcı ve solculuktan önce insan olmaktan, ezilenin yanında olmaktan gurur duyanlarla bende duyuyorum.

Feleğin tekerine çomak sokma vaktidir.

Emeğinize sağlık...
Osman .. 29 Mar, 2008 10:51:28
avatar
Tolga bey, gerçekleri bütün açıklığı ile ortaya koyduğun ,ihanetin çapının ne kadar büyük olduğunu belirlediğin ve zavallı Türk'ü savunduğun için bir müslüman Türk olarak seni saygıyla selamlıyorum. Allah yardımcın olsun. Ama bu büyük oyun mutlaka bozulacak. Büyüksün!

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin