Şu Korkak Türkler
sanan bir grup bütün davasını İmralı’ya endekslemiş ama uğruna mücadele ettikleri bu insan derin devletle ilişki içindeymiş. Cesur olmakla övünen yüce Türk milleti korkuları içinde boğulmuş, algıları bozulmuş, paranoyaya saplanmış, korkudan ölüyorlar. Türban denilen bir bez parçasından, bölünmekten, Kürtçe denilen bir dilden, kendi insanlarından, tüm komşularından, bütün dünyadan ölesiye korkuyorlar. Bir korku cumhuriyeti olmuş burası. Korktukları için korkuyla yönetiyorlar. Baskıyla, faşizmle, kalıplarla yönetiyorlar. Bir ölünün şerrinden korkarak yönetiyorlar. “Ölü önderin” şerrinden. Öylesi acınacak bir durum ki bu. Bir yalan dünyasında yaşıyorlar. Gerçeklerle asla yüzleşemiyorlar. Kahramanlık hikayeleri uydurup uydurup avunuyorlar. Bu korku o kadar derinlere ulaşıyor ki. her şeylerinin ellerinden alınacağından korkuyorlar önce. Bilinçaltlarında işledikleri suçtan ötürü birgün cezalandırılacaklarından korkuyorlar. Yoksa bu beyhude çabaları niye? Niye bir adamın söylediklerinden ötürü bu kadar korkup onu yok ettiler? Neden 80 yıldır hergün vatan kurtarıyorlar? Neden kendimizi bildik bileli hep kritik zamanlardan geçiyoruz? Bir türlü oturmayan ne? Neden dört yanımız düşmanla çevrilmiş, herkes bizden nefret ediyor. Dünyada böyle bir ülke daha var mıdır? Bir ülke bu korkularla daha ne kadar ayakta kalabilir?
Rektörler bayrak açmış, yargıtay üyeleri keza öyle, Anıtmezar’a gidip tapınıyorlar, “medet ya Kemal” diye ağlıyorlar. Biri diyor ki “ordu darbe yapmalıdır gerekirse”. Biri diyor ki” Türbanlıya hak ettiği notu vermem” . Baykal diyor ki; “Anayasayı değiştirmeye çalışan idamı göze almalıdır!”. Şimdi bunların neresinde tutsak? Değiştirilmesi gereken ‘82 darbe anayasasıdır ve bunun değiştirilememesi bile bir utançtır, Türkiye’nin meşruluğuna halel getirir ama söyleyen kim?
Ben de bu güruh içinde büyüdüğümü itiraf etmeliyim önce. Türbanlılar öcü gibi gösterildi bize. Aşağılandılar, dalga geçildiler. Bize böyle empoze ettiler. Üniversitede türbanlı arkadaşlarımız vardı, o zamanlar yasak değildi. Bu arkadaşlarımızla gayet iyi geçiniyor, konuşuyor, gülüp eğleniyorduk. Onlar da insandılar. Bunu söylemeyi bile aşağılayıcı buluyorum aslında. Tabii ki insandılar. Benim, senin gibi sevinçleri, umutları, korkuları, hayalleri olan sıradan insanlar daha ne olacaktı ki? Benim ailemde hiç türbanlı yoktur o yüzden böyle açıklama gereği duyuyorum. Siz onlara insan muamelesi bile yapmadınız. Onların hayallerini umutlarını çaldınız. Neden? Gözünüze hoş görünmedikleri için. Göz zevkinize, moda anlayışınıza hitap etmedikleri için. Yanılsama bunlar anlayın diyorum ama anlayamazsınız şimdilik. Şimdi bir kızla evlendim, bütün kızkardeşleri türbanlıdır. Canım ciğerimdirler, melek gibi insanlardır. Siz onların eğitim alma haklarını ellerinden alabilir misiniz??? Karşınıza dikilirim. Üniversiteye şu erkek halimle türban takarak giderim. Karşıma çıkan rektörün suratına tükürürüm. “Profesör olmuşsun ama adam yani aslında insan olamamışsın” derim. Çünkü özgür insan değilsin. Bu insanları gericilikle suçluyorsun ama asıl gerici sensin. Özgür düşünemiyorsun, tabularla, kalıplarla yaşayan sensin. Onlara hak ettiği notu vermeyecekmişsin. Sen haktan ne anlarsın zaten? “Hak” Allah’ın bir sıfatıdır ve mutlak gerçektir. Buradan Yargıtay üyelerine sesleniyorum. Siz “Hak” kelimesi olmasaydı hukuk bile diyemezdiniz. Çünkü hukuk “Hak”tan gelmektedir. Türkçede ne hukuk’un ne de adaletin bir karşılığı yoktur. O kalın kalın kitaplarınız da olmazdı. Hukuk, hakikat, hakiki, hakkaniyet, muhakkak, müstehak, tahakkuk, hüküm, hakim, mahkum, mahkeme, muhakeme, tahkim kelimelerinin kökü hep “hak”tır. Ama siz hakkaniyetten ne anlarsınız?
Bakın en baştan başlayalım. Demokrasi bir hayat biçimidir. Faşizm de bir hayat biçimidir. Demokrat bir hayat biçimini benimseyen bir insan karşısındakinin yaşam biçimine, düşüncelerine saygı duyar, faşizmi benimseyen kişi karşısındakinin yaşam biçimini ve düşüncelerine zorla müdahale edip değiştirmeye çalışır. Sonuçta demokrasi eski Yunan’dan gelen bir kavram olmakla birlikte karşısındakinin hakkına riayet etmeyi getirdiği için benimsiyoruz yoksa kelimelerin bir önemi yoktur. Sonuçta laiklik dediğiniz kavram da din ve vicdan özgürlüğünü kapsadığı için demokrasinin içine girer. Demokrasiyi kabul eden bunu da kabul eder, o yüzden yaygaranız boşa. Siz şimdi karşılaştığınız, konuştuğunuz bir insanın başını zorla açabilir misiniz, başörütüsünü çekip atabilir misiniz? Bu her şeyden önce bir saygısızlık ve terbiyesizliktir. Ama sizin yaptığınız budur! Evet türbana karşı olabilirsiniz, bunu tartışabilirsiniz, gerekçelerinizi sunabilirsiniz ama insanları bunu çıkarmaya zorlayamazsınız. Anlayamadığınız budur!
Hayat sizin anlayamayacağınız kadar geniş kapsamlı ve gizemlidir. Kimse hayatı, hayatın anlamını tam olarak kavrayabildiğini iddia edemez. Hayat, Kemalizm ya da diğer izm’lerle de kolayca ifade edilemez. Taassup ve muhafazakarlık da hayatın bir parçasıdır, kabul etseniz de etmeseniz de. İnsanlar taassup içinde yaşamayı da tercih edebilirler. Dindar bir yaşam sürmek de insanın bir hakkıdır. Misal, İsrail’de kadınlarla el sıkışmayan hatta hiç konuşmayan insanlar da mevcuttur. Bunlar Ortodox Yahudiler olarak İsrail yaşamında yerlerini alırlar. Bunlar çeşitli hayat biçimleridir. Herkes Atatürk’ün öngördüğü gibi olmak zorunda da değildir. İnsan vicdanıyla, seçimleriyle, her şeyiyle hür bir yaratıktır ve Atatürk’e hesap vermez. Ya yaradanına hesap verir ya da kendine hesap verir. Bilmem daha faza açıklamama gerek var mı? Özgür düşünmeyi öğreneceksiniz aynı Atanızın size tembihlediği gibi. Korkularınızı da anlamıyor değilim merak etmeyin. Ya tüm kadınların başını örtmesini isterlerse diyorsunuz. Öncelikle böyle bir şey yapacaklarına asla inanmıyorum bu komik bir korku. Böyle bir şeyde de önlerine dikilecek milyonlarca insan olacaktır çünkü bu da faşizmdir; zorla birine bir şey yaptırmak. Kişi hakkı için mücadele eder. Ama ordu onun için mücadele etmez. Sizin sorunuz budur. Kendi davanızı sizin dışınızda bir odağa havale etmektir, kolaycılıktır. Romanya halkının Çavuşesku’yu nasıl devirdiğini hatırlatarak şunu söylüyorum; siz insanların hakkını verin sonra vebal sizden gitsin, yiğitlik sizde kalsın.
Kürtlerde de durum aynısı değil midir? Bırakın dillerini kültürlerini yaşasınlar. Korkuyu bırakın artık. Korkuyla bir yere varamayacaksınız. Korku imparatorluğunuz yıkılacak. Bu yaptığınız, insanları militanlaştırmaktan başka bir işe yaramıyor. İnsanları taraf yapıyorsunuz. Eğer ki karşı taraf gücü ele geçirirse bu sefer siz mağdur edileceksiniz. Böylece korkularınızı gerçekleyeceksiniz. Ama bunu gerçekleştiren sizlersiniz. Bu sizin hatanız. Anlamıyor musunuz hala, bırakın artık, bırakın gitsin, kendinizi serbest bırakın, rahatlayın. Gerçek yolunu bulsun, Hak vaki olsun. Teslim olun Gerçeğe ve rahatlayın. Bırakın bu işleri, huzura ulaşın.
8 Şubat 08



Yorumlar (1 gönderildi):
Yorum yaz