Her Yer Bayrak Her Yer Kan
Bugün herkes aksini iddia etse de, "biz yeni bir cumhuriyetiz" dese de bu topraklarda Osmanlıcılık asla ölmedi, yaşamaya devam ediyor. Bugün hala konuşulan konu “Araplar bizi arkadan nasıl vurdu”, “Ermeniler bize nasıl ihanet etti” konusudur. Tabii buradaki “biz” denilen olgu Osmanlı İmparatorluğudur. Ama Enver Paşa ve diğer İttahatçılar Abdülhamid'e karşı dağa çıkıp, tedhişler tertipleyip, bizzat Osmanlı Paşalarını öldürüp, Taşnaklarla işbirliği yapınca nedense ihanet olmaz bu. Bugün konuşulan konu; “Kerkük de bizimdi, Musul da bizimdi” konusudur. Kimindi? Osmanlınındı. O zaman siz Osmanlı mısınız? Bu güruh her zaman anti-emperyalist olmasıyla övünür. Ama imparatorluk “bizim” olunca bu iyi birşeydir, Türkler dünyaya hükmetmiştir, adalet ve düzen getirmiştir ama imparatorluk İngiliz olunca bu kötüdür, onlar emperyalisttir. Çünkü Osmanlı'nın amacı kutsaldır, bütün dünyayı İslam’ın hakimiyetine sokmak ve bozuk düzene son vermek. Halbuki dinin savaş yoluyla yayılamayacağını artık görmemiz gerekmiyor mu? Bugün hala din savaşları devam etmekte ve dünyanın bütün sorunları neredeyse bundan kaynaklanmakta ve bir türlü “Dünya Barışı” tesis edilememekte. Arkadaşlar, din savaşla yayılmaz. Savaşta insanlar ölür, savaşta köle alırsınız, ganimet toplarsınız, nefret kazanırsınız. Ve o insanlar sadece sizi başlarından atmak için, kendi özgürlüklerine, kültürlerine yeniden kavuşabilmek için sabrederler. Bu arkadaşlar osmanlının bütün çekildiği yerlerde sorun olduğundan dem vurmakta ve ah keşke buraları tekrardan işgal edebilsek diyerek de iç geçirebilmektedirler. Şunu aklınızdan çıkarmayın, bugün bir Kıbrıs sorunu varsa, bir Malta sorunu yoksa ve Maltalılar çok mutlu, mesut ve müreffeh bir şekilde yaşıyorsa bu Osmanlının asla Malta’yı ele geçirememiş olmasındandır. Biraz sorunu kendimizde aramak gerekmiyor mu? Bu kadar gururla, bu kadar kibirle nereye kadar? İran'da bir Türk fıkrası vardır. Bir Türk doktora gider, doktor “şikayetiniz nedir” diye sorar; Türk de "Doktor bey parmağımı karnıma bastırıyorum karnım ağrıyor, göğsüme bastırıyorum göğsüm ağrıyor, bacağıma bastırıyorum bacağım ağrıyor, şakağıma bastırıyorum şakağım ağrıyor" der. Doktor biraz inceledikten sonra; "Sizin parmağınız kırılmış” der. Şimdi beni Türklüğe hakaretten içeri atarlar mı bilmiyorum ama; biraz düşünmek gerekmiyor mu acaba; "Türklerin neredeyse herkesle sorunu var, Bulgarı sevmez, Yunanı sevmez, Kürdü sevmez, Ermenisi sevmez, Acemi sevmez, Arabı sevmez, Romeni sevmez, peki neden? Tamam geçmiş iyisiyle kötüsüyle yaşandı ve bitti ama hala aynı zihniyeti sürdürmek niye? Bu şovenizm niye? Yoksa Türkün gocunacağı, bilinçaltına ittiği, yüzleşemediği birşeyi mi var ki bunlara sığınıyor? Bu, araştırmaya değer tabi. Ama madem Osmanlıya bu kadar bağlıydınız o zaman padişahlığı kaldırmasaydınız bari. Hem bugün bir Kürt sorununuz da olmazdı. Şu anda her yerde ama her yerde bir Türk bayrağı asılı. Elinizi sallasanız bir Türk bayrağına çarpıyor. Türkler yine muhteşem ulusal kibirleri içinde "Türkün Türkten başka dostu yoktur" şiarına sarılmış, azgın bir boğa gibi köpürüyor. Bayrağımızdan hazzetmediğimi daha önce de belirtmiştim. Çünkü ben kanı hiç sevmem ve bayrağımız rengini kandan almaktadır. Şehitlerimizin kanıdır diyecekler ama bu kan başkalarının toprakları işgal ederken dökülmüştür. Şimdi de kan uykusu, kan uykusu diye sayıkladıktan sonra kan banyosunda yıkanmaya hazırlanıyorlar. İnsanlar kan gölünde boğulabilir de bunu da unutmamak lazım. O çok nefret ettiğiniz Yunanlıların bayrağı, rengini Ege mavisinden almaktadır ne güzel değil mi? Bu cennet toprakları kana bulayanlar utansın. Artık nerede bu bayrağı görsem aklıma katiller geliyor biliyor musunuz? Ne kadar enteresan değil mi? Biraz düşündükten sonra bunun neden olduğunu anladım. Evet Ogün Samast'a Türk bayrağıyla o fotoğraf çektirildikten sonra benim için bu ülke bitmişti. Orada benim için zaman durmuştu. Bundan yıllar önce Kıbrıs’ta bir Rum genci bayrak direğine tırmanırken kafasından vurulup öldürülmüştü. O zaman da düşünmüştüm; “Bir insanın hayatından daha mı değerli” “bacağından ya da kolundan vuramaz mıydınız” diye. Herkes “oh ne güzel oldu” diye göbek atmıştı. Halbuki o genç, adasında işgalci bir devletin bayrağının dalgalanmasını istemiyordu. Bundan 7 yıl önce Taksim’de iki İngiliz holigan öldürülmüştü. O zamanki kız arkadaşım bana “ Oh oldu, iyi oldu Türk bayrağıyla kıçlarını siliyorlarmış” demişti. Bir daha o kızı sevememiştim. Hülya Avşar’ın Türk bayrağı motifli bir balonu tekmelediği için mahkemeye çıkarıldığını hatırlıyorum. Bayrağa hakaretten linç edilmeye çalışılan Kürt gencini ve medya tarafından acımasızca hedef gösterilen ufacık çocukları hatırlıyorum. HADEP kongresinde tavandan aşağı bırakılan bayrağı hatırlıyorum. Onlara hak veriyorum çünkü bu bayrak onlar için haksızlığın, zulmün, esaretin ve kanın sembolü olmuştur. Vietnam savaşı esnasında birçok Amerikalı bu haksız savaş sebebiyle Amerikan bayraklarını yakmıştır. Bunların arasında ünlü aktris Jane Fonda da vardır. İnsanlar kendi ülkelerinin haksız uygulamalarına karşın tepkilerini dile getirebilmişlerdir. Ama bu bizde yapılamaz ve bir öldürülme sebebidir çünkü bayrak bir fetiştir, bir tabudur, bir puttur. İlkokulda öğretmenimiz bize şöyle öğretmişti; “İstiklal marşı söylenirken üzerinize bir tır gelse bile kıpırdamayacaksınız!” İşte faşizm budur, işte insaniyetten çıkma budur. Türkiye’de birçok kereler İsrail ve Amerikan hatta İtalyan ve Fransız bayrakları yakılmıştır. İşte bu da bu insanların ikiyüzlülüğüdür. Şimdi diyorum ki bu insanlarla değil aynı ülkeyi paylaşmak, aynı havayı solumak bile istemiyorum. Bunlar ne barıştan anlar, ne empatiden, ne uzlaşmadan. Yani boşa kürek çekiyoruz, boşa nefes tüketiyoruz gibime geliyor. PKK teröründen yaygara koparanlar, Kürtlerin hakları için en ufak bir adım dahi atmamışlardır. Bu sorununun nedenlerini, yaptıkları hataları sorgulamamışlardır. Hala aynı tas, aynı hamam devam ediyoruz. Ve hala bu kokuşmuş düzeni sürdürebileceklerini zannediyorlar ve aynı zihniyetle devam ediyorlar ama bu böyle sürüp gidemez. Bugün rüzgar ekenler, yarın fırtına biçeceklerdir. Bu çok daha fazla kan, acı ve gözyaşı demektir. O yüzden çok umutsuzum ve üzgünüm ama yılmadan yazmaya devam edeceğim, çünkü herkes değişebilir buna hala inanıyorum... Tolga Eren
26.10.2007



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz