Yaşasın Kürdistan
Sayın Başbakan hakkında duygu ve düşüncelerimiz bir hafta menfiyken, bir sonraki hafta müspete dönerek salınımlı bir gidişat izliyordu. Halbuki bu işin nasıl olduğu gün gibi açıkken ve bunu çok kereler belirtmemize rağmen yine de “bir umuttur yaşatan insanı” deyip, olumlu düşünmeye çalışıyorduk ve bir şeylerin değişeceğine inanıyorduk. Son beyanatından sonra umutlarımızın ne kadar boş olduğunu ve hiçbir şeyin değişmeyeceğini bir kez daha gördük. Ne demişti başbakan; “Sadece Kürt kökenli vatandaşlar yok. Çerkez, Lazlar var. Başkaları isteyince ne olacak?” En sıradan Türkün bile her zaman en kolay bahane olarak ortaya attığı Aristo mantığı yüzeyselliğindeki gerekçe başbakana da en sonunda benimsetilmiş anlaşılan. Peki o zaman sivil demokratik anayasa, Kürt sorununun barışçıl yollarla çözümü, Kürtlerin sosyo-kültürel haklarını tanınması palavrası nedir? Bu insanlar size oyları bunun için vermedi mi? Bu ne büyük bir dönekliktir? Ama Türk siyaset tarihi bunlara alışıktır. Demokrasi diye bas bas bağırdığımız olgu Kürtlerin dilinin tanınmasını, Kürtçenin okullarda okutulmasını, Kürtçe TV, radyo, gazete, Üniversitelerde Kürdoloji kürsüsü, Kürdoloji enstütüleri, istenirse otonomi ve özerkliği kısacası Kürt kültürünün ihyasını getirmez mi sayın başbakan? Bunları sağlamadıktan sonra demokrasi ve barış nasıl sağlanacak? Bunların hiçbirinin olmayacağı aşikar. Aynı tas, aynı hamam, devam. Bunların gerçekleşebilmesi için çok büyük bir dinamik, devrimsel bir atılım gerekmekte bunu hepimiz biliyoruz. Ama bu insiyatifi gerçekleştirecek olan tabii ki Kürt halkıdır. Ama yılların bitkinliği ve ezilmişliği içinde yorgun ve harap düşmüş Kürt halkının da artık sorunlardan uzak, başağrısız, huzur içinde, işinde gücünde, sisteme entegre olarak yaşamak istemesi gayet doğaldır. TC’nin yıldırma politikası tabii ki başarıya ulaşmıştır. Yıldırmanın ecnebicesi terördür. Birkaç tane Kürt militanın cılız çabaları Kürt davasına zarar vermekten ve devletin ekmeğine yağ sürmekten başka bir işe yaramamaktır. Bu o kadar çıkmaz bir yoldur ki Muaviye’nin Sıffin savaşında Hz. Ali’nin karşısına mızrakların ucunda Kur’an yapraklarıyla çıkmasına benzemektedir. TC de PKK’nın karşısına Kürt gençlerinden ve Anadolu’nun gencecik evlatlarından oluşan müfrezelerle çıkmaktadır, kardeş kardeşe düşürülmektedir. Bunlarla savaşmak neye yarar, acıyı arttırmaktan, yarayı kangrenleştirmekten başka? Eylem, evet, mücadele, evet, direniş evet ama nasıl olur? Büyük demokratik bir yürüyüş. Protesto eylemi mi? Evet. Sivil itaatsizlik mi? Evet. Evren Paşa’ya dışkı yedirmek güzel olurdu. Bahçeli’nin kelinde yumurta kırılabilir, Yazıcıoğlu’nun bıyıkları yolunabilir, Büyükanıt’ın şapkası başına geçirilebilirdi. Komik değil mi? Ama aklıma başka bir şey gelmiyor. Yeter ki ölüm olmasın. Düşman bile yaşasın ve görsün. Son zamanlarda İran yapımı Kürt filmleri izliyorum. İzledikten sonra tekrar kendi kendime teyit ettim ki Kürt kültürü asla ödün verilmemesi gereken çok değerli bir kültürdür. Kürt köylerinin asla otantikliği bozulmamalı ve asimilasyona karşı şiddetle direnilmelidir. Bunlar benim duygu ve düşüncelerimdir. Ben Kürt olsam bir protesto olarak kesinlikle Kürtçe’den başka bir dil konuşmaz, Türkçe konuşmayı reddederdim. Bu açıdan basına Kürtçe demeç veren ve mecliste Kürtçe konuşacağını deklare eden DTP il başkanını destekliyorum. Evet Kürtçe öğrenmek istiyorum. Kürtler kardeşimizdir diyen sıradan Türklerin ve Türk aydınlarının da tek kelime Kürtçe bilmemelerini kınıyorum. Hayatında bir Kürde “Rojbaş” demişler mi acaba merak ediyorum. Bu ikiyüzlülükten başka bir şey değildir. Sene 1979. 5 yaşındayım. Dedemle İzmir Konak’ta gezintiye çıkmışız. İleriden büyük bir kalabalık sloganlar atarak geliyor. Büyük bir yürüyüşün tam ortasında kalıyoruz. Kalabalık “Kürdistan, Kürdistan!” diye bağırıyor. Derken ben de “Kürdistan, Kürdistan” diye bağırmaya başlıyorum. Dedem şaşkınlık ve telaş içinde beni elimden tutup sürüklüyor o kalabalığın ortasından. Bunu bana subay dedem anlatıyor yıllar sonra. 5 yaşımda Kürdistan mücadelesinde yerimi alıyorumJ Aptala malum olur derler ya öyle bir şey. Belki önceki hayatımda Kürttüm bilinmez. Ama şunu hatırlıyorum, ortaokuldayız Türkçe öğretmenimiz anlatıyor; belediye otobüsünde gidiyormuş. İki Kürt vatandaş kendi aralarında Kürtçe konuşuyormuş. Bu onları duymuş. Onlara dönüp sertçe uyarmış; “Niye Kürtçe konuşuyorsunuz, Türkçe konuşun, burası Türkiye!”. İçimden “iyi halt etmişsin hoca” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Türkiye’nin 80 yıllık tarihinin bir özeti gibi değil mi? O zaman Türkçe öğretmenime şunu söyleyemediğime yanıyorum; “Yaşasın Kürdistan!” Tolga Eren09.01.2008



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz