Kartlar Dağıtılırken Kürtlere Pozisyon Verilmesi Üzerine
KCK’dir. Bugün Kuzey Kürtleri ve kurumlarının üzerinde etkili olan ve kontrol eden KCK’dir. Ancak, kartların dağıtıldığı, pozisyonların alındığı ve görevlerin verildiği süreçte KCK, pozisyonunu yine ittihatçı artığı Kemalistlerin yanında almaya başlıyor. Önderleri Öcalan’ın sabah akşam Kemalist övgüsü Kuzey Kürtlerini tamamiyle Kemalist, işgalci devletin yanında pozisyon almaya zorluyor. Güney Kürdistandaki kurumlaşmaya karşı Kuzey Kürtlerinin milli birlikten uzak durumu, Apocuların Kürtleri tekrar Kemalist şemsiye altına toplama çalışması bu kartların dağıtıldığı dönemde Kürtlerin aleyhine olacaktır. Kürtlerin dostlarının da yapacakları bir şey yoktur. Eğer Kürtler kendi istekleri ile Kemalistlerin etrafında toplanıyorsa Kürtlerin dostları ne yapsın ?
Osmanlının son dönemlerinde Osmanlıyı oluşturan milletlerde ulusal bilinç oluşmaya ve akabinde milletler bir bir bağımsızlıklarını kazanmaya başlamışlardı. Yunanlılar, Arnavutlar, Bulgarlar ve Araplar milli duruşlarıyla bağımsızlıklarını kazandılar. Osmanlıyı oluşturan milletlerden Ermeniler ve Kürtler bu dönemde bağımsızlıklarını kazanamadılar. Ermenilerin bu dönemde durumu biraz daha karışık. Nazi öncülü Almanlar tarafından yönlendirilen İtihatçılar tarafından uygulanan Tehcir ve soykırımına Ermeni aydınlar ve önderleri son ana kadar inanamadılar veya kendilerine bir şey olmayacağına inandılar. Ermeni soykırımında Almanlar, ittihatçıların olduğu kadar Ermeni Aydın ve önderlerinin de sorumluluğu vardır. Çünkü Ermeni aydınlarının, partilerinin ve önderlerinin en büyük müttefiki tehcirden önce İttihatçılardı. Ermeni aydınları ve partileri, ittihatçıların iktidar mücadelesinde çoğu zaman ittihatçıların en büyük yardımcıları ve destekçileriydi. Bir çok ittihatçı lideri defalarca gizleyen, koruyanlar Ermeni milletvekilleri ve önderleriydi.
Ermeni Aydınları müttefikleri olduğunu gördükleri ittihatçıların kendilerine bir şey yapmayacağını sandılar. Ancak, yoksul Ermeni halkından sonra sıra onlara da geldi. Ermeni’nin ne bakanlığını, ne milletvekilliğini ne işyerini, ne malını, ne dinini bıraktılar.
Kürt aydın ve yöneticileri de o dönemde ittihatçıların tarafını seçti. İttihatçılar hem Kürt önderlerini kontrol ederken aynı zamanda Kürt halkını da kontrol ediyordu. Kürt önderlerinin milli bir duruş sergilemek yerine ittihatçıların kuyruğuna takılmaları sonucu Kürt yurdu gaspedildi.
Lozan’da İsmet Paşa’nın Kürtler adına konuşması da bir anlamda fiili durumdan ve realiteden kaynaklanıyordu. Kürtler o sırada Türklerin kontrolünde Urfa’da, Maraş’ta, Antep’te Fransız ve İngilizlere karşı savaşıyordu. Urfa’ya, Maraş’a, Antep’e karargah kurmuş ittihatçı artıkları Kürtleri Fransız ve İngilizlere karşı saldırtıyorlardı. Ne için? Kürtlerin milli hakları için mi ? Fransız işgali Türk İşgalinden daha mı kötüydü ? Bunun için mi ?
Bugün İttihatçıların uzantısı Kemalistler, Ulusalcılardır. Kürt Milli varlığına en esaslı saldırıyı yapanlar da bunlardır. Bunlar Ermenilere yaptıkları gibi Kürtlere hak olarak bir kırıntı bile vermezler. Güney Kürdistan’a Kerkük’e en küçük bir Kürt varlığına karşı vicdansızca, utanmazca saldırılarının tek sebebi bunların ıslah olmaz Kürt düşmanlığıdır.
Bakın, Kemalist Ordunun Kürtlere bakışına, bakın Ulusalcı CHP’nin, Irkçı İşçi partisi’nin, Irkçı Aydemir TKP’sin ve diğerlerinin tavrına Kürtler lehine bir esneklik görebiliyor musunuz.
Bugün de Osmanlının son döneminde olduğu gibi dünya şekilleniyor. Yeniden kartlar dağıtılıyor. Herkes pozisyonunu alıyor. Kosova, Karadağ, Eski Sovyet halkları milli duruş sergilediler. Solcusu, sağcısı, dincisi milli duruş sergilediler ve halklarını bir daha başka milletlerin aşağılamasına izin vermemek için birlikte bağımsızlığı seçtiler. Dünya kamuoyu da, AB ve ABD de bu milli duruşları selamladılar ve saygı duydular. Çünkü haklıydılar. Kıbrıs’ta uydurma devleti savunan ancak Kosova’nın bağımsızlığına ‘’batı, emperyalistler bölüyor’’ klasik argümanını sadece Türk ulusalcıları ve solcuları söylüyordu. Türk’e mübah Arnavut’a, Kürde yasak!
Dünya şekillenirken bu şekillenme içinde Kürtler de yerini almaya çalıştı. Güney Kürdistan’da Kürt umudunun doğması Tüm Kürtlerde de bir hareketlenmeye yol açtı. Güney Kürdistan’daki gelişmelerin Türk devleti tarafından kontrol altına alınması, Kerkük referandumunun Türkiye tarafından ileriki tarihe atılması, kontrol ve gözdağı amacıyla askeri harekata girişilmesi ile Güney ve Kuzey Kurdistan’daki gelişmelerin birbirinden ayrı kontrollü gelişmesi sağlandı. Bu fiili durumu Kürtlerin dostları da görmektedir.
Bugün dünya kamuoyu ve Kurumları da Kürtleri izliyor. Bugün Kürtler adına hareket eden iki hareket vardır. Bunlardan biri Güney Kürt birliği, diğeri de kuzey Kürtleri adına hareket eden KCK’dir.
Güney Kürdistan’daki gelişmelerle Kürtler de dünyada bir figür olarak görülmeye başlandı. Ancak Türkiye, Güney Kürtleri ve dostları üzerinde kurduğu baskı sonucu onları Irak devleti sınırları içinde yerel bir figür olarak kalmaya aksi taktirde bunu da kaybedebilecekleri mesajını verdi. Güney Kürdistan’a askeri saldırı sonucu gelişmeler de Güney Kürt liderliğinin bunu anladığını ve kabul ettiğini gösteriyor. Burada amacımız kimseyi suçlamak değil, sadece bir tesbittir. Bu sonuçta, Dağlıca ve benzeri provakasyonlarla Güney Kürt liderliğini yok olma ile karşı karşıya getiren Apocuların da belirleyici payı vardır.
Diğer etkin gurup da KCK’dir. Bugün Kuzey Kürtleri ve kurumlarının üzerinde etkili olan ve kontrol eden KCK’dir. Ancak, kartların dağıtıldığı, pozisyonların alındığı ve görevlerin verildiği süreçte KCK, pozisyonunu yine ittihatçı artığı Kemalistlerin yanında almaya başlıyor. Önderleri Öcalan’ın sabah akşam Kemalist övgüsü Kuzey Kürtlerini tamamiyle Kemalist, işgalci devletin yanında pozisyon almaya zorluyor. Güney Kürdistandaki kurumlaşmaya karşı Kuzey Kürtlerinin milli birlikten uzak durumu, Apocuların Kürtleri tekrar Kemalist şemsiye altına toplama çalışması bu kartların dağıtıldığı dönemde Kürtlerin aleyhine olacaktır. Kürtlerin dostlarının da yapacakları bir şey yoktur. Eğer Kürtler kendi istekleri ile Kemalistlerin etrafında toplanıyorsa Kürtlerin dostları ne yapsın ?
Kürtler, politikalarını yeniden gözden geçirmelidir. Milli, bağımsızlıkçı bir çizgiye gelmelidir. Ancak o durumda hakları verilir. Kemalistler tarafından Osmanlının son zamanlarındaki gibi Kürtlere pozisyon veriliyor. Bu görev ve pozisyon tekrar Kemalist ve Türk Kuyrukçuluğudur. Oysa Kürtlerin gerçek pozisyonu DTP Diyarbakır İl başkanının dediği gibi ‘’ Kerkük’e saldırı Diyarbakır’a saldırı gibi’’ olmalıdır. Ancak, o zaman Dünya kamuoyu, AB,ABD Kürtleri muhatap alır. Eğer milli tavır yerine sadece demokraside bazı iyileştirmeler talep edilirse-zaten İlker Başbuğ’un da istediği budur- bu tavır Kürtlere hizmet etmez.
Kürtler, dünya milletleri nelere sahipse onları istemelidir.



Yorumlar (5 gönderildi):
saglikli tespitlerden sonra saglikli ve daha sirasiyle somut olarak ne yapilmasi hakkinda da yazi yaziniz. Genel somut cozumleri artik daha detaylandirmak gerekir. Hem de bugunden baslayarak. Bence derhal evrensel hukuk mahkemelerinde (BM,AB,ABD) Kurt halkina yonelik soykiriminin tespiti icin acilen basvuruda bulunmak gerekir. Bunu her halkin hakki olan kendi kaderini tayin
hakkini milyonlarca imza ile BM'den istemek gerekir. Hani nerede yurtsever,humanist hukukcular ve onlarin kurumlar. Lutfen insanliga karsi olan yukumluluklerinizi derhal yerine getiriniz. Herkese bu konularda cagri yapiyorum. Basarilar. Tesekkurler.
Oyle bir yazmışsınızki sanırısnız bilimsel bir gerçekleik antılıyor. Türk faşistlerinin yaptıklarını siz de kendi kürt halkiniza yapıyorsunuz.. Yani kandiriyorsunuz.. Nasil mi? Kurutuluş svaşı ve/ veya Osmanılını son dönemlerinde yaşanan savaş bir hilafet savaşı idi. Bir milliyetci aydınlanma savaşı değildi. DOlayısı ile Hilafet ve inançları uğruna savaşan anadolu halkları Faşist bir Cumhuriyet ile kandırıldı deseniz daha inandırıcı olacak sanırım.. Ama öyle olmadı diyorsanız onu siz bilirsiniz...
Sevgili kardeşim, benim de eleştirim Kürdlerin Türklere eklemlenmelerinedir. Osmanlı’nın çözülüş döneminde dini sebeplerle sonra da sosyalizm ideolojisi ile eklemlendiler.
Osmanlı’nın çözülüş dönemindeki çatışmalar sadece hilafet savaşı olsaydı, Araplar ve Arnavutlar niye ayrıldılar? Türkler hilafet konusunu kendi mücadelelerine araç olarak kullandılar senin söylediğin gibi. Kürdler de kandırıldılar. Artık kandırılmayalım diyorum.
Kürdlerin Milli haklarına sahip olmaları gerektiğini, Türk kuyrukçuluğu yapmamaları gerektiğini söylemek neden faşizm olsun. Biz başka halkların dilini, dinini mi yasakla, onları yok et mi diyoruz. Kürdler de en az diğer milletler gibi haklarına sahip olsun diyoruz. Yok öyle değil diyorsanız, o zaman da siz bilirsiniz…
Bahsettigi uygulamalari topyekun ve homojen olarak 'Turkler' mi yapmistir acaba?
Ya da, Tamer beyin belki kabul edecegi bir niteleme ile 'irk' anlaminda Turkler o maceranin neresindedirler acaba?
Hadi, irki gectik.. Kulturel anlamda Turklerin nesi ne kadar muhafaza edilmistir acaba?
Kim etmemistir, kim engel olamamistir sorularini sorabiliriz tabii ki. Ama, Tamer beyin yaklasimini --en hafif sekilde soyleyecek olursam-- yanlis yerden bir irkci bakis ve asiriya kacmis bir bir haksizlik olarak goruyorum.
Yorum yaz