Ortadoğu ve Beklenen Deprem
Yarın geç olmadan, ok yaydan çıkmadan adilane bir çözümün tüm Ortadoğu’da hâkim kılınması ve halklar arsında barışın tesisi için acele etmek gerekmektedir. Birisinden yana olmak, birisini desteklemek bana barıştan yana olmak kadar anlamalı gelmiyor. Barış herkesin faydasınadır. Savaş ise hiç kimsenin faydasına değildir.
Sömürgecilik yıllarından ve nihayetinde Osmanlı’nın yıkılışıyla beraber başlayan süreçte, insicamı bozulan bir coğrafyadan bahsediyoruz. Batı, birinci dünya savaşını müteakip, ya doğrudan veya dolaylı yollardan bu coğrafyayı hep denetlemiştir.
1979 Şubatında meydana gelen İran İslam Devrimi, bu genel duruma bir itiraz, istisna teşkil eder. Bu devrim hem doğu ( SSCB ) hem de hem de batı ( AB ve ABD ) bloğunu ciddi olarak rahatsız etmiştir. Gerici Arap rejimleri, Türkiye ve İsrail de bu değişimden dolayı rahatsız olmuş ve birçok gelişme, bu oluşumla bağlantılı olarak sahneye konulmuştur.
Rusya’nın Afganistan’ı işgali, Türkiye’deki 12 Eylül askeri darbesi, Saddam’ın İran’a saldırısı, İsrail’in 1982 yılında Lübnan’ı işgali bağlantılı konulardır. Amaç, Ortadoğu’da müstakil ve göreceli olarak da olsa özgürce siyasetini belirleyen rejimlerin veya ülkelerin önünü almak ve kötü örnek olmalarına engel olmaktır.
İsrail, Türkiye ve Suriye-Libya ikilisi hariç diğer Arap ülkeleri Saddam’ı desteklerken, İran da boş durmayarak, Şiiler üzerinden Lübnan’a, Bahreyn’e, Irak’a müdahil olmaya başlamıştır. Bugün Lübnan Hizbullah’ı bu stratejinin eserdir. Dış destek olmadan ne Hizbullah ne de Hamas ve benzeri oluşumlar bu denli etkin olamazlar.
Lojistik destek almak, yararlıların tedavisi, eğitim araç ve gereçlerinin temini, propaganda araçları, elemanların askeri ve ideolojik eğitimi hep bu dış destekler sayesinde mümkün olabilmektedir. Bu açıdan İran’ın başarısı hem Irak hem de Lübnan açısından tartışmasızıdır.
Buna mukabil Kürdistan’da İran’ın etkisi sınırlıdır. Güney Kürdlerinin ABD ile müttefik olması, PKK’nın İslam devriminden ziyade Kemalist rejime yanaşması veya taktik icabı Türkiye’ye zarar verecek tutumlardan uzak duracağına ilişkin beyan ve tutumları; dil, kültür, tarih birliğine veya yakınlığına sahip Kürdleri İran’a sadık bir müttefik yapamamıştır. Eğer Kürdistan da İran’ın etkisine girmiş olsaydı, Akdeniz’e kadar kesintisiz kontrol edilen bir coğrafyadan bahsediyor olacaktık.
Ama bugün için İran’ın etkisi, Şii muhitiyle sınırlı gözükmektedir. Bu ise hem mezhep çatışması hem de askeri açıdan yetersiz bir potansiyele işaret eder. İsrail ve ABD bundan yararlanmak ve azami istifade etmek emelindedirler. Onun için Irak’ın elde tutulması içn İran’ın zayıflatılması, askeri ve iktisadi açıdan çökertilmesi gerektiği açıktır.
İran’ı zayıflatıp, onun doğal müttefiklerini himayesiz bırakma seçeneği ile Hizbullah ve Suriye gibi müttefiklerini yenilgiye uğratıp ondan sonra İran’a yönelme arasında tereddüt eden İsrail-ABD ittifakı karar aşamasında bulunmaktadır.
HAMAS, Hzbullah, PKK, Güney Kürdistan, Irak’taki Şiiler bu denklem içerisinde düşünülen ve kendilerine rol biçilen guruplardır. Türkiye de İran ve ABD arasında safını netleştirmek durumundadır. Tarafsızlık İran açısından bulunmaz nimet olsa da İsrail ve ABD açısından ihanete eşdeğer görülmektedir.
Onun için, ABD ve İsrail’e karşı tüm mülayim siyasetlerine rağmen İran hususunda Bush doktrinine destek vermeyen AKP’nin kapatılması kararı verilmiştir. Cumhuriyet Balosuna katılmayan Türk Genel Kurmay Başkanının, İsrail’in milli gününde boy göstermesi harika bir mesajdır. Hükümete kafa tutmanın, ona karşı olduğunu göstermenin bundan daha iyi bir yolu olamaz. Türk Genel Kurmay Başkanını İran Milli gönünde görmeniz mümkün olamaz ama İsrail Milli gününe katılması Siyonistlerin güdümündeki kartel medyası tarafından doğal karşılanmaktadır.
İran’a saldırı durumunda Türkiye’nin tavrı hayati öneme sahip olacaktır. Türk ordusu ve derin devleti ( aynı şey de sayılabilir ) Kürdlerin kazanımlarını dert ettiklerinden ABD ile ihtilafa düşmektedirler. Aksi halde İsrail ve ABD ile hemfikirdirler. Eğer PKK zayıflatılıp, Güney Kürdleri de sınırlı bir özerkliğe razı edilebilirse mesele olmaz. Buna ilişkin emareler de yok değildir. ABD PEJAK üzerinden İran’a saldırmak isterken, PKK kendisin de desteklenmesini ve Türkiye nezdinde muhatap alınmasını talep etmektedir.
ABD açısından ise Türkiye gibi büyük ve müttefik bir ülkeyi PKK’ya feda etmek doğru siyaset olarak gözükmemektedir. Ama Kürdlere de Irak’ta ve İran’a karşı ihtiyaç duymaktadır. Eğer PKK sadece PEJAK olarak varlığını sürdürüp, İran’a karşı varlığını sürdürürse sorun yoktur. Çünkü bu onların projesidir. Yok, eğer Türkiye’ye karşı tutumunu sürdürür ise ABD ile Türkiye arasındaki mutabakata ( ki bu anlayışa Federal Kürdistan da dâhildir ) feda edilmesi an meselesidir.
Süreci hepimiz endişe ve dikkatle izlemekteyiz. Savaş kelime olarak basit veya eğlenceli bir şey zannedilebilir. Ama tüm kötülüklerin de savaşlardan neşet ettiğini bilmemizde fayda vardır. İnsani kayıpların yanında iktisadi ve siyasi çöküntü, sosyal felaketler, ekolojik dengenin yok olması da savaşların birer neticesidir.
Lüban’da, Filistin’de, Kürdistan’da gördüklerimiz büyük depremin öncü sarsıntılarıdır. Asıl deprem bence ABD’nin İran’a savaş açmasıdır. Bu savaşta Nükleer silahların kullanılma olasılığı da ayrı bir felaket olarak önümüzde durmaktadır. Büyük depremden sonra Tusunami felaketinin tüm bölgeyi ve dünyayı etkilemesi de olasıdır.
Yarın geç olmadan, ok yaydan çıkmadan adilane bir çözümün tüm Ortadoğu’da hâkim kılınması ve halklar arsında barışın tesisi için acele etmek gerekmektedir. Birisinden yana olmak, birisini desteklemek bana barıştan yana olmak kadar anlamalı gelmiyor. Barış herkesin faydasınadır. Savaş ise hiç kimsenin faydasına değildir.



Yorumlar (3 gönderildi):
Bütün dünya maalesef kan ağlıyor.Ama maddi zahiri sebeblerin yanında asıl manevi sebebleri nelerdir işte onları anlayamıyoruz.Ne kadar insan var o kadarda fikir var felsefe var.Bırkalım harici alemdeki kargaşaları kavgaları biz kendimizdeki ittifaksızlığın çarelerini aramalı değilmiyiz?Millet hususan müslümanlar olarak oprtak noktalarımız nelerdir nerde ittifak edeceğiz.Peygamberimiz İttifak HUDA da dır derken bizler nelerin peişndeyiz bunun izalesi mümkünmüdür?Cahille ittifak olurmu? olmazsa Bu milletin İrşada ve tenvire ihtiyacı yokmu?Hep zahir sebeblerdemi takılıp kalacağız.Hasılı kelam gerçek nokta-i istinadımız bulmadan barışta kardeşlikte hayal değilmi?
Sömürgecilğe ve tahakküme gelince, meşru mudafaa hakkı vardır. Ama yanlıştan şikayetçi olanalrın da yanlış yaparak durumu daha da kötüleştirmesi doğru değildir. Suç işgalciler değil, bizdedir.
Amiyane tabirle, eşek olursak sırtımıza binen çok olur. Saddam İran'a saldırmasaydı, Şiiler ve Kürdlerle iyi geçinseydi, Kürdlerle yaptığı anlaşmaya riayet etseydi, bugün durum farklı olurdu.
Lübnan ve Filistin'de de siyonistler kadar suçlu olan Araplar da vardır. Kürdistan'ın durumu da malumunuzdur. Tefrika ve didişme.
Ortadoğu'da rejimlerin dönüşmesi, halka yakın bir sistemin kurulması, halkalrın bir biriyle iyi ilişkilere sahip olması gerekir ki barış olsun.
Türkiye Kürdlerle konuşmaz, gider İsrail ve ABD'den yardım siter, sonra da yabancıların içişlerine karıştığından bahseder. Oysa yabancıları yüsyıldır bölgeye getiren ve işbirliği yapan sensin.
Ortadoğu halkalrı yakınlaşmalı, devletleri de zorlamalı, hükümetleri de işbirliğine icbar etmelidir. Ama İran ve Türkiye gibi büyük bölge ülkeleri yabancıları uzaklaştırmak içn işbirliği yapacağına, gariban Kürdlere karşı nasıl işbirliği yaparız da bu sorunu öteleriz hesabıyla yakınlaşınca, beklenen ve istenen işbirliği değil, mazlum bir halka karşı şer ittifakı oluşmuş oluyor.
Doğru tanımlama, doğru işbirliği ve akıllı bir siyasetle savaşlardan değil, siyasi çözümlerden ve barıştan yana olmak lazımdır.
Yorum yaz