Anasayfa | Yazarlar | Sıtkı Zilan | Pirinç ve Bilinç Kıtlığı

Pirinç ve Bilinç Kıtlığı

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image

Pirinç kıtlığından ziyade; hürriyet, müsamaha, sevgi, merhamet sıkıntısı ve kıtlığı vardır. Asıl bu kıtlığa, aç gözlülüğe, inkâra, tuğyana karşı önlem almalıyız. Stoklar tükenmek üzeredir. Eğer önlem alınmazsa; merhamet, az ile yetinme, az tüketmenin ne olduğunu, özümüzü kaybedeceğiz.

sidki_zilan@mynet.com 

Türkiye’deki rejim krizi ile Ankara’daki didişmelerin beraber değerlendirilmesi gerektiği açıktır. İhtiyaca cevap veremeyen köhne rejim ile özgürlük talebinde bulunan sessiz çoğunluk arasındaki hesaplaşmanın yansıması değişik araçlar ve alanlarda sürdürülürken, dünya çapında yaşanan krizler de iktisadi, içtimai ve siyasi sarsıntılara sebep olmaktadır.

Eğer dünya barışını tehlikeye atan siyasetler, savaşlar olmasaydı; kuraklık gibi nedenlere bağlı gıda yetersizliğiyle baş etmek çok kolay bir mesele olurdu. Kıtlık,  savaşlar, geleceğe dair umutsuzluk ve bu umutsuzluğun yol açtığı ferdi ve içtimai huzursuzluklar, çalkantılar birer neticedir. Asıl buhran; zihinlerde, bunun yansıması olarak uygulamalarda, amaçsız ve hedefsiz tüketim hırsında, hegemonya sevdasındadır.

İnsanın sonsuz tüketim, kaynakları denetim altına alma, başkasının hayatına müdahale biçiminde tezahür eden fiiliyatına siyasi, dini ve ideolojik kılıflar giydirseniz ve ilim adına bu kötü eğilimleri müdafaa ederseniz netice almanız veya almamız imkân dâhilinde değildir.

Tek-tip üretim, tek tip tüketim ve düşünme konseptini insanlığa dayatanların yol açtığı yıkım bölgesel ve dünya ölçeğinde çoktandır etkisini göstermektedir. Kişiler ve toplumlar; sahici olmayan bir ihtiyaçlar listesini, tıpkı bir mal gibi üretilmiş rıza neticesinde kaçınılmaz, onsuz olmaz, yokluğunu kıtlık olarak algılayacak şekilde kurgulanırsa medeniyet krizinin olması kaçınılmazdır.

Oysa mesken ihtiyacı, eğitim ihtiyacı, sağlıklı çevre; temiz gıda ve su ihtiyacı gerçek birer ihtiyaç olarak tüm dünyanın önünde durmaktadır. Rejimler, sistemler, iktidarlar bağlı bulundukları beynelmilel sistem tarafından belirlenmiş yapay ihtiyaçları gerçekmiş gibi sunarak ( alkol ve sigara ihtiyacı, özel araç ve cep telefonu ihtiyacı, insanı eğlendirmekten daha ziyade kendine yabancılaştıran ve birer sömürü aracına dönüşmüş olan bazı araçlar, futbol ve diğer eğlence araçları, kumar ve türevleri )  insanları uyutmaktadırlar.

Dünyada insani bir hayat için bitki ve hayvan çeşitliliğini korumak nasıl önemli ise kültürel çeşitliliği de korumak o denli önemlidir. Değişik tüketim alışkanlıkları insanlık için birer emniyet supabıdır. Bugünlerde moda olduğu için pirinç örneğinden yararlanabiliriz. Afrikalının daha besleyici ve kaliteli siyah ekmeğinin yerini beyaz buğday, dünya genelinde de değişik tahıllardan yapılan pilavın yerini eğer pirinç pilavı alırsa, birileri istediği gibi kriz çıkarabiliriz.

Eskiden Kürdistan’da buğday, arpa, darı, xaşing, mısır, nohut ve benzeri tahıl çeşitlerinden ekmek yapılırdı. Şimdi ekmek için buğday ve buğdayın da yerli olmayan, toprağımıza yabancı çeşitleri tercih edilmektedir. Fenni gübre ile zehir yerken, un fabrikalarında zararlı katkı maddelerini yanı sıra, insan bünyesi için yararlı olan kabuk kısmı da alınarak insanımızın sağlığı tehlikeye atılmaktadır.

Fazla değil,  yirmi-otuz yıl öncesinde yediğimiz gıdaların yüzde yüzüne yakını tabii-organik iken, bugün neredeyse her gün zehir tüketmekteyiz. Buna çözüm bulmak veya üretmek sanıldığı gibi zor değildir. Toprağı nadasa bırakma, hayvansal ve bitkisel gübreler kullanma, şeker yerine doğal bal veya pekmez tüketmek, tahılları doğallığından etmeden ve zehir katmadan tüketmek mümkündür. Keza, su kaynaklarını muhafaza etmek, ormanları korumak ve yeni alanlar kazanmak, bitki ve hayvan çeşitliliğini geliştirmek, korumak da elimizdedir.

Keza, Türkiye örneğinde değişik kültürleri, dilleri, meşrepleri, mezhepleri, dinleri muhafaza etmek veya bu ortamı sağlamak da önemlidir. Kültürel çeşitlilik insanın tek tip düşünmesini, başkasını hor ve tehlikeli görmesini engeller. Haliyle faşizm, despotizm, baskıcı iktidarlar çeşitliliğin muhafaza edildiği ortamlarda üreyemezler.

Meseleler tabii ve içtimai alanda birbirine bağlıdır. Eğer insana hürmet olsaydı, hayvanat ve nebatata da hürmet olur ve dünya barışı tehlikeye atılmaz, insanlık her gün şahit olduğumuz acıları yaşamazdı. Son yüzyıllarda dünya barışını bozan, dünyayı tehlikeye atan ve iki büyük paylaşım savaşını insanlığa hediye eden batılı-beyaz adamdan başkası değildir.

Batı nispeten dönüşürken, onun eski fazla değil elli yıl önceki halini örnek alan diktatörler İslam dünyasında varlığını devam ettirmektedirler. Tunus, Suriye, Türkiye birer batılı rejim tarafından mezhebi, ideolojik, laikçi zihniyetleriyle vatandaşlarına kan kustururken hala beyaz adamdan anlayış ve müsamaha görebilmektedirler.

Keza, Mısır, Suudi, Kuweyt, Ürdün gibi dünyanın en gerici ve gayri insani yönetimleri de batılı sömürgecilerden himaye ve destek görmektedirler. Bugün çevre için doğallık nasıl gerekli ise toplumlar için de yönetilenlerin çeşitliliğine, değişik inançlarına, dillerine, tüketim ve hissiyatına kadar bilumum çeşitliliğine riayet eden doğal, ideolojik olmayan yönetimler, devlet yapılanmaları da o denli önemlidir.

Demokrasi, özgürlükçü demokrasi, çoğulcu ve hukuka saygılı demokrasi önemlidir. Ama kültür ve din düşmanı laiklik anlayışıyla bozulmuş, militanca emellere alet edilmiş bir demokrasi anlayışı çözüm değildir. Hele demokrasi için ülkeler işgal etmek, zorla demokrasi satmak ve karşılığında insan haklarını, insanların yeraltı ve yerüstü imkânlarını talan etmek hiç çözüm değildir.

Onun için Ankara’da yaşanan ile Waşington’da yaşananlar arsında, Filistin ile Kürdistan da yaşananlar arsında bir zıtlık yoktur. Hepsi aynı konseptin ürünüdürler. Kendine Müslüman, kendine demokrat zihniyetten hayır gelmez. Tüm insanlığın hayrını, selametini istemeliyiz. Bunun da yolu kendimize saygıdan, çevreye saygıdan, diğer insanlara saygıdan geçer.

Pirinç kıtlığından ziyade; hürriyet, müsamaha, sevgi, merhamet sıkıntısı ve kıtlığı vardır. Asıl bu kıtlığa, aç gözlülüğe, inkâra, tuğyana karşı önlem almalıyız. Stoklar tükenmek üzeredir. Eğer önlem alınmazsa; merhamet, az ile yetinme, az tüketmenin ne olduğunu, özümüzü kaybedeceğiz.

Yorumlar (2 gönderildi):

celal tanrı kulu .. 24 Apr, 2008 07:50:27
avatar
Nasname yazılarınızı takip etmekteyim. Fakat dikatimi çeken bir hususu belirtmek istiyorum. Abdullah bey Kürdlüğe zarar veriyor da, Fetullah bey bu işin neresinde acaba? Önce biz Nurcuyuz dediler sonra hayır biz nurcu olamayız çünkü Türkler(mhp) Nurcuları sevmez! Bunun için bize Fetulah’çı deyin dediler. Bu hareket Kürdlere nasıl bakıyor? Kürd kelimesi Türkten mi türetilmiştir onlara göre…
hogır .. 29 Apr, 2008 09:14:32
avatar
sayın SITKI ZİLAN ın kalemine sağlık diyorum. yazılarınızı severek takip ediyorum.sizin gibi kürt aydınları bence sesini daha çok duyurmalı. ALLAH a emanet olun.

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin