Er Bakan ve Er Doğan
Peki, böyle ise neden Er Bakan’a, Er Doğan’a geçici olarak da olsa izin verilmesi, iktidar yapılmasının manası nedir? Cevaben deriz ki; Türklerin şanındandır ki; yağma ederler, talan ederler. Erbakan ve Erdoğan öncesi de devlet böyle bir yağma yemişti. Yağmacılar için yağlı lokma kalmamıştı, ayrıca bölücülük tehlikesi had safhalardaydı. Müslüman çoğunluk ile uyumlu bir hükümetin kasayı tekrardan doldurması ve Kürdleri oyalaması ihtiyacından dolayı bu iki Er’e geçici vazife verildi. Şimdi ise Erbakan ev hapsinde, Erdoğan ise göz hapsindedir.
Zenginin malı, züğürdün çenesini yorar. Tıpkı, AKP etrafında yoğun olarak yazmamız gibi. Çünkü 28 Şubat süreciyle, darbecilerin umduğundan farklı bir netice çıkmıştı. Kimisi, bunu ABD ile varılan gizli bir mutabakat yani seçimi operasyon olarak nitelerken, kimisi de mağduriyetin ödüllendirilmesi olarak algılama eğilimine girdi.
Gerçeğin ne olduğunu ancak taraflar bilir. Bizim gördüğümüz; Erdoğan’ın ve AKP’nin dünya ile uyumlu hareket ettiğidir. Dünyadan kastın AB ve ABD olduğunu izaha gerek yoktur. İsrail zaten onların şımarık çocuğu, her zaman haylazlık yaparak istediğini alır.
AKP’nin bir koalisyon olduğu; yeni yetişen dindar orta sınıf ile İslami cemaatlerin desteğiyle bu seviyeye geldiği, bu partiye yönelen saldırıları bertaraf etmede de bu kesimlerin dayanışma içerisinde olduğu aşikârdır. Keza, liberal kesimlerin, Kürdlerin de yoğun bir destek verdiği görülmektedir.
Doğru zamanda, doğru kadrolarla ve iyi bir liderle yola çıkan AKP’nin başarıyı yakaladığı söylenebilir. Bugünkü Erdoğan’la, bidayetinde işe başlarkenki Erdoğan’ın etkinliği aynı değildi. Eğer bidayetinde Gül ve Arınç faktörü olmasaydı; maya tutmayabilirdi. Bir vekilin deyimiyle; Arınç bu partinin sigortası gibi bir işlev gördü. Bugün için o olmadan hareketin devam etme şansı olabilir ama dün için bunu söylemek zor idi.
Cemaat desteğini de küçümsememek lazımdır. Ilımlı İslami anlayışın bariz örneği Fethullah Gülen Hoca ve talebeleridir. Eğer böyle bir model olmamış olsaydı, AB ve ABD’nin ılımlı İslam’dan kastın ne olduğunu anlamsı bile zor olurdu. Yani onlar gibi; devlet ile kavgalı değil, uluslararası sistem ile kavgalı değil, diye anladılar.
Doğrusu, AKP de elinden geleni yaptı. İsrail ile AB ve ABD ile gayet uyumlu gitti. Ama ABD’nin istekleri bitmiyordu ve bitmeyecektir. AB için AKP iyi bir partner iken ABD ve İsrail için fazla nazlanan ve Irak, İran, Suriye hususunda açıktan ABD’yi desteklemekten çekinen bir iktidar olarak görülmeye başlandı. Bence, ABD eskiye dönerek; daha önce yaptığı gibi Türkiye üzerinden yürüttüğü siyaseti bizzat Türk ordusu ile götürmeye çalışmaktadır. Onun için AKP’nin kapatma sürecindeki etkisiz yönetme kapasitesi ve kapatıldıktan sonra oluşacak boşluk döneminde; tek muhatap Türk ordusu olacaktır.
Çünkü Türk ordusu Kemalizm’in bekçisidir. Kemalizm’in umdeleri ve anlayışı Türkiye halkından ziyade, Türkiye’nin denetim altında tutulması için icat edilmiş şeylerdir. Laiklik bir maskedir ve bu maske ile İslam, kültür ve tarih düşmanlığı yapılmaktadır. CHP ve Kemalizm ideolojisi; işgalcilerin Türkiye halkı için öngürdüğü esaret şartlarından başka bir şey değildir.
Kısaca, Kemalizm karşı devrim ve işgalcilerin ideolojisidir. İşgalciler; geri çekilirken, bu ülkenin kendi yörüngelerinde olması, kendi medeniyetlerine göre bir rotada seyretmesi ve yerli olanın, tarihi olanın, doğulu olanın, İslamî olanın, Türkî ve Kurdî olanın yok sayılması üzerinde mutabakata vardılar.
Er Doğan’ın anlamadığı ve ilminin kifayet etmediği hususlar çoktur. Halkın reyini ve dış desteği fazla abarttı. Birinci maddenin geçerliliğini unuttu. O kaide şudur; birinci maddeye göre komutan her zaman haklı, ikinci maddeye göre de; ihtilaf vukuunda birinci madenin geçerli olmasıdır.
Er Doğan’ın bilmesi gerekir ki; Lozan ile beraber Türkiye’ye üç şey yasaklanmıştır. Türkiye’nin kurtuluşu da bu üç sınırlamayı tersine çevirmektir. Türkiye’nin İslami, Türkî ve Kürdî kimliği batı tarafından yasaklanmıştır. Kürdistan’ın bölünmesi ( Osmanlı Kürdistan’ı, İran Kürdistan ise Osmanlı ile İran arasında daha önce taksim edilmişti-ayrılmıştı.)
Yani, Türkiye İslam âlemi, Türk dünyası ve Kürdistan ile ilgilenmek ve bu üç unsuru da desteklemek durumundadır. İslam dünyasını desteklemek; Türkiye’ye Filipinlerden, Rusya’dan, Afrika’dan, AB’den, ABD’ye kadar bir alanı açar. Keza; Türk dünyasını desteklemek de Çin ve Rusya ile pazarlık gücünü artırır.
En önemli husus ise Kürdistan’dır. Kürdlerin ve Kürdistan’ın desteğini almamış bir Türkiye kendi bütünlüğünü muhafazada zorlanacağı gibi, çokça hassas davrandığı ülke bütünlüğünü de muhafaza edemez.
Irak’ta Türkmenlere, Afganistan’da Raşit Dostum’a oynayan bir Türkiye’nin başarı şansı yoktur. Sağlıklı bir beyin tarafından yönetilmesi durumunda; Güney Kürdistan’ı kardeş ülke olarak kabul etmesi gereken bir Türkiye’nin, aşiret reisi palavrası ile Kürdlere sırtını dönmesi ve Kürdlerin kazanımlarını kendi aleyhine olarak algılaması başlı başına bir sorundur.
Kemalist sitem ve ondan etkilenen Milliyetçi ve İslami Türkî hareketlerin sorunu, Kürdlerden veya Kürdistan’dan kaynaklanan sorunlar değil, bizzat Kürdlerin, dillerinin, topraklarının var olmasını kendilerine sorun yapmalarıdır. Bir şeyden, olgudan kaynaklanan sorunları çözmek kolay, fakat bir vakıayı bizzat sorun olarak kabul etmek durumunda çözüm zordur.
Hakikat olan Kürd milleti ve Kürdistan olgusu yok sayılamayacağına göre, Türk devletinin kendi inkâr siyasetini değiştirmesi en makul olanıdır. İnkârın da iki çeşidi vardır; biri cehaletten kaynaklana ki buna cehli, diğeri de inattan kaynaklanan ki buna da înadi derler. Türk devletinin tavrı cehaletten değil inattan, inatta ısrardan kaynaklanır.
Konumuza dönersek; Er Doğan dönemi de bitmiş sayılır. Çünkü Türk sisteminde muvazzaflar hariç, diğerleri ve öncelikle de Erler belli bir dönem askerlik yaparlar. Zaten İmam-Hatip mezunu olan Er Doğan’ın Uzman Çavuş olması bile mevzuata aykırıdır. Tıpkı Polis olamaması gibi. Peki, hükümetin başındaki bir zatın; kendisi için bile Uzman çavuşluk veya Polislik yolunu açamaması ve bu yönde mevzuatı değiştirememesi durumunda, gitmesi mevzuat gereği değil midir? Aksi halde Uzman çavuş olamayanın Başbakan olarak kalması gibi bir tezat devam etmiş olacak ki; bu da devlet ciddiyetiyle bağdaşmaz.
Peki, böyle ise neden Er Bakan’a, Er Doğan’a geçici olarak da olsa izin verilmesi, iktidar yapılmasının manası nedir? Cevaben deriz ki; Türklerin şanındandır ki; yağma ederler, talan ederler. Erbakan ve Erdoğan öncesi de devlet böyle bir yağma yemişti. Yağmacılar için yağlı lokma kalmamıştı, ayrıca bölücülük tehlikesi had safhalardaydı. Müslüman çoğunluk ile uyumlu bir hükümetin kasayı tekrardan doldurması ve Kürdleri oyalaması ihtiyacından dolayı bu iki Er’e geçici vazife verildi. Şimdi ise Erbakan ev hapsinde, Erdoğan ise göz hapsindedir.
10 Nisan 08



Yorumlar (2 gönderildi):
Türkiye’nin sorunları çok basit olgularla çözülebilecek fenomenlerdır. Bu fenomenleri katı ve değişmez dogmalar haline getirilmiş ki, onları çözmek ve bu paradoksları aşmak yürekli ve cesaretli önder kadrolara ihtiyaç vardır. Bulunduğumuz şu an, bu olay ve olguları çözümlemenin tam zamanı, bütün koşullar çözümden yana. Ama diren ve stalinist parti anlayışında var olan çelikleşmiş direniş odakları vardır. Bu odaklar kemalizm onların temel gıdasi, dış düşman, Kürdler, islamcılar vs. bunların dayandıkları fobiler. Bu fobileriyle halkı korkutmakta, duygular sümürerek galayana getirmeye çalışmaktadırlar.
Bütün çabalara ve medyanın büyük patronların desteklenmelerine rağmen halkın desteğini arkalarına alamyı başaramdılar, hala azınlktalar. Çelikleşmiş, orduyu arkasına almış, bütün faşist sivil çeteleri yedeklemiş bu güçler, mevcut statökoyu korumak, devam etmek isteyeceklerdır. Bunların temel köklerine inmek, onları ayakta tutan bütün faktörleri ortaya çıkarmak ve teşhir edip üzerlerine gitmek gerekir.
Sayın Erdoğan zama zaman çıkışları cesaret verici, bazende bu sözleri hiç söylememiş gibi davrana bilmekte, uzlaşı noktaları arayarak onlarla iktidarı paylaşabilir duruma düşebilmektedir.
_Erdoğan güney kürdistan ile ilgili operasiyona yönelik hükümet önergesiyle,
_ Kürd soruna yaklaşimda,
_yeni anayasa taslağının geciktirilmesiyle,
_ Şemdinli olayıyla ilgili,
_Hrant dink davasındaki kurum ve kişilerin üzerine gidilmemesiyle daha bir çok konuyu sayabiliriz. yani hükümet yarım yamalak veya uzlaşarak sorunları çözemeyeceği gerçeği bilmeli, tarihte buna benzer örnekler eğiticidir. tarihteki olumlu veya olumsuz örnekleri iyi irdelemelidir. Tabii ki, türkiyede sayın cumhurbaşkanı Gül gibi, olayları gören, hoşgörü kültürüne sahip, olayları sezen ve çözümde başarılı bir cumhurbaşkanı olması şanstır. Bülent Arınç savundukalarıyla samimi, gözünü ufuktan esirgemeyen birisi de olamsı ak part için önemlidir. Sayın Gül, sayın Arınç, ve islami kesimler, demokratlar, liberal burjuvazi, Kürd muhalefet çevreleriyle birlikte, dünya da yeri kalmamiş derin güçler ve çevreleri geriletmek, onları sınırları savunur bir posisyona koymak, ellerindeki ekonomik kaynakları geri almak, üretici bir sektör değil, saddece üzerlerine düşen ve milli savunma bakanlığına bağlı bir kurum haline getirmenin tam zamanıdır.
ak parti tüm bu durumlarla ilgili tek cesaretli bir adım atmiş değildir, atamiyor da.
atmadiği içinde hep zor durumda kalmaktadır.
ergenekonla ilgili operasiyonda da sonuna kadar gidilemeyeceğini, soruşturma başlatan savcı ilerde ya görevde alınacak, ya da sürülecek gerçeğide kendi içinde taşımaktadır. ve ak parti bu adama sahip çıkmiyacaktır.
gene çiçek çıkıp konuşacak ve savcıyı neden görevden alındığını kamuoya açıklayacaktır. bu tavır ve ve zorunlu davranışlar hükümet halka güven vermemektedeır.
ergenekon olayında eğer darbe girişimi olan, ve nokta dergisini zorunlu kapatmaya sebeb olan kesimler daha ortalıkta, kişi ve gurupları tedhit ediyorsa, sayın özal ın ölüm olayın perde arkası sır kalıp kemal yamak a dokunulmuyorsa. 16 haziran örgütün kontra şefi daha ortalıkta ve nur sürerle hayatını yaşiyorsa, dün cumhuriyet gazetesinde basit bir muhabirken, koyduğumuz korsan eylemlere ****ürüp haber yapacak elemanken, kısa zamanda yükselip, dev gazetecileri solayıp büyük televizyonların patronu haline gelen tuncay özkan'a dokunulamiyorsa, durup düşünmek lazım.
eski kemalist ve layik faşist ''solcu''lar üniversitelerde anti demokratik olguların savunucularına serbest çalışma ortamı sağlanıyorsa, öğrencği dertneklere izin vermeyen, kendilerine kuvay milliyeci diyen, atatürkçü düşünce derneklerina ki bunlar direkt ergenekonla ilişkilidir. ve kızıl elmacıdırlar. izin verip salon taksim eden üniversiteler varken, bunlara ne yapiyorsun denilmiyorsa, ak parti hükümeti derin bir yönetim boşluğu içinde olduğu gerçeğide ortadaır.
onun için kürdüyle, türküyle, islamcisi, birleşmeli bu statökocu anlayışa karşi beraber koymalıdır.
bugün birlikte olmak, birlikte mücadele etmek, inkarci zihniyeti tasfiye etmek temel zorunluğumuz olmalıdır.
Yorum yaz