İddianame Ve Nasname'nin İlişkisi
AKP’nin kapatılma isteğini içeren iddianamenin Nasname ile doğrudan ilişkisi vardır. Eğer Müslüman çoğunluk ile Kürdlerin kimlik dayatması olmasaydı; Kemalistlere hizmete amade bir hükümeti devirme ve yargı darbesi yapma ihtiyacı duyulmazdı.
AKP’nin kapatılma isteğini içeren iddianamenin Nasname ile doğrudan ilişkisi vardır. Eğer Müslüman çoğunluk ile Kürdlerin kimlik dayatması olmasaydı; Kemalistlere hizmete amade bir hükümeti devirme ve yargı darbesi yapma ihtiyacı duyulmazdı.
İki yüzyıldır devam eden batılılaşma serüveni süresince; batıcılar, Türkçüler ve İslamcıların çekişmesi hep ola gelmiştir. Cumhuriyet ile beraber, İslamî ve Kürdî kimlik şiddetle cezalandırılmış ve mümkünse bu iki kimliğin yok olması için azami gayret sarf edilmiştir.
Şükrediyoruz ki; bu iki kimlik de yok olmamış, direnerek varlığını sürdürmüş ve Kemalizm’in tasfiyesi için birçok mevzi kazanmıştır. Kemalistlerin kendi İslamî ve Kürdî çizgilerini oluşturma gayretleri de netice vermeyecektir.
Anlaşılacağı üzere Kimlik-Nasname meselesi önemlidir. Kişi ve toplum kimliğini yitirmeden yenilmez. Ama kimliğini yitiren toplumların yenilgisi kaçınılmazdır. Onun için Kürd kalmak, Müslüman kalmak, başörtüsü takmak, resmi ideolojinin haczetmediği bir konumda, kılıkta ve düşüncede olmak önemlidir.
İddianame AKP’ye karşı açılmış ise de, hedefi İslamî olanın mahkûm edilmesidir. Türkiye’de mevzuata göre, başörtüsünü savunmak, diyanetin konumunu tartışmak, Kemalizm’i eleştirmek partileri tehlikeli odak haline getirir. Ama Türk yargısı, kendisi hakkında neyin odağı olduğu hususunda bir fikre sahip değildir.
Bildiğiniz gibi yargılama görevi kutsaldır. Çünkü mutlak yargılayıcı, bağışlayıcı Allah’tır. Mecazen insanlarda yargılama yapar, ama bu yargılama ilahi, vicdani olmalıdır. Rejimin bekçiliğini yapmak, Kemalist ideolojiye bekçilik yapmak yargılama değil, olsa olsa yargıyı alet etmek, saptırmak ve kirletmektir.
Bu iddianamenin vebaline AB, AİHM ve birçok kurum da ortaktır. Eğer RP, FP’nin kapatılması davasına, Başörtüsü davasına gerekli ehemmiyet verilmiş ve mağdurlardan yana tavır alınmış olsaydı, bugünkü süreç yaşanmazdı.
Burada önemli olan AKP değil, dünya kadar yanlışı, samimiyetsizliği bir yana; hedeflenen sivil irade ve halkın tercihidir. Bu tercih karşısında HAMAS ve daha önce Cezayir Selamet Cephesi örneğinde gördüğümüz ve AB’den kaynaklanan iki yüzlülük, Türkiye ve diğer İslam ülkelerindeki İslam karşıtı batıcıları cesaretlendirmiştir.
Sömürgecilik sonrası, batılıların ardılları-halefleri olan seçkinci kadroların makamı çatırdamaya devam etmektedir. Bugün İslam ülkelerinde yapılacak özgür seçimlerin çoğunu vasat İslami hareketler kazanacaktır. Mısır, Ürdün, Suriye, Irak, Kuweyt hep böyle. Onun için AB ve ABD’nin İslam coğrafyası için demokrasi istediği hususu biraz değil, çok müphemdir. Onlar ancak kendilerine bende yönetimler isterler.
AB’nin Türkiye için biraz farklı düşündüğü söylenebilir. O da ne azat et kaçsın ne de tam içine al siyasetidir.
Artık biz de batı da bir karar vermek durumundadır. Ya halka dayalı ve halkın rızasına binaen yönetecek kadrolar ya da ikiyüzlü siyasete son verecek kargaşa süreci. Hasarsız ve acılar yaşanmadan bu süreçlerin aşılması için AB’nin net bir tavır koyması lazımdır. Bugün, ülkelerin iç sorunu diye bir mesele kalmamıştır.
Tabii hukuk ve tabii hâkim ilkesi, uluslar arası anlaşmalar ve uluslar arası mahkemelerin yargı yetkisi, şartlar, kriterler beraber düşünüldüğünde; dünyanın bir ülkesindeki gelişmeler hepimizi ilgilendir. Batı bizi, biz de batıyı, kuzeyi ve güneyi ilgilendiririz.
Türkiye’de ekseriyeti oluşturan Müslümanlar ve Kürdlere yöneliş olan ve özünde; tanımamak, mahrum etmek, haklarından yararlandırmamak, şiddetle cezalandırmak şeklinde tezahür eden gayri insani siyasete-kemalist ideolojiye karşı tüm dünya mazlumların yanında yer almalıdır.
Dünya için faşist ideoloji ne kadar tehlikeli idiyse, Kemalist ideoloji de Müslümanlar ve Kürdler için o şekilde tehlikelidir. Veya Amerika’daki köleci rejim veya eski Güney Afrika’daki ırkçı rejim gibi. Bence bu ülkenin Müslümanları, gayrimüslümleri, Kürdleri, Alevileri ve diğerleri dünyadan da yardım talep ederek bir özgürlük cephesi kurmalıdırlar; bu cephenin amacı da Kemalist rejimden kurtulmak olmalıdır.



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz