Anasayfa | Yazarlar | Sıtkı Zilan | Türk Ordusunun Diyarbakır Sevgisi

Türk Ordusunun Diyarbakır Sevgisi

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image

Türk ordusunun da bakışı bu paraleldedir. Onun için sevgi tezahürü olmayan beyanlara, fiiliyatla uyuşmayan sözlere itibar etmemek lazımdır. Eğer gerçekten Diyarbakır’ı seviyorsanız; ikinci taktik uçaklarının şehrin üzerinde uçmasına izin vermeyerek, bu uygulamaya son vererek çocuklarımızın ders çalışmasına, hastalarımızın rahat etmesine ve bizim de rahat uyumasına müsaade edin. Bu basit insani talebimize bile olumlu yaklaşmayan bir mekanizmanın bizi sevdiğine nasıl qani olabiliriz.

 

Evet, bazı Müslüman Türk kardeşlerim kızacak ama yazacağım. Bir vesileyle değindiğimiz gibi bu durum Yavuz Sultan selim ile başladı. Peki, Yavuz kimdir?

Memleketler çaldığından, işgal ettiğinden dolayı kendisine hırsız anlamına gelen yavuz lakabı verilmiştir. İnanmayanlara, yavuz hırsız ev sahibini bastırır, örneğini verebiliriz. Keza onbinlerc Alevi Türkmen ve Kürd öldürdüğünden de bu ismi almış olabilir. Demek ki yavuzun ikinci manası da kan dökücü anlamına gelmektedir.

Yavuz’un marifetleri bununla da sınırlı değildir. İstişare ile iktidara gelen dört halifeden ( Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali ) sonra İslam’a uygun bir halifelik olmadığı halde, Emevilerden başlayarak sahte bir halifelik makamı icat edildi ve Yavuz Sultan Selim bu sahte ve meşru olmayan makamı alabilmek için Kürdistan’ı, Arabistan’ı ve Mısır’ı işgal etti.

İslam ülkelerini feth ettiğini ileri sürerek İslam birliğine, Alevi Türkmenleri ve Safevileri öldürerek de Türk birliğine, Kürdleri öldürerek de kardeşlik ve dindaşlık, insanlık hukukunu çiğneyen hırsız ve kan dökücü yavuzun Diyarbakır’ı işgal etmesi Kürd-Türk ilişkileri açısından bir milattır. Osmanlı Bizans’ın devamı olduğundan Kürdler onlara Rum derlerdi.

Kürdlerin İdris-î Bitlisî öncülüğünde bu zalim ve sahte halifeye biat etmesi bile onları kurtaramamış, her vesileyle Kürdlerin kanı akıtılmıştır. İçişlerinde özgür,   dışişlerinde Osmanlıya bağlı Kürdistan modeli ve sözü zamanla merkeziyetçi bir siyasetle yok edile edile, Türkiye Cumhuriyetinin İngilizlerle anlaşıp Lozan’ı imzalaması ve 1925 yılında vuku bulan Şeyh Said hadisesiyle beraber kadim bir coğrafya olan Kürdistan gerçeğiyle, asil bir millet olan Kürdlerin inkârına kadar vardı.

Bugün Türk Genelkurmay  Başkanı Diyarbakır’ı sevdiğini, çünkü ‘terörle mücadeleleri için’ yegane merkez olduğunu zikrederken, Diyarbakır müftüsü de; Mübarek ramazan ayında gerçekleri ters yüz ederek, Kürdçe vaaz ve hutbe için kendilerine müracaat olmadığını söyleyerek güya doğru konuşmaktadır. Birmilyon dilekçe de sana verilse Türk genelkurmayının onayı olmadan senin ve diyanetinin böyle bir uygulamayı başlatma dirayet, niyet ve yüreğe sahip olmadığınız bilinmektedir.

Son bir ay içerisinde cereyan eden birkaç örnek olayı sizinle paylaşarak Türk yetkililerin Müslüman dindaşları ve komşuları olan Kürdlere ve Kürdistan’a bakışlarını açıklamaya çalışayım.

1. Cola Kurda olayı. Malumunuz Cola Turka diye bir şey vardır. Bir Kürd Firması da bunun bir benzerini üretmek için Türk makamlarına müracaat etmiştir. Fakat gerekçe hem ahmakça hem de alçakça; Cola Kürda’nın ahlak dışı bir isim olduğu belirtilerek veya bu kelimenin de içinde geçtiği ilgili mevzuat maddesine atıfla izin verilmemiştir. Türk için ahlaklı olanı Kürd isteyince ahlaksızlık oluyor.
 
2. Kürdistan şehri olup da İran siyasi sınırları içerisinde bulunan Urumye kentinde bir fotbol şenliği düzenlenir.  Türkiye’den Erzurum, Azerbaycan’ın bazı illeri, Irak’tan da bir iki şehrin yanı sıra Irak’a bağlı Federal Kürdistan Bölgesinin Başkenti Erbil takımı katılır.  Erbil takımı hukuki ve tabii bir durum olan ( Irak-Kürdistan ) ibareli gömleklerle sahaya çıkar. Yani Irak’tan, fakat Kürdistan Bölgesinden geliyoruz demek için bunu yaparlar. Zaten statüleri resmi ve anayasaldır.  Bizim Erzurumlunun faşoluğu tutar, ikinci olmak pahasına takımını sahaya çıkarmaz ve hükmen mağlup olur. Gerine gerine Kürdistan ile maç yapmasının mümkün olmadığını söyler. Oysa düşman dedikleri Ruslarla, Yunanlılarla, Ermenilerle maç yapıyorlar. Demek ki kardeş ve dindaş dediğiniz Kürdler sizin için bu zikrettiğimiz milletlerden ve ülkeleri de zikrettiğim ülkelerden daha sevimsizdir. Peki, Kürd nasıl sizi sevsin, kardeşlik yapsın.


Türk ordusunun da bakışı bu paraleldedir. Onun için sevgi tezahürü olmayan beyanlara, fiiliyatla uyuşmayan sözlere itibar etmemek lazımdır. Eğer gerçekten Diyarbakır’ı seviyorsanız; ikinci taktik uçaklarının şehrin üzerinde uçmasına izin vermeyerek, bu uygulamaya son vererek çocuklarımızın ders çalışmasına, hastalarımızın rahat etmesine ve bizim de rahat uyumasına müsaade edin. Bu basit insani talebimize bile olumlu yaklaşmayan bir mekanizmanın bizi sevdiğine nasıl qani olabiliriz.

Kürdçenin eğitim dili olması, Kürdlerin kendi kaderini tayin hakkı, kendi aidiyetleriyle siyaset serbestîsi ise yok etmeye azm ettikleri fikirlerdir. Buyurun sayım paşam ve melek yüzlü müftüm; söz ve cevap hakkı sizindir. Bu kandırılmış, ecnebilerce ikna edilmiş, parayla satılmış, bölücü ve mürteci vatandaşı yani bendenizi ikna edin de kurtulayım, kurtuluşa ereyim, hidayete ereyim.

Aksi halde yarın sayın müftüme şerrahli bir dilekçe ile Kürdçe vaaz ve hutbe uygulamasını talep edeceğim. İslami bir gerekçe de ararsa kendisini irşad için zaman ayırmaya hazırım. Kıbrıs Türküne, Kerkük Türkmenine istediğiniz ve fiilen kullanılan hakların aynısını, yirmi milyon Kürd için istiyoruz ama kendi kadim topraklarında çoğunluk olarak yaşayan biz Kürdlere; zaten Türkçeyi biliyorsunuz ne gerek var Kürdçeye diyorsunuz.

Evet, Türkçe, Arapça, Farsçanın yanı sıra ve birçok batı dilini de biliyoruz. Çünkü Filistinliler gibi bazı şeylere mecbur bırakıldık. İşgal ve talan gördük. Hala da görmeye devam ediyoruz. Halepçe ne çabuk unutuldu. Sadece Halepçe olayı bile Kürdlerin devlet olmaları için bir gerekçe olabilir. Çünkü Kürdlerin başkalarının insafına terk edilmemesi ve katliamlara uğramamsı için bu şarttır. Dersim, Ağrı ve diğerlerini saymıyorum. Ne siz hatırlamak istersiniz ne de biz unutmak isteriz. Kuyruk ve evlat acısını anlatan hikâye gayet öğreticidir. Okumanızı tavsiye ederim.

Yorumlar (7 gönderildi):

smail .. 05 Sep, 2008 04:27:12
avatar
turk generallerin somurge kurdistandan meydan okuma aliskanliklari devam ediyor. once ergenekoncu arkadaslarina ziyaterci gonderen makadonyali Ilker basbug ikinci adim olarak da ne kadar "erkek" oldugunu gostermek icin diyarbakira gitti. Belliki Ilkerin kazan kafasina hala dank etmemis adam eskisi gibi gidip "dogululari cok severim mert adamlardir" deyip kurdun gonlunu oksiyacagini kurdlerinde vay vay vay kocaman devletin generali bizi seviyor deyip goklere ucacagini zan ediyor. kafasi yamulmus tencereye benziyen bu ilkerler oldukca daha cok kan akacak burasi kesin!.
Resul .. 05 Sep, 2008 10:22:54
avatar
bu kadar zamandir nasname okurum, bu kadar suzme cehalet kokan bir sey okumadim burada

yavuz kelimesinin anlamini oraya buraya cekerek insan kendi cehaletini bu kadar mi belli eder
baran .. 06 Sep, 2008 09:28:50
avatar
yavuz kudurmuş kişi demektir. Ne alakası var süzme cehalet ile? Aşağıdaki link unutmayalım ki çok iyimser bir bakış ile hazırlanmış. Adamlar, yavuzun kudurmauş anlamına gelemdiğini söylüyor ama ispatlamıyor

buyrun:

http://www.anlambilim.net/yavuz-nedir-13040.htm
kerem cihan .. 06 Sep, 2008 04:16:00
avatar
Cehaletini bilen cxahil insandan zarar gelmez ama eğer cahil olupta cehatini bilmezsa vay halinize. Mesela üsteki 2 yorumcu (Baran ve Resul) sayın Zilanın yazısını yazısını anlamadıkları gibi yorum yapmışlar. Yok efemdim yazar "Yavuz" ub manasını bilmiyormuş. cahilce imiş. Yazı gereçekten Sıtkı Zilanın "Yavuz"un manasını bilmez mi. Varsın Yavuzun manası sızızin bildiğiniz gib kahraman olsun varsın en iyi kişi olsun ne fark ederki yanı manası iyi olunca kendisi (Yavuz Selim) de iyi biri mı olur. Sevgili okurlar Baran ve Resul anlamamışsınız yazıyı yada anlamak istememişsiniz Bir az da açsanız neden cahilce veya en berbat yazı imiş
???
Resul .. 06 Sep, 2008 09:38:40
avatar
nereden baslayip ne kadarini duzeltebilir insan. hele de bu kadar kisa bir yorum yazisinda.

birincisi, yavuz kelimesi hem o gun hemde bugun, "daha becerikli" manasina gelir. birisi birisini alt ederse, alt eden daha yavuz cikmistir.

bu kadarini bilmiyorsa Zilan, yazdiginin tamami bilgi dolu olsa ne yazar.

ikincisi, yavuz sultan selim misirdan halifeligi calmis filan degildir. dahasi, halifeligin pesine de gitmis degildir. ipekyolunun akdenizin oteki ucundaki kosebasini ele gecirmek icin sefer yapmistir.

halifeligi aldiktan sonra da ona oyle aman aman kiymet vermis degildir osmanli. ta abdulhamid zamanina kadar halifeligin esamisini okuyan cikmamistir pek.

ucuncusu, yavuz sultan selim, dort halifeden sonra gelen her halife ne kadar mesru ise o kadar mesrudur. sahte filan degildir. bunu bilmiyorsa Zilan daha neyi bilir.

dorduncusu, rum kelimesinin anlamini da carpitiyor. carpitiyor diyorum cunku o kadar da cahil olamaz bence. anadoluya o zamanlar turkler dahil herkesin rum dedigini bilmezlikten geliyor. mevlana celaleddin-i rumi deyince mevlana da mi bizansin devami oluyordu yoksa.

kisacasi, Zilan, kendi gundemini yazmak icin bir suru seyi .........corba etmis ve berbat bir sey cikmis ortaya.
Sıdkı Zilan .. 08 Sep, 2008 11:35:20
avatar
Yavuz ve Hırsız meselesi
isimler nörtdür. Kişi fiiliyatıyla içini doldurur ve manasını belirler. Kişinin zalim mi, mağdur mu, alim mi, cahil mi olduğunu fiiliyatı belirler.
Onun için Yavuz'un zalim ve hırsız olduğu kesindir. Kelimelerin gerçek anlamları, mecazi anlamları, zamanla kazandıkları anlamlar vardır.

Osmanlı bahsini yazacağımdan burada kısa keseceğim. Selamlar.
hilal .. 16 Sep, 2008 04:18:53
avatar
siyasi meselelerden ziyade kültürel zenginliğinizi bilmek isterim. Nedir kürtlerin zenginlikleri, güzellikleri..
aciları, sevinçleri...
insani haliniz ile biz türklerden farklılıklarınız...
dilinizden öte...
dil ki çok önemlidir.
bilirim.
belki ana ile evladı birbirine yabancılaştırır, anne kendi dili ile konuşamadığında, kendi dilince evledini sevemediğinde...
biz türkler, kökleri bu toprakların dışında olan türkler, buraları yurt edindikten sonra ne acılar gördük dile getirilmeyen ne yanlızlıklar yaşadık çok çoook yabancılık çektik...
annelerimizin annelerinden öğrenip bize aktardığı türküler, meseller, deyişler olmadı... cumhuriyetin eliti olmak zordu sanki aslını inkardan geçiyordu.
bu toprakların yabancılığını atmak için üzerimizden toplumun eliti olmayı önemsedik. atalardan gelen çoook cılızca gelen değerleri sahiplenebilmek için çoook mücadale verdik, sanki onları ilk kez yeniden kendimiz inşa ettik, kendi kavmimize ve topluma yabancılaştık belki kendimize bile...
siz topraklarının yerlileri siz, sizin acılarınız nedir hiç bilemedik...
zenginliklerinizi farkedemedik...
biz türki kardeşlerinize kendinizi bir kez daha yeniden ifade edemez misiniz.
selamlra....

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin