Anasayfa | Yazarlar | Sıtkı Zilan | Şiddet ve Siyaset

Şiddet ve Siyaset

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image

Acizlerin şiddeti ise moda deyimiyle terör olarak tanımlanmaktadır. Terör ve karşı terör döngüsü, şiddet arasında ayırım yapılması, benim şiddetim iyi seninki kötü kılıfı sağlıklı bir diyalogun önünü kapattığı gibi, kitleleri yanlış yönlendirmenin de sebeplerindendir. Kürd meselesi siyasi bir emseledir. Bir milletin var olma, esaretten kurtulma meselesidir. Siyasi iktidar meselesidir. Kürdler tatmin edilinceye kadar da bu sorun devam edecektir.

Şiddet ve Siyaset

Siyaset ile şiddetin ilişkisi çok eskidir. Şiddetin mahzurlarını aza indirmek ve umumun menfaatini korumak gerekçesiyle ‘meşru şiddet’ kavramı icat edilmiştir.

Zararlı ve meşru olmayanı def etmek amacıyla şiddete başvurmak zorunda olduklarını söyleyenler genelde otoriteyi, müesses nizamı temsil edenlerdir.

Acizlerin şiddeti ise moda deyimiyle terör olarak tanımlanmaktadır. Terör ve karşı terör döngüsü, şiddet arasında ayırım yapılması, benim şiddetim iyi seninki kötü kılıfı sağlıklı bir diyalogun önünü kapattığı gibi, kitleleri yanlış yönlendirmenin de sebeplerindendir.

Devlet, haklı, meşru bir tarafta; terörist, yanlış, haksız ve gayrimeşru diğer tarafta olunca yapılacak ve söyleyecek söz de kalmıyor. Ama realitenin bu olmadığını hepimiz biliyoruz.

Devlet ama haksız, otorite ama gayrimeşru olunabileceği gibi,  haklı ama hak arama veya savaş aracı olarak şiddeti seçtiği için haksız konuma düşen, zemini, davası haklı olduğu halde meşru olmayan araçlara başvuranları da biliyoruz.

Onun için diyoruz ki devlet olsun, örgüt veya fert olsun; hak arama veya bir şeye engel olma babından şiddete başvurmayı meşru görürsek veya bundan medet umarsak kısır bir döngünün içine gireriz. Yani, siyaset şiddetten arınmalıdır.

Faili meçhul, bomba, köy baskını, yol baskını, gözaltında işkence, yargısız infazın manasını düşündüğümüzde bu yangına benzinle gitmenin hiçbir yarar sağlamadığını da göreceğiz.

Yarar için değil felsefi olarak, inanç olarak, tarz olarak şiddetin karşısında olmalıyız. Aksi halde Irak’ta, Afganistan’da işgalci iken Rusya’nın Gürcistan’ı işgal ettiğini iddia eden yalancı Bush’un durumuna düşeriz.

Veya yıllardır inkâr eden, katliama uğratan, imha eden, bomba patlatan, şer şebekelerini besleyen devlet otoritesinin terörden şikâyet etmesine benzer bir duruma düşeriz.

Veya yıllardır örgüt içi infazlarla zamanını ve hayatını tüketenlerin, objektif olarak terör tanımına giren eylemleri yapıp ta gözaltında işkenceye uğrayınca, işkence var, infaz var diyen örgüt elemanlarının konumuna düşeriz.

Toptan bir arınma, toptan bir tövbe lazımdır. Koşulsuz şiddetten vazgeçmek, inkârdan vazgeçmek lazımdır. Herkes yükümlülüğünü yerine getirmelidir. 

Şiddetten, terörden vazgeçmezsen seni tanımam, taleplerini velev ki hukuki olsun dinlemem demek ne kadar ahmakça ise beni tanımazsan, benimle diyaloga girmezsen ben de şiddetten vazgeçmem demek o kadar yanlıştır.

Kürdler hiçbir şekilde terör tanımına giren eylemlere destek vermemeli ve bu eylemleri, zihniyeti şiddetle mahkûm etmelidirler. Buna mukabil devletin inkâr siyasetinin de karşısında durmalıdırlar. Şiddet devam ederken de bu hakların verilmesini, verilmesi gerektiğini, şiddet ile inkâr arasında bir bağlantı kurulmasını kabul etmeyeceklerini söylemelidirler.

PKK ve şiddet olgusunu bahane edip Kürdlerin tabii, ilahi, hukuki haklarını kirli bir şal ile örtmek ve ötelemek hukuki değildir. Kürdlerin acil ihtiyaçlarını terör bahanesiyle ötelemek siyaseten de yanlıştır.

Daha fazla demokrasi, daha fazla hukuk ile bu kısır döngüyü kırabiliriz. Onun da yolu Kürdlerin kendi kendini yönetmesi, siyasi iktidarı paylaşması, kendi aidiyetleriyle var olabilmeleridir.

Bunun da somut fiiliyatı Kürd çocuklarının ana dilde eğitim hakkı, Kürdlerin serbestçe kendi dillerini medyada kullanması, kırk dakika rezaletlerine son verilmesi ve yer isimlerinin iadesidir.

Yerel yönetimlerin daha da güçlendirilmesi, Kürd kimliğinin tanınması ve kâmil manada demokrasi ve hukuku egemen kılmanın gereği de budur. Bu siyasi bir meseledir çözümü de siyasi olmalıdır.

Siyasi bir meseleyi silah ile şiddet ile çözmenin imkânı yoktur. PKK sorunu ayrıdır, Kürd sorunu ayrıdır. PKK Kürd sorununun bir sonucu olabilir ama PKK sorunu çözmek Kürd sorununu çözmek anlamına gelmez.

Kürd meselesi siyasi bir emseledir. Bir milletin var olma, esaretten kurtulma meselesidir. Siyasi iktidar meselesidir. Kürdler tatmin edilinceye kadar da bu sorun devam edecektir.

Kürdleri esaret altında tutanların bilmesi gereken konuların başında şu gelir; Kürdlere özgürlük verip onlardan iyi bir komşu ve kardeş bir halka olarak istifade etmek, bin bir masraf ile onları esaret altında tutmaktan daha iyidir.

Kürdler iyi birer komşu, iyi birer dindaş iyi birer insan olabilirler ama asla iyi birer köle olamazlar. Bu onların tabiatına aykırıdır.

Sizin Ergenekonunuz var diye size kötü demedik, sizin haklarınızı inkâr etmedik. Siz de bizim bazı örgütlerimizi, şiddeti bahane edip haklarımızı inkârda ısrar etmeyin ve daha fazla kan dökülmesine sebep olmayınız.

Bizim örgütler derken, PKK’nın vakıa olarak Kürdler tarafından idare edilen, kahir ekseriyeti Kür dolanalar tarafından idare edilen bir örgüt olduğunu söylemek istiyorum.  PKK bir Kürd örgütüdür ama Kürdlerin ekseriyeti PKK’lı değildir. Bu durum izahtan vabestedir. Ama PKK’nın Kürd sorunuyla, Kürdlerle uzaktan yakından alakasının olmadığını söyleyemezsiniz.

Demek ki bazı Kürdler tatmin olmamış, açtığın okulu, vaat ettiğin memuriyeti beğenmiyor ve dağa çıkıyor. Tanınmak için, var olduğunu ispatlamak için. İnkârın şiddetle ilişkisini inceleyenler bilir. Aşağılamanın şiddetle ilişkisini inceleyenler bilir.

Neyi bilir, neyi bilmesi gerekir? İnkâr, aşağılama insanları intihara kadar götürür. El Kaidenin yaptığı budur, PKK’nın yaptığı budur. Türkiye’nin Kemalist ve Cumhuriyetçi tarihi Kürdleri inkâr ve aşağılama tarihidir. Tıpkı batının, Siyonistlerin ve onların çağdaş temsilcisi ABD’nin Arapları, Müslümanları aşağılaması gibi.

Bu bakış açısı Filistin’de, Afganistan’da, Irak’ta, Kürdistan’da sorunlara yol açmaktadır. Size gülünç gelecek ama Siyonist-ABD medyası öyle aşağılamalara başvuruyor ki, tıpkı Türk Medyası gibi, insan çıldırıyor veya isyan ediyor.

Mesela; El Kaide’nin Irak’ta kadınlara xıyar almayı yasakladığı, çünkü xıyarın erkelerin cinsel organını çağrıştırdığını iddia eden şişirme haber gibi. Bu zihniyetle El Kaide ile savaş yapılırsa, bu savaş gayri ahlaki olur.

Mesela; PKK’nın Hz. Muhammed’den ziyade Hz. Zerdüşt’e hürmet ettikleri haberi gibi. Oysa Türk medyası Zerdüşt’e hürmet etmez ve Peygamber olduğunu da bilmez. Hem de Kürd kavmine gönderilmiş bir peygamber. Tabidir ki Hz. Muhammed (SAV) son peygamber ve Müslüman Kürdler de ondan Ronîya Çava – Gözlerimizin Nuru diye bahsederler. Ama Marksist- Kemalist PKK militanlarının da  Hz. Zerdüst’ü az veya çok sevme veya sevmeme hakkı vardır. Hatta doğru olmasa da Atatürk’ü sevme hakları da vardır.

Peki, Müslüman Türk medyası neden; Hz. Muhammed’in Şeriatından haz etmeyen Türk ordusunu neden bu özelliğiyle manşete çekmez. Türk devleti ve ordusu çok mu İslam’ı, Kur’an-ı ve Peygamberi seviyor. Namaz kılanları ordudan atan, başı örtülüleri kışladan içeri almayan ben miyim?

Belki bu yazının başlığı Şiddet ve Siyaset değil de Medya ve İhanet olmalıydı. Medyanın topluma ve insanlara karşı ihaneti en az terör kadar, şiddet kadar etkili ve tahripkârdır.

sidki_zilan@mynet.com

Yorumlar (0 gönderildi):

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin