TC Darbe Ürünüdür.
“Köle durumunda olan bir halk, kaderini bir kişiye ya da aileye bağlamış olan halktır.“
(Robespierre)
Türkiye yine darbeler sürecine girmiştir. Değisik adlarla anılan darbeler, bu kez “hukuk darbesi“ olarak dış basında adlandırılmaktadır. Hukukun egemen olandan yana olduğunu tartışmanın dışına bıraksak da iktidarın devamı açısından yani gözboyama yöntemi olarak Türkiye,“ kuvvetler ayrılığına sahip olmakla“ övünse de bunu her dönem halkın gözünün içine baka baka tek merkezden yönlendirdiklerine tanık olmaktayız. Güçlü bir manipülasyonla siyasi iradenin koruyucusu ve yönlendiricisi ordu tek adres olarak gösterilir.
İktidarı elinde bulunduran elit kemalist kesim her zaman iktidarın tek hakimi olmuştur. Padişahlıktan devralınan geleneğin takipçileri olan İttihat ve Terakki üyeleri kendi ardılları olan kemalistlere bu bayrağı devretmişlerdir.
Kemalistler daha Erzurum ve Sivas Kongrelerini yapmadan önce buralara gelecek olan delegelerin tümünü kendileri eleme yöntemiyle tayin etmişlerdir. (Her ne kadar burda çoğul olarak Kemalistler kullanılıyorsa da siz sadece M.Kemal’i anlayın.) Atama usulüyle gelen delegelerin tümü M.Kemal’in söylediklerini onaylama dışında bir iradeye sahip değillerdi.
Ki, „“Heyeti Temsiliye“ seçildi denildikten sonra da, işleri tek başına kendisi yapıyordu. Çünkü Heyeti Temsiliye denilen ve ne olduğu belli olmayan delegeler hiçbir zaman bir araya gelemediler. Ona rağmen onlar adına isteklerde bulunup altına Heyeti Temsiliye mührünü basarak ordudan aldığı güçle darbe harekatının alt yapısını oluşturuyordu.
Kurucu meclis oluşturulduğunda da aynı komediyi görmek mümkündür. Kendini tüm makamlara istediği gibi seçtirmiştir.Mecliste alınan kararların tümünü kendi isteği doğrultusunda aldırtmıştır. Tersi tutum takınanları da Topal Osman vb. çetelere havale etmiştir. Uyguladığı terörle kendine uygun kararlar çıkartmıştır.
Bütün bu yaşananlar tarihsel bir olguyken kürd hareketinin legal kanadı DTP’nin hala varolan çıkmazlardan kurtulmanın yolu olarak “Kurucu Meclis“ gibi bir önermede bulunmaları Kürdler açısından talihsizlikten öte bir şeydir. Ya tarih bilinmiyor yada kemalizm hayranlığı pompalayan merkezin anaforuna yakalanmanın avantajlarından yararlanma kaygısı galebe çalıyor.
Darbeyle kurulmuş TC devleti, kendi anlayışına uygun bir Anayasa yapmıştır. Bazen değişen koşullar otorite dışına taşan meşru hak taleplerine yanıt olamayınca yeni darbe yöntemlerine ihtiyaç duyuyor. Bunun için de her on yılda bir darbe gündeme geliyor. Tankların yürütülmesi sürece denk düşmediği için, Anayasa Mahkemesi gibi asker-sivil bürokrasisinin emir eri olan bir kurum, gerekli durumlarda devreye girmek için hazır kıta bekletiliyor.
Kemalistler dışında bir gücün ortaya çıkması durumunda, darbecilerin tekrar sahneye çıkacağını bilmek için kahin olmaya gerek yoktur. AKP her ne kadar sistem karşıtı bir güç olmasa da, Kemalistlerin hoşlanmadığı bazı tutumlara yönelince buna “dur“ denilmesi gerekliliği acil hale geldi. Sonuç “kapanma davasıyla“ noktalandı. Her ne kadar “hukuki süreç devam ediyor nasıl bir karar çıkar belli değildir“ diyenler varsa da, bu manevralar zaman kaybettirmekten başka bir işe yaramaz. 73 kadrosu devre dışı bırakılan bir partinin direnme gücü ve yeniden örgütlenip oyların önemli bölümünü alması mümkün gözükmüyor. Kemalist yapı tekçi zihniyete olan aşkını hala kaybetmemiş, onda bu aşk durdukça darbelerde kaçınılmaz olacaktır.
Bu darbe zayıf olan siyasi iradeyi daha çok zayıflatacak darbecilerin kaybettikleri bazı mevzileri (AB’ye yakınlaşma, türban olayı, Cumhurbaşkanı seçimi vb. noktalarda) tekrar kazanmalarına yarayacak. Halkın iradesi yok sayılacak ve seçimlerde halka, „kimi seçerseniz seçin bizim dediğimiz geçerlidir“ mesajı bir kez daha verilecek. Tabi Kürdler açısından sonuç değişmeyecek her dönem olduğu gibi zulüm, sürgün ve ölüm yolları görülecek.
03. 04. 08



Yorumlar (1 gönderildi):
İkincisi; Kemalizm işgalcilerin ideolojisidir, CHP de karşı devrim çizgisidir. Anadolu ve Kürdistan'da ecnebilere karşı ilk duran Antep, Maraş, Urfa Kürdleridir ve de onlara destek veren Müslüamn unsurlar. Güney Kürdistan'da bile 1927'de İngilizlere karşı güçlü bir ayaklanam olmuş, fakat Kürdler Kemalistleri gerçekten İngiliz karşıtı sandıklarından yanılmışlardır. 1926 da , yani bir yıl önce Kemalist Ankara zaten İngilizlerle anlaşmış ve kürdistan'ı taksim etmişlerdir.
Erzurum kongresi de Doğu'yu Kürdistan topraklarını daha önce Rus-Ermeni ittifakında olduğu gibi gayrimüslim işgalcilere kaptırmamak ve İstanbul'un işgali nedeniyle otorite boşluğunu doldurmak için karar verilen ve ihtiyaçtan doğan bir kongredir.
Sivas Kongresi ise Mustafa Kemal'in inisiyatif aldığı bir toplantı olmuştur. Buna rağmen, Birinci Meclis'te bile Kemalistler çoğunluk değildi, mebuslar Kürdistan mebusu, Lazistan mebusu diye çağrılırdı. Bu durum, ikinc meclis ile değişti. Çünkü birinci meclisteki çok sesli ve çok renkli yapı tasfiye edilerek Mustafa Kemal'in şahsına bağlı müritlerin ekseriyetinden oluşan bir Meclis kuruldu, anayasa değiştirildi. 1921 anayası yerine 1924 anayasası getirildi. Ama 1925'te Kürdlerin askeri açıdan yenilgiye uğratılması ( Şeyh Said Hadisesi ) ve 1926 ingilizlerle anlaşma ( Lozan ) ile Kürdistan'ın bölünmesi neticesinde Kemalistler gerçek yüzlerini gösterdiler. Fikri açıdan batıya teslim oldular, devrm dedikleri trasfer uygulamalara başladılar ( maymunca taklit ) ve İslam'ın izlerini silip, Tüm halkları asimle etmeye ve en başta da Kürdleri ev Kürdistan'ı yok saymaya başladılar.
Yorum yaz