Salar Renkli: İrticaıyla Mücadele Belgesinde Beklenen Karar!
Belgenin Albay Dursun Çiçek'in imzalarıyla uyum içinde olmasına rağmen, belgenin "aslının" olmaması ve "fotokopi" olmasına dayanılarak karar verilmesi, Askeri Mahkemelerin emir komuta zinciri içinde hareket ettiklerini bir kez daha gösterdi. Kararın sonucunu Genelkurmay‘lığın ilk açıklamasından net biçimde çıkarmak mümkünken, bugün bu olaya şaşırmış gibi davrananlara ne demeli ?.
-------------------------***--------------------------Â
Son günlerin esas gündemini oluşturan irticaıyla mücadele belgesi, beklenen sonla karşılandı. Genelkurmay, ilk günden beri belgenin hangi yöntemlerle etkisiz kılınabileceği üzerinde kafa yoruyordu. Sonunda aradan on iki gün geçtikten sonra formül bulundu. Askeri Savcılık, " böyle bir belgenin Genelkurmay'lıkta hazırlanmadığını" kesin karara bağlayarak, soruşturmaya yer olmadığı kararına vardı.
Belgenin Albay Dursun Çiçek'in imzalarıyla uyum içinde olmasına rağmen, belgenin "aslının" olmaması ve "fotokopi" olmasına dayanılarak karar verilmesi, Askeri Mahkemelerin emir komuta zinciri içinde hareket ettiklerini bir kez daha gösterdi. Kararın sonucunu Genelkurmay‘lığın ilk açıklamasından net biçimde çıkarmak mümkünken, bugün bu olaya şaşırmış gibi davrananlara ne demeli ?.
 Genelkurmay‘lığ, Askeri Savcılık üzerinden açıklamasını yapmıştı. Savcılık da bu emre uygun davrandı. İmzanın sahibi açıkça ortada olmasına rağmen olayın örtbas edilmesi, "sivil siyaset" açısından tehlikeler oluşturmaktadır. Yanıtlanması zor soruların böyle basit gerekçelerle yadsınması, hükümet etme iddiasındaki güçleri daha fazla etkisiz kılacaktır.
 Hükümet kanadından buna ilişkin ilk tepki, "karar doğrudur, biz bunun yargılanmasını sivil mahkemelerde olmasını istiyorduk ve karar bizim istediğimiz gibi oldu" havalarındaydı. Kararın gerekçesine iyi bakıldığında," bu dava sivil mahkemede görülmelidir" anlayışı, mevcut değildir. Karar da "böyle bir belge yoktur" deniliyor."Sivil yargı" denilen şey, bu belgenin aslına nasıl ulaşacaktır? Genelkurmay'n eylem planlarına ilişkin yazılı belgelere Türkiye de hangi merci ulaşabilir ki. Denetime kapalı bir kurumun arşivlerine bakmak hangi "sivil iradenin" haddine düşmüş? Böyle bir çaba içine girmek, en hafifinden vatan hainliğinden yargılanmaktan geçer.
 Belgenin sağladığı avantajdan söz edilecekse, halkın gözünde askerin güvenirliliği, inandırıcılığı erozyon yaşadı denilebilir. Birçok kesim artık sorunların adını koyup askerin vesayet sorununu rahatça tartışma gündemine aldı.
 Daha önce yayınlanan Andıçlar, bazı infiallere yol açmış olmasına rağmen bu belge kadar etkili olamadı. Bu belge açıkça "sivil siyaseti" ortadan kaldıran bir teşebbüsün deşifre edilmesiydi. Genelkurmaylığın da bu merkezin başında olduğu gerçekliği de daha açıkça görülmeye başladı.
 Türkiye asker vesayeti ile yaşayan bir ülke olmasına rağmen, birçok siyasetçi tarafından "demokratik ve hukuk devleti" olarak yansıtılmaya çalışılıyordu. Uluslararası ilişkilerde kendilerine Ortadoğu da önemli roller biçerken laik ve demokratik vurgusunun ötesine geçip, aynı zamanda dünyaya model olduklarının zırvalıklarını da sıralıyordular.
 Böylesi belgeler, bu açıklamaların ne kadar gerçek dışı olduğunu daha önce de açığa çıkarmış olmasına rağmen, yine de beyin hücrelerinin bir kenarında hala "acaba" sorusuyla yaşayanlara en iyi yanıt olmaya devam etmektedir.
Genelkurmaylığın emir komuta ve geleneksel eğilimleri dikkate alınmadan yorum yazarak kafa karıştırıcılığı yapmaya çalışanlara karşı da uyanık olunması gerektiğini bu belge sağlamış oldu. İlker Başbuğ'u farklı gösterme gayreti sergileyenlerin tutumu da hayli ilginçti. Başbuğ'un bu sorunun üzerine gideceğine inanan liberaller hayal kırıklığını gizleyemiyorlar. Belgeye ilişkin açıklamalar geciktikçe bunu sumen altı çalışması olarak görmeyip, Başbuğ'un "sivil iradeye bağlılığına" yoranlar da yok değildi. Belgeye ilişkin savcılığın açıklamasından bir kaç saat önce, " Başbuğ'a karşı komplolardan" söz edenler yapılan açıklama karşısında pişkince, "askeri yargı emir komuta altında çalışır, başka bir şey beklemek doğru değil" demeyi daha uygun buldular. Başbuğ'a toz kondurmayan bu kesimler, askerlerin yeni olumluklarını bulmanın peşine düşmeye başladılar. En kısa zamanda Genelkurmaylıktan,"haddinizi bilin açıklaması" yayınlanacağını biliyorlar.
Türkiye'nin 1908'den bu yana tüm Anayasaları askerler tarafından yapılıyor. Bunlara son vermenin tartışılmasını yapmaları yerine, işin esasıyla ilgisi olmayan sorunların peşinden koşuyorlar. Doğal olarak bu tutum da hiçbir soruna çözüm olamıyor. Genelkurmay ve askeri savcının açıklamalarından sonra yeni belgeler çıkarılmaya devam edilecek. Bu belgelere karşı yaptırım gücü hükümetler de yoktur.
24.06.09



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz